19 Ocak 2026, Pazartesi
Haber Giriş: 19.01.2026 11:03 | Son Güncelleme: 19.01.2026 13:49

Financial Times analizi: İran rejimi sokakları nasıl geri aldı?

İran’da ekonomik krizle başlayıp rejim karşıtı sloganlara dönüşen protestolar, birkaç gün içinde ülke geneline yayıldı. Financial Times, internet kesintileri, güvenlik güçlerinin canlı mermi kullanımı ve binlerce gözaltıyla bastırılan gösterileri inceledi
Financial Times analizi: İran rejimi sokakları nasıl geri aldı?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İran’dan dışarı sızan görüntüler, ülkenin kaosun pençesinde olduğunu gösteriyordu: On binlerce, hatta yüz binlerce protestocu; morgların önüne dizilmiş ceset torbaları; sokaklarda yankılanan silah sesleri.

Geçen hafta protestolar öylesine ivme kazanmıştı ki, İslam Cumhuriyeti karşıtları rejimin çöküşün eşiğinde olduğunu, dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in Suriye lideri Beşar Esad benzeri bir kaçış planı yaptığı yönünde spekülasyonlar yürütüyordu.

Ancak sadece birkaç gün sonra, kopuk telefon hatları ve gizlice kullanılan uydu internet bağlantıları üzerinden konuşan İranlılar ile uluslararası gözlemcilere göre protestolar sönümlenmiş görünüyor.

Financial Times'ın aktardığına göre İran’daki internet kısıtlamaları nedeniyle güvenilir bilgi akışı son derece sınırlı. Bu boşlukta yanlış ve yanıltıcı bilgiler hızla yayılırken, 90 milyonluk ülkede gerçekte ne yaşandığını kesin olarak ortaya koymak neredeyse imkânsız.

Yine de telefon görüşmeleri, aktivistlerin kurduğu şifreli iletişim ağlarından sızdırılan mesajlar ve insan hakları savunucularının topladığı tanıklıklar, karanlık bir tabloya işaret ediyor.

Bu anlatımlar; protestocular, silahlı gruplar ve otoriter devletin güvenlik güçleri arasında sokakların kontrolü için verilen sert bir mücadeleyi gözler önüne seriyor. Rejimin ülke çapında, son derece şiddetli bir karşılık verdiği; bunun, İslam Cumhuriyeti’nin kendi “Tiananmen Meydanı anı” olabileceği ifade ediliyor.

Tanıklıklar aynı zamanda, ABD ve İsrail’in bir tür askeri ya da siyasi müdahalede bulunacağı yönündeki beklentilerin sokakta dolaştığını da ortaya koyuyor. Bir İranlı, “ABD ve İsrail’in bir şey yapacağına dair büyük bir beklenti vardı” diyor.

Rejimin ilk tepkisi temkinliydi 

Protestolar, aralık ayı sonunda ekonomik sıkıntılarla başladı. Tahran’ın merkezindeki esnaf, İran parasının sert değer kaybı ve yüksek enflasyona tepki olarak kepenk kapattı. Ancak eylemler kısa sürede rejimin kendisini hedef alan bir harekete dönüştü. Ülke genelinde “Hamaney’e ölüm” ve “diktatöre ölüm” sloganları yankılandı.

Rejimin ilk tepkisi — kendi sert standartlarına kıyasla — görece temkinliydi. Yetkililer, protestocuların ekonomik taleplerini yatıştırmaya çalıştı.

Starlink bağlantısı üzerinden konuşan bir tarih profesörü, “İlk günlerde katılım artıyordu ama korku atmosferi yoktu” diyor. Ocak başında üniversitelerde derslerin iptal edilmesiyle öğrenciler de protestolara katıldı. Profesör, “Ne bizden ne de devletten bir şiddet görmedim” diye ekliyor.

Bu durum, 8 Ocak Perşembe günü saat 20.00’de değişti. Eski Şah’ın ABD’de yaşayan oğlu Rıza Pehlevi’nin çağrısı üzerine kalabalıklar yeniden sokaklara çıktı.

İletişim tamamen kesildi 

Hemen ardından internet ve uluslararası telefon hatları kesildi. Tanıklara, internete düşen görüntülere ve insan hakları örgütlerine göre, İran halkı dış dünyadan izole edilir edilmez baskı başladı.

Uluslararası Af Örgütü, güvenlik güçlerinin konutlardan, camilerden ve karakollardan silahsız göstericilere canlı mermiyle ateş açtığını; baş ve gövdelerin hedef alındığını bildirdi. İnternet özgürlüğü aktivistlerinin paylaştığı ses kayıtları üzerinden konuşan üç kişi bu iddiaları doğruladı.

Bir kadın, “Geceleri silah sesleri duyuluyordu, insanlar korkuyla bağırıyordu” dedi. Gün batımından sonra eve kapandığını ve kızını sokağa çıkarmadığını anlattı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), cuma günü yaptığı açıklamada, binlerce protestocu ve sivilin öldürülmüş olabileceğini belirtti. Kurum, tek bir morgda yüzlerce ceset torbası saydığını, 31 ilin 27’sinde protestoların görüntülerini doğruladığını açıkladı.

HRW’nin İran araştırmacısı Bahar Saba, internet kesintileri, militarize ortam ve hayatını kaybedenlerin ailelerine yönelik baskılar nedeniyle gerçek bilanço­nun hâlâ bilinmediğini vurguladı: “İran’da güvenlik güçlerinin protestolara karşı ölümcül güç kullandığını yıllardır belgeliyoruz. Ancak bu ölçekte bir öldürme, İran bağlamında bile eşi görülmemiş” 

İran’ın eski reformist cumhurbaşkanı yardımcısı Muhammed Ali Abtahi ise silahlı muhaliflerle güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandığını söyledi. Hükümet, “şiddet yanlısı isyancılar” ile “barışçıl göstericiler” arasında ayrım yaptığını savundu.

Tanıklıklar, protestoların karmaşık bir tablo sunduğunu gösteriyor. Siyah giyimli, organize grupların, sıradan protestocularla iç içe hareket ettiği aktarılıyor. Bir Tahranlı, “Siyah giyimli, çevik gruplar vardı. Bir çöp konteynerini yakıp hızla başka bir yere geçiyorlardı” dedi.

Batı Tahran’dan bir başka tanık, “Komando gibi görünen, siyah giyimli yaklaşık on kişilik gruplar evlerden çıkmamızı istiyordu” diye konuştu. Ancak kimin yönlendirdiğini bilmediğini söyledi.

Rejim ise protestoları başından itibaren dış güçlerin planladığı bir operasyon olarak tanımladı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ABD ve “Siyonist rejimin” olaylarda doğrudan rolü olduğunu söyledi.

ABD ve İsrailli siyasetçilerin Pehlevi’ye verdikleri destek, bu anlatıyı güçlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump’ın “yardım yolda” mesajı, bazı analistlere göre protestocular arasında ABD’nin rejimi devirmeye hazırlandığı algısını yarattı.

Rejim, sistematik bir yıpratma politikası izliyor

Chatham House Orta Doğu Direktörü Sanam Vakil’e göre rejim, protesto hareketini yıpratmaya yönelik sistematik bir strateji izliyor. “Protestoları şiddet ve vandalizm olarak sunma konusunda son derece etkililer” diyor.

Cumartesi günü devlet televizyonu, Tahran’daki bir morgda yan yana dizilmiş cesetleri yayınladı. Af Örgütü, beş farklı videodan en az 205 ceset torbası tespit etti.

Yetkililer, yüzlerce polis ve güvenlik görevlisinin de öldüğünü, bazılarına işkence yapıldığını ileri sürdü. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, olayları “İsrail’in 12 günlük savaşının 13’üncü günü” olarak tanımladı.

Tasnim Haber Ajansı, 3 bin kişinin “terör bağlantısı” gerekçesiyle gözaltına alındığını duyurdu. İran makamları sıklıkla etnik grupları, sürgündeki muhalifleri ve Halkın Mücahitleri Örgütü’nü “terörist” olarak nitelendiriyor.

Protestoların ardından Tahran’da “ölü ve boğucu” bir atmosfer hâkim. Bir tanık, “İnsanlar ya yakınlarının cesetlerini arıyor ya da yaralılarını tedavi ettirmeye çalışıyor” diyor.

Diplomatik temaslar sokakların yerini alırken, İranlıların büyük bölümü hâlâ dış dünyadan kopuk. Trump yönetimi ile İran arasında dolaylı görüşmeler yürütüldüğü bilgisi bile ülkede sınırlı kesimlere ulaşabiliyor.

Vakil’e göre rejim reform kapasitesine sahip olsa da, ekonomik kriz, yaptırımlar ve yolsuzluk gibi temel sorunlar yerinde duruyor. “Bu protestoların ne zaman, neyin tetikleyeceğini bilmiyoruz. Ama geri dönecekler. Bu kaçınılmaz” diyor.

Kaynak: Gazete Oksijen