Financial Times’ın Beijing ve Hong Kong merkezli kapsamlı analizine göre Çin, son on yılın en derin demografik krizlerinden biriyle karşı karşıya. 2015’te yaklaşık 16,5 milyon olan yıllık doğum sayısı, 2024 itibarıyla 8 milyonun altına düşerek yarıdan fazla azaldı. Uzmanlar bu tabloyu, ülkenin ekonomik büyümesi ve toplumsal yapısı açısından uzun vadeli risklerin habercisi olarak değerlendiriyor.
Danışmanlık şirketi Gavekal Research’te Çin demografisi üzerine çalışan Ernan Cui, Financial Times’a yaptığı değerlendirmede, doğum sayısındaki “şok edici düşüşün” nüfusun beklenenden çok daha hızlı yaşlanmasına yol açacağını söyledi. Birleşmiş Milletler’in Çin nüfusunun 2050’de 1,3 milyara gerileyeceği yönündeki tahminlerinin, mevcut eğilimler dikkate alındığında daha da aşağı yönlü revize edilmesi gerekebileceği ifade ediliyor.
Sorun yalnızca çocuk sahibi olmayı istememek değil
California Üniversitesi’nden demografi uzmanı Wang Feng ise FT’ye verdiği demeçte, Çin’in doğurganlık oranının 0,98’e kadar düştüğünü ve bunun nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken 2,1 seviyesinin çok altında olduğunu vurguladı. Wang’a göre, sorun yalnızca çiftlerin daha az çocuk istemesi değil; giderek daha az insanın evlenmesi veya evliliği ileri yaşlara ertelemesi.
Resmî verilere göre 2023’te 30 yaşındaki Çinlilerin yaklaşık yüzde 30’u evli değilken, bu oran 2013’te yüzde 14,5 seviyesindeydi. Uzmanlar, gençlerin evlilikten uzaklaşmasında zayıf iş piyasası, yüksek konut maliyetleri ve pandemi döneminde uygulanan “sıfır Covid” politikalarının yarattığı ekonomik tahribatın belirleyici olduğunu belirtiyor.
'Sevgilerini daha çok evcil hayvanlara yöneltiyorlar'
Financial Times’a konuşan ekonomistler, özellikle gençler arasındaki işsizliğin resmî rakamların çok üzerinde olabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca emlak krizinin hanehalkı servetini eritmesi, genç kuşaklarda geleceğe dair kötümserliği derinleştiriyor. Guangdong’da yaşayan 35 yaşındaki bir kadın, FT’ye “İnsanlar elde kalan az parayı başka birine harcamak istemiyor; sevgilerini daha çok evcil hayvanlara yöneltiyorlar” sözleriyle bu ruh hâlini özetliyor.
Haberde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de doğum kararlarını etkilediği vurgulanıyor. Resmî anketlere göre Çinli kadınlar, erkeklere kıyasla ücretsiz ev içi bakım ve ev işlerine yüzde 87 daha fazla zaman ayırıyor. Buna karşın kadınların eğitim seviyesi erkeklerin önüne geçmiş durumda; üniversitelerde kadın öğrenciler yıllardır çoğunluğu oluşturuyor. Bu durum, özellikle büyük şehirlerde kadın–erkek dengesizliğini artırarak eş bulmayı zorlaştırıyor.
Doğum teşviklerinin etkisi ise sınırlı
Pekin yönetimi doğumları teşvik etmek için doğum yardımları, izin süreleri ve evlilik prosedürlerinde kolaylıklar gibi çeşitli adımlar atsa da Financial Times’a göre bu önlemler şimdilik sınırlı etki yaratıyor. Uzmanlar, evliliği teşvik etmenin, evli çiftleri çocuk sahibi olmaya teşvik etmekten çok daha zor hale geldiği görüşünde.
Analizde, Çin’in karşı karşıya olduğu demografik tablonun Japonya’nın yaşlanma sürecini hatırlattığı ve uzun vadede ekonomik büyüme beklentilerini aşağı çekebileceği uyarısı yapılıyor. Genç kuşak için ise belirsizlik sürüyor: Pekin’de doktora yapan Zhao Wenjing, FT’ye “Değerler çok hızlı değişiyor, güvenilir bir eş bulmak her zamankinden zor” diyerek gelecek kaygısını dile getiriyor.
Kaynak: Gazete Oksijen