ABD ve İsrail 28 Şubat tarihinde İran’a karşı hava operasyonu başlattı. İran da karşılık olarak İsrail’i vurdu. Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn ile Irak’taki Amerikan üsleri füze ve İHA’ların hedefi oldu. Bu saldırılar sırasında 4 ve 9 Mart tarihlerinde İran’dan fırlatılan iki füze Türk hava sahası içinde NATO Savunma Sistemleri tarafından vuruldu. Parçalar Hatay ile Gaziantep’e düştü. Tüm bunların ardından NATO’nun hava savunma sistemlerinin nasıl çalıştığı merak konusu oldu. Savunma analisti Arda Mevlütoğlu, sistemin nasıl çalıştığını, bileşenlerini, kullanılan teknolojiyi ve Türkiye’nin sahip olduğu yetenekleri Oksijen’e anlattı…
NATO’nun hava savunma şemsiyesi nasıl çalışıyor?
NATO’nun tümleşik hava ve füze savunması (Integrated Air and Missile Defence - IAMD) kabiliyeti kurmasına ilişkin karar, 2010 yılında düzenlenen Lizbon Zirvesi’nde alınmıştı. Bu kapsamda, farklı tiplerde balistik füze tehditlerini önlemek üzere aşamalı bir yol haritası benimsendi. NATO IAMD, üç ana bileşenden oluşuyor. Bunlardan birincisi algılayıcılar, ikincisi komuta-kontrol, muhabere ve istihbarat (C3I) altyapısı, üçüncüsü silah sistemleri.
Algılayıcılardan biri de Kürecik’te. Kürecik’in özelliği nedir?
Algılayıcı sistemlerin en önemli bileşenlerinden biri, Malatya Kürecik’teki AN/TPY-2 radarı. X band’da çalışan ve yaklaşık 1.000 kilometre menzile sahip bu radar, Avrupa istikametine doğru fırlatılan füzeyi, yükselme aşamasında tespit ve takip ediyor. Kürecik’in konumu nedeniyle bu radar, İran’ın fırlattığı füzeleri çok erken aşamada tespit etme imkanına sahip. Bu da onu stratejik bir unsur haline getiriyor. Türkiye bu radarın kurulmasına dair onay kararını 2011 yılında almıştı. Kurulmasını müteakip de 2012 Mayıs ayında ABD tarafından faaliyetleri NATO’ya devredilmişti.
Başka algılayıcı sistemler var mı?
Diğer önemli algılayıcı sistemler arasında Polonya ve Romanya’daki AEGIS Ashore tesisleri bulunuyor. Bu tesislerde, ABD’nin destroyerlerinde bulunan AEGIS hava ve füze savunma sisteminin kara konuşlu birer türevi bulunuyor. Bu sistemler de yükselme aşamasını müteakip orta yol safhasındaki füzeyi takip ediyorlar.
Doğu Akdeniz’de konuşlu AEGIS destroyerleri de IAMD’nin ana bileşenlerinden. Ayrıca, ittifak üyesi ülkelerin muhtelif tipteki hava savunma erken ihbar radarları da IAMD şemsiyesinin diğer unsurları. Tüm bunlara ilaveten ABD’nin bölgedeki diğer ülkelerde yer alan erken ihbar radarları ve uydularının da bu ağa veri sağladığını eklemek gerekir.
Füze algılayıcı sistemler tarafından tespit edildikten sonra süreç nasıl işliyor?
Tüm bu algılayıcı sistemlerin topladıkları veriler, merkezi Almanya Ramstein’da bulunan müttefik hava komuta merkezinde bulunan Balistik Füze Savunma Harekat Merkezi’nde (Ballistic Missile Defence Operations Cell - BMDOC) birleştiriliyor.

Ardından fırlatılan füzeyi vuran önleyici silah sistemleri mi devreye giriyor? Bu sistemler neler?
Evet, önleyici silah sistemleri devreye giriyor. Bunlar THAAD, Patriot PAC III tipi kara konuşlu hava savunma sistemleri ile AEGIS destroyerlerinde bulunan SM-3 ve SM-6 tipi füzeler olarak sayılabilir. Fransa-İtalya ortak üretimi SAMP/T sistemi de daha alt katmanlarda savunma sağlayan bir diğer NATO hava savunma silah sistemi.
Türkiye’ye İran’dan ateşlenen iki füze var. Bu iki olayda sistem nasıl işledi?
Türkiye’ye yönelik olarak önce 4 Mart, ardından da 9 Mart’ta ateşlenmiş füzelerin her ikisinin de ABD’nin bölgedeki destroyerlerinden ateşlenmiş SM-3 füzesavar füzelerle önlendiğini kesin olarak biliyoruz. Hem açıklamalar hem de açık kaynaklara düşen enkaz fotoğrafları bunu gösteriyor.
SM-3, orta ve üstü menzile sahip balistik füzeleri, bu füzelerin uçuşlarını gerçekleştirdiği uzay ortamında önlemek üzere geliştirilmiş bir sistem. Hedefi “hit-to-kill” prensibi ile, doğrudan “kafa kafaya” çarparak etkisiz hale getiren bir harp başlığına sahip. Dolayısıyla, hedefindeki balistik füzenin rotasının çok hassas bir şekilde tespit ve takip edilmesi, hesaplanması gerekiyor.
SM-3’ü ateşleyen destroyerlerdeki AEGIS sistemi, kendi bünyesindeki radarlarla bu yönlendirme işlevini üstleniyor. Aynı zamanda çok gelişmiş veri bağı sistemleri ile de NATO IAMD’den gelen hedef verilerini alıp işliyor. Hem destroyerin kendisi, hem de bölgedeki radarlar, balistik füzeyi uçuşu boyunca takip ederek rota verisini oluşturuyor. Rotanın hassas bir şekilde hesaplanması, füzenin muhtemel hedefini tespit için de çok önemli.
Fırlatma anında ise bölgedeki konumu nedeniyle en önemli algılayıcı sistem Kürecik’teki radar. Buna ilaveten İncirlik’teki İspanyol Patriot bataryası gibi diğer sistemlerin radarları da balistik füzenin yükselmesi anında tespitte rol oynamıştır. “İlk kim gördü?” sorusu bu noktada anlamını biraz yitiriyor, zira balistik füze savunması, doğası gereği çok sayıda sofistike sistemin birbiriyle uyum içinde çalışmasını gerektiren çok karmaşık bir süreç.
Bu ne kadar sürede oluyor? Yani füze ateşlendikten sonra havada vurulmasına kadar geçen süre ne kadar?
Radarın tespitinden hedefin SM-3 ile vurulmasına kadar geçen süre yarım saat sürmemiştir. Radar tarafından İran’dan ya da başka yerden atılan füzeyi tespit edebilmesi, radar üssü ile füzenin atıldığı yer arasındaki mesafeye ve o bölgedeki yeryüzü şekillerine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Net bir süre verilemez ama uzun da sürmez, birkaç dakika içinde füze tespit edilir. Süreci, hedefin ve önleyicinin süratlerinden dolayı minimum insan kontrolünde gerçekleşen, tamamen ileri bilişim, sensör ve yazılım teknolojilerinin hakimiyetinde gerçekleşen bir düello olarak tanımlayabiliriz.
Kullanılan teknolojinin maliyeti ne kadar?
Erken ihbar radarları, komuta-kontrol sistemleri, güdümlü füzeler ve tüm bunları kullanan, bakım-onarımlarını yapan personelin eğitilmesi gibi kalemlerin maliyetleri çok yüksek. Buna karşılık balistik füzeler görece daha basit ve düşük maliyetli silah sistemleri. Ayrıca üretimleri de daha kolay. Yaklaşan füzeyi havada imha etmek bir istatistiki problem olduğu için, çoğunlukla her bir yaklaşan füze için iki, üç hatta daha fazla önleyici füze ateşlenmesi gerekiyor. Bu da maliyeti artırıyor. Söz gelimi, Türk hava sahasına giren iki balistik füzeyi de vurmuş olan SM-3 füzesavarının en güncel modeli olan Block IIA’nın birim maliyeti yaklaşık 28 milyon dolar. Patriot’un füzesavar modeli olan PAC III’ünki ise 4 milyon dolar civarlarında. THAAD tipi bir füzesavar sistemi, bataryası ve asgari 192 füzesi ile tedarik etmenin toplam maliyeti, ABD Kongresi’ne 2025 yılında sunulan bir rapora göre 2.73 milyar dolar. ABD ve İsrail kaynaklı raporlara göre 2025 yılındaki 12 Gün Savaşı sırasında İran’ın fırlattığı ve İsrail’i tehdit edecek şekilde yaklaşan 500’den fazla balistik füzeden yaklaşık 300’ü; 1000 civarındaki drondan da 600 kadarı imha edildi. Bu savaş sırasında ABD söz konusu İran füzelerini vurmak için 150 adet THAAD ve 80 adet SM-3 füzesi ateşledi. ABD resmi kaynaklarına göre kullanılan THAAD füze sayısı, ABD’nin toplam envanterin dörtte biri. İran’ın 12 gün içinde ateşlemiş olduğu toplam füze sayısının 500 ila 700 arasında olduğu değerlendiriliyor. Bunlardan İsrail topraklarına düşenlerin sayısı 60 civarında.
Türkiye’nin sahip olduğu algılayıcı sistemler neler?
Algılayıcı sistemler olarak NATO kapsamında tedarik edilmiş TRS-22XX, RAT-31DL, AN/TPS-117 ve AN/FPS-88 gibi radarlar bulunuyor. Bunlardan TRS-22XX, 1990’lı yıllarda, teknoloji transferi ile lisans altında üretilmişti. Kısa süre önce de yerli imkanlarla modernizasyona tabi tutuldular. Uzun menzil erken ihbar radar kabiliyetinin modernize edilmesi için ASELSAN tarafından ALP-300G radarı geliştirildi ve üretimine başlandı. Bu sistem kademeli olarak envanterdeki yurt dışı menşeli radar sistemlerinin yerini alacak. Daha alçak irtifa katmanlarına yönelik olarak da ASELSAN’ın geliştirdiği ALP-100G radarı üretimde.
Türkiye’nin sahip olduğu silah sistemleri neler?
Silah sistemi olarak mevcutta, tedariki büyük tartışmalar yaratmış bir sistem S-400 ile I-HAWK orta menzil ve Rapier kısa menzil hava savunma füze sistemleri bulunuyor. Ulusal savunma sanayii tarafından geliştirilen Korkut alçak irtifa namlulu hava savunma sistemi; Hisar A ve Hisar O alçak ve orta irtifa hava savunma füze sistemleri de üretimde. Uzun menzil-yüksek irtifa segmenti için geliştirilen Siper sisteminin ilk modelleri devreye girmeye başladı. Farklı hedef tiplerine yönelik olarak farklı füzelerle donatılacak Siper’in taktik balistik füze önleme kabiliyetine sahip olması da öngörülüyor. ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen bu silah sistemlerinin seri üretimi için büyük kaynak ayrılmış durumda.
Bu algılayıcı ve silah sistemleri, HAKİM adlı komuta kontrol sistemi ile T-Link milli veri bağı sistemi ile birbirlerine ve aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin diğer hava, kara, deniz ve uzay unsurlarına bağlanacak. Aynı zamanda Türkiye’nin NATO IAMD altyapısı ile de çift yönlü veri alış verişine uygun bir altyapısı bulunacak.
Yukarıda tarif edilen ve “sistemler sistemi” olarak nitelendirilen yapının adı, “Çelik Kubbe”. İddia edilebilir ki Çelik Kubbe, Milli Muharip Uçak Kaan ile birlikte Türkiye’nin en geniş kapsamlı ve stratejik öneme sahip savunma projesidir.