22 Nisan 2024, Pazartesi
Haber Giriş: 03.12.2021 04:30 | Son Güncelleme: 25.04.2022 15:39

Sağ üst kadranda o şiddetli ağrıyı beklemeden harekete geçin

Mark Hyman
Mark Hyman
Sağ üst kadranda o şiddetli ağrıyı beklemeden harekete geçin
Dr. Mark Hyman: Merhaba. Bu hafta safra kesesi sorunu ve safra taşları hakkında konuşacağız. Safra kesesi çok yaygın bir problem. Ameliyatı da en yaygın cerrahi operasyonlardan biri. Hoş geldin George. Bize bu hastalıktan bahseder misin?  Dr. George Papanicolaou: Bu sorun o kadar yaygın ki neredeyse görünmez hale gelmiş durumda. İnsanlar gerçek anlamda safra kesesi üzerine düşünmüyor. Canları yanana kadar akıllarına gelmiyor. 20-70 arasındaki yetişkinlerin yüzde 6 ila 9’u safra kesesi hastalıklarından etkileniyor. Bu kişiler ya hastalık çekiyor ya da safra kesesini aldırıyor. Ancak ‘biliyer kolik’ adını verdiğimiz belirti ortaya çıkana kadar ne olduğunu bilmiyorlar. Bir akşam yemek yiyorsunuz ve yarım saat ya da bir saat içinde sağ üst kadranda bir sancı başlıyor. (Sağ üst kadran, karnın sağ üst bölgesidir. Burada ağrı genellikle karaciğer ve safra kesesini işaret eder. Karnın sağ üst tarafında ani ve şiddetli ağrı, ağrının sağ omzu doğru yayılması, özellikle yemek yedikten sonra meydana gelmesi safra kesesi taşı belirtisidir.) Burası sağ tarafta, kaburgalarımızın altına denk geliyor. Gerçekten çok can yakıyor. Sanki doğum yapacakmışsınız da çıkmıyormuş gibi bir his. Sonra acile gidiyorsunuz ve sancıyı hafifleteceği umuduyla bazı ilaçlar veriliyor. Safra taşınız varsa, muhtemelen geçiyor ve komplikasyon yaratmıyor. Sonra acil servisten ayrılıp birinci basamak tedavi görüyorsunuz. Daha iyi hissettiğiniz anlaşılınca statin almanızı söyleyip sizi gönderiyorlar. Bu arada birçok şeyi gözden kaçırıyoruz. Kök nedenlere inmiyoruz. Dr. Mark Hyman: Peki buradaki kök neden ne? Dr. George Papanicolaou: Her şeyden önce, safra taşı oraya nereden geldi? Neden kaynaklanıyor? Aslında her şey diyetle, yediklerimizle başlıyor. Elbette genetik yatkınlık, kadın olmak, fazla kilolu olmak, hamilelik, 40 yaşında olmak, diyabetik olmak gibi etkenler var. Safra kesesi hastalığına, özellikle de safra taşlarına yatkınlığa yol açan başka kronik sorunlarınız olabilir. Ama eninde sonunda yiyip içtiklerinizle çok alakalı.  Mesela gün boyu yeterince su içiyor musunuz? Çünkü safra kesesindeki safranın yüzde 95’i sudur. Ayrıca safra asitleri, bilirubin, yağlar, aminoasitler, proteinler, östrojen gibi enzim hormonlar ve toksinlerden oluşur. Safra, vücudun detoksifikasyon, yani zehirden arınma sürecinde çok önemli rol oynar. Safranızın gerektiği gibi olmasını sağlayacak şeyler tüketmezseniz safra kesenizi baskı altına alırsınız.  Safra kesesi sağ tarafta, karaciğerin tam altındadır. Karaciğerin ürettiği safra, safra kesesine gider ve orada depolanır. Yemek yerken aldığınız yağlar ince bağırsağa girer, kolesistokinin adındaki hormonu tetikler, bu da safra kesesine mesaj göndererek safrayı serbest bırakmasını söyler. Safra salgılanır, ince bağırsağa boşalır ve yağı çözmeye başlar; bu sayede yediğiniz yağın içinden ihtiyacınız olan tüm besinleri alırsınız. Yani yağı çözmek için safranızın sağlıklı olması gerekiyor. Safra taşları aslında safra kesesindeki safranın içinde yer alan bileşiklerdir, zamanı gelince dışarı atılmaları gerekir. Birbirlerine bağlanıp kristal oluşturmaya başlarlar. Bazen bu kristaller büyüyebilir. Büyüyüp taş haline gelir veya safra kesenizde binlerce küçük kristal halinde bulunurlarsa, ultrasonda tortu gibi görünürler. Safra kesenizin zemininde, tıpkı kum saatindeki kum gibi dururlar. Safra taşı işte böyle oluşur. Konu her zaman bağışıklık sistemiyle ilgili. Bu kristalleri oluşturmaya başladığınızda, eğer safra keseniz sağlıklı değilse veya kesenin boşalmasını yavaşlatan bir hastalık sürecindeyseniz, safranın içi kristallerle dolar, safra dışarı çıkamaz, aynı tetiklemeyi yeniden yapar ve kristal oluşur. İlginç bir nokta daha var. Bu kristallere immün yanıt veriyoruz. Yani bağışıklık sistemimiz esasen kristalleri yabancı madde olarak görüyor ve bunlara saldırmak üzere eozinofil adındaki akyuvarlardan gönderiyor. Söz konusu akyuvarlar asidik ortamda çözünüyor. Zarar görünce kristalin etrafında bir katman oluşturuyorlar, kristal oluşumu giderek artıyor. Sonunda ortaya çıkan devasa taşlar safra kesesinden bağırsağa giden yolda tıkanıp geçemiyor.  Dr. Mark Hyman: Safra kesesi ciddi bir sorun. Şiddetli ağrı, kusma, bulantı gibi ciddi dertler getiriyor. Gıdayı sindiremiyoruz. Geleneksel olarak sadece cerrahiyle tedavi ediliyor. Fonksiyonel tıp açısından bu soruna nasıl müdahale edebiliriz? Hastaların durumunu iyiye götürmek için ne yapılabilir? Bazen elbette ameliyata ihtiyaç var, ancak insanlara yardım etmek için neler yapabiliriz? Dr. George Papanicolaou: Klasik tıp doğal olarak taşa, sancıya ve taşın komplikasyonlarına bakıyor. Yeni taşlar görülürse safra kesenizi alıyoruz. Taşla ilgili bir komplikasyon varsa, enfeksiyon söz konusuysa yine safra keseniz alınıyor. Safranın sürecin geri kalanındaki rolü düşünülmüyor.  Halbuki önemli, çünkü safranın içeriği bağırsağınıza da geçiyor ve bağırsak mikrobiyomu üzerinde ciddi sonuçlara yol açabilir. Üstelik ameliyatla alınabildiği için, herkes operasyonu tek çare olarak görüyor ve yok saymaya devam ediyor. Sonuçta yaşam tarzı, beslenme ve safranın bağırsak mikrobiyomu üzerindeki etkisi görmezden geliniyor; aslında sindirim yolunda başka semptomlara yol açabiliyor. Dr. Mark Hyman: Mikrobiyom ile safra kesesi arasındaki ilişkiden bahseder misin? Dr. George Papanicolaou: Safra aşırı asidik olursa, içinde çok fazla toksin varsa ve kötü besleniyorsanız, yani içinde yeterince aminoasit yoksa, bağırsak mikrobiyomunun işlevini yerine getirmesine yardımcı olan bakterileri beslemeye yetecek protein ve enzimleri almıyorsunuz demektir. Sonuçta mikrobiyom ortamı değişir ve disbiyoz dediğimiz durum ortaya çıkar. Safra bağırsak mikrobiyomuna zarar verir. Bu durumda sağlıklı organizmalar gerilemeye, mahvolmaya başlar. Kötü bakteriler büyüdükçe kontrolü ele alır ve enflamasyona neden olur; bağışıklık sisteminizi korumak adına çok önemli bir rol oynayan, sağlıklı bakterilerin bağırsak mikrobiyomuna girmesine izin veren ve bağışıklık sistemiyle doğru iletişim kurmasını sağlayan mukozal örtü bozulur. İletişim sistemi bozulunca bağışıklık sistemi üzerinde fazla yük oluşur, gereksiz tepkiler göstermeye başlar ve sonuçta otoimmünite ile tüm vücutta enflamasyon ortaya çıkar. Bu da safra kesesini olumsuz etkiler. Mesela glüten hassasiyetiniz var ama bilmiyorsunuz ve glüten yiyorsunuz. Glüten, tiroidinize karşı otoimmüniteyi tetikleyebilir. Haşimoto tiroditine yol açabilir. Haşimoto ile safra kesesi hastalıkları arasında güçlü bir ilişki olduğunu biliyoruz. Glütende tiroide çok benzer antikor üreticiler bulunur. Bu yüzden bağışıklık sistemi glütene karşı antikor üretir. Karışıklık yaratıp bu antikorlar tiroide saldırabilir. Haşimoto zaten bu ve tiroidinizi çalışmaz hale getiriyor. Buna hipertiroidizm diyoruz. Bu sorun safra kesesinin safrayı dışarı atma becerisini yavaşlatıyor. Yani taş oluşumunun ilk aşamasına yol açıyor. Baskı altındaki safra miktarı arttıkça, gerekli aktarım yapılamıyor ve bir çeşit döngü oluşuyor. Kök nedenlere bakma gerekliliğinin sebebi bu.  Dr. Mark Hyman: İnsülin direnci ve diyabet gibi büyük faktörler var. Çoğu zaman taşlara yönelik tedavilerle bunlar hallolmuyor. Bütün bağırsakla ilgilenmek gerekiyor. Bir kadın hastandan bahsetmiştin. Dr. George Papanicolaou: Maalesef kadınlar bu hastalığa çok daha yatkın. Hamilelik, doğurganlık, aşırı kilo ve kırklı yaşlar safra kesesi sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.  Bu kadın hastamın şikayeti aşırı yorgunluk ve ani kilo almış olmasıydı. Sonra bağırsak sorunları başlamış. Şişkinlik dayanılmaz hale gelince bize geldi. Sanırım bir aşamada çok sancısı olunca safra kesesinde sorun olduğunu düşünmüştü. Bir akşam çok yağlı yedikten sonra akşam boyunca canı yanmış ama doktora gitmemiş. Biz safra kesesi ultrasonunu aldık. Gerçekten de safra kesesinde sorun vardı. Muhtemelen bir taş geçiyordu ve acının sebebi buydu. Hormonlarına, tiroidine, bağırsak mikrobiyomuna ve gıda hassasiyetlerine baktık.  Değerlerini normal hale getirmeye çalıştık. Bu arada Haşimoto tiroditi de vardı. Gıda hassasiyeti vardı. Çölyak hastası değildi, ama glüten duyarlılığı vardı. Tüm bunlar yüzünden safra kesesi yavaşlamış ve taş oluşmuştu. Östrojeni baskındı, yani progesterona kıyasla ihtiyacından fazla östrojen salgılıyordu.  Adet döneminde vücudu çokça su topluyor ve PMS sorunu yaşıyordu. Adım adım gittik. Tiroidle başladık. İnce bağırsakta aşırı bakteri çoğalması (SIBO) da vardı. İlk iş glüteni kestik. Sonra SIBO’ya yöneldik. FODMAP diyetine başlattık. Bitkisel antimikrobiyal şeyler kullandık. Harika iş çıkardı. Elbette hepsini yapmak biraz zaman aldı, ama sonunda eski enerjisine kavuştu. Üç ay içinde kendini harika hissetmeye başladı. Dr. Mark Hyman: Yani gidişatı değiştirip ameliyatı önleyebiliyorsunuz. Dr. George Papanicolaou: Operasyona ihtiyacı kalmadı. Taşlar aslında daha büyük bir sorunun alameti. Eğer taş oluşup acile gitse ve taş çıkmasa, safra kesesini aldıracak ve diğer sorunlarına asla baktırmayacaktı.  Dr. Mark Hyman: Beslenme ve yaşam tarzını düzeltip doğru takviyeleri kullanarak kendi gidişatını değiştiren birçok hasta gördüm. Ameliyat kaçınılmaz olduğunda, operasyon sonrasında hastanın ne yiyeceğine dair kısıtlama oluyor mu? Bazılarının hızlı yiyemediklerini söylediğini duydum. Bu doğru mu? Ameliyatın sonuçları neler? Dr. George Papanicolaou: Ameliyat sonucunda safra kesesi safra depolayamıyor ve safra serbestçe ince bağırsağın içine akıyor. Yani safra kendi işini yapamadığı için doğru şekilde uyarılmıyor. Bu yüzden safra kesenizi aldırmanız halinde, öğünlerin yanında gerekli ilaçları almak önemli; ancak bu şekilde yağlarınız doğru şekilde çözünebilir. Çok önemli, çünkü yağların içinden alınacak yağ asitlerine, Omega-3’lere, DHA, EPA gibi maddelere ihtiyaç var. Bunları alamazsanız sizi çok kötü etkiler. Yiyebileceğiniz şeylere gelince, asıl olan yemeniz gerekenler. Sanırım bazı kısıtlamalar var ama her zaman zorunlu değil. Daima yüksek lifli diyet öneriyorum. Kereviz safra keseniz için birebir. Yeşil yapraklı sebzeler çok faydalı. Asıl olan ise işlenmiş karbonhidratlardan ve organik olmayan etlerden uzak durmak. Bunlarda çok fazla toksin var. Tüm bunları yaparsanız, daha fazla sıvı tüketir, safra tuzları kullanırsanız, takviye alırsanız, ameliyat sonrasında son derece sağlıklı, hatta diyetinizi değiştirdiğiniz için eskisinden bile sağlıklı yaşamaya devam edebilirsiniz.  Dr. Mark Hyman: Doğrusunu söylemek gerekirse yapabileceğimiz çok şey var. Safra kesesi sorunu yaşayanlar için çok umut verici bir mesaj oldu. Gidişatı değiştirmek elinizde. Eninde sonunda cerrahi müdahaleye ihtiyaç olabilir, ama fonksiyonel tıbbın önerdiği bazı yöntemleri kullanarak bu seçeneğe gerek bırakmamak mümkün. Teşekkürler George.