İran’da 28 Aralık 2025’te Tahran’daki büyük pazarda, riyalin sert değer kaybına karşı başlayan protestolar kısa sürede ülke geneline yayıldı. Hayat pahalılığı, yolsuzluk ve rejimin baskıcı yapısına karşı büyüyen öfke, birkaç gün içinde rejim karşıtı kitlesel gösterilere dönüştü. Bu dalganın ortasında, İran siyasetinin en tartışmalı figürlerinden biri yeniden görünürlük kazandı: Prens Rıza Pehlevi.
1979’daki İslam Devrimi’yle devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu olan 65 yaşındaki Pehlevi, Le Monde'un aktardığına göre, ABD’deki sürgününden yaptığı çağrılarla protestolara açık destek verdi. Tahran, Meşhed ve Şiraz’da atılan sloganlarda adının yankılanması, onu fiilen muhalefetin en görünür yüzü haline getirdi.
Trump faktörü ve açık müdahale çağrısı
Pehlevi’nin söylemi yalnızca rejime değil, doğrudan Washington’a da sesleniyor. Sosyal medyada İngilizce ve Farsça paylaşımlarla İran halkını sokağa çağıran Pehlevi, ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerine açıkça atıf yaparak rejimi uyardı. Trump da Truth Social’daki mesajlarında “İran özgürlük istiyor” diyerek protestoculara destek verdiğini ilan etti.
Ancak Trump’ın desteği muğlak. Pehlevi’yi “iyi bir adam” olarak niteleyen ABD Başkanı, şimdilik açık bir siyasi ya da askeri angajmandan kaçınıyor. Buna karşın Prens Rıza Pehlevi, 9 Ocak’ta yaptığı çağrıda ABD’den doğrudan müdahale talep ederek, “Halk sokakta, zaman daralıyor” mesajı verdi.
İnternetin ülke genelinde kesildiği günlerde Pehlevi, özellikle petrol, gaz, enerji ve ulaşım sektörlerinde grev çağrısı yaptı. Bu hamle, 1979’da Şah rejiminin çöküşünde kilit rol oynayan işçi grevlerini hatırlattı. Pehlevi, rejimin en zayıf noktasının ekonomi olduğunu vurgulayarak baskıyı artırmayı hedefliyor.
Karizmatik değil, ama sembolik
Uzmanlara göre Pehlevi, muhalefeti birleştiren karizmatik bir lider olmaktan hâlâ uzak. İranlı siyaset bilimci Amir Mahdavi’ye göre Pehlevi, farklı muhalif gruplarla koalisyon kurmakta isteksiz ve özellikle monarşi karşıtı aktörleri dışlama eğiliminde. Buna rağmen sokakta yükselen sloganlar, onun bir “çözüm”den çok bir sembol olarak öne çıktığını gösteriyor.
2022’de Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan “Kadın, yaşam, özgürlük” hareketinin bastırılmasının ardından, İran’da Şah dönemine yönelik nostaljik bir anlatının güçlendiği görülüyor. Yurt dışından yayın yapan televizyon kanallarında 1970’lerin “özgür” İran’ını gösteren görüntüler, özellikle genç kuşaklar üzerinde güçlü bir etki yaratıyor.
Tartışmalı ittifaklar, sınırlı karşılık
Pehlevi’nin İsrail’le yakın ilişkileri, ABD’deki aşırı sağ çevrelerle kurduğu temaslar ve 2025’te İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırıları “fırsat” olarak nitelemesi, İran kamuoyunun bir bölümünde ciddi rahatsızlık yaratıyor. Ayrıca çevresindeki “kraliyetçi siber grupların” eleştirilere yönelik saldırgan tutumu da muhalefet içindeki çatlakları derinleştiriyor.
Buna karşın İran içinde örgütlü bir siyasi yapısının veya güvenlik bürokrasisiyle temasının bulunmaması, Prens Rıza Pehlevi’nin en büyük zayıflığı olarak öne çıkıyor. Ülkesine 18 yaşından beri adım atmayan Pehlevi’nin çağrıları, sokaktaki öfkeyi yönlendirse de somut bir iktidar alternatifi sunup sunamayacağı belirsizliğini koruyor.
Bir devrim mi, yeni bir bastırma mı?
Prens Rıza Pehlevi kendisini açıkça geçiş döneminin lideri olarak konumlandırıyor. 2025’te yayımladığı 200 sayfalık belgede, sekiz yüz güne yayılan altı aşamalı bir geçiş planı öneriyor ve sonrasında kararın halka bırakılacağını söylüyor. Ancak bu vaatlerin ne ölçüde karşılık bulacağı belirsiz.
İran’da sokaklar hareketli, rejim sert, uluslararası denklemler ise son derece kırılgan. Prens Rıza Pehlevi’nin adı bugün protestoların en yüksek sloganı olabilir. Ancak bu ismin bir rejim değişikliğine mi, yoksa bastırılmış bir isyanın sembolüne mi dönüşeceği henüz bilinmiyor.
Kaynak: Gazete Oksijen


