Kolombiya, onlarca yıldır süren iç çatışmanın yeniden tırmandığı, uyuşturucu ekonomisinin büyüdüğü ve siyasi şiddetin seçim sürecini doğrudan şekillendirdiği bir atmosfer hakimken kritik bir seçim dönemi yaşıyor. 21 Haziran’da yapılacak ikinci tur başkanlık seçimleri, radikal sağ aday Abelardo de la Espriella ile solcu senatör Iván Cepeda arasında devletin güvenlik ve ekonomi yönelimini kökten değiştirebilecek bir sonucu işaret ediyor.
BBC’nin aktardığı resmi sonuçlara göre Abelardo de la Espriella ilk turu yüzde 43,7 ile birinci sırada tamamlarken, Iván Cepeda yüzde 40,9 ile ikinci sırada yer aldı.
İlk iki aday arasındaki fark yaklaşık 670 bin oyla sınırlı kalırken, hiçbir adayın yüzde 50 barajını geçememesi ikinci turu zorunlu kıldı. Üçüncü sıradaki Paloma Valencia’nın oylarının yüzde 7’nin altında kalması ve De la Espriella’ya destek açıklaması, sağ blok içinde hızlı bir konsolidasyon yarattı.
Silahlı şiddet Kolombiya'yı teslim almış durumda
Seçim süreci, Kolombiya’nın uzun süredir aşamadığı güvenlik krizinin gölgesinde gerçekleşiyor.
Kampanya döneminde drone saldırıları, kaçırılmalar ve cinayetler yaşanırken, bir yıl önce bir başkan adayının mitingde öldürülmesi seçim atmosferini sertleştiren en önemli olaylardan biri oldu.
Seçim günü güvenlik güçleri bazı bölgelerde sandık başlarında konuşlandırıldı. Yetkililer oylamanın genel olarak “normal ve güvenli” geçtiğini açıklasa da, yüksek düzeyde silahlı şiddet olgusu seçim rekabetinin temel belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor.
İki aday, iki farklı devlet modeli: “Topyekün barış” ve sert güvenlik doktrini
Iván Cepeda, mevcut devlet başkanı Gustavo Petro’nun “total peace” (Topyekün barış) yaklaşımını sürdürüyor. Bu model, silahlı gruplarla müzakere ve ateşkes süreçleri üzerinden çatışmayı azaltmayı hedefliyor. Cepeda, 2016’daki FARC barış anlaşması sürecinde aktif rol almış bir isim olarak biliniyor ve sosyal politikaların genişletilmesini, çatışma mağdurlarına toprak dağıtımını savunuyor.
Bu çerçevede Petro’nun “Topyekün barış ” (La Paz Total) politikası, yalnızca FARC benzeri siyasi nitelikli gerilla hareketlerini değil, ELN gibi örgütleri ve uyuşturucu ekonomisiyle bağlantılı silahlı suç yapıları da kapsayan geniş bir müzakere ve teslimiyet stratejisine dayanıyor. Süreç, bir yandan siyasi aktörlerle doğrudan müzakere ve ateşkes mekanizmalarını işletirken, diğer yandan suç ekonomisine bağlı gruplara şiddeti bırakmaları karşılığında sınırlı yargısal esneklikler tanıyor. Bu yaklaşım, devletin ülke genelinde otorite kurmasını müzakere ve hukuki düzenlemeler üzerinden yeniden inşa etmeyi hedefliyor.
Abelardo de la Espriella ise bu yaklaşımı tamamen reddediyor. Kendini Donald Trump’a yakın bir çizgide konumlandıran aday, uyuşturucu kartellerine karşı “Topyekün askeri mücadele”, ABD ile daha sıkı güvenlik işbirliği ve “mega hapishaneler” inşası gibi sert politikalar öneriyor. Devletin küçültülmesi ve güvenlik aygıtının güçlendirilmesi de programının merkezinde yer alıyor.
Petro döneminde kokain üretimi zirve yaptı
Al Jazeera’nin analizine göre Gustavo Petro döneminde kokain üretimi rekor seviyelere ulaştı, silahlı grupların üyeliği arttı ve sınır bölgelerinde şiddet yeniden yükseldi. Hükümet uyuşturucu yakalamalarında tarihsel artış olduğunu savunsa da, güvenlik göstergeleri “Topyekün barış ” stratejisinin başarısız olduğu yönünde eleştirileri güçlendirdi.
Ekonomide ise büyüme sürerken, gelir dağılımı sorunları devam ediyor. Ülkede nüfusun yaklaşık üçte biri yoksulluk sınırında yaşıyor.
De la Espriella memnuniyetsiz seçmeni örgütlüyor
The Guardian analizine göre De la Espriella’nın yükselişi, yalnızca sağ seçmenin konsolidasyonunu değil, aynı zamanda “siyasal sistemden genel memnuniyetsizliğin” bir dışavurumunu temsil ediyor. Adayın, Petro karşıtlarının yanı sıra siyaset kurumuna güveni azalmış seçmenleri de mobilize ettiği belirtiliyor.
İlk turda başarısız olan merkez sağ aday Paloma Valencia’nın oy kaybı, sağ seçmenin daha radikal bir alternatif etrafında birleştiğini gösterdi. Bu durum, geleneksel muhafazakâr yapının zayıfladığını ortaya koyuyor.
İkinci turda belirleyici blok: 3,6 milyon seçmen
Seçimin kaderini, ilk turda yarış dışı kalan yaklaşık 3,6 milyon seçmenin yönelimi belirleyecek. Bu seçmen kitlesi, iki aday arasında dengeyi değiştirebilecek büyüklükte.
Cepeda, ikinci tur öncesinde rakibini “misojinist, homofobik ve paramiliter avukatların temsilcisi” olmakla suçlarken, De la Espriella Cepeda’yı ve Petro’yu “suçlular” olarak nitelendirdi ve sert bir kampanya dili benimsedi.
ABD ve bölgesel dengeler: Jeopolitik bir seçim kapıda
Seçim, Kolombiya’nın ABD ile ilişkilerinden Latin Amerika’daki güvenlik mimarisine kadar geniş bir jeopolitik alanı etkileyebilecek nitelikte.
Cepeda, Kolombiya’nın “ABD’ye bağımlı bir vassal devlet olmaması gerektiğini” savunurken, De la Espriella Washington ile güvenlik ittifakını derinleştirmeyi ve kartellere karşı ABD destekli operasyonları artırmayı hedefliyor.
Reuters’ın aktardığına göre, ABD’de Donald Trump yönetiminin Latin Amerika’da daha müdahaleci bir güvenlik doktrini geliştirdiği bir dönemde Kolombiya’daki seçim, bölgesel uyuşturucu karşıtı stratejiler açısından da kritik görülüyor.
Komşu Ekvador ile ilişkiler de seçim sonucuna bağlı olarak değişebilir. Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa’nın Kolombiya ile sınır güvenliği ve uyuşturucu rotalarına karşı işbirliği arayışları, seçim kampanyasına doğrudan yansımış durumda.
21 Haziran’daki ikinci tur, Kolombiya’da yalnızca bir başkanlık değişimini değil, devletin güvenlik doktrininin, sosyal politika yöneliminin ve uluslararası hizalanmasının yeniden tanımlanmasını belirleyecek.
Seçim sonucu, ülkenin ya “sert güvenlik ve ABD eksenli mücadele” ya da “müzakere ve sosyal reform temelli barış süreci” arasında stratejik bir tercihe zorlandığını gösteriyor.
Kaynak: Gazete Oksijen

