19 Mayıs 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.05.2026 09:18 | Son Güncelleme: 19.05.2026 09:45

Tünelin ucunda ışık yok: ABD-İran çıkmazı derinleşirken, yeni çatışma riski artıyor

Hem ABD hem de İran zamanın kendi lehine işlediğine inanıyor ancak analistlere göre bu yanlış bir hesap olabilir
Tünelin ucunda ışık yok: ABD-İran çıkmazı derinleşirken, yeni çatışma riski artıyor
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının üçüncü ayında, Washington’un uyguladığı abluka ile Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü arasında oluşan çıkmaz derinleşiyor. Taraflardan hiçbirinin geri adım atmadığı bu süreçte ekonomik maliyet artarken, savaşın alevlenme riski de yükseliyor.

Politika yapıcılar arasında giderek güçlenen endişe, artık bir anlaşmanın yakın olup olmadığı değil; Washington ya da Tahran’ın yapacağı bir yanlış hesaplamanın yeni bir çatışmayı ne kadar süre içinde tetikleyebileceği...

ABD ve İsrail’de İran’a yönelik yeni bir saldırı çağrıları da giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Bazı yetkililer, baskının artırılmasının Tahran’ın elini zayıflatabileceğini ve İran’ı yeniden müzakere masasına dönmeye zorlayabileceğini savunuyor.

Ancak İsrail merkezli Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde (INSS) İran uzmanı kıdemli araştırmacı ve İsrail askeri istihbaratında İran masasının eski başkanı Danny Citrinowicz, bu yaklaşımın daha önce defalarca denendiğini hatırlatıyor. “Bu teorinin büyük bir sorunu var: Bunu zaten defalarca test ettik ve İran teslim olmadı” diyen Citrinowicz, mevcut stratejinin beklenen sonucu vermediğini vurguluyor.

Reuters'a konuşan bir yetkili tabloyu, “Yıpratma savaşının içindeyiz ve ABD-İsrail’in yeni bir saldırı düzenleme ihtimali her geçen gün artıyor” sözleriyle özetliyor. İranlı yetkililer füze programı, nükleer kapasite ya da Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol konusunda taviz vermenin birer politika aracı değil, İslam Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürmesinin ideolojik dayanakları olduğunu belirtiyor. Yetkililere göre bunlardan vazgeçmek uzlaşma değil, teslimiyet anlamına geliyor.

Citrinowicz, Tahran’ın kırmızı çizgilerinden neden uzun süreli askeri çatışmalara rağmen geri adım atmadığının ve gerilimi daha da tırmandırmanın neden sonuç vermesinin düşük ihtimal olduğunun da bu yaklaşımla açıklanabileceğini söylüyor.

Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen dolaylı görüşme turlarından ise şu ana kadar herhangi bir sonuç çıkmadı. Taraflar arasındaki görüş ayrılıkları derinliğini koruyor.

Her iki taraf da zamanı koz olarak görüyor, bu da uzlaşmayı zorlaştırıyor

ABD, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini 20 yıl boyunca durdurmasını ve mevcut stoklarını ABD’ye göndermesini istiyor.

İran ise saldırıların sona erdirilmesini, güvenlik garantileri verilmesini, savaş tazminatı ödenmesini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınmasını talep ediyor. Washington ise bu şartları reddediyor.

İran Dışişleri Bakanlığı, yorum talebine yanıt vermedi. ABD Dışişleri Bakanlığı da haberde gündeme getirilen konulara ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’a “zamanın daraldığı” uyarısında bulunarak, “Hızlı hareket etseler iyi olur, yoksa geriye onlardan hiçbir şey kalmayacak” dedi. Trump, Tahran’ın Washington’la bir anlaşmaya varamaması halinde “çok kötü günler” yaşayacağını da söyledi.

Uluslararası Kriz Grubu’ndan Ali Vaez, taraflardan hiçbirinin anlaşma için gerekli olan “acı verici tavizleri” vermeye istekli görünmediğini belirtti. Vaez, “Her iki taraf da zamanın kendi lehlerine işlediğine ve üstünlüğün kendilerinde olduğuna inanıyor. Tam da bu algı, anlaşmayı imkânsız hale getiriyor” dedi.

Ortaya çıkan tablo, dünyanın en kritik su yollarından biri etrafında şekillenen bir yıpratma savaşı. Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’ine ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yüzde 20’sine ev sahipliği yapıyordu. Şimdi ise boğazın neredeyse kapanma noktasına gelmesiyle ekonomik etkiler büyüyor, tedarik zincirleri aksıyor.

Geçmişte ABD-İran görüşmelerine katılan eski ABD Dışişleri Bakanlığı İran yetkilisi Alan Eyre, bir anlaşmanın erişilemez olabileceğini söyledi. Eyre, “Bu iki taraf hiçbir zaman anlaşmaya varamayacak. Trump sadece kazanmak istemiyor; İran’ı aşağılamak ve onu ezmiş olarak görülmek istiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Tahran ise zenginleştirilmiş uranyum stokunu ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü hayati stratejik varlıklar olarak görüyor. Üst düzey bir İranlı yetkili, “İran bu nedenle çıkarlarını güvence altına almak için bu varlıkları kullanmakta kararlı” diyerek geri adım atmanın seçenek olmadığını vurguladı.

Aynı yetkili, “Savaşırız, ölürüz ama aşağılanmayı kabul etmeyiz. Teslimiyet, İran’ın kimliğiyle temelden bağdaşmaz” dedi.

İran ekonomisi üzerindeki artan baskı

Reuters'a konuşan ikinci bir İranlı yetkili, Tahran’ın zaten kazandığını savundu. Söz konusu yetkiliye göre zafer, Washington’u askeri olarak yenmekten değil, boyun eğmeyi reddetmekten geliyor. Zira haftalar süren ABD ve İsrail saldırıları İran’ın iradesini kıramadı. Bu da Tahran’ın, nükleer stokları ile Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün caydırıcılığının temel unsurları olduğu yönündeki görüşünü pekiştirdi.

Yetkili, bu unsurlardan vazgeçilmesinin mevcut dengeyi ortadan kaldıracağını belirterek, “Trump zafer ilan etmek istiyor ama İran buna izin vermeyecek. Dünya ekonomisi bu baskıya dayanabilir mi? Trump’ın dünyaya yanıt vermesi gereken soru bu” dedi.

Aynı yetkili, yeni saldırıların İran’ın stratejik hesabını değiştirmeyeceğini, yalnızca gerilimi daha da hızlandıracağını söyledi. Washington’dan taviz gelmeden İran’ın ne uranyum zenginleştirmeyi bırakacağını ne de ültimatomlara boyun eğeceğini ifade etti.

Ancak meydan okuyan bu söylemin arkasında, İran yönetimine yakın kaynakların aktardığı daha karmaşık bir tablo var:

Tahran, enflasyonun yükseldiği, işsizliğin arttığı ve kilit sektörlere yönelik saldırıların zaten yıpranmış ekonomiyi daha da zayıflattığı bir ortamda, uzun süreli bir “ne savaş ne barış” senaryosu istemiyor.

Kaynaklara göre, İran bunun yerine savaşı sona erdirecek bir ön anlaşma arıyor. Buna göre, daha zorlu başlıklar olan yaptırımların hafifletilmesi ve nükleer kısıtlamalar ele alınmadan önce, ABD ablukasının kaldırılması karşılığında Hürmüz Boğazı’nın İran denetiminde yeniden açılması hedefleniyor. ABD ise savaşın sona erdirilmesi konusunun daha sonraki görüşmelere bırakılması gerektiğini savunuyor.

Nükleer başlığında ise İranlı kaynaklar, Tahran’ın elindeki 440 kilogram yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunu seyreltmeye ya da bir kısmını tercihen Rusya’ya göndermeye açık olduğunu belirtiyor. İran, Washington’ın olası bir anlaşmayı ihlal etmesi durumunda bu stokları geri alabileceğini savunuyor. Ancak ABD bu öneriyi reddetti.

Kaynaklar, İran’ın ayrıca Washington’un talep ettiği 20 yıllık zenginleştirme durdurma süresinden daha kısa bir ara formül ile dondurulmuş 30 milyar dolarlık varlıklarının tamamına erişim istediğini, buna karşılık Washington’un yalnızca bu varlıkların dörtte birinin belirli bir takvim çerçevesinde serbest bırakılmasını kabul ettiğini aktardı.

Çözüm yok, geriye tek seçenek müzakere

Tahran, savaş öncesindeki statükoya dönmeyi reddederek Hürmüz Boğazı için yeni bir yönetim mekanizması talep ediyor. ABD ise boğazın hiçbir koşul olmaksızın yeniden açılmasında ısrar ediyor; geçiş ücreti olmayacak, veto hakkı tanınmayacak. Analistlere göre bu görüş ayrılığı, nükleer mesele kadar hatta ondan daha zor aşılabilecek bir başlık olabilir.

Eski ABD’li yetkili ve Ortadoğu müzakerecisi Aaron David Miller, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün Washington açısından başarı ya da başarısızlığın temel ölçütü olacağını söyledi. Miller’a göre sürecin nasıl sonuçlanacağı, Trump’ın dış politika mirasını belirleyebilir; çünkü ABD Başkanı, kaybetmiş görünme riskine karşı son derece hassas.

Miller, siyasi bir uzlaşı olmadan su yolunun yeniden açılmasının ise “İran topraklarında Amerikan kara güçlerinin uzun süreli işgalini” gerektireceğini söyledi.

Ali Vaez de Hürmüz Boğazı konusunda askeri bir çözüm bulunmadığını, tek askeri seçeneğin ise Trump’ın üstlenmek istemeyebileceği kadar maliyetli olduğunu savundu. Bu nedenle geriye uygulanabilir tek yolun müzakereler kaldığını belirtti.

Danny Citrinowicz ise ABD-İsrail saldırılarının operasyonel düzeyde bazı kazanımlar sağlamış olsa da stratejik anlamda belirleyici bir sonuç yaratmadığını ifade etti.

“Rejimi devirmedik; aksine daha da radikalleşmiş bir rejimle karşı karşıyayız. İran’ın füze kapasitesini sona erdirmedik. Ve hâlâ uranyuma sahipler” diyen Citrinowicz, baskının etkisinin abartılması ve Tahran’ın dayanıklılığının küçümsenmesinin ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulundu.

Citrinowicz, “Bu durum, Washington’un bir kez daha baskının teslimiyete yol açacağını varsayarak bir çatışmaya girmesi ve rejimin beklenenden çok daha fazla acıya katlanmaya hazır olduğunu çok geç fark etmesi riskini artırıyor” dedi.

Kaynak: Reuters