Böyle bir sonuç finansal piyasaları hayal kırıklığına uğratacak olsa da, yönetimin tüketiciler ve konut alıcıları için borçlanma maliyetlerini düşürmeye yönelik diğer girişimlerinin sınırlı da olsa bazı etkileri olabilir. Bu durum, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde siyasi bir ivme sağlayabilir, ancak bundan fazlasını değil. Yine de Beyaz Saray, giderek daha fazla Nixon döneminin komuta ve kontrol temelli ekonomi anlayışına başvururken, Wall Street’ten ziyade Main Street daha iyi bir tablo çizebilir.
Barron's'un haberine göre, Beyaz Saray ile Fed arasındaki gerilim, geçen hafta Fed Başkanı Jerome Powell’ın, Adalet Bakanlığı’nın merkez bankasının ofis binalarındaki yenileme çalışmalarına ilişkin Kongre’de verdiği ifadeye yönelik başlattığı cezai soruşturmaya sert bir yanıt vermesiyle tırmandı. Georgetown Hukuk Fakültesi mezunu olan Powell, Başkan Donald Trump’tan başlayarak kendisini eleştirenlere yaklaşımında keskin bir değişikliğe gitti. Geçmişte olduğu gibi alaycı eleştirileri sakinlikle savuşturmak yerine karşı atağa geçti ve suçlamaların, merkez bankasını faiz indirimine zorlamak için bahane olarak kullanıldığını savundu.
En az bunun kadar çarpıcı olan ise finansal piyasaların tepkisiydi; daha doğrusu, tepkisizliğiydi. Dövizler, tahviller ve hisseler büyük ölçüde etkilenmemiş görünüyordu. Piyasaların şaşkın mı, kafası karışık mı yoksa gerçekten umursamaz mı olduğu kesin olarak çıkarılamıyor. Her halükarda kimse gökyüzünün başlarına yıkıldığını düşünmedi.
Belki de bunun nedeni, Grant’s Interest Rate Observer’ın kurucusu James Grant’in belirttiği gibi, Powell’ın aslında bir Fed binası yenileme projesindeki maliyet aşımlarını denetlemekle suçlanmasıydı; yani Grant’in benzetmesiyle “kaldırıma tükürmek” kadar hafif bir suç. Bu durum, Powell’ın savunduğu gibi, varlık fiyatlarını şişiren ve ABD’yi saran erişilebilirlik krizinin merkezinde yer alan Fed politikalarının yol açtığı iddia edilen suistimallerden oldukça farklı.
Beklendiği üzere, diğer Fed yetkilileri de geçen hafta başkanın ve kurumun arkasında saf tutarak, Fed’in siyasi müdahaleye karşı bağımsızlığını savundu. Ayrıca birçoğu, son iki yılda politika faizi hedef aralığının toplam 1,75 puan düşürülerek yüzde 3,50–3,75 seviyesine çekilmesinin ardından, kısa vadede yeni faiz indirimlerine karşı olduklarını dile getirdi.
Konuşmacılar arasında Kansas City Fed Başkanı Jeff Schmid ile Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, resmi yüzde 2 hedefinin oldukça üzerinde kalmaya devam eden enflasyonun düşürülmesi gerektiğini vurguladı. İkili, Fed’in Aralık ayındaki faiz indirimine karşı oy kullanmıştı. Ayrıca, Fed yetkililerinin siyasi baskıya boyun eğdikleri izlenimi yaratmamak için faiz indirimine daha az istekli olabileceklerini düşünmek de abartı sayılmaz.
Faiz indirimi ihtimalini zayıflatan argümanlar güçleniyor
Nitekim J.P. Morgan’ın baş ABD ekonomisti Michael Feroli, 2026 yılında Fed’in politika faizinde başka bir indirim beklemiyor; bir sonraki olası adımın 2027’de yukarı yönlü olabileceğini öngörüyor.
İyileşen istihdam artışı ve gayrisafi yurt içi hasıla ile çekirdek enflasyonun yüzde 3’ün üzerinde seyretmesi, faiz indirimlerine karşı argümanları güçlendiriyor. Buna karşın Fed yetkilileri arasındaki medyan beklenti yıl sonuna kadar çeyrek puanlık tek bir indirim yönünde. Vadeli işlemler piyasası ise CME FedWatch Tool’a göre bu süre içinde iki indirim fiyatlamış durumda.
Fed ve tahvil piyasalarının finansman maliyetlerini düşürme ihtimalinin azalmasıyla Trump yönetimi, bu kritik seçim yılında tüketiciler için faizleri aşağı çekmenin başka yollarını aradı. Trump, bankaların kredi kartı faizlerini, tipik olarak yüzde 20’nin üzerinde olan oranlardan çok daha düşük bir seviye olan yüzde 10 ile sınırlandırmak zorunda kalacağını, aksi halde yasayı ihlal etmiş sayılacaklarını öne sürdü; ancak böyle bir düzenleme mevcut değil.
Buna karşılık yönetim, konut erişilebilirliğini artırma amacıyla mortgage faizlerini aşağı çekme konusunda kısmi bir başarı elde etti. Başlıca mortgage kurumları Fannie Mae ve Freddie Mac, yakın zamanda 200 milyar dolarlık ek ipoteğe dayalı menkul kıymet alımı yaptı.
Kurum tahvilleri ile gösterge 10 yıllık Hazine tahvili arasındaki getiri farkı istikrarlı biçimde daraldı. Bu da yeni 30 yıllık konut kredisi faizlerinin yüzde 6’nın biraz üzerine inmesine yardımcı oldu; bu seviye 2022’den bu yana görülen en düşük oranlara yakın ve Ekim 2023’teki yaklaşık yüzde 8 düzeyinden keskin bir düşüşe işaret ediyor.
Ara seçimler öncesinde istenen ekonomik sonuçları elde etmek için doğrudan kontrollerin daha fazla kullanıldığını görmek sürpriz olmayacak. Fed’e yönelik hukuki saldırı da bu tanıma uyuyor. Ancak 1970’lerin tarihi gösteriyor ki bu tür önlemler uzun vadede olumsuz sonuçlar doğuruyor. Nixon’ın ücret ve fiyat kontrolleri, Fed üzerindeki gevşek politika baskısıyla birleşerek o kasvetli on yılın stagflasyonuna yol açmıştı. Görünüşe bakılırsa bu ders unutulmuş durumda.
