27 Mayıs 2022, Cuma
Haber Giriş: 13.05.2022 04:30 | Son Güncelleme: 15.05.2022 15:48

Gaspar Noe: Hayatımın ilk ciddi filmi bu

İstanbul Film Festivali'nde iki önemli ödül alan Vortex gösterime girdi. Yönetmen Gaspar Noe filmin en üzücü sahnelerinden birinde 'uzantısını' görüyor: "Beyin kanaması geçirdiğimde hep aynı şeyi düşünüyordum: Şimdi ölemem çünkü ailem DVD koleksiyonumla ne yapacağını bilemez"
Gaspar Noe: Hayatımın ilk ciddi filmi bu

Muammer Brav / bravmuammer@gmail.com

İlk kez son Cannes Film Festivali’nde gösterilen Vortex, baş döndüren filmlerin (Climax, Dönüş Yok, Love) yaratıcısı Gaspar Noe’nin beyin kanaması geçirdikten sonra çektiği film. Biri Alzheimer hastası olan yaşlı bir çiftin son günlerini anlatan Vortex, gözpınarlarınızın sıklıkla dolmasıyla geçen 135 dakikalık minik bir başyapıt. Başrolleri İtalyan yönetmen Dario Argento ve Françoise Lebrun paylaşıyor. 

Filmin festivaldeki ilk gösterimi sonrası Kadıköy Sineması’na Paris uçağından inip gelen ve 50 dakika boyunca  izleyicilerin sorularını yanıtlayan Noe’nin filminin gösterimi için ertesi gün Atlas Sineması’nın önünde uzun bir kuyruk oluştu. Bilet bulup içeri giremeyenler, salonun arka kapısında yönetmenin çıkışını bekleyip, fotoğraf çektirme yarışına girdi. Gaspar Noe, En İyi Film ve FIPRESCI ödüllerini de aldığı festivalin kapanış partisinde dans etti, fotoğraf çektirdi, DJ’lik yaptı. Kendisine gösterilen bu müthiş ilgi, eminim onu bile şaşırtmıştır.

Bu kez oyuncu olan yönetmen Dario Argento ve Françoise Lebrun başrollerde.

Ben kendisiyle 15 Ocak’ta zoom üzerinden bir röportaj yaptım. Fransız sinemasının dağıtım ve tanıtımından sorumlu devlet kurumu UniFrance’ın düzenlediği bir etkinlikte Norveçli bir gazeteciyle kendisini soru yağmuruna tuttuk. Filmlerinin üzerimde bıraktığı etkiyle, onun kibirli biri olacağı ve tatsız bir söyleşi zamanı geçireceğimi düşünürken tam tersi oldu. Son derece sıcak ve sevimliydi ve zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım!

Ben İstanbul’dan Muammer Brav

-Aaa film İstanbul’a satıldı mı? 

Tabii, burada çok hayranınız var. Hatta şöyle başlayayım, filmlerinizin hayranları genellikle çok genç. Bu film izleyici açısından bir risk değil mi? Ben çok beğendim filmi ama ben de genç değilim. 

-Bu filmin karakterleri 80’in üzerinde, gösterildiği festivallerde izleyicisi de genellikle 15 - 25 yaş arasıydı. Aslında demans ile uyuşturucunun hissi biyolojik olarak çok da farklı değil. Yani kimyasal olarak harap olmak ikisi de. Karakterlerimin bu filmde yaşadıkları Climax’deki dansçıların ya da Enter the Void’deki çocuğun yaşadıklarının çok gerçekçi bir versiyonu aslında. Ama orada en fazla 12 saat süren bu durum, alzheimer söz konusu olunca her gün kötüleşerek devam ediyor. Uyuşturucu kullananların korku, dehşet, terör duyguları bazı ilaçlarla bastırılabiliyor ama alzheimer’dan çıkış yok.

Irreversible’ın (Dönüş Yok) son sahnesinde ‘zaman her şeyi mahfeder’ büyük harflerle yazılıyordu. Vortex bu ibarenin sağlaması diyebilir miyiz? 

-Filmde annenin, babanın ölümünü sonra da evde onlardan kalan izleri görüyoruz. Hayat bir kitap gibi, 100. sayfaya gelince üçüncü sayfada ne olduğunu artık hatırlamıyorsunuz. Ama sayfalar hızla çevriliyor. Bu son iki yılda bir kaç yakınımı kaybettim. Onlar gittikten sonra çocuklarının onlardan geriye kalanları tanzim etmelerine tanık oldum. Filmi çekmeden önce böyle bir ruh halindeydim tam. Hayat kendini yok ediyor diyebiliriz.

Geçirdiğiniz beyin kanaması hayat ve sinema konusunda nasıl etkiledi sizi?

-Bir kere sigarayı bıraktım. Son iki yıldır joint ağzıma sürmedim, kimyasal herhangi bir şey kullanmadım. Votkayı bıraktım, sadece bira ve şarap içiyorum. Covid nedeniyle de eve tıkılınca çok film izledim. Japon melodramlarını mesela. Son iki yılda etrafımda çok ölüm oldu ama evde olmanın getirdiği bir tatlılık da girdi hayatıma. Sinemayı yeniden keşfedip hayran oldum. Gençliğimde çok film izlerdim ama sonra kulüplere daldım, danslar, ertesi gün adını bile hatırlamadığın bir sürü yeni insan filan, uzun yıllar boyunca her ama her gece dışardaydım. 

Tarzınız nasıl etkilendi peki? Vortex önceki işlerinizden çok farklı. 

-Önceki filmlerim Climax, Love, Enter the Void, hepsi seksi, dansı, uyuşturucuyu keşfeden 20’lerindeki gençler üzerine. Artık bu nesille ilgili bir film yapmayacağım dedim, çünkü ben de artık o nesilde değilim, 58 yaşındayım. Annemle, babamla ilgili bir film yapmak istedim, bir de henüz dili kullanmayı bilmeyen küçük bir çocuk olsun istedim. Hayatımda hiç ciddi bir film yapmadım, bu ciddi olsun, yakından gördüğüm dramatik hallere saygılı bir film olsun istedim. 

Filmin en üzücü sahnelerinden birinde adam biriktirdiği onca kitabın, derginin, kasetin, fotoğrafın dağılıp gideceğinden endişeleniyordu. Benim de en büyük korkularımdan biri. Siz ne düşünüyorsunuz?

-Afiş koleksiyonum, dvdlerim, ben ölünce onlara ne olacak yani… Dario’nun karakteri benim bir uzantım. Gecelerimi harcadım e-bay’de o afişleri, dvdv’leri, kitapları almak için. Beyin kanaması geçirdiğim zaman hastanede yatarken başımda korkunç bir ağrı vardı sürekli, başıma bombalar yağıyor gibiydi hep, morfine rağmen, hiç konuşamıyordum ama kafamda hep ailem ben ölünce koleksiyonuma ne yapacak düşüncesi vardı. Şimdi ölemem, bu koleksiyonla ne yapacaklarını, hatta değerini bile bilmiyorlar diye geçiyordu aklımdan. Beni o koleksiyon kurtardı yani. 

Oyuncu olarak Dario Argento gibi ilginç bir seçimi nasıl yaptınız? 

-Bir kere ondan daha karizmatik birini düşünemiyorum; sarılmak isteyeceğiniz bir baba figürü tam, fransızcası da mükemmeldi. Bütün diyalogları doğaçlama. 

Ekran bölünmesi fikrinden bahseder misiniz? Birlikte oldukları halde hayatlarının ne kadar ayrı olduğunu vurguluyordu…

-Hahah şu anda karşımda ikiniz de bölünmüş ekrandasınız…. Son iki yılda iletişim için zoom kullandık hep ve bölünmüş ekran hayatımızın parçası artık. Filmin konsepti de çok açık, aynı çatı altında yaşayan, birbirini seven ama tamamen kopuk bir çift, aynı mekanı paylaşmakla birlikte aynı bakış açısını paylaşmıyorlar.

Corona, platformların doğrudan filmleri yayına sokması derken sinemanın geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

-Ben tv ekranından film izlemekten rahatsız olmuyorum. Çocukken izlediğim korku filmlerinin hepsini televizyonda izledim. Bu yeni dönem, bir çok yeni ifade kuralını da beraberinde getirdi. Platformlar size sinemadaki gibi kendinizi ifade edebilmeniz için bir özgürlük alanı sağlayaçaksa harika. Şu anda Fransa’da film yapmaktan memnunum ama önümüzdeki yıllar neler getirecek, filmler nasıl finanse edilecek, dağıtılacak, başka ülkelerde film çekme durumu nasıl olacak bilmiyorum. Mesela Vortex, covid dönemine uygun bir filmdi, kapalı mekanda az kişili. Covid olmasa belki orta yaşlı cadılar hakkında bir film yapacaktım, kim bilir. 

Peki yeni ahlak anlayışıyla, ‘woke’ hareketiyle genel olarak ‘iptal kültürü’yle ilgili neler dersiniz? 

-Hepsinden uzak duruyorum. Konuşmayalım bile, bulaşıcı çünkü hepsi. 

Roman Polanski, Woody Allen gibi isimlerin iptal edilmesi gündeme geliyor. Bütün bunlar sinemanın geleceği açısından bir tehdit mi sizce? 

-Polanksi’nin bütün filmleri var bende. Woody Allen iptal edilebilir onun çok filmini almamışım.

Yapılacak yatırımları, platformlarda izleyeceklerimizi etkileyebilir bütün bunlar…

-Amerikalı şirketler bu platformlar ve bir sürü Amerikan dertleriyle birlikte geliyor. Avrupa’da yaşadığım için mutluyum. 

Kültür ve sanatı etkilemez mi sizce?

-Kültür ve sanat da bir iş. Moda gibi. Sanat fuarları moda haftaları gibi tıpkı. İnsanlar 5 bin $ verip belli bir marka ayakkabı aldıkları gibi, evleri için de ‘sanat eseri’ satın alıyor. 

Bundan sonra ne yapacaksınız peki? 

-Belki bir belgesel. Senaryosuz ama. Fellini’nin çok filmini izledim son dönemde, bazı belgesellerini gördüm ilk kez, çok şaşırdım. 8,5’tan sonra, Satyricon’dan önce palyaçolarla ilgili bir belgesel yapmış mesela. Çok dokunaklı, çok kendisini anlatan, bir senaryoya bağlı olmayan belgeseller. 

Eski (old) Gaspar Noe, onun tarzı tamamen bitti mi yani? 

-Yaşlı (old) Gaspar Noe daha gelmedi bile, hahaha. 

Peki şimdi neler size ilham veriyor? 

-Hayat sürprizle dolu. Yeni şeyler öğreniyorum, mesela bazı arkadaşlarım aşı olmuş gibi yapmak için ekstra para verip, aşı yerine su yaptırmışlar kendilerine… inanamadım. Bu son iki yıl bir sürü insanı değiştirdi. 

Rapçilerin adınızı parçalarında kullanmasına ne diyorsunuz? 

-Kim kullanıyor?

Stormzy.

-Stormzy kim? 

En ünlü Britanyalı rapçilerden. 

Başka bir rapçiyle tanıştım. Videosunda Enter the Void’den bölümler almış. ASAP Rocky. Tesadüfen tanıştım, adı da Rocky Balboa’dan geliyormuş. Filminizden çaldım dedi bana. İnsanlara ilham veriyorsam ne mutlu bana. Bir şey yayınlanmadan önce çalınsın istemem ama satışa çıktıktan sonra herkes ne isterse yapsın. Kübizm de pop-art da böyleydi. Herkes birbirinden kopyalar, sanat böyle gelişirdi. İlham almak iyidir.