Guy Ritchie'nin de yapımcıları arasında yer aldığı MobLand, Harrigan ailesinin hikâyesini ikinci sezonunda daha da karanlık, daha gotik ve daha tehlikeli bir noktaya taşıyor. Helen Mirren ve Pierce Brosnan'ın Maeve ve Conrad Harrigan olarak geri döndüğü yeni sezon, 19 Eylül'den itibaren ABD yayınından yalnızca 24 saat sonra her hafta TOD'da izleyiciyle buluşacak. İkinci sezon başlamadan basın toplantısında bir araya geldiğimiz Mirren ve Brosnan; güç dengeleri değişen Harrigan ailesini, karakterlerinin evliliğindeki sıradanlığı, birlikte çalışma biçimlerini ve dizinin kendilerine sunduğu oyunculuk fırsatını anlattı.
Maeve'in sessiz gücünü nasıl kurdunuz? Karakter nadiren sesini yükseltiyor ya da gücünü açıkça göstermeye ihtiyaç duyuyor.
Helen Mirren: Diyalogların lezzetiyle oynuyorum. O diyalogları seyirciye sunmayı arzu ediyorsunuz bir oyuncu olarak. Maeve, Conrad'ın aksine bir yanardağ değil; kıvrılarak ilerleyen, herkesin hayatına girip çıkan bir nehir gibi. Tam anlamıyla bir manipülatör ama aynı zamanda yalnızca içgüdüleriyle hareket ediyor. Ne yaptığını gerçekten düşünüp taşınmıyor. Duyguları çok yüzeyde ve o an hangi duyguyu yaşıyorsa onun peşinden gidiyor. Kıskançlık, korku, nefret, arzu, aşk… Ne olursa.
İkinci sezon ilkine kıyasla daha gotik, daha uç ve neredeyse fantastik bir tona sahip. Conrad ve Maeve bu yükseltilmiş dünyaya taşındığında, evliliklerinin iki güç sembolü yerine iki gerçek insan gibi kalmasını nasıl sağlıyorsunuz?
Helen Mirren: Çok güzel bir soru. Evet, bu sezon tansiyon gerçekten çok yükseliyor. Bence Conrad ve Maeve arasındaki ilişkinin en güzel tarafı şu: Dışarı çıkıp katliam ve kaos yaratsalar da eve geldiklerinde herhangi bir evli ve yaşlı çift gibiler. “Çoraplarını neden yatak odasının ortasında bırakıyorsun? Takılıp düşüyorum, şu lanet çoraplarını kaldır,” ya da “Kemerinin nerede olduğunu biliyorsun. Yirmi yıldır aynı yerde duruyor!” diye kavga edebilecekleri türden, son derece sıradan ve gündelik çatışmalarla dolu bir evlilikleri var. Bence insanları asıl etkileyen bu iki ucun yan yana gelmesi.
Pierce Brosnan: Şiddet, kaos, entrika, birbirinin arkasından iş çevirme… Bu insanların hayatları oldukça çarpık ve bozulmuş. Ama Conrad ve Maeve, İrlanda'nın bataklıklarında, ülkenin ücra köşelerinde, Dublin sokaklarında, Troubles'ın ardından çok genç yaşta birbirlerine kenetlenmiş insanlar. İrlanda'nın yaşadığı bütün o tarih de Jez Butterworth'un yazımında hikâyeye işleniyor.
Helen Mirren: Birinci sezonda da harika bir senaryomuz vardı ama bence Pierce ve ben bir şekilde karakterlere katkıda bulunduk, onları geliştirdik. Tam anlamıyla dizginleri elimize almadık ama bir şeyler ekledik. Jez de bizim yaptıklarımızı gördü ve daha ileri götürdü.
Pierce Brosnan: Kesinlikle! Çok güzel bir işbirliği idi. Üstelik bunu hiç konuşarak planlamadık. Her şey sezgiyle, içgüdüyle gelişti. Biz oyuncular olarak ve o da bir oyun yazarı olarak karşılıklı bir şeyleri hissederek ilerledik.
İkinizin üçüncü kez birlikte çalışıyor olması aranızdaki arkadaşlığın da geliştiğini gösteriyor. Birbirinizden sıkılmaya başlamadınız mı?
Helen Mirren: Tanrım, hayır! Tam tersine. Hayatımın geri kalanında sadece Pierce ile çalışmak için çokça para ödeyebilirim. Ama aslında birlikte çok takılmıyoruz, dışarı çıkıp yemek bile yemiyoruz.
Pierce Brosnan: Arada bir mesajlaşıyoruz.
Helen Mirren: Ama çalışma biçimimiz çok benzer. Sete geldiğimizde ikimiz de sessiziz ve işimizi yapıyoruz. Çalışmayı seviyoruz, pozitif insanlarız. Pierce çok büyük bir film yıldızı. Böyle bir statüye sahip birinin sete gelip, belki "alçakgönüllülük” doğru kelime değil ama, "Hep birlikte olalım, işimizi yapalım, elimizden gelenin en iyisini ortaya çıkaralım, birbirimizin ayağına basmayalım." demesi çok güzel.
Pierce Brosnan: Aynı ekolün insanlarıyız. İkimiz de tiyatrodan geliyoruz. Helen özellikle klasik tiyatro dünyasından geliyor. Ben de Tom Hardy, Colin Firth ve Michael Fassbender'ı eğiten aynı hocalardan klasik eğitim aldım. Dolayısıyla bir topluluğun parçası olma, bir ekip olarak çalışma kültüründen geliyorum.
Helen Mirren: Film yapmak zaten başlı başına bir işbirliği. Setlerde yüzlerce insan var ve her biri ekranda gördüğünüz şeyin ortaya çıkmasında son derece önemli bir parçayı oluşturuyor.
Bunun farkında olan oyuncularla çalıştığınızda da iş çok güzel ilerliyor. Çünkü hepimiz yalnızca büyük resmin bir parçasıyız.
İkinci sezonda Maeve'in gücü, neleri feda etmeye hazır olduğuyla daha fazla bağlantılı. Sizce güç onu özgürleştirdi mi, yoksa kaybedecek daha fazla şey mi verdi?
Helen Mirren: Muhtemelen ikisi de. Bir madalyonun yalnızca bir yüzü olamaz, iki tarafını da aynı anda taşımanız gerekir. Ne kadar yükseğe çıkarsanız, düşecek yeriniz de o kadar yüksek olur. Büyük İkarus miti de bize bunu anlatıyor. Hırsınızla güneşe çok yaklaşabilirsiniz ve bu sizi aşağı çekebilir. Maeve'in de sonunda aşağı düşüp düşmeyeceğini bilmiyoruz. Dizi devam ettikçe seyirciyle birlikte biz de göreceğiz. Ama kesinlikle tehlikeli bir oyun oynuyor. Yalnızca başkaları için değil, kendisi için de çok tehlikeli.
Conrad, Harry'nin içgüdülerine saygı duyuyor ve çoğu zaman onun tavsiyelerini dinliyor. Öte yandan Maeve, Harry'den ve onun Eddie ile Gina üzerindeki etkisinden ciddi biçimde şüpheleniyor. Harrigan ailesi giderek parçalanırken Conrad, Maeve'e duyduğu sadakat ve aşkla Harry'nin haklı olabileceğini fark etmesi arasında nasıl bir denge kuruyor?
Pierce Brosnan: Çok katmanlı, büyük bir soru bu. İkinci sezona girerken Conrad'ı gerçekten parçalanmış bir adam olarak görüyoruz. Kendi ölümlülüğüyle ve hatta ölüm korkusuyla yüzleşiyor diyebiliriz. Zihninin de etkilendiği, henüz tam olarak ne olduğunu bilmediği ve aslında uğraşmak istemediği bir şey var. Bir yandan çok sevdiği Maeve'le de meşgul olmak zorunda. Birinci sezonun sonunda söylediği gibi, onu iliklerine kadar seviyor. Aynı zamanda ölüm ve her şeyi kaybetme korkusuyla karşı karşıya. Bunun üçüncü sezonda bizi nereye götüreceği konusunda hiçbir fikrim yok. Ama bu sezonda sürprizler olacak. Conrad'ın kırılganlığı ve zehirli taraflarıyla bir şişenin içine hapsolmuş örümcek gibi çıkış yolu bulmaya çalışmasını izleyeceğiz. Sadece hangi yöne dönerse dönsün o çıkışı bulamıyor.
Conrad'ı oynamak, kariyeriniz boyunca yarattığınız daha cilalı imajın tam tersine gitmek anlamına geliyor. Bu kadar tehlikeli ve canavarca bir karakteri oynamak ne kadar eğlenceli?
Pierce Brosnan: Conrad'ın dünyasını tamamen kucakladım. Kariyerim boyunca bana verilmiş çok güzel bir hediye oldu. Hiç beklemediğim bir hediyeydi ama Guy Ritchie, bu adamı oynama fırsatını getirip önüme koydu. Yıllar boyunca oluşturduğunuz kalıbı ve insanların sizi algılama biçimlerini kırmak harika. Uzun süre o imajın içine girdim çünkü o dünyada oynamaktan keyif alıyorum. Sofistike, şık, ne derseniz deyin… Remington Steele ile televizyonda çalışmaya başladığımda ve bu rol beni Amerika'ya götürdüğünde karakteri Cary Grant üzerine kurmuştum. Bir şekilde üzerimde kaldı ve elimden geldiğince o karakteri oynadım. Ama hayatımın bu döneminde Conrad'ı oynamak… Harika.
Helen Mirren: Pastanın üzerindeki kiraz gibi gerçekten. Hâlâ masada olmak. Senin içinde bunun olduğunu görmeleri de harika. O yanardağın orada olduğunu anlamışlar.
Pierce Brosnan: Conrad rolü için benim adımı kimin ortaya attığını bilmiyorum. Aynı şekilde ben de Maeve için Helen'ı önerdim.
Helen Mirren: Benim gibi tatlı, iyi kalpli bir insanı…
Pierce Brosnan: Küfürbaz, martini içen, zehirli bir kraliçe. İmparatoriçe! Aşkım, hayatım, o benim oksijenim... O olmadan ne yöne gideceğimi bilemezdim.
İkiniz de tiyatrodan geliyorsunuz ve MobLand'in teatral bir yanı da var. Bu karakterleri oynamanın en büyük keyiflerinden biri bu mu?
Helen Mirren: Bence MobLand'den aldığımız büyük keyiflerden biri teatral oluşu. İkimiz de tiyatrodan geliyoruz. Şimdi haftada sekiz oyun oynamak zorunda kalmadan tiyatro yapabiliyoruz.
Pierce Brosnan: Çarşamba matinesi de yok.
Helen Mirren: Büyük karakterleri, büyük bir teatral dünyada oynamanın keyfini yaşıyoruz.
Pierce Brosnan: Beş, altı, yedi sayfa uzunluğunda sahnelerimiz var.
Helen Mirren: Üstelik bir oyun yazarı tarafından yazılmış sahneler.
Pierce Brosnan: Aynen öyle. Bir de birlikte çalıştığımız harika oyuncu topluluğu var. Ealing Studios'tayız; İngiliz sinemasının, özellikle de Ealing komedilerinin en önemli merkezlerinden birinde. Sonra Cotswolds'a gidiyoruz, belki her hafta ya da iki haftada bir.
Helen Mirren: Yakında Meghan Markle ve Prens Harry de komşumuz olacak. Meghan, Harry, Maeve ve Conrad'ın birlikte bir kokteyl partisinde olduğunu düşünsenize!