30 Eylül 2022, Cuma
Haber Giriş: 26.08.2022 04:30 | Son Güncelleme: 29.08.2022 10:04

50 yıl sonra Ay’a dönüş

NASA 50 yıl aradan sonra pazartesi günü Ay’a insan götürebilecek ilk roketi ateşliyor. Ancak bu kez siyasi atmosfer de teknoloji de çok farklı
50 yıl sonra Ay’a dönüş

Richard Waters / Financial Times

NASA’nın devasa Space Launch System (SLS) roketinin pazartesi günü Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden havalanması planlanıyor. Roket 50 yıl sonra Ay’a insan götürebilecek kapasiteye sahip ilk araç. 

Ticari uzay endüstrisi için önemi daha da büyük olabilir: ABD uzay ajansı NASA için eski yöntemlerin sonu gelmiş, uzayda ticari ve uluslararası iş birliğinde yeni bir çağ başlamış gibi görünüyor. 

Apollo misyonlarını Ay’a götüren Saturn V roketlerinden daha güçlü olan, 30 katlı bina yüksekliğindeki SLS insanlığın uzaya dair büyük ihtirasının anıtı niteliğinde. 

Sürecin fırlatma rampasına ulaşması 11 yıl, yani Saturn V’ten neredeyse iki kat fazla sürdü ve bir NASA kontrolörüne göre 2025 itibarıyla Amerikan vatandaşlarına maliyeti 29.5 milyar doları bulacak. Misyon 93 milyar dolarlık Artemis programının merkezinde yer alıyor. Amaç 2025 itibarıyla insanları yeniden Ay’a götürmek ve bu yolculuğu Mars’a giden yolda bir nevi sıçrama tahtası olarak kullanmak. 

Bu teknolojinin miadı doldu mu?

Ancak SLS daha havalanmadan miadını doldurduğunu söyleyenler var. Jeff Bezos’un Blue Origin ve Elon Musk’ın SpaceX projelerinde yeniden kullanım özelliği var. NASA projesinde bu özellik olmadığı için roketlerin yapımının rakipleri tarafından geliştirilen ağır fırlatma sistemlerine kıyasla daha fazla süre ve maliyet gerektirmesi bekleniyor. 

NASA’nın planı uyarınca SLS yaklaşık iki yılda bir uçuş yapacak ve her uçuş 2.2 milyar dolara mal olacak. SLS’in üzerine yerleştirilecek Orion uzay aracının inşası için Lockheed Martin’e ayrıca 1 milyar dolar ödenecek. Diğer her bir Artemis misyonunun maliyeti 4.1 milyar doları buluyor. 

Amerikalı uzay analisti Laura Forczyk “yersiz maliyet ve düşük fırlatma sıklığı” sebebiyle ABD’nin uygun durumdaki daha ucuz alternatiflere dönebileceğini düşünüyor. SLS’i “muazzam bir başarı” olarak görse de ABD uzay keşif çalışmalarının “ana taşıyıcısı olmasını muhtemel görmediğini” ekliyor. 

NASA da aynı görüşe yaklaşıyor. Ana yüklenici Boeing ise gelecekteki SLS fırlatmalarının maliyetini azaltma yolları üzerinde çalıştığını söylüyor. Kurum denetçisi geçen sene insanlı uzay uçuşu programını uzun vadede sağlam bir temele oturtmak için SLS’ten daha ucuz ticari alternatiflere yönelmek zorunda kalacağını yazmıştı.

Maliyeti düşürmek için belli ölçüde yeniden kullanılabilir olan bir dizi ağır fırlatma roketi de aynı kapsamda yer alıyor. SpaceX’e ait Starship, Blue Origin’in New Glenn’i, ayrıca Boeing ve Lockheed Martin’in ortak girişimi olan United Launch Alliance tarafından geliştirilmekte olan Vulcan roketi gibi alternatiflerin hepsi ilk test uçuşlarını bekliyor. 

NASA ise SLS için dört misyon planladı; üçüncü misyonda Ay’a insan götürülecek. Roketin dört misyon sonunda bir daha havalanıp havalanmayacağı belirsiz. 

Obama-Trump farkı burada da var 

Artemis’in maliyeti ve yaşanan gecikmeler biraz da planı son haline getirme yolunda karşılaşılan siyasi tepkilerden kaynaklanıyor. Obama yönetimi Ay’a dönüşü amaçlayan Constellation programını rafa kaldırmış, aradan altı yılı aşkın süre geçtikten sonra mevcut yol haritası Trump döneminde belirlenmişti. 

1960’larda işler farklıydı. O zamanlar Ay’a insan gönderme yarışındaki ABD Saturn V roketlerini altı yıl içinde fırlatmıştı. 2016 yılında Ay’a dönüş planını hazırlayan NASA inceleme ekibi üzerinde çalışan Greg Autry SLS için “bir bakıma miadı dolmuş bir yaklaşımdı” diyor. Autry’ye göre Çin ve Rusya karşısında mevzi kaybettiği endişesine kapılan Kongre NASA’ya bir ağır fırlatma sistemi yapma talimatı vermiş, roketin nasıl kullanılacağına ise ancak ondan sonra karar verilmişti.

Devasa uzay projelerinin siyasi bir konu haline gelmesi maliyet artışını beraberinde getirdi; siyasetçiler ise işin belli kısımlarını kendi seçmenlerine yaptırma yarışına girdi. Autry’ye göre bu sürecin “kaçınılmaz bir parçası”.

Roket tasarımına dair önemli kararlar da aynı hesaplardan etkilendi. Alabama senatörü Richard Shelby gibi güçlü figürler kendi eyaletlerindeki mevcut programların yarattığı istihdamı koruma derdine düştü.

Tasarruf için roket parçalarını tekrar kullanıma uygun şekilde üretme çağrılarına karşın SLS’nin tasarımı daha gelenekçi bir plan izledi. Gerçi Space Shuttle programındaki parçaların yeni amaçlar için değiştirilmesini de içeriyordu; uzay mekiğinin motorlarını da kapsayan bu planın amacı teknolojik riskleri azaltmak ve tasarruf etmekti. Ancak plan geri tepti ve mühendislerin işe en baştan başlamak zorunda kalmasıyla maliyetler fırladı. 

SLS her şeyden önce NASA’nın kendi tarihinin büyük bölümündeki nasıl çalıştığının kanıtı. SLS kontrolün NASA’da olduğu, yüklenici maliyetlerinin NASA tarafından karşılandığı bir esnek maliyet anlaşması uyarınca üretildi. 

NASA yöneticisi Bill Nelson geçen mayıs ayında Kongre’ye yaptığı açıklamada bu gibi esnek maliyetli sözleşmeleri “eski usul” olarak tanımladı. Özel olarak SLS üzerine yorum yapmazken bu tarz anlaşmaların şirketleri ihaleyi kazanmak için daha düşük teklif vermeye teşvik ettiğini, neticede NASA’nın yüksek miktardaki fazla maliyeti karşılamaktan başka seçeneğinin kalmadığını söyledi. 

Aslında NASA alternatiflerin tadına bakmadı değil. Uygun roketi olmadığından ABD kargosunu ve astronotlarını Uluslararası Uzay İstasyonu’na götürmek için SpaceX ile sabit fiyatlı anlaşma yapıldı. SpaceX neticede ticari bir faaliyet yürüttüğünden masrafları düşük tutmak için ciddi bir sebebi var. Bir NASA yetkilisine göre SpaceX’e ait Falcon 9 roketinin geliştirme maliyeti 400 milyon doların altındaydı; NASA esnek maliyet sistemiyle aynı roketi yapmaya kalksa on kat fazla harcaması gerekecekti. 

Artemis programı gerçekten de devasa uzay projelerindeki eski tarz yönetimin son örneği olabilir ama bir yandan da uzay keşfinin geleceğine dair ipuçları sunuyor. Projedeki birçok öğe farklı sabit fiyatlı sözleşmelere tabi. Ay’a iniş aracının üretimi için SpaceX’e ödenecek komisyon da buna dahil. Blue Origin söz konusu anlaşmaya itiraz etti. NASA ise şimdi ikinci iniş aracı için sözleşme yapmaya hazırlanıyor. 

Artemis’in sabit fiyatlı anlaşmalara tabi kısımları arasında ekipmanı Ay yüzeyine çıkaracak ekipman için özel şirketlerle yapılan bir dizi sözleşme ve Ay “geçidi” siparişi yer alıyor. Ay yörüngesine oturacak bu araç iniş için ara istasyon vazifesi görecek. 

Bu tarz projeler özel sektör ile kamu arasında yeni ortaklık biçimlerini getiriyor. Autry’ye göre bu anlaşmalar ticari uzay endüstrisi için sağlam temeller atabilir. “NASA hızla değişiyor. NASA bir nakliye şirketi veya düzenleyici kurum değil. Bilim ve araştırma kurumu” diyor. 

Artemis’in Amerikan uzay çalışmalarında yeni bir yönü gösterdiğine dair bir işaret daha var. Orion uzay mekiği için yedek sistemleri temin edecek modülü yapan Avrupa Uzay Ajansı da dahil olmak üzere, mevcut proje bir dizi uluslararası uzay kurumunun desteğiyle gerçekleştiriliyor. 

Forczyk’e göre uluslararası katılım Artemis’in arkasındaki jeopolitik motivasyonların Soğuk Savaş döneminde Apollo’nun Ay’a inişine yol açan uzay yarışından çok farklı olduğunu gösteriyor. Forczyk ABD’nin uzun vadeli uzay keşfi için geniş bir ittifak oluşturmaya çalıştığını, bir yandan da Çin ve Rusya’nın uzaydaki hedeflerine karşı koymak için koalisyon kurma peşinde olduğunu ifade ediyor.

©️ The Financial Times Limited