10 Aralık 2022, Cumartesi
Haber Giriş: 21.11.2022 13:37 | Son Güncelleme: 22.11.2022 09:43

Financial Times Londra konseri öncesi yazdı: Zülfü Livaneli'nin durmaya niyeti yok

Financial Times 24 Kasım’da Londra’daki Royal Albert Hall’daki konseri önceki Zülfü Livaneli ile ile müzik ve siyaset üzerine konuştu. Köklü İngilgiz gazetesi bugüne kadar 40 albüm yapan, 20 kitap yazan 76 yaşındaki besteci, yazar ve aktivistin durmaya niyeti olmadığına dikkat çekti
Financial Times Londra konseri öncesi yazdı: Zülfü Livaneli'nin durmaya niyeti yok

Ayla Jean Yackley / The Financial Times

Türk müzisyen, yazar ve siyasi aktivist Zülfü Livaneli geçtiğimiz günlerde Son Ada’nın tiyatro uyarlamasını izlerken yanına 25 yaşında Azerbaycanlı bir hayranı gelmiş. Genç kadın eserde anlatılan distopyanın 2020 yılında ülkesinin Ermenistan’la savaşa girmesinden bu yana hissettiği yabancılaşmaya ses verdiğini söylemiş: “Diktatörlük veya savaş altında yaşayan herkes için yazıyorsunuz.”

76 yaşındaki Livaneli Türkiye kültür dünyasının en önde gelen figürlerinden. İstanbul’daki buluşmamızda bu kadar çok genç hayranı olmasına şaşırdığını söylüyor. Ancak kendisine gösterilen ilgi nasıl ki sınırların ve nesillerin ötesine geçiyorsa kendi ilgisi de tek bir sanat dalıyla sınırlı değil. 20 civarı çoksatan kitabın yazarı olan Livaneli aynı zamanda senaryolar yazdı, filmler yönetti, müziklerini besteledi. İlk oyunu Duvar geçen ay İstanbul’da galasını yaptı. Bugüne kadar 39 albüm çıkardı ve solun marşı haline gelen Yiğidim Aslanım’ı sahnede Joan Baez ve U2 ile birlikte söyledi.

Şiir 1963’te Moskova’da sürgünde ölen, Türkiye’nin büyük şairi Nazım Hikmet için yazılmıştı. Livaneli 24 Kasım’da Londra’daki Royal Albert Hall’da bu şarkıyı da seslendirecek. On iki şarkılık programda üç opera solisti ve Kraliyet Filarmoni Konser Orkestrası da kendisine eşlik edecek. Livaneli hala konserlerinde şarkı söylemenin yanı sıra “Türkiye’nin siyasi tarihinin son 50 yılını anlattığını” söylediği bestelerin hikayesini de anlatıyor. “Şarkılarımı söylemekten ziyade dinlemeyi tercih ediyorum” diyor.

En kalabalık konserlerden birine imza attı

Bu şarkılar Livaneli’yi ülkesinin her yerinde tanınan bir isim haline getirdi. 1971 yılında Türkiye’deki askeri darbenin ardından tutuklandıktan ve yurtdışına kaçtıktan sonra protest tarzdaki ilk albümünü yaptı. Yirmi beş yıl sonra başkent Ankara’da ülke tarihinin en kalabalık konserinde yarım milyon kişinin önünde sahneye çıktı.

"Milliyetçi düşmanlığa karşı bir meydan okumaydı"

Merhum Yunan besteci Mikis Theodorakis ve şarkıcı Maria Farantouri ile ortak performansları Akdeniz’in iki yakasındaki komşuları bugün bile etkileyen milliyetçi düşmanlığa karşı bir meydan okumaydı. 1990’larda Kürtçe şarkı söylediği için Türk pop yıldızları tarafından şeytanlaştırılan Ahmet Kaya ile birlikte televizyona çıktı.

Romanları 37 dile çevrildi

Livaneli Fransız şair Paul Éluard ve 1948 yılında öldürülen Türk yazar Sabahattin Ali gibi tarihi kişiliklerin eserlerini besteliyor ve yöntemini bir zamanlar Anadolu’da dolaşan halk ozanlarına benzetiyor. “Müzik duyguları taşır. Dile dair ritim duyguma da karşılık geliyor. Ama hikayenin tamamını anlatmak için roman yazıyorum” diyor. Romanları 2011’den bu yana 6 milyondan fazla sattı ve 37 dile çevrildi.

Türkiye dışındakiler de kısa süre sonra Livaneli’yle daha yakından tanışma fırsatı bulacak. Netflix için hayatını anlatan bir belgesel çekiliyor; ayrıca 2011 tarihli Serenad romanından uyarlanan bir dizi projesi var. Kitapta II. Dünya Savaşı sırasında İstanbul açıklarındayken saldırıya uğrayan, içinde Yahudi mültecilerin olduğu Struma gemisi anlatılıyor.

Bugün Ege Denizi’nde yaşanan mülteci krizini konu aldığı Balıkçı ve Oğlu’nun İngilizce çevirisi New York merkezli Other Press yayınevi tarafından 2023 yılında yayınlanacak. IŞİD’in açtığı yaraları anlatan Huzursuzluk ise geçen yıl New York Times ve The New Yorker tarafından ödüle layık görülmüştü.

Siyasi ifade özgürlüğünün kısıtlı olduğu Türkiye’de Livaneli kitap dünyasının büyük ölçüde geçiş hakkı bulmasının sebebini 20 yıldır ülkeyi baskıcı bir rejimle yöneten Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot gibi gazeteler ve sosyal medyadaki hakikatleri” dayatmakla meşgul olmasına bağlıyor. “Ama insanların düşüncelerini asla bütünüyle susturamazsınız.”

Kaplanın Sırtında siyasi fay hattına dokunuyor

Son romanı Kaplanın Sırtında, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları ve Sultan II. Abdülhamid etrafında dönüyor ancak burada da siyasi fay hatlarına dokunuyor. Seküler okurlar Livaneli’yi otokratik eğilimlerinden dolayı hiç sevmedikleri sultanın insani yönünü gösterip yumuşatmakla eleştirirken Abdülhamid’i gerçek bir iktidara sahip son halife olarak gören dini elitler ise solculuğuyla tanınan birinin kaleme aldığı kitaba yüz çeviriyor.

"Uykusuzluğun faydası"

Tüm bunlar için nasıl vakit bulduğunu sorduğumda gülerek “Uykusuzluğun faydası” diyor. “Bahçemde tavuklarla oturup zeytinyağı sıkarak da mutlu olurdum ama sorumluluklarım var. Bir yazarın söyledikleri kadar söylemediklerinden de sorumlu olduğunun farkındayım.”

Erdoğan’a karşı belediye başkanlığını kaybetti

Mutsuz geçen siyaset serüvenini de aynı sorumluluk duygusuna bağlıyor. 1994’te Erdoğan’a karşı İstanbul belediye başkanlığı yarışını kaybetmişti. Birkaç yıl sonra muhalefetin milletvekili olarak meclise girdi ancak verdiği önergelerden sonuç alamadı. Bunlardan biri de “Türklüğe hakaret” gerekçesiyle aydınları kovuşturmak için kullanılan ceza kanununun 301. Maddesiydi. Hayal kırıklığına uğradığı için tek dönemin ardından 2007 yılında Meclis'ten ayrıldı.

“En yeteneksiz olduğum alan siyaset”

Ününü başka davalar için de kullandı. Açlık grevi yapanlar ile hükümet arasında arabuluculuk görevi üstlendi; İstanbul yakınındaki bir cezaevinde tutuklu gazeteciler için nöbet tuttu. Yirmi yıl sürdürdüğü UNESCO iyi niyet elçiliğinden ise 2016 yılında ayrıldı. Sebebi Kürt militanlarla çatışmalar sırasında Dünya Mirası kapsamındaki bir alanın Türk ordusu tarafından yıkımına UNESCO’dan ses çıkmamasıydı.

Livaneli, “En yeteneksiz olduğum alan siyaset” diyor. Ortaokulda Nazım Hikmet’in yasaklanan şiir kitaplarından biriyle karşılaştığından beri amacı yazar olmaktı. Hakim olan babası tarafından Ankara’da Batı’ya dönük müfredata sahip bir okulda okudu; burada Trollope, Dickens ve Dostoyevski ile tanıştı. Babası oğlunu Kuran kursuna da göndermiş, hatta eline bir de saz vermişti.

1970’lerin başında Türkiye tarihindeki dört darbenin ikincisi sırasında Livaneli Ankara’da yayınevi işletiyordu. Hapse atılan binlerce solcudan biriydi ve işkenceye uğradığını söylüyor. Serbest kalınca İsveç’e kaçtı. Orada 1972’de öldürülen üç yoldaşına ağıt niteliğindeki ilk albümünü kaydetti. Chants Révolutionnaires Turcs (Türk Devrim Şarkıları) çok popüler olsa da bugün Türkiye’de hala yasaklı.

"Türkiye sürekli alacakaranlık içinde"

1984’te ülkesine döndü. “Sanatımın, dilimin, müziğimin köklerini, hitap ettiklerimi” özledim diyordu. Şili, İspanya ve Yunanistan’daki askeri rejimlerin yerinden ettiği kaçaklar da “karanlık kalkıp demokrasi gelince” yurduna dönmüştü. Ama Livaneli “Türkiye sürekli alacakaranlık içinde bir ülke” diyor.

İsyan türkülerinden oluşan ilk albümü tek seferlik bir projeydi ve Livaneli hala müziğinin anlam ifade etmeyeceği günü bekliyor. “Bu türküleri söylemeye gerek kalmayacak bir Türkiye’nin özlemi içindeyim” diyor.

24 Kasım, Royal Albert Hall.

©️ The Financial Times Limited