06 Temmuz 2022, Çarşamba
Haber Giriş: 26.11.2021 04:30 | Son Güncelleme: 23.02.2022 17:30

Liranın hızlı düşüşü sonrası yatırımcı nereye yönelecek?

Financial Times liranın dolar ve diğer güçlü para birimleri karşısındaki rekor değer kaybının ardından gelişmekte olan ekonomilerin karşı karşıya olduğu üç ortak riski analiz etti: Doların gücü, Covid ve popülist politikalar
Liranın hızlı düşüşü sonrası yatırımcı nereye yönelecek?
Editör Editör
Paul McNamara
Küresel büyümenin Covid-19 şokları sonrası toparlandığı düşünülünce, 2021 yılının gelişmekte olan piyasaların para birimleri ve tahvilleri için kağıt üzerinde müthiş bir yıl olması gerekirdi. Ancak Türk Lirası’nın bu yılki endişe verici çöküşü, yükselen piyasalarda işlerin bazen ne kadar kötü gidebileceğinin kanıtı.  Gelişmekte olan piyasaların güçlü olabilmek için yerine getirmesi gereken birkaç şart var: İhracatta güçlü büyüme, büyük gelişmiş ekonomilerde enflasyonla uyumlu para politikası, döviz rezervini artırmak ve güçlü emtia fiyatları. Ancak JPMorgan’ın yükselen piyasa para birimleri endeksinde bu yıl yüzde 9 gerileme var; getiriler ise artmış durumda. Bu durum kısmen söz konusu mali piyasalardaki “kural tanımazlık” etkisinin geri dönüşünden kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, genel geçer ekonomik doğrulardan sapan veya çok fazla borç alan ülkeler, bunun bedelini para birimlerindeki zayıflamayla ve daha yüksek tahvil getirisiyle ödüyor. Büyük ve gelişmiş ekonomilerde bu kuvvetler hala sakin görünürken, gelişmekte olan piyasalarda durum farklı. Türkiye bunun en belirgin örneklerden biri. Yeni faiz indirimi sonrası lira iki haftada yüzde 20 değer kaybederken Ankara’nın ekonomi yönetimine dair kaygılar arttı.  Türkiye’nin ekonomik temelleri yıllardır olmadığı kadar iyi ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz oranlarını indirme ısrarı lirayı baskı altına alıyor. 2019 yılının Temmuz ayında Erdoğan Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden almış ama liranın değeri ertesi ay ve hatta yıl sonuna kadar aşağı yukarı aynı kalmıştı. Erdoğan bu yıl Mart ayında aynı yönteme başvurarak Naci Ağbal’ı görevden alınca, Türk lirası bir günde yüzde 15 değer kaybetti. Sonrasında bir toparlanma görülse de o bocalamaya devam ediyor. Ancak geçen hafta gelen ve Eylül’den bu yana üçüncü kez yapılan faiz indirimi lirada serbest düşüşe yol açtı ve 1 dolar 13 lirayı buldu (Ağbal’ın görevde olduğu son gün 1 dolar 7.2 liraydı). Türk Lirası en kötü gününü ise Erdoğan’ın alışılmadık yöntemlerine bağlı kalacağını yinelemesi ve yüksek faizin enflasyona yol açtığını söylemesi üzerine yaşadı.  Türkiye’de yaşananlar uç bir örnek gibi görünebilir ancak Brezilya’dan Güney Afrika’ya kadar birçok piyasada yatırımcılar isyanda. Gelişmekte olan piyasaları aşağı çeken üç faktör var. Birincisi, doların gücü. Amerikan doları ne zaman güçlense gelişen piyasalar bocalamıştır. Çünkü güçlü dolar dış borcu çevirmeyi zorlaştırıyor ve yatırımın dışarıya akmasını tetikleyebiliyor.  İkincisi, Covid. Gelişmiş ekonomilerde aşı dağıtımı yapıldı ve bitti; önce bir mutluluk ardından hayal kırıklığı ortaya çıktı. Gelişmekte olan piyasalar ise doğrudan hayal kırıklığı yaşıyor. Aşının yoksul ülkelere ulaşması zaman alıyor. Temin edildiğinde bile aşılama oranları düşük kalıyor.  Üçüncüsü ve muhtemelen en çetini ise gelişmekte olan piyasaların mali harcamalar konusunda umursamaz bir yaklaşım benimseyen popülist ve bazen öngörülemeyen hükümetler yüzünden bedel ödüyor olması.  Büyük gelişmiş ekonomilerin aksine bu ülkelerde para politikası esnekliği çok düşük. Gelişmekte olan piyasaların sakinleri, tasarruflarını dövize hatta off-shore piyasalara taşımaya çok daha yatkın; bu da hem tahvil fiyatlarının hem de döviz oranlarının yeniden fiyatlandırılmasına yol açıyor.

Brezilya ve Güney Afrika

Türkiye örneği bir yana, gelişmekte olan piyasalardaki uzun vadeli tahvil getirileri mali sürdürülebilirlik konusunda şüphe uyandırıyor. Brezilya’da politika faizi yüzde 7.75 oranında ancak 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 12. Güney Afrika’da faiz yüzde 3.75 iken aynı getiri yüzde 10. Güney Afrika’da tahviller Covid sonrası kayıpları tersine çevirmekte zorlanırken Brezilyalı yatırımcılar ülkenin periyodik faiz artışı dönemlerinden birine girmekte olduğunu düşünüyor. Bu ülkeler sermaye kaçışını durdurmak adına ya birkaç yıllığına yüksek kredi riskine ya da uzun vadeli yüksek faiz oranlarına yöneliyor. Birçok maliye bakanını kıskançlıktan çatlatacak bir bilançoya sahip olan Rusya bile 10 yıl borçlanmak için neredeyse yüzde 9 faiz ödüyor. Bu oranlar G20 getirilerinin hala tarihin en düşük seviyesinde seyrettiği bir dünyada anormal görünüyor. Teknoloji hisseleri veya dolandırıcılığa yatkın kripto paralar için astronomik bedeller ödemekten çekinmeyen yatırımcılar, iş yoksul ülkelere gelince aniden makul ve temkinli bir hale bürünüyor. Şüphe, gelişmekte olan piyasaların çoğu zaman aleyhine işliyor.

Yatırımcılar yol arıyor

Covid’in başlangıcından bu yana durum hep aynı kalmadı. Salgının başlangıç döneminde gelişmekte olan piyasalar da geri kalan her şeyle birlikte bulurken, geçen yılın sonuna doğru gelen güçlü toparlanma 2020’nin dördüncü çeyreğinde JPMorgan’ın yerel para birimi cinsinden gelişmekte olan piyasa borcu endeksinde yüzde 9.6’lık bir getiri sağladı ve bu yıla girerken endeks tarihinin en yüksek seviyesine çıktı. Yatırımcılar için şu anda tercih edilecek yol belli gibi görünüyor: Gelişmekte olan piyasalardaki varlıklar ucuz ancak bunlara yapılan yatırımlar çoğunlukla dolar dışı para birimleriyle finanse ediliyor; dolayısıyla sorumluluk sahibi hükümetlere sahip ülkelerden şaşmamak daha iyi. ©️ The Financial Times