05 Temmuz 2022, Salı
Haber Giriş: 22.10.2021 04:30 | Son Güncelleme: 23.02.2022 17:30

NATO: Çin her yerde peşimizde

Financial Times Genel Yayın Yönetmeni Roula Khalaf ve Brüksel Şefi Henry Foy, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile paktın önceliklerini konuştu. “NATO’ya hala ihtiyaç var mı?” gibi cesur soruları yanıtlayan Stoltenberg, Çin’in yükselişine dikkat çekti
NATO: Çin her yerde peşimizde
Editör Editör
Roula Khalaf
ABD ekonomi ve güvenlik açısından Çin’e odaklanmış durumda ve diğer ülkeleri fazla dikkate almıyormuş gibi görünüyor. NATO’nun buradaki duruşu ne?  Aslında Çin’in yükselişi NATO’yu ABD de dahil olmak üzere herkes için daha gerekli ve önemli kılıyor. Amerikalı Kongre üyeleriyle ve siyasetçilerle defalarca görüştüm. Genelde verdikleri mesaj, Çin’in yükselişinden kaygı duydukları yönünde ama ardından dost ve müttefiklere sahip olmanın ABD’ye büyük avantaj sağladığını fark ediyorlar.  ABD’nin NATO’daki varlığının sebebi Avrupa’nın gözüne hoş görünmek değil. Kuzey Amerika ile bir arada olmak Avrupa’nın çıkarına; aynı şekilde, NATO’da olmak da ABD’nin çıkarına.  Çin en büyük sorunlardan biri veya birincisi haline gelecek mi? Bu türden sıralamalara ve rakip görme tavrına tamamen karşıyım. Dahası, bir sonraki krizi tahmin etme konusunda geçmişte çok başarısız olduk; şimdi isabetli bir tahmin yapacağımızı nasıl söyleyebiliriz?  Öngörülemeyen durumlara hazırlıklı olmalıyız ama öngörülemeyeni görmeye çalışmanın çok zorlu bir görev olduğu kanaatindeyim. Neredeyse hiç kimse Berlin Duvarı’nın yıkılacağını, 11 Eylül’ü veya Kırım’ın ilhakını öngöremedi.  Öngörülebilecek şey şu: Çin’in yükselişi güvenliğimizi etkileyecek. Hatta etkilemeye başladı bile.  NATO, güvenliğimiz için Çin’in öneminin bilincine varma konusunda çok yol kat etti. Çin’i düşman veya rakip olarak görmüyoruz. Çin’le yakın ilişki kurmanın gerekliliğine yürekten inanıyoruz. Çin’in yükselişi milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmada önemli bir etken oldu. İklim değişikliği ve silahlanma kontrolü gibi hususlarda Çin’le yakın ilişki içinde olmalıyız. Öte yandan Çin şu anda dünyanın en büyük ikinci savunma bütçesine sahip. Dünyanın en büyük donanması Çin’de. Kısa süre içinde dünyanın en büyük ekonomisi olacaklar. Komşularını baskı altına alıyorlar. Güney Çin Denizi’nde nasıl davrandıklarını, istedikleri gibi davranmayan ülkeleri bilfiil sindirdiklerini görüyoruz.  Fırsatlara ve zorluklara bakarken doğru dengeyi bulmamız ve her ikisine de hazırlıklı olmamız gerekiyor. 

NATO ülkelerindeki Çin yatırımları

NATO bu sürece nasıl bir katkı sunabilir? NATO bir Kuzey Amerika ve Avrupa ittifakı ancak bölge terör ve siber saldırılar gibi küresel sorunlarla karşı karşıya. Çin’in yükselişi de küresel sorunlardan biri.  Bu yüzden müşterek savunmamızı güçlendirmek aynı zamanda Çin’in yükselişiyle de ilgilenmek anlamına geliyor. Örneğin şimdi teknolojiyi NATO için önemli hale getirirsek, karşımıza çıkan hemen her zorlukla mücadele edebiliriz. Çin’in yeni yıkıcı teknolojilere yaptığı büyük yatırımlar da buna dahil… NATO dışarıdan içeriye yöneldiği kökten bir değişim içinde. NATO’yu güçlendirmeye yönelik bu değişimin bir parçası da bölge dışındaki muharebe harekatlarından ziyade içeride güvenliği tesis etmek.  Teknolojiden zaten bahsetmiştim. Çin, örneğin Afrika’da bize yaklaşıyor. Çin’i Kuzey Kutbu’nda görüyoruz. Siber uzayda görüyoruz. Çin’in NATO ülkelerindeki kritik altyapılara büyük yatırımlar yaptığını görüyoruz. NATO müttefiki ülkelere ulaşabilen, menzili giderek uzayan silahlara sahip oldukları biliniyor… Uzun menzilli kıtalararası balistik füzeler için çok sayıda yeraltı füze rampası inşa ediyorlar. Yani neticede Çin, Rusya, Asya-Pasifik veya Avrupa arasında bu kadar net ayrımlar yapmak yerine, önümüzde tek bir büyük güvenlik ortamı olduğunu ve buna hep beraber müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Hazırlıklı olma, teknoloji, siber uzay, direnç konularında tüm bölgeler için ne yaptığımız önemli.  NATO’nun varoluş krizi içinde olduğu veya – bazılarının tabiriyle – beyin ölümünün gerçekleştiği şeklindeki yorumları duymak sizi hayal kırıklığına uğratıyor olmalı. Bugün NATO’nun nasıl bir anlamı ve önemi var?  Amacımız tüm müttefikleri korumak; NATO gibi güçlü uluslararası kurumlara sahip olmak belirsizlik dönemlerinde daha da önem kazanıyor. 70 yılı aşkın süredir NATO’nun ana mesajı ve ana politikası, “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” oldu. Ama NATO başarısını dünya değişirken kendisini değiştirebilmesine borçlu.  Tarihin en başarılı ittifakı olmamızın iki sebebi var. Bir arada durma ve değişme becerimiz. 40 yıl boyunca tek bir görevimiz vardı ve bu da Sovyetler Birliği’ne yönelik caydırıcılıktı. Ben Soğuk Savaş döneminde büyüdüm ve Norveç, Sovyetler Birliği’nin sınır komşusuydu; sınırlar çok netti.  Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte NATO’nun ya görevini ya da bölgeyi terk etmesi gerektiğini söylendi. Biz de bölgeden çıktık. NATO Balkanlardaki iki etnik savaşın, Bosna-Hersek ve Kosova’daki savaşların sona erdirilmesine yardım etti. 1990’ların ortasına geldik ve daha önce hiç yapmadığımız bir şey yaptık. NATO ilk kurşununu Balkanlarda attı.  Sonra NATO’yu temelden değiştirdik. En yakın komşularımızın istikrara kavuşmasına ve iki etnik savaşın sona ermesine yardım ettik. 11 Eylül saldırıları NATO’yu bir kez daha tamamen değiştirdi. O zamandan beri terörizmle mücadelenin ön saflarındayız. IŞİD’i mağlup ettik. Şimdi yine değişim içindeyiz.  Ne yönde bir değişim? NATO bölgesi dışındaki faaliyetlerimizi azaltıyor ve kapsamını küçültüyoruz. Kendi bölgemizdeki faaliyetlerin ölçeğini ciddi oranda büyütüyoruz. 2014’ten bu yana, Soğuk Savaş’ın sonundan beri görülmüş en büyük müşterek savunma takviyesini sağladık.  Yıllardır ilk kez bütün müttefikler savunma yatırımlarını artırdı. Unutmayalım ki 2014’e kadar tüm müttefikler savunma harcamalarını azaltıyordu. Şimdi, üst üste yedi yıldır müttefiklerin savunma harcamalarında artış görülüyor. Bu durum müşterek savunmamıza büyük katkı yapıyor. NATO mukabele kuvvetlerini üç kat büyüttük.  Tarihimizde ilk kez ittifakın doğu kesiminde yer alan Baltık ülkelerinde ve Polonya’da harbe hazır birliklerimiz var. Teknolojiye yatırım yapıyoruz. Komuta yapımızı değiştiriyoruz. Hava, deniz, kara ve uzayın yanı sıra siber uzayı da askeri bir alan olarak belirledik.  Müşterek savunma çok sayıda tehdide ve engele cevap niteliğinde. Çünkü sadece Rusya’ya, sadece Çin’e veya başka bir yere bakmak doğru bir fikir değil. Her şeyden önce, Çin ile Rusya yakın bir iş birliği içinde. İkincisi, müşterek savunmamızı güçlendirip teknoloji geliştirdikçe, aslında bu iki ülkeyle ilgili de bir şey yapmış oluyoruz.  

Afganistan zor karardı

NATO olarak Afganistan’dan çekilme sürecinden ne gibi dersler çıkardınız? NATO’da bir “alınan dersler süreci” başlattık. Açık ve dürüst olmamız gerekiyordu ve süreç hakkında peşin hüküm vermeyeceğim… Elbette derslerden biri şu: Bir askeri harekatı başlatmak, bitirmekten daha kolay. Bu yüzden askeri güç kullanma eşiğiniz daima yüksek olmalı.  Esas görevimiz terörle mücadeleydi ve 20 yıldır Afganistan’dan organize edilen hiçbir terör saldırısı yaşanmamasını sağladık. El-Kaide’yi çökerttik. Afganistan’ın tekrar uluslararası teröristler için güvenli liman haline gelmesini önlemek için hep tetikte olacağız.  ABD’nin çekilme kararı ve zamanlaması konusunda aynı fikirde olmasanız bile Amerika’ya engel olma gücünüz yoktu. Bu durumdan çıkarılması gereken dersler yok mu? Afganistan’daki askeri misyonumuzu bitirme kararı için yakın istişarelerde bulunduk. Elbette farklı görüşler vardı; ama hepimiz çok zorlu bir ikilemle karşı karşıya olduğumuzun farkındaydık: Ya ülkeden ayrılacak ve Taliban’ın geri dönmesi riskini alacaktık – hepimiz bu riskin farkındaydık – ya da kalacak ve sonu belirsiz bir askeri misyonda daha fazla can kaybını göze alacaktık.  Avrupalılar kalmak mı istiyordu? Doğrusunu söylemek gerekirse bence hepimiz iki seçeneğin de taşıdığı risklerin farkındaydık ama ABD –müttefiklerle istişareden sonra – Afganistan’daki varlığını sona erdirmeye karar verince, Avrupalı müttefiklerin de aynı kanaate varacağı belliydi. Biz oraya 5. madde uyarınca ABD’yi korumaya gitmiştik ve onlar ülkeden ayrılmıştı.

Pentagon’da itiraf gibi istifa

ABD Savunma Bakanlığı’nın yazılım geliştirme sorumlusu Nicolas Chaillan’ın 2 Eylül’de istifa ettikten sonra yaptığı açıklamalar, Amerika’nın rakibi karşısında kaybettiği zemini gözler önüne serdi.  Chaillan, Financial Times’a “Çin’e karşı önümüzdeki 15-20 yıl içinde rekabet şansımız yok. Şu an bu bitmiş bir iş. Bana göre çoktan bitti” diye konuştu. 

‘Çin süper füze denedi’ iddiası 

Financial Times, geçtiğimiz hafta beş kaynağa dayandırdığı haberinde Çin’in ABD savunma sistemlerini aşma kapasitesine sahip hipersonik, yani sesten hızlı bir nükleer başlıklı füze denediğini yazdı. Kaynaklar, dünya yörüngesinde uçan ve hedefine yönelmeden önce dünyanın çevresini dolaşan sesten hızlı aracı taşıyan bir roket fırlattığını söyledi. Üç istihbarat kaynağının füzenin hedefi 38 kilometre kadar ıskaladığını yazan FT, sesten beş kat hızlı hareket eden füzelerin aslen yaklaşan balistik füzeleri durdurmak amacıyla tasarlandığını yazdı. Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD’li yetkilileri tedirgin eden haberi yalanlayarak bir uzay aracının yeniden kullanılabilir olduğunu test ettiklerini söyledi.

Küçük ülkelere 385 milyar dolarlık borç kemendi

Çin’in Kuşak-Yol Projesi, onlarca alt ve orta gelirli ülkenin sırtına 385 milyar dolara varan “gizli borç” yüklediği ortaya çıktı. AidData laboratuvarı raporuna göre 2017’ye kadar 18 yıl boyunca 165 ülkede gerçekleştirilen ve değeri 843 milyar doları aşan 13 bin yardım projesi ve borçla finanse edilen diğer projeler, küçük ülkeleri Çin’e bağımlı hale getirdi.  AidData ekibi direktörü Brad Parks, Financial Times’a yaptığı açıklamada, “385 milyar rakamını ilk gördüğümüzde gerçekten nefesim kesildi” diye konuştu.  ©️ The Financial Times