Moda dünyası, yeni sezonun yönünü görmek için geleneksel olarak New York, Londra, Milano ve Paris’i bekler. Ancak 2027 ilkbahar-yaz sezonunun ilk güçlü işaretleri bu dört şehirden haftalar önce, ağustos başında Kopenhag’da ortaya çıktı.
3–7 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen Kopenhag Moda Haftası, yirminci yılında 34 moda şovuna ev sahipliği yaptı. Aynı günlerde şehrin Bella Center’ında düzenlenen Copenhagen International Fashion Fair, kısa adıyla CIFF, binden fazla markayı uluslararası alıcılar, editörler ve sektör profesyonelleriyle buluşturdu.
Böylece Kopenhag tasarımcıların gelecek sezon için yarattıkları ile mağazaların satış beklentilerini aynı şehirde bir araya getirdi.
Kopenhag podyumlarında neler öne çıktı?
2027 ilkbahar-yaz koleksiyonlarında romantik ayrıntılar, sportif parçalar ve alışılmadık aksesuarlar yan yana geldi. Başörtüsü gibi bağlanan desenli eşarplar, büyük broşlar ve kurbağa düğmeler sade görünümlere hareket kattı. Topuklu parmak arası sandaletler ise gündelik ve işlevsel bir ayakkabıyı daha iddialı bir forma taşıdı.
Renklerde açık mavi, turkuaz ve yosun yeşili öne çıktı. MKDT’nin uçuşan organzalarında, OpéraSport ve Stine Goya’nın elbiselerinde, Baum und Pferdgarten’ın takımlarında görülen mavi tonları sezonun ferah tarafını temsil etti. Bu sakin renk paleti; puantiyeler, payetler ve belirgin desenlerle dengelendi.
Silüetlerde birkaç sezondur etkisini sürdüren kontrollü minimalizmin yerini daha hacimli ve hareketli tasarımlar aldı. Collina Strada, Stine Goya ve Institution’da bulutu andıran hafif elbiseler görülürken Anne Sofie Madsen, bol pantolon ve tişörtlerin üzerine parlak şifon katmanlar ekledi.
Korse, dantel, fırfır ve iç giyimden esinlenen parçalar da romantik görünümün geri dönüşüne işaret etti.
Bu eğilimler podyumla sınırlı kalmadı. OpéraSport defilesinde görülen eşarplar ile sokak stilinde kullanılan saç bantları, broşlar ve sıra dışı terlikler kısa sürede editörlerin ve alıcıların görünümlerine taşındı.
Asıl dikkat çekici olan da buydu. Trend podyumdan sokağa aylar süren bir yolculuk yapmadı. Aynı hafta içinde podyum, fuar ve sokak arasında dolaştı.
Kopenhag’ın farkı erken davranması mı?
Aslında evet, Kopenhag’ın 2027 modasına dair ilk sinyalleri vermesinde takvimin payı büyük. Şehir, dört büyük moda haftasından önce koleksiyonlarını gösteriyor. Böylece trendleri ilk ‘seslendiren’ şehir oluyor.
Fakat mesele yalnızca erken davranması değil.
CIFF’i ziyaret eden alıcılar, burada gördükleri ürünler için gerçek sipariş kararları veriyor. Dolayısıyla şehirde ‘dolaşıma giren’ bir fikir yalnızca sosyal medyada dikkat çeken bir görüntü olarak kalmıyor; birkaç ay sonra mağazalarda karşımıza çıkacak ürünlere dönüşüyor.
Kopenhag, küçük ölçekli, daha erişilebilir ve keşfe daha fazla alan bırakan bir moda ekosistemi sunuyor. Paris'in devasa lüks endüstrisiyle yarışmak yerine, Paris'te gözden kaçabilecek genç markaları öne çıkarıyor.
Şehirde artık yalnızca İskandinav markaları sergilenmiyor
Kopenhag’ın merkez olma arzusunu gösteren en belirgin gelişmelerden biri, bu sezon başlatılan Uluslararası Konuk Programı oldu. Programın ilk konuğu, Hillary Taymour tarafından kurulan New York merkezli Collina Strada’ydı.
Programda ayrıca Lagos Moda Haftası’yla bağlantılı Iamisigo ve Milano merkezli Institution gibi farklı moda çevrelerinden isimler de yer aldı.
Taht el değiştirir mi?
Bu çok radikal bir soru elbette. Ve yakın bir zamanda mümkün gibi görünmüyor. Çünkü Kopenhag her ne kadar çerçevesini ve etki gücünü büyütse de hikâyenin tersine akan bir tarafı da var.
Ganni ve Cecilie Bahnsen gibi Kopenhag’ın uluslararası tanınırlık kazanmasına yardımcı olan güçlü markalar bile hâlâ Paris’e yöneliyor. Bu da modanın en büyük görünürlük ve prestij merkezinin hâlâ değişmediğinin kanıtı niteliğinde.
Kopenhag yeteneklerin keşfedilmesini sağlayan bir merkez olsa da o yeteneklerin küresel ölçekte büyümek için hâlâ Paris’e ihtiyaç duyduğu da bir gerçek.
Şehrin yadsınamaz güçlü etkisi
Kopenhag’ın yükselişinde koleksiyonların yanında şehrin kendisi de rol oynuyor. Defilelerin parklara, müzelere, liman çevresine ve sokaklara yayılması; podyum ile gündelik hayat arasındaki mesafeyi azaltıyor. Moda haftasının sokak stili, zaman zaman defilelerin önüne geçecek kadar yoğun ilgi görüyor. Hatta geçtiğimiz yıl, podyumundan çok sokak stili konuşulmuştu.
Bu yapı, farklı ülkelerden gelen tasarımcıları ve birbirinden uzak estetik anlayışları ortak bir şehir deneyimi içinde buluşturuyor. Podyumda gösterilen bir fikir, defile çıkışında davetlilerin görünümlerinde yeniden yorumlanıyor; ardından uluslararası basın ve sosyal medya aracılığıyla hızla dolaşıma giriyor. Böylece Kopenhag, tek bir stil dayatmak yerine farklı fikirlerin karşılaştığı ve görünürlük kazandığı bir moda sahnesi kuruyor.
‘Paris’ten önceki durak’
Danimarka’nın başkenti, Paris’in yerine geçmekten çok Paris’e ulaşmadan önce bakılması gereken yer hâline geliyor. Genç tasarımcıların, daha küçük markaların ve ticari karşılığı henüz kesinleşmemiş fikirlerin test edildiği bir tür erken uyarı sistemi.
2027 ilkbahar-yaz sezonunda gördüğümüz eşarplar, yosun yeşilleri, büyük broşlar ve beklenmedik sandaletler birkaç hafta sonra New York, Londra, Milano ve Paris’te yeniden karşımıza çıkarsa Kopenhag’ın etkisi daha somut biçimde ölçülebilecek.
Belki de modanın yeni bir başkenti yok. Bunun yerine, gücün farklı şehirler arasında paylaşıldığı yeni bir haritası var. Paris hâlâ tacı taşıyor olabilir; ancak gelecek sezonun ilk fısıltıları artık kuzeyden geliyor…
Kaynak: Gazete Oksijen



