13 Eylül 2026, Pazar
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 13.09.2026 12:30 | Son Güncelleme: 13.09.2026 12:38

Modanın ‘miş gibi’si: Çeşitlilik artsa da ‘ideal' kadın bedeni değişmedi

793 bin fotoğrafı inceleyen yeni bir araştırmaya göre podyumlar son 25 yılda daha çeşitli hale geldi ama moda dünyasının 'ideal' saydığı beden neredeyse hiç değişmedi. Çeşitlilik gerçek mi, yoksa yalnızca bir vitrin mi?
Fotoğraf: Gazete Oksijen
Fotoğraf: Gazete Oksijen
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Sosyal medyanın hayatımıza girmesi, bilginin demokratikleşmesi ve herkes için erişilebilir hale gelmesiyle birlikte çeşitlilik, kapsayıcılık ve beden olumlama gibi kavramlar çok daha görünür ve kabul edilir hale geldi. Bireysel kabullenişler zamanla büyük bir toplumsal etki yarattı; önce kamusal alana, ardından sırasıyla neredeyse tüm sektörlere nüfuz etti. Moda da bu dönüşümden en çok bahsedilen alanlardan biri oldu. Markaların kampanyaları, dergilerin kapakları, defilelerin castingleri artık "çeşitlilik" kelimesi etrafında şekilleniyor.

Ancak bu, bir tür "diversity washing" yani çeşitlilik makyajı olabilir mi? Bir kavramı gerçekten sahiplenmektense, sahipleniyor gözükmek, günümüzün en yaygın tavırlarından biri.

Son 25 yılda moda dünyasının görünümü belirgin biçimde değişti, evet. Podyumlarda farklı etnik kökenlerden modellere daha fazla yer verildi; büyük beden modeller kampanyaların ve dergi kapaklarının parçası hâline geldi. Markaların “çeşitlilik” ve “kapsayıcılık” mesajları neredeyse sektörün ortak diline dönüştü.

Fakat yakın zamanda yayımlanan kapsamlı bir araştırma, görünen değişimin ardında oldukça sabit bir güzellik standardının bulunduğunu ortaya koyuyor. Şimdi birlikte bu araştırmaya ve araştırmanın sonuçlarına bakacağız.

Hakemli bilim dergisi PNAS’ta yayımlanan “Cultural Evolution of Beauty Standards” (Güzellik standartlarının kültürel evrimi) başlıklı çalışma; 2000 ile 2024 yılları arasındaki defileleri, moda reklamlarını, dergi kapaklarını ve editoryal çekimleri kapsayan 793 bin 199 kayıt ve görseli inceledi.

Araştırmanın sonucu çarpıcı: Moda dünyası daha çeşitli hâle geldi ancak sektörün “tipik kadın modeli” olarak öne çıkardığı beden yapısı 25 yılda neredeyse hiç değişmedi. Araştırmanın baş yazarı Louis Boucherie durumu tek cümleyle özetliyor:

"Ortalamada hiçbir şey olmuyor. Her şey son derece sabit."

Bu infografik Oksijen tarafından PNAS araştırması kullanılarak yapay zeka ile üretilmiştir.

Çeşitlilik bir vitrin süsü mü?

Aslında hayır. Araştırmacılar, model dünyasındaki çeşitliliğin gerçekten arttığını söylüyor. Farklı bedenlere sahip kadınlar geçmişe kıyasla daha görünür. Ancak bu değişim, ortalama model bedeninin dönüşmesinden kaynaklanmıyor.

Bunun yerine çeşitlilik, ağırlıklı olarak beden dağılımının uçlarında büyüyor. Standart kabul edilen ince model bedeni sektörün merkezindeki yerini korurken, daha büyük bedenler bu merkezin çevresine ekleniyor.

Bir başka ifadeyle moda, idealini genişletmek yerine istisnalarının sayısını artırıyor.

Bu ayrım önemli. Çünkü birkaç büyük beden modelin dikkat çekici bir kampanyada veya defilede yer alması, sektörün genelinde kullanılan bedenlerin değiştiği izlenimini yaratabiliyor. Oysa araştırma, görünürlüğü artan farklı bedenlerin hâkim modeli değiştirmediğini gösteriyor.

Araştırmacılar bu iddiayı doğrulamak için ABD’de çalışan modelleri ülkenin resmi sağlık verileriyle karşılaştırmış. Sonuç, sektörün kendi kapsayıcılık söylemini tartışmaya açıyor: moda dünyasının ‘plus-size’ diye etiketlediği modeller bile, ortalama bir ABD’li kadından hâlâ daha ince. Yani reklamlarda ‘cesur’ bir adım olarak sunulan beden, aslında sokaktaki ortalamaya yaklaşan bir kategori; buna rağmen hâlâ istisna muamelesi görüyor.

Vogue Business'ın her sezon yayımladığı Size Inclusivity Report (Beden Kapsayıcılığı Raporu) bu bulguyu sahada da doğruluyor: 2026 sonbahar-kış sezonunda podyumdaki modellerin yüzde 97,6'sı hâlâ 'straight-size' kabul edilen Türkiye'de 32-36 beden arası olarak adlandırılan bedene sahip. Sektörün en "kapsayıcı" sayılan Londra'sında bile bu oran yüzde 92,7'de kalıyor.

Bu infografik Oksijen tarafından Vogue Business'ın Size Inclusivity raporu kullanılarak yapay zeka ile üretilmiştir.

'Prestij yükseldikçe bedenler inceliyor'

Çalışmanın dikkat çektiği bir başka nokta, beden ile moda dünyasındaki 'prestij' arasındaki ilişki.

'Standart' bedene sahip modeller, sektörün daha itibarlı ve görünür kabul edilen alanlarında daha güçlü biçimde temsil ediliyor. Büyük beden modeller görünürlük kazanmış olsa da bu modellerin moda hiyerarşisinin en üstündeki işlere erişimi aynı ölçüde artmıyor.

Dolayısıyla mesele sadece bir modelin podyumda bulunup bulunmaması değil. Bu modellerin hangi markanın defilesinde yürüdüğü, hangi derginin kapağına çıktığı ve sektör içinde nasıl bir konuma yerleştirildiği de önem taşıyor.

Çeşitliliğin yükünü kimler taşıyor?

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri beden ve etnik kimlik arasındaki ilişkide ortaya çıkıyor.

Çalışmaya göre 2017–2024 yılları arasında beyaz olmayan kadın modellerin büyük beden kategorisinde yer alma ihtimali, beyaz modellere kıyasla 4,5 kat daha yüksekti.

Bu sonuç, modadaki kapsayıcılığın eşit biçimde dağılmadığını düşündürüyor. Aynı model, sektörün birden fazla çeşitlilik beklentisini karşılayan bir temsil figürüne dönüştürülebiliyor: Hem beyaz olmayan hem de büyük beden bir kadın, tek bir görselde iki farklı kapsayıcılık mesajının taşıyıcısı hâline geliyor.

Buna karşılık beyaz olmayan kadınların sektörün en ayrıcalıklı kategorilerinden biri sayılan ince model bedeni içinde ne ölçüde normalleştirildiği ayrı bir soru olarak kalıyor.

Bu infografik Oksijen tarafından PNAS araştırması kullanılarak yapay zeka ile üretilmiştir.

Buna bir örnek: Vogue Italia

Milano’daki bir araştırma ekibi, Vogue Italia’nın 1964–2024 yılları arasında yayımlanan 881 kapağını inceleyerek modellerin etnik kökenlerinden beden temsillerine, pozlarından bakış yönlerine kadar farklı görsel özellikleri kodladı. Araştırmaya göre derginin kapaklarında beyaz olmayan modellerin görünürlüğü zaman içinde arttı. Ancak bu artış, moda dünyasındaki güzellik standartlarının değişmesinden kaynaklanmadı. Giderek güçlenen kapsayıcılık ve çeşitlilik söylemleri, dergileri daha farklı kimliklere yer vermek zorunda bıraktı; yerleşik güzellik kalıpları ise büyük ölçüde korundu.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri, Vogue Italia’nın Temmuz 2008’de yayımladığı “Black Issue” oldu. Moda dergilerinin siyah modellere yeterince yer vermediği yönündeki eleştirilere yanıt olarak hazırlanan sayı için Naomi Campbell, Liya Kebede, Jourdan Dunn ve Sessilee Lopez’in yer aldığı dört farklı kapak yayımlandı. Sayının tüm modelleri siyahtı ve bu tercih, moda yayıncılığında önemli bir temsil adımı olarak tarihe geçti.

Araştırmacılar ise etnik görünürlüğün artmasının, yerleşik güzellik hiyerarşisini kendiliğinden ortadan kaldırmadığına dikkat çekti. Siyah modeller kapaklara taşınırken 'gençlik', 'incelik', 'belirgin yüz hatları' gibi moda dünyasının yıllardır ayrıcalıklı kıldığı estetik kodlar büyük ölçüde korundu.

Kapsayıcılık, yeni bir ideal mi doğuruyor?

2025’te yayımlanan başka bir araştırma da beyaz olmayan büyük beden modellerin reklamlardaki görünürlüğünün izleyiciler tarafından nasıl karşılandığını inceledi.

Katılımcılar farklı beden ve kimliklerin görünürlüğünü genel olarak olumlu buldu. Buna karşın kapsayıcılığın yüzeysel bir pazarlama aracına dönüşebileceğine ilişkin kaygılar da dile getirildi.

Araştırmadaki önemli saptamalardan biri, ince beden idealinin ortadan kalkarken yerini mutlaka özgür ve sınırsız bir beden anlayışına bırakmamasıydı. Bazı örneklerde eski idealin yerini; ince belli, belirgin kalça ve göğüslere sahip kıvrımlı başka bir ideal alıyordu.

Bu aslında bize şunu anlatıyor: Kadınlara tanınan kabul alanı genişliyor gibi görünürken, kabul edilebilir bedenin sınırları başka bir biçimde yeniden çiziliyor.

Tüketici gerçekten farklı bedenleri görmek istemiyor mu?

Bu da hayli mühim bir soru. Zira moda sektöründe beden çeşitliliğinin sınırlı kalması çoğu zaman ticari gerekçelerle açıklanıyor. Markalar, müşterilerin belirli bedenleri görmek istediğini veya standart bedenlerin ürünü daha iyi sattığını savunabiliyor.

Ancak 2026’da yayımlanan bir pazarlama araştırması bu varsayımın çok da doğru olmadığını gösteriyor. Farklı bedenlere sahip vitrin mankenlerinin tüketicilerin markayla kurduğu bağı ve marka hakkındaki değerlendirmelerini olumlu etkileyebildiği görüldü. Etki, beden kitle indeksi daha yüksek katılımcılarda daha da belirgindi.

Bu araştırma aslında sorunun tüketicinin farklı bedenleri görmek istememesi değil; moda endüstrisinin yıllardır yeniden ürettiği güzellik ve beden anlayışından vazgeçmemesi belki de vazgeçmek istememesi olduğunu vurguluyor.

Hikayenin bir de yapay zeka tarafı var: Gelecek, geçmişin üzerine mi kurulacak?

Araştırmanın en güncel uyarılarından biri yapay zekayla ilgili.

Markalar artık kampanyalarında yapay zeka ile üretilmiş modeller kullanıyor; bu sistemler geçmiş moda görsellerinin de bulunduğu geniş veri kümeleriyle eğitildiğinde, söz konusu görsellerde tekrar edilen dar beden idealini öğrenebiliyor.

Geçmişte ağırlıklı olarak ince kadınları “ideal model” olarak gösteren görsel arşivler, yapay zeka tarafından yeni görüntülere dönüştürüldüğünde eski norm daha büyük ölçekte yeniden üretilebilir. Üstelik ortaya çıkan görseller yeni olduğu için taşıdıkları güzellik anlayışı da güncelmiş gibi algılanabilir.

Böylece moda sektörünün 25 yılda değiştiremediği ideal kadın bedeni, teknolojinin yardımıyla geleceğe taşınabilir.

Bugünün moda dünyası 2000’lerin başına göre daha fazla kimliğe ve bedene yer veriyor. Bu görünürlük önemsiz değil. Daha önce moda sahnesinin tamamen dışında bırakılan kadınların kampanyalarda ve podyumlarda yer alması, sektörün temsil alanını genişletiyor. Ancak 'görünürlük' ile 'yapısal değişim' aynı anlama gelmiyor.

Kaynak: Gazete Oksijen