Edward Wong / The New York Times
Richard Nixon 1972’de Pekin’e gittiğinde bu büyük bir kumardı. Nixon, komünist Çin yönetimiyle diplomatik açılım yapılmasının ve Çin’in meşru hükümeti olduğunu savunan Tayvan’la ilişkilerin geri plana itilmesinin, ABD’nin çıkarlarına hizmet edeceğine inanıyordu.
Sonraki yıllarda ABD başkanlarının Çin’e yaptığı ziyaretler bu yaklaşım üzerine inşa edildi. Çin liderleri ise zirveleri, gerilimi azaltmanın, temel çıkarlarını anlatmanın ve ilişkilerde yeni umut yaratmanın yolu olarak gördü.
Bu ziyaretler, Tiananmen Meydanı katliamı sonrası karanlık dönemlerden Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılıp küresel ekonominin motorlarından biri haline geldiği yıllardaki iyimserliğe uzanan dalgalı ilişkinin parçası oldu. ABD başkanları uzun süre ticaret yoluyla entegrasyonun bir gün Pekin’de siyasi değişim yaratacağını düşündü.
Ancak Çin güçlendikçe ve Washington’a karşı daha özgüvenli (bazılarına göre daha kibirli) davranmaya başladıkça ilişkilerin dengesi değişti. Çin’de birçok yetkili ve analist artık ABD’yi “gerileme sürecindeki bir güç” olarak görüyor.
Donald Trump da Çarşamba günü Pekin’e gitmeden önce Şi Cinping için “olağanüstü bir lider” ifadesini kullanarak Çin’in “dışa açılması” çağrısı yaptı. Bu söylem, yarım asırdır ABD başkanlarının Çin politikasında kullandığı dili hatırlatıyor.
1972: Nixon’ın tarihi ziyareti
Richard Nixon’ın Çin ziyareti, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin en kritik dış politika hamlelerinden biri olarak kabul ediliyor. Ziyaret, Nixon’ın ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger’ın Mao Zedong ve Zhou Enlai ile diplomatik açılım zemini aramak için Pekin’e yaptığı gizli ziyaretin ardından geldi.
ABD, Mao’nun 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurmasından sonra Pekin’i tanımamış, bunun yerine Tayvan’daki Kuomintang hükümetini Çin’in meşru temsilcisi olarak kabul etmişti. Ancak Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki ayrışma, Nixon yönetimini Pekin’e yönelten jeopolitik kırılma oldu.
Nixon’ın Çin Seddi ziyareti ve Washington Ulusal Hayvanat Bahçesi’ne gönderilen pandalar, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın sembollerine dönüştü.
1975: Ford ve normalleşmenin yolu
Gerald Ford, Mao Zedong’un ölümünden 10 ay önce Çin’i ziyaret etti. Ülke hâlâ Kültür Devrimi’nin son dönemindeydi. Buna rağmen Çin Komünist Partisi, ABD ile yakınlaşma çizgisini sürdürdü ve bu süreç Jimmy Carter döneminde 1979’da diplomatik ilişkilerin resmen kurulmasının önünü açtı.
1984: Reagan ve ticaret dönemi
Sert Sovyet karşıtı söylemleriyle tanınan Ronald Reagan, Çin’e gittiğinde Pekin yönetimini devirmekten değil, ticaretten söz etti. Reagan’ın ziyareti, ileride ABD-Çin ilişkilerinin merkezine yerleşecek ekonomik bağların güçlenmesinde önemli rol oynadı.
Reagan, dönüşte Çin ekonomisine “serbest piyasa ruhu enjekte edildiğini” söylemişti.
1989: Bush ve Tiananmen gölgesi
George H.W. Bush, 1989’da Pekin’e geldiğinde Çin’i yakından tanıyordu; çünkü 1970’lerde ABD’nin Pekin’deki fiili temsilciliğini yürütmüştü. Ancak ziyaretin hemen ardından Tiananmen Meydanı protestoları ve katliamı yaşandı.
Ziyaret sırasında ABD’nin devlet yemeğine davet edilmesini istediği muhalif fizikçi Fang Lizhi’nin Çin yönetimi tarafından listeden çıkarılması, yaklaşan krizin habercisi oldu. Katliam sonrası Fang ve eşi 13 ay boyunca ABD Büyükelçiliği’nde saklandı.
ABD’li diplomat Winston Lord bu süreci, “Bu bir akşam yemeği partisiydi ama sonunda devrime dönüştü” sözleriyle anlatmıştı.
1998: Clinton ve 'tarihin sonu' dönemi
Bill Clinton’ın Çin ziyareti, Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası ABD’nin kendisini rakipsiz gördüğü dönemde gerçekleşti. Washington’da birçok kişi Çin’in küresel sisteme uyum sağlayacağına inanıyordu.
Çin lideri Jiang Zemin’in İngilizce konuşmaya çalışması ve canlı yayımlanan ortak basın toplantısı, ilişkilerdeki iyimser havanın sembolü oldu. Çin uzmanı Orville Schell, Clinton ile Jiang arasındaki diyaloğu “gördüğüm en sıra dışı lider etkileşimi” diye tanımladı.
2001-2008: George W. Bush ve Çin’in yükselişi
George W. Bush döneminde Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne girişinin ardından küresel ekonomide büyük sıçrama yaşadı. Bush’un 2008 Pekin Olimpiyatları açılışına katılması, Çin’in dünya sahnesine çıkışının sembolü olarak görüldü.
Ancak aynı yıl başlayan küresel finans krizi ve Irak Savaşı, Çin yönetiminde ABD’nin gerilediği algısını güçlendirdi. Tarihçi John Delury’ye göre Çinliler o dönemde büyük özgüven kazandı, Amerikalılar ise bunu “kibir” olarak gördü.
Obama dönemi: Rekabet sertleşiyor
Barack Obama’nın ilk Çin ziyareti 2009’daki küresel finans krizinin gölgesinde gerçekleşti. Çin ekonomisi teşvik politikalarıyla büyümeye devam ederken, Obama iklim değişikliği ve İran’ın nükleer programı gibi başlıklarda Pekin’le iş birliği aradı.
(Stephen Crowley/The New York Times)
Ancak Şi Cinping döneminde Çin daha sert ve milliyetçi bir çizgiye yöneldi. Güney Çin Denizi’ndeki askeri faaliyetler arttı, siber casusluk suçlamaları yoğunlaştı. Obama’nın 2016’daki son ziyaretinde uçağının önüne merdiven getirilmemesi bile Çin’in güç gösterisi olarak yorumlandı.
2017: Trump ve ticaret savaşı
Donald Trump, seçim kampanyasında Çin’i özellikle ticaret politikaları nedeniyle sert şekilde eleştirmişti. Ancak Pekin ziyaretinde Şi Cinping için “çok özel bir adam” ifadesini kullandı. Yasak Şehir’de birlikte yürüdüler ve ticaret anlaşmaları açıkladılar.
Buna rağmen Trump kısa süre sonra Çin’e karşı ticaret savaşını başlattı. Bu süreç, pandeminin de etkisiyle iki ülke ilişkilerini daha çatışmalı hale getirdi. Trump ise önceki başkanlardan farklı olarak demokrasi ve insan hakları söylemini geri plana itti; bu yaklaşım Pekin yönetiminin hoşuna gitti.
© 2026 The New York Times Company