01 Eylül 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 01.09.2026 12:53 | Son Güncelleme: 01.09.2026 13:41

Fransız sanatçının eserleri sessiz lükse anti-tez sunuyor

Fransız sanatçı Geoffroy Pithon, doğa ve mevsimlerden ilham alan renkli eserlerini Frieze Seoul’da duvardan duvara uzanan bir yerleştirmeyle sergiliyor
Fotoğraf: Geoffroy Pithon / Instagram
Fotoğraf: Geoffroy Pithon / Instagram
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Tariro Mzezewa / The New York Times

Geçtiğimiz sonbaharda Paris’teki MAAT Gallery’ye giren herkes, Fransız sanatçı Geoffroy Pithon’un renkli dünyasıyla tanıştı.

“Botanique Murmure” adlı sergi Pithon’un doğayı, rengi ve biçimi tasvir etmek için soyutlamayı kullandığı bir doğa ve botanik keşfiydi. Grafik tasarımcılıktan ressamlığa geçen Pithon, başarılı geçen serginin ardından benzer işleri çok daha büyük bir tuvalde ve daha da içine alan bir mekanda üretmek için sabırsızlanıyordu.

Aradan neredeyse bir yıl geçtikten sonra, perşembeden cumartesiye kadar MAAT, Frieze Seoul’da Pithon’un çalışmalarının yer aldığı, duvardan duvara uzanan kişisel bir stant sunduğunda bu fırsata kavuşacak. (Bu galerinin sanat fuarına ilk katılımı.) Standı ziyaret edenleri Pithon’un çalışmalarından yükselen bir renk ve desen patlaması karşılayacak. Bu kez yalnızca tabloları değil, tabloların asılacağı tavandan zemine uzanan duvar kağıdını da kendisi tasarladı. “The Four Seasons” başlıklı 19 yeni tablo ve duvar kağıdı, çeşitli botanik formlar ve soyut şekiller aracılığıyla mevsimlerin değişimini ele alıyor.

Sonbahar kırmızı ve pembelerin zengin tonlarıyla öne çıkıyor; yaz turuncu, sarı ve pembelerle sıcak bir görünüm sunuyor; kış, parlak pembe, yeşil ve turuncularla vurgulanan koyu mavilere geçiş yapıyor; ilkbahar ise çiçek açan yeşillerle dolu.

Pithon, “Kış için mavi, sonbahar için yeşil demek kadar doğrudan veya basit değil, gerçi bir bakıma o kadar da basit” diyor ve ekliyor: “Ama hiçbir şey sabit değil. Her şey gelişmeye, değişmeye, dönüşmeye devam ediyor”.

38 yaşındaki Pithon, yakın zamanda verdiği bir röportajda da “Bu sergi yıllardır kendime sorduğum bir soruyu sürdürüyor: Resim nerede başlıyor, nerede bitiyor?” diyor. Pithon’un çalışmalarında olduğu gibi, bunun yanıtı da karmaşık: “Söylemek zor, çünkü aslında hiçbir zaman gerçekten bitmiyor”.

Modada, iç mekan tasarımında ve sanatta yıllarca soluk renk paletleri, “sessiz lüks” ve hüzünlü bej minimalizmi hakimken Pithon’un desenleri ve canlı renkleri kullanması hoş bir değişim yaratıyor. Pithon’un çalışmaları aynı zamanda Fransız sanat ve tasarımının doğası gereği ölçülü olduğu yönündeki klişeye meydan okurken Fransız yaşamının oyuncu, gösterişli ve renkli yönünü kutluyor.

MAAT Gallery’nin kurucusu ve direktörü Paul William “Seul için Geoffroy’un insanları kendi renk dünyasına sokacak, içine alan bir ada yaratmasını istedim” diyor ve ekliyor: “Çalışmaları rüya gibi. Neşeyle ilgili ve renklerle çalışma biçimi ruh halinizi gerçekten değiştirebilir çünkü renk bir terapi olabilir”.

“The Four Seasons”ı oluşturan tablolar, İtalyan besteci Antonio Vivaldi’nin dört keman konçertosundan oluşan eserine gönderme yapıyor. Pithon, serginin adından hareketle dört mevsimin birebir tasviri olmadığını, bunun yerine resim ile müzik arasında bir paralellik kurmanın ve bir bestecinin doğanın ritmini yalnızca duyulabilen veya görülebilen değil, hissedilebilen bir şeye dönüştürme biçimini ele almanın bir yolu olduğunu söyledi. Ayrıca genellikle resmi müzik olarak düşündüğünü belirtti. Bir besteci gibi, tablolarını da “sekanslar, bölümler, motifler, varyasyonlar” olarak görüyor.

Fransa’nın batısındaki Angers’de doğup büyüyen Pithon, Paris’teki École des Arts Décoratifs’de grafik tasarım eğitimi aldı ve resim yapmaya başlamadan önce yaklaşık on yıl boyunca bir grafik tasarım kolektifi olan Formes Vives’in parçasıydı. Ona göre grafik tasarım, çoğu zaman doğrudan bir mesaj içeren afişler aracılığıyla, kelimenin tam anlamıyla iletişim kurmasına olanak tanıyordu. Ancak zamanla, her zaman açık bir mesaja sahip olma zorunluluğunun fazlasıyla kısıtlayıcı olduğunu söyledi ve kelimeler ortadan kaldırıldığında sayfada geriye kalana, yani renklere ve şekillere yöneldi.

Bu süreç onu resme götürdü. Pithon, eline geçen her fırsatta resim yaptığını söyledi. Kısa süre içinde tasarım becerilerini yeni tutkusuyla birleştirmeye başladı.

Pithon, “Bir bakıma resim yapmaya bilgisayarda başladım. Grafik tasarımcı olarak geçmişim, renk, kompozisyon ve malzeme üzerine ilk keşiflerimin, daha önce hiç kağıda geçmeden önce Photoshop ve diğer dijital araçlarda gerçekleşmesi anlamına geliyor” diyor.

Rengin ışıkla oluşturulduğu bir ekranda çalışmak, pigmentin daha az doygun olduğu kağıdın aksine, renk konusunda gözünü keskinleştirmesine yardımcı oldu. Ekranda oluşturduğu renklerin derinliğini ve canlılığını kağıda aktaramayacağını fark eden Pithon, serigrafiye yöneldi ve çalışma süreci böyle doğdu.

Özellikle Güney Kore’nin Seul kentinde sergilediği çalışmalarla bağlantılı olarak bu süreç, tuval üzerine elle resim yapmak, ardından bu resmin daha küçük bir bölümünü yakınlaştırıp taramak, büyütmek, kendi üzerine tekrar tekrar katmanlamak ve devasa bir ölçekte basmaktan oluşuyor. Seul’de tabloların bu gerçeküstü ölçekte büyütülmüş bölümleri duvar kağıdını oluşturuyor. Ardından orijinal resim ile bilgisayarda oluşturulan duvar kağıdı, biri diğerinin üzerinde olacak şekilde birbiriyle diyaloğa giriyor.

Ticari başarı elde etmiş olmasına rağmen (Hermès ve Sézane gibi markalarla çalıştı) Pithon, kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı olmanın hala Fransa’da alışılagelmiş bir durum olmadığını belirtiyor. Zira Fransa, prestijli güzel sanatlar okullarındaki katı akademik geleneğe büyük değer veriyor. Kendini bir dışarıdan gelen olarak görmesi, dilediği gibi üretmeye devam etmesine engel olmadı. Hatta çalışmalarının ayırt edici özelliklerinden biri, kendi hazırladığı neon boyayı katmanlama biçimi.

“Fransa’da akademik resim, neon renkleri çoğu zaman bayağı olarak gördü; fazla gösterişli, fazla ticari, fazla pop — belki de tam olarak bu yüzden hoşuma gidiyor” diyor gülerek.

Fransa’nın Marsilya kentindeki bir galeri olan Fotokino’nun kurucusu Vincent Tuset-Anrès, 12 yıl önce Formes Vives kolektifini çalışmalarını kendi mekanında sergilemeye davet ettiğinde Pithon ile tanıştı. O zamandan beri Tuset-Anrès ile Pithon arkadaş ve çalışma arkadaşı oldu. Tuset-Anrès, Pithon’un birlikte çalışması kolay, hızlı çalışan, verilen işi anlayan ve çalışması keyifli bir partner olduğunu, aynı zamanda pratiğini ciddiye aldığını söyledi:

“Çalışırken ve işi tamamladığında tablolarında hissedebildiğiniz enerjiyi seviyorum. Renk ve enerjiyle dolular ve onlarda çok canlı bir şey var”.

Pithon, içinde yaşamak isteyeceği bir dünya resmettiğini ve resim yaparken hissettiği keyfin bulaşıcı olmasını ve izleyiciye ulaşmasını umduğunu söyledi.

William, “Geoffroy kendini en iyi, içine alan, büyük ölçekli eserlerle ifade ediyor ancak piyasa nedeniyle çoğu zaman uyum sağlamak ve daha küçük işler yapmak zorunda kalıyor. Frieze, onun gerçekten DNA’sında olan şeyi yapması için bir fırsat” diyor.

© 2026 The New York Times Company

Kaynak: Gazete Oksijen