30 Nisan 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 30.04.2026 16:13 | Son Güncelleme: 30.04.2026 17:26

Kabe'nin kutsal örtüsü ve kraliyet bağlantıları: Epstein'in özel adasına inşa edilen cami

ABD Adalet Bakanlığı belgeleri, Jeffrey Epstein’ın özel adasındaki yapıyı İslami unsurlarla donattığını ortaya koydu. Kâbe örtülerinden Özbek çinilerine uzanan koleksiyon, Epstein’ın Orta Doğu’daki siyasi ve ticari bağlantılarıyla şekillendi
Kabe'nin kutsal örtüsü ve kraliyet bağlantıları: Epstein'in özel adasına inşa edilen cami
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Ephrat Livni / The New York Times

İslam’ın en kutsal mabedi olan Kâbe’den Kur’an ayetleriyle işlenmiş duvar örtüleri getirildi. Özbekistan’daki bir camiden çiniler taşındı. Antik Suriye mimarisini yansıtacak şekilde altın bir kubbe inşa edildi...

Finansçı Jeffrey Epstein, yıllar boyunca Orta Doğu’da kurduğu bağlantılarla hem iş fırsatları aradı hem de iki temel ilgisini aynı anda sürdürdü: Özel adasındaki sıra dışı yapıyı süslemek için nadir İslami eserler toplamak ve zengin, güçlü isimlerden oluşan çevresini genişletmek.

Suudi Arabistan kraliyet sarayına kadar uzanan ilişkileri sayesinde Epstein, bugün Veliaht Prens olan Muhammed bin Selman ile görüşme ayarladı. Ayrıca Kâbe’nin iç mekânlarını süsleyen ve dış duvarlarını kaplayan gösterişli örtülerden bazılarını da temin etti.

Epstein’ın bu iki yönlü ilgisi, 2014 yılında çekilen bir fotoğrafta açıkça görülüyor. Fotoğrafta Epstein, New York’taki evinde yere serilmiş bir örtüyü incelerken Birleşik Arap Emirliklieri'nden iş insanı Sultan Ahmed bin Sulayem ile birlikte poz veriyor. Epstein’ın çevresindeki pek çok isim gibi bin Sulayem de bu ilişki nedeniyle baskı altında kaldı ve yılın başlarında Dubai merkezli liman şirketi DP World’deki görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

2019’da seks ticareti suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken cezaevinde hayatını kaybeden Epstein’ın, hem ilişkilerini hem de sanat koleksiyonunu nasıl büyüttüğü, ABD Adalet Bakanlığı’nın ocak ayında yayımladığı milyonlarca sayfalık belgelerle daha net ortaya kondu.

Belgeler ayrıca Epstein’ın Karayipler’deki özel adası Little Saint James’te bulunan ve yıllarca üzerinde çalıştığı gizemli yapıya dair soru işaretlerine de açıklık getirdi.

Mavi-beyaz çizgili, altın kubbeli bu yapı; müzik odası, pavyon, şapel hatta okült bir tapınak olarak tanımlanıyordu. Ancak Epstein ile çevresi arasındaki yazışmalar ve projede yer alan bir sanatçıyla yapılan görüşme, yapının gerçek amacını ortaya koydu.

Seküler bir Yahudi olan Epstein, bu yapıyı bir “cami” olarak tasarlamıştı.

“Bir cami” inşa etmek

Jeffrey Epstein’ın İslami mimariye yönelik ilgisi uzun yıllara dayanıyordu. Epstein, 2003 yılında Vanity Fair dergisine verdiği röportajda, “Özel bir evde görebileceğiniz en büyük İran halısına sahibim. O kadar büyük ki bir camiden gelmiş olmalı” diyerek bu ilgisini dile getirmişti.

Epstein’ın adasında bir tür ibadet yapısı kurma fikri ise, Florida’nın Palm Beach County bölgesindeki bir hapishanede bulunduğu dönemde şekillendi. Fuhuş talebi suçlamasını kabul etmesinin ardından tutuklu bulunduğu süreçte, 2009’daki tahliyesinden önce mimarlarla çalışarak “İslami bahçelerle” çevrili bir “hamam” tasarlattı.

Ancak bu plan kısa sürede rafa kaldırıldı. Epstein bunun yerine “5 Palms” adını verdiği bir yapı için “müzik odası” izni başvurusunda bulundu. Bu süreçte kendisine gönderdiği e-postalarda, antik Orta Doğu camilerine ait görselleri de içeren tasarım fikirleri paylaştı.

2011 yılında Özbekistan’daki bir bağlantısına yazan Epstein, özgün çiniler talep etti. Mesajında, “Bunlar iç duvarlar için olacak, tıpkı bir cami gibi” ifadelerini kullandı.

Proje için Rumen sanatçı Ion Nicola görevlendirildi. Nicola, mart ayında verdiği bir röportajda, Epstein’ın söz konusu yapıdan düzenli olarak “benim camim” diye bahsettiğini doğruladı. Ancak Epstein’ın bu yapıyı gerçekten ibadet amacıyla kullanmayı planlayıp planlamadığı netlik kazanmış değil.

Proje için Rumen sanatçı Ion Nicola görevlendirildi. Nicola, mart ayında verdiği bir röportajda, Epstein’ın söz konusu yapıdan düzenli olarak “benim camim” diye bahsettiğini doğruladı. Ancak Epstein’ın bu yapıyı gerçekten ibadet amacıyla kullanmayı planlayıp planlamadığı netlik kazanmış değil.

Diplomat ve Prens

Jeffrey Epstein, 2010’lu yılların başında, hem iş hedeflerini hem de adasındaki “cami” projesini ilerletmesine katkı sağlayacak önemli bir isimle yakınlık kurdu: Norveçli diplomat Terje Rød-Larsen. Belgeler, iki ismin iş konularının yanı sıra kişisel ve uluslararası meseleler hakkında da sık sık yazıştığını gösteriyor.

Suudi Arabistan, yıllar süren bu yazışmalarda sıkça gündeme geldi. Ancak 2016’da bu temaslar daha da yoğunlaştı. O dönemde Veliaht Prens Yardımcısı olan Muhammed bin Selman, devlet petrol şirketi Saudi Aramco’yu halka açmayı planlıyordu. Epstein ise bu süreçte prensin finansal danışmanı olmayı hedefliyordu.

Rød-Larsen, Epstein’ı Suudi kraliyet sarayına danışmanlık yapan Raafat Al-Sabbagh ve yardımcısı Aziza Al Ahmadi ile tanıştırdı. Epstein, bu bağlantılar üzerinden Veliaht Prens Muhammed’i etkilemek için yoğun bir çaba yürüttü. New York’ta bu isimlerle bir araya geldi, prensle yüz yüze görüşebilmek için girişimlerde bulundu ve mesajlarında “radikal fikirler” olarak tanımladığı öneriler paylaştı. Bu fikirler arasında Müslümanlar arasında kullanılmak üzere “şeriat” adında yeni bir para birimi oluşturulması da yer alıyordu.

Kısa süre sonra bir ziyaret planlandı. Al Ahmadi, Epstein’ı Suudi Arabistan Konsolosluğu’na yönlendirerek, “Kraliyet Yüksekliği Prens Muhammed bin Selman’dan davet aldığınızı söyleyin” talimatını verdi.

Epstein, Suudi Arabistan’a ulaştıktan sonra Rød-Larsen’a Veliaht Prens ile birlikte çekilmiş, samimi anlarını yansıtan iki fotoğraf gönderdi. Bu fotoğraflardan birini daha sonra New York’taki evinde sergiledi.

işçiliğiyle dikkat çeken bu yapıya benzer taslaklar hazırlanmasını istedi.

Epstein ayrıca, projede Arapça “Tanrı” kelimesinin kendi İngilizce baş harfleriyle değiştirilmesini talep etti. Nicola’ya gönderdiği ve sıkça yazım hataları içeren e-postasında, “Siyah-beyaz Arapça yazıyı hatırlıyorsun,” diye yazdı ve ekledi:

“Allah yerine ‘J’ler ve ‘E’ler’ olabilir diye düşündüm.”

Kabe'den hatıralar

Aziza Al Ahmadi ile Jeffrey Epstein, 2017 yılının başlarında New York’ta bir araya geldi. Aynı dönemde yardımcıları ise Suudi Arabistan’dan Epstein’ın adasına gönderilecek bir çadırla ilgili yazışmalar yürütüyordu.

Al Ahmadi’nin temsilcisi, kısa süre içinde “cami için” başka eşyaların da gönderileceğini belirtti. Epstein’ın asistanı ise bir gümrük müşavirine, “Kâbe’den üç parça alıyoruz” bilgisini verdi.

Belgeler arasında yer alan ayrı bir dokümanda işlemeli duvar örtülerine ait fotoğraflar da bulunuyor. Bu örtülerden birinin Kâbe’nin iç kısmında kullanıldığı, bir diğerinin “Kisve” olarak adlandırıldığı ve yapının dışını kapladığı, üçüncüsünün ise Mekke’deki aynı özel atölyede üretildiği belirtiliyor.

Kisve, İslam dünyasında büyük dini öneme sahip. Her yıl Kâbe için hazırlanan yeni örtü, yaklaşık 5 milyon dolara mal oluyor. Bu örtü, kraliyet atölyesinde yüzlerce zanaatkâr tarafından, yaklaşık 700 kilogram ham ipek ile 110 kilogram altın ve gümüş iplik kullanılarak dokunuyor.

Kâbe’nin örtüsü olan Kisve her yıl yenilendikten sonra eski örtü parçalara ayrılıyor. Bu parçalar kimi zaman kurumlara ya da kişilere bağışlanıyor, kimi zaman da hayır amaçlı müzayedelerde satışa sunuluyor.

Aziza Al Ahmadi, gönderdiği parçaların taşıdığı manevi değeri Jeffrey Epstein’a bir e-postayla anlattı. “Siyah parça, Sünni, Şii ve diğer mezheplerden en az 10 milyon Müslüman tarafından dokunuldu,” ifadelerini kullanan Al Ahmadi, şunları ekledi:

“İnsanlar Kâbe’nin etrafında yedi kez dönüyor, ardından mümkün olduğunca ona dokunmaya çalışıyor. Dualarını, dileklerini, gözyaşlarını ve umutlarını bu parçaya bırakıyorlar. Ve tüm dualarının kabul olmasını diliyorlar.”

Söz konusu parçaların Aziza Al Ahmadi tarafından nasıl temin edildiği ise belirsizliğini koruyor. Al Ahmadi, konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermezken, Suudi Arabistan hükümeti, Raafat Al-Sabbagh ya da Terje Rød-Larsen’in avukatından da herhangi bir açıklama yapılmadı.

Kara bulutlar

2017’de Karayipler’i vuran Maria Kasırgası, Jeffrey Epstein’ın adasında da büyük hasara yol açtı. Kayıtlara göre, adadaki “cami” olarak tanımlanan yapının içindeki bazı eşyalar ya tamamen yok oldu ya da ciddi şekilde zarar gördü.

Ancak Epstein ve çevresindeki isimlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar yalnızca doğal afetlerle sınırlı değildi. Muhammed bin Selman’ın veliaht prensliğe yükselmesinin ardından Epstein’ın önerilerini dikkate almaması, finansçıyı rahatsız etti. Epstein, Terje Rød-Larsen’e gönderdiği bir mesajda, muhtemelen kendisine atıfla, “Krallığın şimdi pahalı yardıma ihtiyacı var çünkü Yahudi talimatlarını izlemediler” ifadelerini kullandı.

Ekim 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda öldürülmesinin ardından Epstein, Veliaht Prens’in bu cinayetle bağlantılı olduğu iddialarını Rød-Larsen ile yazışmalarında gündeme getirdi. (Veliaht Prens Muhammed bin Selman, cinayet emrini verdiğini reddetmiş, ancak olayın kendi liderliği altında gerçekleştiği için sorumluluğu kabul etmişti.)

Rød-Larsen bu durumu, “Başının üzerinde kara bir bulut var ve bu dağılmayacak” sözleriyle değerlendirdi.

Bu öngörü kısa süre içinde Epstein için de geçerli oldu. Haftalar içinde Miami Herald gazetesinin yürüttüğü bir soruşturma, Epstein’ın 2008’de yaptığı gizli anlaşmanın detaylarını ortaya çıkardı ve bu süreç onun düşüşünü hızlandırdı.

Epstein, o dönemde ilçe hapishanesinde geçirdiği süre karşılığında daha ağır suçlamalardan muaf tutulma güvencesi almıştı. Ancak Temmuz 2019’da yeni suçlamalarla yeniden tutuklandı. Bir ay sonra adasının mülkiyetini özel bir vakfa devretti. İki gün sonra ise New York’taki federal bir hapishanede kendini asmış halde ölü bulundu.

© 2026 The New York Times Company

Kaynak: Gazete Oksijen