Nicholas Kristof / The New York Times
Basit bir önerme:
Orta Doğu çatışmasına dair görüşlerimiz ne olursa olsun, tecavüzü kınama konusunda birleşebilmeliyiz.
İsrail destekçileri, 7 Ekim 2023’te Hamas öncülüğünde İsrail’e düzenlenen saldırı sırasında İsrailli kadınlara yönelik vahşi cinsel saldırıların ardından bu noktayı dile getirdi. Donald Trump, Joe Biden, Benjamin Netanyahu ve Marco Rubio da dahil olmak üzere birçok ABD senatörü bu cinsel şiddeti kınadı; Netanyahu da haklı olarak “tüm medeni liderlere” “seslerini yükseltmeleri” çağrısında bulundu.
Ancak sarsıcı röportajlarda Filistinliler bana, İsrailli askerler, yerleşimciler, iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’teki sorgucular ve hepsinden önemlisi hapishane gardiyanları tarafından erkeklere, kadınlara ve hatta çocuklara yönelik gerçekleştirilen yaygın bir cinsel şiddet örüntüsünü anlattılar.
İsrailli liderlerin tecavüz emri verdiğine dair herhangi bir kanıt yok. Ancak son yıllarda, Birleşmiş Milletler’in geçen yıl yayımladığı bir raporda ifade edildiği üzere, cinsel şiddetin İsrail’in “standart operasyon prosedürlerinden” biri haline geldiği ve “Filistinlilere yönelik kötü muamelenin başlıca unsurlarından biri” olduğu bir güvenlik aygıtı inşa ettiler. Geçen ay yayımlanan, merkezi Cenevre’de bulunan ve sıklıkla İsrail’i eleştiren savunuculuk kuruluşu Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporu ise İsrail’in “örgütlü bir devlet politikasının parçası olarak yaygın biçimde uygulanan” “sistematik cinsel şiddet” kullandığı sonucuna varıyor.
Peki bu “standart uygulama” gerçekte neye benziyor?
46 yaşındaki serbest gazeteci Sami el-Sai, 2024 yılında gözaltına alındıktan sonra hücresine götürülürken bir grup gardiyanın onu yere savurduğunu anlatıyor.
“Hepsi bana vuruyordu; biri başıma ve boynuma bastı,” diyor. “Birisi pantolonumu indirdi. İç çamaşırımı da aşağı çektiler.”
Ardından gardiyanlardan biri, mahkûmları dövmekte kullanılan kauçuk coplardan birini çıkarmış.
“Onu makatımın içine zorla sokmaya çalışıyorlardı. Kendimi sıkarak engellemeye çalıştım ama yapamadım,” diyor; sesi, anlattıkça daha da kaygılı hâle geliyor. “Çok acı veriyordu.”
Gardiyanların ona güldüğünü söylüyor.
“Sonra birinin ‘Havuçları ver’ dediğini duydum,” diye anlatıyor. Ardından havuç kullandıklarını ekliyor. “Korkunç derecede acı veriyordu. Ölmek için dua ediyordum.”
El-Sai, gözlerinin bağlı olduğunu söylüyor. Anladığı İbraniceyle birinin “Fotoğraf çekmeyin” dediğini duymuş. Bu da ona birinin kamera çıkardığını düşündürmüş.
Gardiyanlardan biri bir kadınmış. El-Sai’nin anlattığına göre onu penisinden ve testislerinden tutup şakayla, “Bunlar benim,” demiş; ardından acıdan çığlık atana kadar sıkmış.
Sonra gardiyanlar onu elleri kelepçeli şekilde yerde bırakmış. Havada sigara kokusu varmış.
“Onların sigara molasında olduklarını fark ettim” diyor.
Hücresine atıldıktan sonra, tecavüze uğradığı yerin daha önce de benzer amaçlarla kullanıldığını düşündüğünü söylüyor; çünkü cildine yapışmış, başkalarına ait kusmuk, kan ve kırık diş parçaları bulmuş.
El-Sai, İsrail istihbaratı adına muhbir olmaya zorlandığını, idari gözaltı sistemi kapsamında tutuklanıp hapsedilmesinin amacının da bu baskıyı kurmak olduğuna inandığını anlatıyor. Mesleki etik anlayışıyla gurur duyduğunu ve gazetecilik ilkelerinden taviz vermek istemediğini söyleyerek bu teklifi reddettiğini belirtiyor.

"Amerikan vergi mükelleflerinin parası İsrail güvenlik aygıtını finanse ediyor"
Savaşları, soykırımları ve tecavüz de dâhil olmak üzere çeşitli vahşetleri yıllardır takip eden bir gazeteci olarak, cinsel şiddetin Hamas militanlarının ya da İsrailli gardiyanlar ve yerleşimcilerin işlediğinden çok daha büyük ölçeklerde yaşandığı yerlerde de bulundum. Birkaç yıl önce Etiyopya’daki Tigray çatışmasında 100 bin kadar kadının tecavüze uğramış olabileceği tahmin ediliyordu. Sudan’da ise bugün kitlesel tecavüz sürüyor.
Yine de burada farklı bir boyut var: Amerikan vergi mükelleflerinin parası İsrail güvenlik aygıtını finanse ediyor. Bu da ABD’yi bu cinsel şiddetin dolaylı bir tarafı hâline getiriyor.
Filistinli mahkûmlara yönelik cinsel saldırıları araştırmaya yönelmemin nedeni, daha önce ziyaretim sırasında, kimi zaman “Filistin’in Gandisi” olarak anılan şiddet karşıtı aktivist İsa Amro’nun bana İsrailli askerler tarafından cinsel saldırıya uğradığını anlatmasıydı. Amro, bunun yaygın olduğunu ancak utanç nedeniyle yeterince dile getirilmediğini düşünüyordu.
Bir hesaba göre, 7 Ekim saldırılarından bu yana İsrail yalnızca Batı Şeria’da 20 binden fazla kişiyi gözaltına aldı; bu ay itibarıyla 9 binden fazla Filistinli hâlâ tutuklu bulunuyor. Bunların çoğu hakkında resmi suçlama yöneltilmedi; muğlak güvenlik gerekçeleriyle alıkonuldular. Ayrıca 2023’ten bu yana çoğunun Kızılhaç ve avukat görüşü hakkı da engellendi.
Euro-Med raporunda, “İsrail güçleri, Filistinli kadın tutukluları aşağılamak amacıyla sistematik biçimde tecavüz ve cinsel işkenceye başvuruyor” deniliyor.
Raporda aktarılan tanıklıklardan biri, 42 yaşındaki bir kadına ait. Kadının ifadesine göre, iki gün boyunca çıplak halde metal bir masaya kelepçelendi; bu sırada İsrailli askerler zorla onunla cinsel ilişkiye girdi, diğer askerler ise saldırıları kayda aldı. Kadın, sonrasında kendisine tecavüz anlarına ait fotoğrafların gösterildiğini ve İsrail istihbaratıyla işbirliği yapmazsa bu görüntülerin yayımlanacağı tehdidinde bulunulduğunu söyledi.
12-17 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğradı
Filistinlilere yönelik cinsel saldırıların ne kadar yaygın olduğunu kesin olarak bilmek imkânsız. Bu yazı için yaptığım araştırma, İsrailli yerleşimciler ya da güvenlik güçleri tarafından cinsel saldırıya uğradığını söyleyen 14 kadın ve erkekle yaptığım görüşmelere dayanıyor. Ayrıca aile üyeleri, soruşturmacılar, yetkililer ve başka kaynaklarla da konuştum.
Bu kişilere, avukatlar, insan hakları örgütleri, insani yardım çalışanları ve doğrudan Filistinliler aracılığıyla ulaşmaya çalıştım. Pek çok vakada, mağdurların anlattıkları; tanıklarla ya da daha yaygın olarak mağdurların yaşadıklarını paylaştığı aile üyeleri, avukatlar ve sosyal hizmet uzmanlarıyla konuşularak kısmen doğrulanabildi. Ancak bazı vakalarda bunu yapmak mümkün olmadı; muhtemelen utanç duygusu nedeniyle insanlar, yaşadıkları istismarı en yakınlarına bile anlatmak istemiyordu.
Save the Children’ın geçen yıl, İsrail gözetiminde tutulmuş 12 ila 17 yaş arasındaki çocuklarla yaptığı bir araştırmada, katılımcıların yarısından fazlası cinsel şiddete tanık olduğunu ya da bizzat maruz kaldığını söyledi. Kuruluş, damgalanma korkusunun bazı çocukların yaşadıklarını paylaşmasını engellemiş olabileceğini, bu nedenle gerçek oranın daha yüksek olmasının muhtemel olduğunu belirtti.
Gazetecilerin yüzde 29'u cinsel şiddete maruz kaldı
Saygın bir ABD kuruluşu olan Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ), 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail makamlarınca serbest bırakılan 59 Filistinli gazeteciyle yaptığı ankette ise katılımcıların yüzde 3’ü tecavüze uğradığını, yüzde 29’u ise başka tür cinsel şiddete maruz kaldığını ifade etti.
İsrail hükümeti, Filistinlilere yönelik cinsel istismarda bulunduğu yönündeki iddiaları reddediyor; tıpkı Hamas’ın İsrailli kadınlara tecavüz ettiği yönündeki suçlamaları reddetmesi gibi. İsrail, Filistinlilerin İsrailli kadınlara yönelik cinsel saldırılarını belgeleyen Birleşmiş Milletler raporunu memnuniyetle karşılarken, aynı raporun İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının da soruşturulması çağrısını reddetti. Netanyahu ise İsrail’e yönelik “asılsız cinsel şiddet suçlamalarını” kınadı.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanlığı bu yazı için yorum yapmayı reddetti. İsrail Cezaevi İdaresi adına ismini vermek istemeyen bir sözcü ise cinsel istismar iddialarını “kesin bir dille reddettiklerini” söyledi ve şikâyetlerin “yetkili makamlar tarafından incelendiğini” belirtti. Ancak sözcü, cinsel saldırı nedeniyle herhangi bir cezaevi personelinin görevden alınıp alınmadığı ya da hakkında dava açılıp açılmadığı sorusuna yanıt vermedi.
Muhafazakar toplum normları, tutukluların ailelerini koruma isteği...
Görüştüğüm Filistinliler, tecavüzün ötesinde farklı türlerde cinsel şiddet ve kötü muamele de anlattı. Birçoğu, cinsel organlarının çekiştirildiğini ya da testislerine vurulduğunu söyledi. Euro-Med İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, elde taşınan metal dedektörler çıplak erkeklerin bacak aralarına sokularak yoklama amacıyla kullanılıyor, ardından genital bölgelerine vuruluyordu; bazı erkeklerin maruz kaldıkları dayak sonrası doktorlar tarafından testislerinin alınması gerekmişti.
Bu ihlallerin daha fazla görünür olmamasının nedenlerinden biri, İsrail makamlarının tehditleri. Serbest bırakılan Filistinlilerin anlattığına göre, yetkililer rehineleri tahliye sırasında zaman zaman yaşadıklarını anlatmamaları konusunda uyarıyor. Hayatta kalan Filistinlilere göre bir diğer neden ise Arap toplumunda bu konunun konuşulmasının, tutuklu ailelerinin moralini bozacağı ve Filistinlilerin direnen, kahraman tutuklu anlatısını zedeleyeceği düşüncesiyle caydırılması.
Muhafazakâr toplumsal normlar da sessizliği pekiştiriyor. Görüştüğüm iki mağdur, bir erkeğin tecavüze uğradığını açıklamasının, kız kardeşlerinin ya da kızlarının evlenme şansını olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
Bir çiftçi başlangıçta bu haberde adının kullanılmasına izin vermişti. Bu yılın başında, hakkında herhangi bir suçlama yöneltilmeden, aylar süren idari gözaltının ardından serbest bırakılmıştı. Anlattığına göre, geçen yıl bir gün yaklaşık altı gardiyan onu kollarından ve bacaklarından tutarak hareketsiz bıraktı; ardından pantolonunu ve iç çamaşırını indirip metal bir copu anüsüne soktu. Saldırganların bu sırada güldüğünü ve tezahürat yaptığını söyledi.
Saatler sonra bayıldığını ve cezaevi kliniğine götürüldüğünü anlattı. Uyandığında ise aynı metal copla bir kez daha tecavüze uğradığını söyledi.
“Kanıyordum,” diye hatırlıyor. “Tamamen çökmüştüm. Ağlıyordum.”
Hücresine geri götürüldükten sonra, saldırılar hakkında şikâyette bulunmak için bir gardiyandan kalem ve kâğıt istediğini söyledi. Talebi reddedilmiş. Aynı akşam bir grup gardiyan hücreye gelmiş.
“Kimmiş şikâyet etmek isteyen?” diye alaycı bir şekilde sormuş içlerinden biri; başka bir gardiyan da onu işaret etmiş.
“Dövme hemen başladı,” diye anlatıyor.
Ardından, o gün üçüncü kez, metal copla kendisine tecavüz ettiklerini söylüyor.
İçlerinden birinin, “Artık şikâyetine yazacak daha çok şeyin var,” dediğini hatırlıyor.
Benimle yaptığı görüşmeden birkaç gün sonra çiftçi yeniden aradı ve adının kullanılmasını artık istemediğini söyledi. Kısa süre önce Şin Bet tarafından ziyaret edildiğini, sorun çıkarmaması yönünde uyarıldığını anlattı. Ayrıca ailesinin bu görünürlükten olumsuz etkilenmesinden de korkuyordu.
Nesne kullanarak tecavüz sistematik bir biçimde sürüyor
“Filistinli mahkûmlara yönelik yaygın cinsel istismar diye bir gerçek var; bu artık normalleştirildi,” diyor İsrail asıllı Amerikalı insan hakları avukatı ve İsrail’de İşkenceye Karşı Kamu Komitesi’nin direktörü Sari Bashi. “Bunun doğrudan emirle yapıldığına dair bir kanıt görmüyorum. Ama yetkililerin bunun yaşandığını bildiğine ve durdurmak için hiçbir şey yapmadığına dair sürekli kanıtlar var.”
Bir başka İsrailli avukat Ben Marmarelli de, temsil ettiği Filistinli tutukluların deneyimlerine dayanarak, Filistinli mahkûmlara nesneler kullanılarak tecavüz edilmesinin “sistematik biçimde sürdüğünü” söyledi.
Cezasızlık faillere 'yeşil ışık' yakıyor
Bashi, örgütünün Filistinli tutuklulara yönelik korkunç istismarları belgeleyen yüzlerce şikâyet başvurusu yaptığını, ancak bunların tek birinin bile ceza soruşturmasına dönüşmediğini belirtiyor. Ona göre bu cezasızlık, failler için açık bir “yeşil ışık” anlamına geliyor.
Kovuşturmalar ve kamuoyu baskısı bu tür şiddeti sınırlayabilir. 1997’de New York’ta polis memurları, Haitili göçmen Abner Louima’ya bir sopayla öylesine vahşi bir cinsel saldırıda bulundu ki Louima hastaneye kaldırıldı ve birden fazla ameliyat geçirmek zorunda kaldı. New York kamuoyu büyük tepki gösterdi, Belediye Başkanı Rudy Giuliani Louima’yı hastanede ziyaret etti ve polis memurları emsal niteliğindeki bir davada yargılandı. Bu, tüm polis teşkilatına güçlü bir mesaj verdi: Gözaltındakilere saldıranlar cezasız kalmayabilir. İsrail güvenlik güçlerine de verilmesi gereken mesaj tam olarak bu.
Eğer Trump yönetimi Kızılhaç’ın mahkûmları yeniden ziyaret etmesinde ısrar etseydi, eğer ABD büyükelçisi kameralar eşliğinde tecavüz mağdurlarını ziyaret etseydi, eğer silah sevkiyatları cinsel saldırıların sona erdirilmesi şartına bağlansaydı; mağdurun kimliğinden bağımsız olarak cinsel şiddetin kabul edilemez olduğuna dair hem ahlaki hem de pratik bir mesaj verilebilirdi. En azından büyükelçi, bu yazı için konuşma cesareti gösteren Filistinlilerin bunun bedelini yeniden şiddet görerek ödememesini sağlamaya çalışabilirdi.
Bu tür bir şiddet nasıl ortaya çıkıyor?
Çatışmaları onlarca yıldır izlemek bana şunu öğretti: İnsanlıktan çıkarma ve cezasızlık bir araya geldiğinde, insanları Hobbesçu bir doğa durumuna sürükleyebiliyor. Kongo’dan Sudan’a, Myanmar’dan başka çatışma sahalarına kadar bu vahşileşme eğilimine defalarca tanık oldum. Aynı mekanizma, ABD askerlerinin Irak’taki Ebu Gureyb Hapishanesi’nde mahkûmlara cinsel işkence uygulamasını da kabaca açıklıyor.
Çıplak gerçek şu: Sonuç doğurmayacağını bilen insanlar, kendilerine “insan altı” olarak gösterilen kişilere karşı korkunç bir ahlaki çöküş sergileyebilir.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, tutukluları “pislik” ve “Nazi” olarak nitelendirmiş, Filistinliler için hapishane koşullarını daha da ağırlaştırmakla övünmüştü. Böyle bir zihniyet egemen olduğunda, cinsel istismar Filistinlilere acı vermek ve onları aşağılamak için kullanılan araçlardan biri hâline gelebiliyor.
Ben-Gvir, sözcüsü aracılığıyla, güvenlik güçlerinin cinsel saldırıları hakkında yorum yapmayı reddetti.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem, Filistinlilere yönelik “ağır bir cinsel şiddet örüntüsünü” belgeledi. Örgüt, Gazze’den bir mahkûm olan Tamer Karmut’un, bir sopayla tecavüze uğradığını söylediği tanıklığını da aktardı. B’Tselem’e göre işkence “kabul görmüş bir norm” hâline gelmiş durumda.
İsrail’deki Breaking the Silence grubuna ifade veren eski bir İsrailli cezaevi revir görevlisi ise bu “normalleşmenin” pratikte ne anlama geldiğini şöyle anlatıyor:
“Gayet sıradan, normal insanların, sadece eğlenmek için başkalarına işkence edecek noktaya geldiğini görüyorsunuz. Sorgu için ya da başka bir amaçla bile değil. Sırf eğlence olsun diye; arkadaşlara anlatacak bir hikâyeleri olsun ya da intikam almak için.”
Tecavüz ve diğer cinsel şiddet vakalarının büyük bölümü erkekleri hedef almış durumda; bunun temel nedeni, Filistinli tutukluların yüzde 90’ından fazlasının erkek olması. Ancak ben, Ekim 2023’teki Hamas saldırısının ardından 23 yaşındayken gözaltına alınan bir Filistinli kadınla da konuştum.
Kadın, kendisini gözaltına alan askerlerin, hem kendisine hem annesine hem de küçük yeğenine tecavüz etmekle tehdit ettiğini anlattı. Cezaevindeki ilk deneyiminin, kadın gardiyanlar tarafından yapılan çıplak aramayla başladığını söyledi. “Ama ben tamamen çıplakken içeri bir erkek asker de girdi,” diye ekledi.
İzleyen günlerde, defalarca çıplak soyulduğunu, dövüldüğünü ve hem erkek hem kadın gardiyanlardan oluşan ekipler tarafından arandığını anlattı.
Anlattığına göre her seferinde aynı şey yaşanıyordu: Kadınlı erkekli birkaç gardiyan hücresine geliyor, onu zorla soyuyor, ellerini arkasından kelepçeliyor ve belinden öne doğru eğilmeye zorluyordu; bazen başını tuvalete bastırıyorlardı. Bu pozisyondayken dövüldüğünü ve vücudunun her yerinin ellenerek tacize uğradığını söyledi.
“Ellerini vücudumun her yerine sürüyorlardı,” dedi.
“Açık konuşmak gerekirse, bana tecavüz edilip edilmediğini bilmiyorum,” diye ekledi; çünkü maruz kaldığı dayak nedeniyle zaman zaman bilincini kaybettiğini söyledi.
Serbest bırakılmadan hemen önce, altı görevlinin bulunduğu bir odaya götürüldüğünü ve kendisine kesin bir dille bir daha asla röportaj vermemesi yönünde uyarıda bulunulduğunu anlattı.
“Eğer konuşursam bana tecavüz edeceklerini, beni öldüreceklerini ve babamı da öldüreceklerini söylediler,” dedi. Bu nedenle, anlaşılır biçimde, bu yazıda isminin kullanılmasını istemedi.
Polis köpekleri tutuklulara cinsel saldırı amacıyla yönlendiriliyor
En ağır cinsel istismar vakalarının bazılarının Gazze’den getirilen tutuklulara yönelik olduğu görülüyor. Gazze’den bir gazeteci, 2024’te gözaltına alındıktan sonra maruz kaldığı kötü muameleyi benimle paylaştı.
“Hiç kimse cinsel saldırıdan kurtulamadı,” dedi. “Herkese tecavüz edildi demem ama herkes aşağılayıcı, iğrenç cinsel saldırılara maruz kaldı.”
Anlattığına göre bir olayda gardiyanlar penisini ve testislerini plastik kelepçelerle saatlerce bağladı ve bu sırada genital bölgesine vurdu. Sonraki günler boyunca idrarında kan gördüğünü söyledi.
Bir başka olayda ise yere bastırıldığını, çıplak soyulduğunu, gözleri bağlı ve elleri kelepçeliyken bir köpeğin getirildiğini anlattı. İbranice komutlar veren bir görevlinin teşvikiyle köpeğin üzerine çıktığını söyledi.
“Fotoğraf çekiyorlardı; kahkahalarını ve kıkırdamalarını duyuyordum,” dedi.
Köpeği üzerinden atmaya çalıştığını, ancak hayvanın kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu söyledi.
Diğer Filistinli mahkûmlar ve insan hakları gözlemcileri de polis köpeklerinin tutuklulara cinsel saldırı amacıyla yönlendirildiğine dair benzer iddialar aktardı. Gazeteci, serbest bırakıldığında bir İsrailli yetkilinin kendisini şu sözlerle tehdit ettiğini söyledi: “Döndüğünde hayatta kalmak istiyorsan medyayla konuşma.”
Peki neden yine de konuşmayı kabul etti?
“Bazı anlarda bunları hatırlamak dayanılmaz geliyor,” dedi. “Az önce bunları size anlatırken kalbimin duracağını sandım. Ama içeride hâlâ insanlar olduğunu hatırlıyorum. Bu yüzden konuşuyorum.”
Birden fazla tanıklık, cinsel şiddetin Filistinli çocukları da hedef aldığını gösteriyor. Bu çocuklar çoğu zaman taş attıkları iddiasıyla tutuklanıyor. Gözaltında tutulmuş üç çocukla görüşebildim; üçü de cinsel istismara maruz kaldıklarını anlattı.
Tutuklandığında 15 yaşında olan, Hilfiger tişörtlü çekingen bir çocuk, doğrudan tecavüz vakalarına tanık olup olmadığını söylemek istemedi. Ancak tehditlerin sıradanlaştığını anlattı:
“Bize, ‘Bunu yap yoksa bu sopayı kıçına sokarız’ diyorlardı.”
Diğer çocuklar da dayakla birlikte yaşanan cinsel şiddete dair çok benzer anlatılar paylaştı; tecavüz tehditlerinin yalnızca kendilerine değil, annelerine ve kardeşlerine de yöneltildiğini söylediler.
İsrailli yerleşimciler, cezaevi sistemi gibi doğrudan devletin resmi bir uzantısı olmasa da, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin giderek daha fazla yerleşimcileri koruduğu; onların Filistinli köylülere saldırmasına ve cinsel şiddeti Filistinlileri göçe zorlamak için kullanmasına göz yumduğu yönünde bulgular var.
Norveç Mülteci Konseyi öncülüğündeki uluslararası yardım kuruluşlarından oluşan Batı Şeria Koruma Konsorsiyumu’nun yeni raporuna göre, “toplulukları topraklarını terk etmeye zorlamak için cinselleştirilmiş şiddet kullanılıyor.”
Konsorsiyum, Filistinli çiftçilerle yaptığı araştırmada, yerinden edilmiş hanelerin yüzde 70’inden fazlasının, özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddet tehditlerinin göç etme kararında belirleyici olduğunu bildirdiğini aktardı.
Koalisyondan Allegra Pacheco’nun sözleriyle:
“Cinsel şiddet, insanları topraklarından sürmenin araçlarından biri hâline gelmiş durumda.”
Bazıları, Filistinlilerin İsrail’i karalamak için cinsel saldırı iddiaları uydurmuş olabileceğini düşünebilir. Bana bu ihtimal oldukça zorlama geliyor. Çünkü görüştüğüm kişilerin hiçbiri beni kendisi bulmadı; kimlerle konuştuğumu da bilmiyorlardı. Aksine, çoğu konuşmakta son derece isteksizdi. Yine de bazı işaretler, İsrail kaynaklı cinsel istismarın öylesine yaygınlaştığını ve bu nedenle toplumsal normların yavaş yavaş değiştiğini; Filistinli mağdurların da biraz daha fazla konuşmaya başladığını gösteriyor.
“Altı ay boyunca bu konuda konuşamadım; ailemle bile,” diyor Filistinli yetkili Muhammed Matar. Matar, yerleşimcilerin kendisini soyduğunu, dövdüğünü ve tecavüz etmekten söz ederken kalçasına bir sopayla dürttüklerini anlattı. Saldırı sırasında failler, onun gözleri bağlı ve yalnızca iç çamaşırıyla çekilmiş bir fotoğrafını sosyal medyada paylaşmış.
Zamanla Matar, bu damgalamayı kırmak için konuşmaya karar vermiş. Bugün, yerleşimcilerin onunla ilgili paylaştığı fotoğrafın büyütülmüş bir çıktısını ofisinin duvarında tutuyor.
Eski İsrail Başbakanı: Yaşananlara kesinlikle inanıyorum
Karşıma çıkan tabloyu anlamlandırmaya çalışırken, 2006-2009 yılları arasında İsrail başbakanlığı yapmış Ehud Olmert’i aradım. Olmert, Filistinlilere yönelik cinsel şiddet konusunda çok ayrıntılı bilgisi olmadığını söyledi; ancak duyduğum anlatılara şaşırmadığını belirtti.
“Bunun yaşandığına inanıyor muyum?” diye sordu. “Kesinlikle.”
“Bu topraklarda her gün savaş suçları işleniyor,” diye ekledi.
Böylece yazının başındaki noktaya geri dönüyoruz: İsrail destekçileri 2023’te şu konuda haklıydı:
Orta Doğu’ya dair siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun, tecavüzü açıkça mahkûm edebilmeliyiz.
Netanyahu o dönemde uluslararası topluma öfkeyle, “Neredesiniz siz?” diye seslenmiş; İsrail hükümetinin “Hamas’ın tecavüzcü rejimi” diye nitelediği yapının işlediği cinsel şiddetin kınanmasını talep etmişti.
Hamas’ın insan haklarını ağır biçimde ihlal ettiği açık. Ancak İsrailli yetkililerin özellikle de Birleşmiş Milletler’in geçen yıl yayımladığı 49 sayfalık raporda, Filistinlilerin “sistematik biçimde cinselleştirilmiş işkenceye” maruz bırakıldığının ve bunun “üst düzey sivil ve askerî liderliğin en azından örtük teşvikiyle” gerçekleştiğinin belirtilmesi ışığında kendi sicillerine de bakması gerekiyor.
Şöyle düşünün: 7 Ekim’de İsrailli kadınlara yönelik gerçekleştirilen korkunç saldırıların benzeri, Filistinlilerin başına bugün her gün geliyor.
Ve bu, sessizlik, kayıtsızlık ve hem Amerikan hem İsrailli yetkililerin Netanyahu’nun o sorusuna yanıt vermemesi nedeniyle sürüyor:
“Neredesiniz?”
© 2026 The New York Times Company
Kaynak: Gazete Oksijen
