Alan Rappeport / New York Times
İran ve Venezuela’ya yönelik “maksimum baskı” yaptırım kampanyalarından vazgeçilmesi kararı, ABD’nin ekonomik kaldıraç gücünü kullanarak siyasi değişim sağlamaya yönelik kapsamlı girişimlerin başarısız olmasının ardından geldi.
Pek çok durumda ABD yaptırımlarının yaygın biçimde delinmesi ve zayıf şekilde uygulanması, Washington’ın silahlı çatışmalardan kaçınmak için bu araçlara daha fazla başvurmasına rağmen etkilerini azalttı. Ancak giderek daha parçalı hale gelen ve dolar dışındaki para birimlerinin önem kazandığı küresel ekonomide Amerika’nın finansal gücü de sınırlı kalıyor.
Dış İlişkiler Konseyi’ndeki Maurice R. Greenberg Jeoekonomik Çalışmalar Merkezi’nin direktörü ve kıdemli araştırmacısı Edward Fishman, “Trump yönetimi sürekli olarak yaptırımların başarabileceğinin ötesinde hedefler seçti. Aynı modelin hem Venezuela hem de İran’da tekrarlandığını gördük” dedi.
Başkan Donald Trump ekonomik silah olarak yaptırımlara kıyasla gümrük tarifelerini tercih ettiğini dile getirmiş olsa da iki başkanlık döneminde de İran, Venezuela ve Rusya’nın enerji sektörlerine yaptırım uyguladı.
Yaptırımlar İran'ı durdurmadı, peşinden savaş çıktı
Trump ilk başkanlık döneminde Obama yönetimi sırasında imzalanan İran nükleer anlaşmasından çekildi ve İran hükümetini devirmek umuduyla yaptırım baskısını artırdı. Ancak bu çabalara rağmen İran hükümeti yerinde kaldı ve nükleer hedeflerini sürdürmeye devam etti. Geçen ay ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını kalıcı biçimde ortadan kaldırmak amacıyla ülkeye saldırdı.
Trump, Nicolás Maduro’nun 2018’deki tartışmalı bir şekilde yeniden seçilmesinin ardından Venezuela’ya da geniş kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Amaç Maduro’nun iktidar üzerindeki kontrolünü kırmaktı. Bu yaptırımlar Venezuela ekonomisini ciddi şekilde zayıflattı ancak Maduro’yu Caracas’taki güçlendirilmiş konutunda yakalamak ve görevden almak için ocak ayında bir askeri operasyon gerekti.
ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım araçları, şirketler, bireyler ve hükümetlerle bağlantılı varlıklara erişimi engellemeye ve işlemleri bloke etmeye olanak tanıyor. Yaptırım uzmanları bu araçların hükümetlerin rakiplerini zorlamak için kullanabileceği geniş araç setinin bir parçası olduğunu söylüyor.
Yaptırımlar yok etmez, sadece zayıf düşürür
Hazine’de eski yaptırım yetkilisi ve Gibson, Dunn & Crutcher hukuk firmasında ortak olan Adam Smith, “Yaptırımların amacı bir şeyi tamamen çökertmekten ziyade zayıflatmaktır. Yaptırımlar satranç tahtasını değiştirir ama mat etmez” şeklinde konuştu.
Trump ilk döneminde yaptırımları agresif biçimde kullandı. Bu durum ABD'nin müttefiklerini rahatsız etti ve yaptırımlardan kaçınmak için yeni yöntemlere teşvik etti. Trump’ın eski Hazine Bakanı Steven Mnuchin, 2019 yılında yaptırımların sorumsuz biçimde kullanılmasının zamanla dünyanın rezerv para olarak dolardan uzaklaşmasına yol açabileceği uyarısında bulunmuştu. Mnuchin, doların küresel ticarette bankacılık sistemlerinin dayandığı temel unsurlardan biri olduğunu ve bunun ABD’ye önemli avantajlar sağladığını ancak bu avantajların zamanla zayıflayabileceğini söylemişti.
Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a dönmesinin ardından yaptırımları kullanma biçimi daha da düzensiz hale geldi ve geleneksel normları kırmaya hazır olduğunu gösterdi.
Hazine Bakanlığı, finansal araçların sınırlarını ülke içinde de zorlamaya başladı. Ocak ayında Hazine Bakanı Scott Bessent, Mali Suçları Araştırma Ağı’nın Minnesota’da belirli bölgeleri kapsayan bir emir çıkardı. Bu emir kapsamında bazı ilçelerdeki bankalar ve para transferi şirketlerinin ABD dışına gönderilen fonlar hakkında daha fazla bilgi raporlaması istendi.
Bu politika yerel bankalar arasında kafa karışıklığına yol açtı. Politika hakkındaki iç anlaşmazlıklar, geçen ay Terörizm ve Finansal İstihbarat’tan sorumlu Hazine Müsteşarı John Hurley’in görevden ayrılmasına yol açan faktörlerden biri oldu. Konuya yakın kaynaklara göre Bessent’in danışmanı Gene Lange şu anda bu birimin yöneticisi olarak görev yapıyor.
Bu kararlara rağmen Trump yönetimi şirketlerin sahiplik yapılarını açıklamasını zorunlu kılan ve yasa dışı finansal işlemleri engellemeyi amaçlayan bazı politikaları da zayıflatıyor. Hazine Bakanlığı, küçük ABD şirketleri için fazla ağır olduğunu düşündüğü 2024 tarihli Kurumsal Şeffaflık Yasası kapsamındaki raporlama yükümlülüklerini uygulamıyor. Yasanın destekçileri ise bu adımın kara para aklamayı ve fentanil ticaretini kolaylaştırdığını savunuyor.
Rusya'ya yönelik yaptırımlar da gevşemeye başladı
Petrol fiyatlarının hızla yükseldiği bir dönemde ABD, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinden sonra uygulanan bazı yaptırımları da gevşetmeye başladı. Hazine Bakanlığı geçen hafta, yaptırım kapsamındaki Rus petrolünün denizde mahsur kalmış durumda olan kısmının Hindistan’a ulaştırılmasına izin vereceğini açıkladı.
Bessent, Rusya’ya yönelik ek yaptırım gevşemelerinin yüz milyonlarca varil ham petrolün piyasaya girmesini sağlayarak petrol fiyatlarını düşürebileceğini söyledi.
ABD yıllardır Rusya’nın yaptırımları aşmak için kullandığı kimliği belirsiz tankerlerden oluşan “gölge filo”nun riskleri konusunda uyarıda bulunuyordu. Trump yönetiminin Rusya yaptırımlarını nasıl gevşeteceğine bağlı olarak bu tankerler dünya genelinde daha fazla petrol satışına izin veren bir stratejinin parçası haline gelebilir.
Capitol Peak Strategies’in kurucusu ve Hazine’nin Terörizm ve Finansal İstihbarat Ofisi’nde eski bir yetkili olan Alex Zerden, “Bu durum yaptırım politikalarının zincirleme etkilerine dair ilginç bir örnek ve yaptırımların kullanımında daha işlem odaklı bir yaklaşımı gösteriyor” dedi.
© 2026 The New York Times Company