Christine Zhang / New York Times
Kevin Warsh, kritik bir dönemeçte ABD Merkez Bankası’nın (Fed) kontrolünü devralıyor. Yakında Fed Başkanı görevini üstlenecek olan Warsh’ın; hassas bir ekonomik ortamı, daha düşük faiz oranları talep eden bir başkanı ve artık görevden ayrılan Fed Başkanı Jerome Powell’ın da yer alacağı giderek daha fazla bölünen bir yönetim komitesini yönetmesi gerekecek.
Bu durum, 1948’den bu yana ilk kez eski bir Fed başkanının görev süresi sona erdikten sonra merkez bankasında kalmaya devam etmesi anlamına geliyor. Powell’ın yönetim kurulu üyesi olarak kalma kararı, Trump yönetiminin düşük faiz talepleri karşısında Fed’in bağımsızlığına ilişkin duyduğu endişeleri yansıtıyor.
Adalet Bakanlığı, Powell ve Fed hakkında merkez bankası genel merkezindeki renovasyon çalışmaları nedeniyle soruşturma yürütmüştü. Bu adım büyük ölçüde Fed üzerinde baskı kurmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirilmişti. Bakanlık geçen ay soruşturmayı düşürdü ancak istediği anda yeniden açabileceğini belirtti.
Başkan Donald Trump ayrıca Biden döneminde atanan yönetim kurulu üyesi Lisa Cook’u görevden almaya çalışıyor. Trump’ın bunu yapmaya yetkisi olup olmadığı konusu şu anda ABD Yüksek Mahkemesi’nin önünde bulunuyor.
Powell’ın görevine devam etmesi, Trump’ın Fed’in yedi üyeli yönetim kuruluna Ocak 2028’e kadar yeni bir üye atama fırsatı bulamayabileceği anlamına geliyor. Powell’ın yönetim kurulu üyeliği görev süresi o tarihte sona erecek.
Faiz baskıları
Warsh’ın Fed Başkanlığı döneminin başlangıcında karşı karşıya olduğu temel sorulardan biri, Trump’ın adayı olarak başkanın taleplerini yerine getirip getirmeyeceği olacak. Warsh ise bunu defalarca reddetti.
Trump, ekonomik büyümeyi canlandırmak için faizlerin yüzde 1’e hatta daha da aşağıya indirilmesini istediğini dile getirdi. Fed, nisan toplantısında gösterge politika faizi olan federal fonlama faizini yüzde 3,5 ile yüzde 3,75 aralığında sabit tuttu.
Fed, gösterge faiz oranını ekonomiyi yönlendirmek amacıyla iki temel hedef doğrultusunda kullanıyor: Enflasyonu düşük tutmak ve iş gücü piyasasını istikrarlı ve sağlıklı halde korumak.
1980’lerde kontrolden çıkan enflasyon döneminde dönemin Fed Başkanı Paul Volcker, fiyat artışlarını yavaşlatmak amacıyla faiz oranlarını çift haneli seviyelere çıkarmıştı. Bu adımlar işe yaradı ancak iki resesyon pahasına gerçekleşti.
Enflasyon sorunlarıyla mücadele eden Powell da görev süresi boyunca sık sık Volcker dönemine atıfta bulundu. COVID-19 sonrası toparlanma sürecinde enflasyon onlarca yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Powell ve ekibi başlangıçta fiyat artışlarının “geçici” olacağını ve faiz artırımlarının gerekli olmadığını savunmuştu. Ancak daha sonra yön değiştirmek zorunda kaldılar. Fed, faiz oranlarını 2022’de sıfıra yakın seviyelerden Temmuz 2023 itibarıyla yüzde 5,5’e kadar yükseltti.
İran’daki savaşın başlamasından bu yana yükselen enerji fiyatları enflasyonu yeniden yukarı taşıdı ve bazı Fed yetkilileri faiz indirimlerinin enflasyonun yeniden hız kazanmasına yol açacağına inanıyor. Aynı zamanda iş gücü piyasası da güçlü kalmayı sürdürdü. Bu durum, borçlanma maliyetlerini düşürmek ve büyümeyi teşvik etmek amacıyla faiz indirimi yapılması yönündeki argümanları daha da zayıflattı.
Volcker dönemi Powell için bir rehber olduysa, Warsh da Fed tarihindeki başka bir döneme; 1990’lardaki kişisel bilgisayar devrimine benzerlikler arıyor olabilir.
O dönemde Fed Başkanı olan Alan Greenspan, ekonominin aşırı ısındığı yönündeki endişelere rağmen faiz artırımı çağrılarına direnmişti. Greenspan, ABD’nin bir verimlilik patlaması yaşadığını ve güçlü büyümenin enflasyonla birlikte ilerlemeyeceğini savunuyordu. Bu öngörü doğru çıktı.
Warsh ise bugün ülkenin yapay zeka öncülüğünde benzer bir verimlilik patlamasının eşiğinde olduğuna inandığını söylüyor. Eğer bu gerçekleşirse, Fed’in enflasyonu yeniden alevlendirmeden faiz indirimine gitmesinin önü açılabilir.
6,7 trilyon dolarlık bilanço
Faiz oranları, Fed’in ekonomiyi yönlendirme çabalarının en görünür kısmını oluşturuyor. Ancak merkez bankası aynı zamanda yatırımcı rolüyle de kritik bir işlev üstleniyor.
Fed düzenli olarak devlet tahvilleri, mortgage destekli menkul kıymetler ve diğer varlıkları satın alıyor. Bu varlıkların karşısında ise Fed’in yükümlülükleri, yani başkalarına olan borçları bulunuyor. Bunların başında dolaşımdaki kağıt para ve bankalar için tuttuğu mevduatlar, yani rezervler geliyor.
Ekonomik stres dönemlerinde Fed genellikle yatırımlarını agresif şekilde artırıyor. 2008 küresel finans krizinin zirvesinde uzun vadeli faizleri düşürmek amacıyla büyük miktarda Hazine tahvili ve mortgage destekli menkul kıymet satın aldı. “Niceliksel gevşeme” olarak bilinen bu politika, ekonomideki borçlanma maliyetlerini düşük tutmayı amaçlıyordu.
O dönemde Fed yönetim kurulu üyesi olan Warsh başlangıçta bu adımı destekliyordu. Ancak daha sonra Fed’in finansal piyasaları bozduğunu savunarak politikaya karşı çıktı. 2011’de protesto amacıyla görevinden ayrıldı.
Pandemi dönemindeki yeni niceliksel gevşeme dalgası nedeniyle Fed’in bilançosu daha da büyüdü.
Fed bilançosundaki 6 trilyon doların üzerindeki varlıkların azaltılması artık Warsh için öncelikli konular arasında yer alıyor. Ancak bunun nasıl ve ne ölçüde yapılacağı konusunda kurum içinde görüş ayrılıkları bulunuyor.
Kurum içindeki bölünmelerde yeni dönem
Warsh, Fed’i nasıl yöneteceğine ilişkin onay oturumunda “daha karmaşık toplantıları” ve “iyi bir aile kavgasını” desteklediğini söylemişti.
Yakında istediğini elde edebilir. Fed’in üst düzey yetkilileri arasındaki onlarca yıllık resmi görüş birliği dönemi Powell döneminde sona erdi.
Faiz kararı alınabilmesi için Fed’in faiz belirleme komitesindeki 12 oy hakkına sahip üyenin çoğunluğunun desteği gerekiyor. Bu komite; yedi yönetim kurulu üyesi ile bölgesel Fed bankalarının dönüşümlü görev yapan beş başkanından oluşuyor. Tarihsel olarak bölgesel başkanlar daha sık karşı oy kullanırken, yönetim kurulu üyelerinin itirazları oldukça nadirdi. Powell döneminde ise her iki taraftan ve birbirine zıt yönlerde itirazlar görüldü.
Powell’ın başkan olarak katıldığı son toplantı olan nisan toplantısında dört karşı oy çıktı. Bu sayı, Fed’in faizleri değiştirmeme kararı aldığı 1992’den bu yana görülen en yüksek seviye oldu. Üç bölgesel Fed başkanı faizlerin sabit tutulmasını destekledi ancak Fed’in bir sonraki adımının mutlaka faiz indirimi olmayacağı mesajını vermesini istedi. Trump tarafından atanan ve görev süresi sona eren yönetim kurulu üyesi Stephen Miran ise faiz indirimi yönünde oy kullandı.
Fed yetkilileri arasındaki bu tür açık görüş ayrılıkları, özellikle de yönetim kurulu üyeleri arasında yaşandığında, merkez bankasının para politikası kararlarında yeterli kararlılığa sahip olmadığı yönündeki korkuları artırabilir.
Powell’ın yönetim kurulunda kalma kararı ise bir başka belirsizlik unsuru olarak görülüyor. Powell, Warsh’ın otoritesini zayıflatma niyeti olmadığını söyledi. Ancak Fed içerisindeki ağırlığı nedeniyle varlığı tek başına bile büyük etki yaratacak. Kurum içindeki görüş ayrılıklarının sürmesi halinde Powell’ın oyu dengeyi belirleyen kritik oy haline bile gelebilir.
© 2026 The New York Times Company

