07 Kasım 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 07.11.2026 10:16 | Son Güncelleme: 07.11.2026 10:16

Araştırmalardan yeni bulgu: Depresyonun yeni bir türü keşfedilmiş olabilir

Avustralya'da yapılan bir araştırma, uyku düzenindeki bozulmaların depresyonun farklı bir alt türüne işaret edebileceğini ortaya koydu
Araştırmalardan yeni bulgu: Depresyonun yeni bir türü keşfedilmiş olabilir

Depresyon yaşayan kişilerde görülen geç uyuma, uzun süre uyumaya rağmen yorgun uyanma gibi uyku düzensizlikleri, Avustralya'da yapılan bir araştırmaya göre hastalığın farklı bir alt türüne işaret edebilir.

National Geographic'in aktardığına göre; vücut saatinin düzgün çalışmamasının kötü bir gece uykusundan daha ciddi sonuçlar doğurabileceği düşüncesi yeni değil. Ancak British Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu özellikleri taşıyan kişilerin, vücut saatindeki bozulmanın temel bir özellik olduğu “sirkadiyen depresyon” adı verilen potansiyel bir alt türe sahip olabileceğini öne sürüyor.

Araştırmacılar daha önce de depresyondaki farklılıkları anlamlandırmaya çalıştı. 2024 yılında bilim insanları, depresyon yaşayan kişilerde altı farklı beyin aktivitesi örüntüsü belirledi. Bu bulgu, farklı biyolojik profillerin bazı tedavilerin neden kimi kişilerde etkili olurken diğerlerinde işe yaramadığını açıklayabileceğini gösterdi. Avustralyalı ekip ise beyin taramaları yerine uyku ve sirkadiyen ritim özelliklerine odaklanıyor.

Bağımsız uzmanlar ve araştırmanın yazarları, daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğu konusunda uyarıyor. Bununla birlikte bulgular, vücudun iç saatindeki bozulmaların bazı kişilerde depresyonun sonucu değil, nedeni olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir durumda parlak ışık terapisi ve melatonin gibi vücut ritmini hedefleyen tedaviler, hastalığın yönetiminde farklı bir yaklaşım sunabilir.

Vücut saati depresyonla nasıl bağlantılı?

Vücut, beynin hipotalamus bölgesinde bulunan ana saat tarafından yönetilen yaklaşık 24 saatlik bir döngüye göre çalışıyor. Bu sistem, kişinin ne zaman uykulu ne zaman uyanık hissedeceğini belirliyor ve büyük ölçüde gün ışığından yararlanarak her gün kendini yeniden ayarlıyor.

Uykusuzluk ve aşırı uyuma gibi vücut saatindeki aksaklıklar, depresyon yaşayan kişilerde o kadar yaygın ki hastalığın tanı kriterleri arasında yer alıyor.

Ancak araştırmacılar, altı özellikten en az üçünü taşıyan kişilerin daha dar bir gruba dahil olabileceğini öne sürüyor. Bu özellikler şöyle sıralanıyor:

  • Mevsimsel duygu durum değişiklikleri
  • Geç saatlerde uyuma
  • Gece kuşu olma
  • Aşırı uyuma
  • Çok yorgun uyanma
  • Sosyal jet lag

Araştırmada 11 binden fazla kişiden oluşan bir grup incelendi. Katılımcıların yaklaşık dörtte biri bu özelliklere uyuyordu. Ancak özellikler kişilerin kendi beyanlarına dayanıyordu. Araştırma ekibinin vücut saatindeki bozulmaları doğrulayabilecek giyilebilir cihaz verileri veya melatonin ölçümleri bulunmuyordu.

Bu gruptaki kişilerin depresyonu daha erken yaşlarda başlıyor ve daha ağır seyrediyordu. Ayrıca DEHB, bipolar bozukluk ve insülin direnci açısından daha yüksek genetik risk taşıyorlardı.

Araştırmanın ilk yazarı ve Sydney Üniversitesi Brain and Mind Centre'da sirkadiyen ritimler üzerine çalışan Emiliana Tonini, ekibin bu kişilerde “bozulmuş veya düzensiz” sirkadiyen ritmin depresyona başlangıçta neden olabileceğini düşündüğünü belirtiyor.

Depresyonun farklı türleri tedaviyi zorlaştırıyor

Araştırmanın eş kıdemli yazarı, aynı merkezde görev yapan Jacob Crouse, depresyonun “farklı görünümleri ve nedenleri olan son derece heterojen, karmaşık bir hastalık” olduğunu ve bunun birçok etkisiz tedaviye yol açtığını söylüyor.

Sirkadiyen ritimdeki bozuklukların daha önce tanımlanmamış bir alt grubu açıklayabileceği fikri, araştırmaya ilgi gösteren kişiler arasında karşılık buldu. Crouse, çalışmayı kendileriyle paylaşan birçok kişinin “Bu tam olarak beni anlatıyor, yaşadığım deneyim bu, denediğim tedaviler işe yaramadı” dediğini aktarıyor.

Sirkadiyen depresyon grubundaki kişilerin antidepresanların daha az etkili olduğunu bildirme olasılığı da daha yüksekti. Ancak Crouse, bunun vücut saatinin biyolojisinden bağımsız faktörlerle açıklanabileceğini kabul ediyor.

“Belki de bu kişiler, tedavisi daha zor bir depresyona yol açan başka özelliklere sahip” diyen Crouse, bazı katılımcıların depresyon yerine bipolar bozukluk yaşıyor olabileceğini de belirtiyor.

Pittsburgh Üniversitesi'nden psikiyatrist Colleen McClung da bu ihtimale dikkat çekiyor.

Yeni bir tür tanımlamak için henüz erken

Uzmanlar, yeni bir depresyon alt türü tanımlamak için henüz erken olduğunu düşünüyor.

Londra'daki UCL Genetics Institute'ten psikiyatrist David Curtis, söz konusu özelliklerin daha ağır depresyon yaşayan kişileri kapsıyor olabileceğini ve bulguların bu durumla da açıklanabileceğini söylüyor.

Vücut saatindeki bozulmanın depresyona neden mi olduğu, yoksa depresyonun bir sonucu mu olduğu sorusunu yanıtlamak da zor.

McClung, bazı araştırmaların doğal olarak geç saatlerde uyumayı tercih eden, “akşamcıl” kişilerde depresyon olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdiğini ancak kanıtların güçlü olmadığını belirtiyor. Depresyonun kendisi de uyku düzenini ve günlük ritimleri bozabildiğinden, bu bağlantı tek başına hangi durumun önce geldiğini ortaya koymuyor.

Başka bir araştırmada ise genetik olarak bir saat daha erken uyumaya yatkın olmanın depresyon riskini yaklaşık yüzde 23 oranında azalttığı bulundu.

Vücut saatini düzenlemek iyileştirebilir mi?

Bir diğer önemli soru, vücut saatinin “düzeltilmesinin” ruh halini iyileştirip iyileştiremeyeceği.

2025 yılında yayımlanan bir derleme, daha geç saatlerde çalışan uyku düzenine sahip kişilerde uyku ritminin erkene alınmasının daha iyi bir ruh haliyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Ancak Curtis, bunun başka bir duruma işaret edebileceğini savunuyor.

Curtis “İnsanlar depresyondan iyileştikçe uyku düzenleri normale dönüyor” diyor.

Bununla birlikte vücudun iç saatini hedefleyen tedavilerin fayda sağlayabileceğine yönelik kanıtlar da bulunuyor.

2025 yılında yayımlanan bir derlemede, mevsimsel olmayan depresyon yaşayan 800'den fazla kişi incelendi. Parlak ışık terapisi uygulanan kişilerin yüzde 40'ından fazlasında depresyon belirtileri gerilerken, kontrol grubunda bu oran yüzde 25'te kaldı.

Avustralyalı araştırmacılar, klinisyenlerin bu tür yaklaşımları tedavi sürecinin daha erken aşamalarında değerlendirmesi gerektiğini öne sürüyor. Ancak söz konusu çalışmalar, özellikle sirkadiyen depresyon profiline uyan kişileri kapsamıyordu.

Melatoninin tedavi edici etkisine ilişkin kanıtlar ise daha sınırlı. Bir analiz, melatoninin depresyon üzerinde belirgin bir fayda sağladığını ortaya koyamadı.

Araştırmalar tedavi seçeneklerini genişletebilir

Curtis, psikiyatrinin uzun süredir belirtileri tedavilerle eşleştirmekte zorlandığını belirtiyor. Ancak yeni alt türler tanımlamanın bu sorunu çözeceğine ikna olmadığını söylüyor.

Curtis'e göre, SSRI grubu antidepresanlara yeterince yanıt vermemek, kişinin başka bir tedaviye daha iyi yanıt vereceği anlamına gelmiyor. Curtis “Herkes bunun olmasını isterdi” diyor.

Sydney Üniversitesi'ndeki araştırmacılar ise bu ihtimali incelemeyi hedefliyor. Ekip, önerilen sirkadiyen depresyon profiline uyan genç yetişkinlerde melatoninin belirtileri iyileştirip iyileştirmediğini test ediyor.

Bu klinik çalışma, kişileri uyku ve sirkadiyen ritim özelliklerine göre belirlemenin daha etkili bir depresyon tedavisi sunup sunamayacağını ya da yalnızca hastalığı tanımlamanın farklı bir yolu olup olmadığını ortaya koyabilir.

Kaynak: Gazete Oksijen