71 yaşındaki Maureen Sideris için kanserle mücadele iki farklı dönemin hikâyesini temsil ediyor. 2008’de kolon kanseri teşhisi konulduğunda tedavi süreci ameliyatla başlamış ve zorlu bir iyileşme dönemini beraberinde getirmişti. Ancak 14 yıl sonra yemek borusu kanseri teşhisi aldığında karşılaştığı tedavi tamamen farklıydı.
Memorial Sloan Kettering Cancer Center bünyesinde yürütülen bir klinik deneye katılan Sideris, üç haftada bir 45 dakikalık infüzyonlar halinde Dostarlimab adlı ilacı aldı. Dört ayın sonunda tümör tamamen kayboldu. Üstelik ameliyat, kemoterapi veya radyoterapi uygulanmadı. En ciddi yan etki ise yorgunluğa neden olan adrenal yetmezlik oldu.
Sideris deneyimini BBC'ye “inanılmaz, adeta bilim kurgu gibi” sözleriyle anlattı.
İmmünoterapi “olgunluk” dönemine giriyor
Bilim insanlarına göre bu örnek artık istisna değil. İmmünoterapi, yani bağışıklık sistemini güçlendirerek kanserle mücadele eden tedaviler, uzun bir gelişim sürecinin ardından etkisini daha net göstermeye başladı.
Jennifer Wargo, MD Anderson Cancer Center bünyesinde yürüttüğü çalışmalara atıfla, “Artık sadece yaşam süresini uzatmaktan değil, bazı hastalarda iyileşmeden söz ediyoruz” diyor.
İnsan vücudu normalde “kendine ait olmayan” hücreleri tanıyıp yok edebiliyor. Ancak kanser hücreleri bu sistemi atlatarak sağlıklı hücreler arasında gizlenebiliyor. İmmünoterapinin temel amacı, bu hücreleri “görünür” hale getirerek bağışıklık sisteminin onları hedef almasını sağlamak.
Güncel yöntemler: CAR-T ve kontrol noktası inhibitörleri
Bugün en yaygın iki immünoterapi yöntemi öne çıkıyor:
CAR-T hücre tedavisi: Hastanın T hücreleri alınarak laboratuvarda genetik olarak değiştirilir ve kanser hücrelerini tanıyacak şekilde yeniden programlanır. Ardından bu hücreler vücuda geri verilir. Bu yöntem özellikle kan kanserlerinde kullanılıyor.
Bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri: Bu ilaçlar, bağışıklık sisteminin “kapanma düğmesini” devre dışı bırakarak T hücrelerinin kanser hücrelerine saldırmasını sağlar. Bu yaklaşımın öncüleri 2018’de Nobel Ödülü kazandı.
Ancak bu yöntemlerin sınırlılıkları da var. CAR-T tedavileri katı tümörlerde (kanser vakalarının yüzde 90’ından fazlası) henüz yeterince etkili değil. Kontrol noktası inhibitörleri ise bağışıklık sistemini aşırı aktive ederek ciddi yan etkilere yol açabiliyor.
National Cancer Institute verilerine göre bu yan etkiler arasında deri döküntüleri, ishal ve yorgunluk yaygın; nadiren karaciğer, kalp ve böbrek iltihapları görülebiliyor.
Her hastada işe yaramıyor
İmmünoterapinin en büyük sorunlarından biri, tüm hastalarda etkili olmaması. Samra Turajlic, genel olarak hastaların yalnızca yüzde 20 ila 40’ının tedaviye yanıt verdiğini belirtiyor.
Bu durumun nedenleri arasında tümörün yapısı, bağışıklık sisteminin özellikleri ve genetik faktörler yer alıyor.
Yeni stratejiler: Diyet, zamanlama ve kombinasyonlar
Araştırmacılar, daha fazla hastanın bu tedavilerden faydalanabilmesi için farklı yaklaşımlar geliştiriyor:
- Lif açısından zengin diyetlerin bağırsak mikrobiyomu üzerinden tedaviye yanıtı artırabileceği
- Kolesterol düşürücü statin ilaçlarının etkileri güçlendirebileceği
- Tedavinin günün erken saatlerinde uygulanmasının daha iyi sonuç verebileceği
- Ayrıca immünoterapinin radyoterapi veya ultrason gibi yöntemlerle birlikte kullanılması da tümörleri bağışıklık sistemi için daha “görünür” hale getirebiliyor.
Sandra Demaria, bu yaklaşımı “Artık hastalığı değil, hastayı tedavi etmeye doğru gidiyoruz” sözleriyle özetliyor.
Kişiselleştirilmiş tedaviler öne çıkıyor
Son yıllarda en dikkat çekici gelişmelerden biri, belirli genetik özelliklere sahip tümörlerde elde edilen başarılar oldu. Memorial Sloan Kettering Cancer Center tarafından yürütülen çalışmalarda, belirli bir genetik profile sahip hastalarda dostarlimab tedavisi tümörleri tamamen ortadan kaldırdı.
117 hastayı kapsayan genişletilmiş araştırmada, tedaviyi tamamlayan 103 hastanın 84’ünde tümör tamamen kayboldu. Sadece iki hasta ek ameliyat gerektirdi.
Ancak bu yaklaşım şu an için tüm hastaların yalnızca yaklaşık yüzde 5’i için geçerli.
Kanser aşıları: Yeni sınır
Araştırmalar, kanser aşıları alanında da ilerliyor. Dana-Farber Cancer Institute tarafından geliştirilen kişiselleştirilmiş aşılar, hastanın tümörüne özgü proteinleri hedef alarak bağışıklık sistemini eğitiyor.
2025’te yayımlanan bir çalışmada, böbrek kanseri hastalarına uygulanan bu aşılar sonrasında tüm hastalarda bağışıklık yanıtı oluştu ve hastalar yıllar boyunca kansersiz kaldı.
Karen Knudsen bu yaklaşımı “hassas tıbbın en ileri noktası” olarak tanımlıyor.
Önümüzde uzun bir yol var
Uzmanlar, tüm bu gelişmelere rağmen temkinli. Pek çok umut vadeden tedavi erken aşama klinik denemeleri aşamıyor. Ayrıca bazı kanser türleri bağışıklık sistemine karşı daha dirençli olabiliyor.
Yine de immünoterapiye yanıt veren hastalar için sonuçlar çarpıcı. Daha az yan etki, daha uzun yaşam süresi ve bazı durumlarda tam iyileşme mümkün hale geliyor.
Sideris gibi hastalar için bu gelişmeler, kanser tedavisinin geleceğine dair güçlü bir umut sunuyor. Ona göre, önümüzdeki yıllarda kemoterapi ve radyoterapi “eski ve ilkel yöntemler” olarak anılabilir.
Kaynak: Gazete Oksijen