27 Şubat 2024, Salı
Haber Giriş: 16.10.2022 14:12 | Son Güncelleme: 16.10.2022 16:00

The Telegraph yazarı: Gençlerin yaşadığı ruhsal problemler, toplumsal bir sorun haline geldi

The Telegraph yazarı Jemima Lewis, gençlerin yaşadığı ruhsal problemlerin artık toplumsal bir sorun haline geldiğini yazdı. Pandeminin bu gidişatı hızlandırmasıyla gençlerde intihar oranı geçen yıl yüzde 35 arttı
The Telegraph yazarı: Gençlerin yaşadığı ruhsal problemler, toplumsal bir sorun haline geldi

The Telegraph yazarı Jemima Lewis, mutsuzluğun pençesinde kıvranan gençlerin ebeveynlerinin anlattıklarının artık iç karartıcı derecede yaygın olduğunu yazdı. Ona göre zeki, nazik ve saygılı çocuklar kendilerinden o kadar nefret ediyorlar ki kendilerine zarar vermeye başlıyorlar.

Ebeveynlerin rolü çok büyük

Böyle durumlarda ebeveynler kendilerini suçlama eğilimindedir. Elbette suçlarlar. Ebeveynler ne kadar ilgiliyse, suçluluk duygusu da o kadar çok olur. Sevgi dolu ebeveynler çocuklarını sadece acı ve tehlikelerden korumak için değil aynı zamanda onları mutlu ve güvende tutmak için de çabalarlar. Kendilerine şiddet uygulayan bir çocuğa sahip olmak her açıdan başarısızlık gibi gelir ve öyledir de ama başarısızlık bizimdir, onların değil. Ergenlik çağındaki ruhsal hastalıklar artık sadece bir aile meselesi değil. O kadar ciddi ve yaygın ki toplumsal nedenleri olan toplumsal bir sorun haline geldi.

Bu konuyla ilgili olan istatistikler dehşet verici. 2017 yılında, 14 yaşından 17 yaşına kadar geçen üç yılın incelendiği bir araştırmaya göre kız çocukları arasında kendine zarar verme vakaları yüzde 68 oranında arttı. Çocuklar ve gençler arasında yeme bozuklukları nedeniyle hastaneye başvuruların beş yıl içinde yüzde 90 artığı görüldü. Yaşanan pandemi de kaçınılmaz olarak bu gidişatı hızlandırdı ve gençlerin intihar oranları geçen yıl yüzde 35 arttı.

Kız çocukları daha çok etkileniyor

İstatistikler özellikle kız çocuklarının bu durumdan etkilendiğini gösteriyor. Her dört genç kızdan biri ruhsal bir rahatsızlıkla yaşıyor ve 16-18 yaş arasındakilerin neredeyse üçte biri kendine zarar vermiş durumda. Tanıdığım neşeli, coşkulu çocuklar giderek zayıflıyor ve hantallaşıyor. Kız çocuklarının sıkıntılarını gösterme biçimleri arasında anoreksiya, kendine zarar verme, vücut dismorfisi ve cinsiyet karmaşası gibi bulgular var. Bunları fiziksel Mors alfabesi gibi okuyup anlayabilirsiniz. Nefret ettikleri bedenlerinin içinden bir SOS (yardım) sinyali gönderiyor gibiler.

Sosyal medya büyük sorun teşkil ediyor

Bu neslin sorunlarının en belirgin nedeni ise internet. Özellikle kız çocukları için sosyal medya mutsuz olmak adına mükemmel bir yer. Dış görünüşü her şeyin üstünde tutan görsel bir mecra olan sosyal medya, sürekli karşılaştırma ve özeleştiriye davetiye çıkarıyor.

İnternet, kız çocuklarının içinde büyümesi için korkunç bir cinsel kültür yarattı. Sorun sadece yetişkin filmlerinin yaygınlığı değil aynı zamanda çirkinliği, şiddeti ve kadın düşmanlığı. Kız çocukları beğenilmek ve istenmek için yetişkin filmi yıldızları gibi görünmeleri ve davranmaları gerektiğini düşünerek büyüyorlar. Bu bağlamda, cinsel olgunluk korkutucu bir olasılık gibi görünmeli. Bu kadar çok ergen kız çocuğunun değişen bedenlerini inkar etmek ya da cezalandırmak istemesine şaşmamalı.

Sosyal medyanın gücüyle aileler başa çıkamaz

İnternet aynı zamanda sosyal bulaşma için inanılmaz derecede etkili bir araç. Kendini ergenliğin tüm normal yan etkileri olarak yalnız, çirkin ya da açıklanamaz bir şekilde hüzünlü hisseden bir kız çocuğu, muhtemelen ilk olarak internette kendine tüm soruları için cevap arayacaktır. Eğer şanslıysa mantıklı bir tavsiye bulabilir ya da bir tavşan deliğinden aşağıya dijital bir akıl hastalığı evrenine kayabilir. TikTok videolarında ve Instagram paylaşımlarında yaralarını, yanıklarını ve kaburgalarını gösteren birçok kişiyle karşılaşmaları çok kolay. Seçenekler kendini suçlamaktan beğenmeye kadar değişiyor ama hepsi bunların mutsuzluğu ifade etmenin yöntemi olduğu fikrini doğruluyor.

Bu, ergenlik depresyonunun kendi kendine ortaya çıktığını ya da abartıldığını söylemek anlamına gelmiyor. Bu durum yeterince gerçek. Arkasındaki güçler de tek tek ailelerin yönetemeyeceği kadar büyük ve güçlü. Bu toplumsal bir felakettir, toplumsal çözümler aranmaya başlanmalı.