Tarihin kubbe altlarından fısıldadığı, su sesinin asırlık taşlara değerek yankılandığı en özel adreslerden birindeyiz: Zeyrek Çinili Hamam. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Barbaros Hayreddin Paşa’nın isteğiyle kentin en büyük ustası Mimar Sinan tarafından inşa edilen bu yapı, 500 yılı aşan köklü geçmişiyle İstanbul’un en kıymetli kültür hazinelerinden biri. Yıllarca sessizliğe bürünen bu mimari başyapıt, titiz bir restorasyon sürecinin ardından kapılarını yeniden açarak geçmişle geleceği aynı çatı altında buluşturuyor. Yapının daha ilk adımda hissettirdiği o büyülü atmosfer, temellerine indikçe derinleşiyor. Hamamın soğukluk mekanının altında yer alan ve Mimar Sinan’ın yapıya temel olarak kullandığı 500 yıllık Bizans sarnıcı, su taşıyan tarihsel işlevinin yanı sıra duvarlarında sakladığı gizemli kadırga çizimleriyle kentin çok katmanlı hafızasına da ışık tutuyor.
Hamamın Bizans Sarnıcı’ndaki, tarihsel ruha sadık kalarak geliştirilen güncel sanat programı ise geçmişin mirasını modern adımlarla bugüne taşıyor. Koza Güreli Yazgan inisiyatifiyle hayata geçirilen ve Anlam de Coster küratörlüğünde sürdürülen güncel sanat programı kapsamındaki altıncı projeyle, Zeyrek Çinili Hamam Brezilyalı sanatçı Alex Červený’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Karşılaşmalar Atlası’na ev sahipliği yapıyor.

Cervený’nin izleri, yeni üretimlerle buluşuyor
Küratörü Anlam de Coster’le konuştuğumuzda serginin tohumunun seneler önce Coster’in Art Basel’de Červený’nin, İstanbul Boğazı’nı yüzerek aşan bir arkadaşından esinlendiği Bosforo başlıklı bir eserini keşfetmesiyle başladığını söylüyor ve sanatçıyı, hamamdaki kişisel sergi serisinden birine davet etmek istiyor. Červený’nin İstanbul ziyaretinde ise tesadüf eseri, onun 2009’daki ilk İstanbul ziyaretinde keşfettiği hamamlardan çok etkilendiğini, sakladığı peştemaller üzerine desenler yaptığını ve sahaflarda bulduğu Osmanlı döneminden astronomi risaleleri üzerine çizimler yaptığı bir serisi olduğunu öğreniyor. Serginin belkemiğini de sanatçının halihazırda üzerinde düşündüğü ve hamamla doğrudan ilişki kuran bu anılar ile tarihi kaynaklar oluşturuyor.
Farklı bağlantıları mümkün kılan açık bir sistem olarak ‘atlas’
Coster, sergide yer alan işleri şöyle anlatıyor: “Sergide sanatçının 2009’da İstanbul’da bulduğu tarihi astronomi risaleleri üzerine gerçekleştirdiği Astronomi Defterleri serisi, mekana özgü ürettiği yeni eserlerle yan yana geliyor. Bunlar arasında sanatçının kendi koleksiyonunda bulunan Cornelis de Bruyn’un Voyage au Levant kitabındaki İstanbul gravürlerinin tıpkı basımları üzerine yaptığı müdahaleler, Boğaz’a ve İstanbul’a bakan yeni tuvaller, peştemaller üzerine nakışlar ve bedeni bir atlasa dönüştüren parşömen bir eser bulunuyor.‘Atlas’ fikrini klasik anlamda dünyayı düzenleyen, kategorilere ayıran ve mutlak bilgi sunan bir harita olarak değil, farklı bağlantıları mümkün kılan açık bir sistem olarak düşündüm. Alex’in eserleri zaten böyle çalışıyor. Tek bir imgenin içinde bir astronomi diyagramı, mitolojik ya da kutsal bir figür, popüler kültürden bir referans veya kişisel bir hatıra, aralarında herhangi bir hiyerarşi olmadan yan yana gelebiliyor. ‘Atlas’ aynı zamanda yön bulma ve dünyayı anlamlandırma fikrini içeriyor: Bir harita ya da yıldızlar aracılığıyla coğrafyada yönümüzü bulmak kadar, kişisel hafızanın içinde ya da kendi iç dünyamızda yerimizi aramak da bunun bir parçası.”
Alex Cerveny:
“Zeyrek Çinili Hamam’ı Cornelius de Bruyn’ün gravüründe tanıdım”
“İstanbul’a, Konstantinopolis’e ilk yolculuğum, yaklaşık 1700 tarihli, Cornelius de Bruyn’ün Voyage au Levant adlı kitabı aracılığıyla gerçekleşti. De Bruyn merak uyandırıcı bir kişiliğe sahip Hollandalı bir sanatçıydı; biraz sahtekar, iyi bir pazarlamacıydı ve gravürlerinde Avrupa’nın gözleri için egzotik bir Osmanlı İmparatorluğu tasvir etmek amacıyla başkalarının bilgilerini kendine mal ediyordu. Bu kitap koleksiyonumda olduğu için şanslıydım ve o eski moda, antropoloji öncesi bakışına rağmen, Konstantinopolis görünümleri, haritaları ve toplum portreleri şehirde yolumu bulmama imkan verecek kadar kesindi. Örneğin de Bruyn’ün Konstantinopolis’in panoramik gravüründe Zeyrek Çinili Hamam’ı tanımak harikaydı. Sergide yer alan ve üzerine müdahaleler yaptığım eski astronomi risalesini ise, şehre ilk ziyaretim sırasında, 2009 yılında, İstiklal Caddesi’ndeki bir sahaftan satın aldım. Türkçe, Arapça ve Farsçayı bir arada kullanıldığı için Türkler için bile zor olan bir şeyi çözmek merak uyandırdı bende. Çizimleri aracılığıyla kendimi İstanbul’la bütünleştirebileceğimi hissettim çünkü çizim aynı zamanda benim de dilim olan bir dil.”