21 Temmuz 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 20.07.2026 09:43 | Son Güncelleme: 20.07.2026 10:19

Mora Yarımadası'nın değişen yüzü: The Odyssey'in çekildiği yer, turizm patlamasına hazırlanıyor

Christopher Nolan’ın The Odyssey filminin çekildiği Yunanistan’ın Messinia bölgesi, milyonlarca kişinin radarına girmeye hazırlanıyor. Ancak su kıtlığı, yapılaşma ve lüks turizm yatırımları nedeniyle baskı altındaki bölgede halk, Hollywood ilgisinin geri dönülmez sonuçlar doğurmasından endişeli
Fotoğraflar: Getty Images
Fotoğraflar: Getty Images
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Yunanistan’ın güneybatısındaki Voidokilia Körfezi, hilal biçimindeki kumsalı, berrak suları ve iki yanındaki tarihi kalıntılarla Mora Yarımadası’nın en dikkat çekici manzaralarından birine sahip. Körfezin bir tarafında Miken dönemine ait bir mezar, diğer tarafında ise Orta Çağ’dan kalma bir kale bulunuyor.

Bu kıyılar geçen ilkbaharda Christopher Nolan’ın başrollerinde Matt Damon ve Zendaya’nın yer aldığı yeni filmi The Odyssey için yüksek güvenlikli bir Hollywood setine dönüştü. Osmanlı kaleleri ve el değmemiş kıyılarıyla Messinia, destanın mitolojik dünyasını canlandıracak başlıca bölgelerden biri olarak seçildi.

Ancak bölge halkının asıl kaygısı film çekimleri değil, yapımın gösterime girmesinden sonra yaşanabilecekler. Filmin Messinia’ya daha önce görülmemiş ölçüde uluslararası ilgi çekmesi beklenirken su kıtlığı, çevresel bozulma ve hızlı yapılaşmayla mücadele eden bölgenin yeni bir turist akınını kaldırıp kaldıramayacağı tartışılıyor.

Sıcaklık 30 yılda 1,5 derece arttı

The Guardian’ın haberine göre Messinia’da ortalama sıcaklık son 30 yılda 1,5 derece yükseldi. Atina Ulusal Gözlemevi Araştırma Direktörü Kostas Lagouvardos, kavurucu yazlarla kar yağışının görülmediği kışların yeraltı su kaynaklarının yenilenmesini ciddi biçimde azalttığını söyledi.

Lagouvardos, bu durumun bölgeyi tam da turist sayısının zirveye ulaştığı aylarda kronik su kıtlığıyla karşı karşıya bıraktığını belirtti.

Voidokilia Körfezi ile Gialova Lagünü, Avrupa Birliği’nin Natura 2000 ağı kapsamında koruma altında bulunuyor. Bölgede 17 doğal yaşam alanı ile nesli tehlike altında veya nadir kabul edilen yaklaşık 100 tür yaşıyor. Ancak uzmanlara göre ekosistemin dengesi bozulmanın eşiğinde.

Sıcak aylarda lagündeki su kaybının yaklaşık yüzde 70’i buharlaşmadan kaynaklanıyor. Yüksek sıcaklık ve yetersiz yağış nedeniyle lagünün bazı bölümleri kuruyor, çamurlu taban çatlayarak yüzeye çıkıyor.

Avrupa Birliği destekli Coastal araştırma projesine göre Messinia su ihtiyacının tamamını yeraltı kaynaklarından karşılıyor. Turizm faaliyetleri ve tarımsal sulama ise bu rezervleri giderek tüketiyor. Tatlı su miktarındaki azalma nedeniyle lagündeki tuzluluk yılın yaklaşık üçte birinde kritik seviyelere ulaşıyor. Atık sular, tarımsal akıntılar ve çevredeki golf sahaları da sudaki oksijeni azaltarak canlı yaşamını tehdit eden yosun patlamalarını körüklüyor.

Lüks tatilin su faturası

Lagünün ötesindeki Navarino Körfezi’nin bir tarafında tarihi Pylos kasabası, diğer tarafında ise Costa Navarino bulunuyor. Yunan turizm şirketi Temes tarafından geliştirilen lüks tatil kompleksi; otelleri, özel konutları, dört golf sahası, özel marinası ve çok sayıdaki yüzme havuzuyla geniş bir kıyı şeridine yayılıyor.

Costa Navarino, Messinia’nın uluslararası lüks turizm haritasına girmesinde önemli rol oynadı. Ancak yatırımın ölçeği, doğal kaynakları giderek azalan bölgedeki su tüketimine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.

Ege Üniversitesi’nden emekli profesör Ioannis Spilanis, tesislerin çevre dostu bir lüks turizm modeli olarak sunulmasına rağmen buna katılmadığını söyledi:

“Böyle bir modelin su tüketimi, bölgenin kaynaklarıyla kesinlikle bağdaşmıyor. Ortaya çıkan turizm monokültürü bölgeyi istila ediyor ve yerel toplulukları kendilerine özgü niteliklerinden mahrum bırakıyor.”

Yatırım dalgası tatil tesisleriyle de sınırlı değil. Kalamata Havalimanı’na gelen uluslararası yolcu sayısı son 10 yılda üç kattan fazla arttı. Kıyıya ulaşım süresini kısaltmak için tepelerin arasından yeni bir otoyol geçiriliyor.

“Turizmi reddetmiyoruz”

Pylos Kadınlar Derneği Başkanı Georgia Visviki, yatırımların istihdam yarattığını ancak çevre ve bölgenin kimliği üzerindeki baskıyı da artırdığını belirtti.

“Turizmi reddetmiyoruz. Yerel topluma karşı değil, onunla birlikte işleyen bir model istiyoruz” diyen Visviki, Nolan’ın filminin çok daha fazla ziyaretçi getireceğini ancak Messinia’nın bu baskıya hazır olmadığını söyledi.

Bölgenin iç kesimlerinde ise turizmin farklı bir modeli için çalışan yerel girişimler bulunuyor. Nüfus kaybıyla mücadele eden Dessillas köyünde gönüllüler, terk edilmiş demiryolu hattını yürüyüş parkuruna; eski istasyonuysa kütüphane ve ortak kullanım alanına dönüştürdü. Çalışma, Mora Yarımadası’nda yavaş ve sürdürülebilir ulaşımı savunan daha geniş bir harekete ilham verdi.

Ethos sosyal kooperatifinin temsilcileri, mevcut demiryolu altyapısının yeniden kullanıma açılmasının büyük yatırımlar gerektirmediğine dikkat çekiyor. Demiryolunun canlandırılması, iç kesimlerde giderek boşalan köylere yeniden hayat verebilir ve insanların ailelerinden kalan evlere dönerek Kalamata’ya gidip gelmelerini sağlayabilir.

Kooperatif temsilcileri, “Hollywood’un spot ışıkları Messinia’ya kalıcı hiçbir şey sunmuyor. Filme değer katan, bu toprakların gerçek tarihi ve manzarasıdır; bunun tersi değil” ifadelerini kullandı.

Dev tesisler yerine insan ölçeğinde turizm

Daha güneydeki Vounaria’da geleneksel çömlekçilik yeniden canlandırılıyor. Yakındaki Vasilitsi’de aile tarafından işletilen bir taverna eski dokuma tezgâhlarını koruyarak yerel gelenekleri genç kuşaklara aktarıyor. Apo Kardias kolektifi ise bölgeyle uzun vadeli bağ kuran müşteriler için organik zeytinyağı üretiyor.

Kolektifin kurucularından Aris Christopoulos, turizmin mutlak bir kötülük olmadığını, belirleyici unsurun uygulanan model olduğunu söyledi:

“Dev projeler ya da devasa tatil köyleri istemiyoruz. Bölgeyle bağ kuran, geride yara değil derin izler bırakabilen, insan ölçeğinde bir turizm istiyoruz.”

Asıl hikâye jenerikten sonra başlayacak

The Odyssey gösterime girdiğinde dünya genelinde milyonlarca kişi Messinia’yı belki de ilk kez görecek. Yerel halk açısından asıl sınav ise filmin jeneriği aktıktan sonra başlayacak.

Game of Thrones sonrasında Dubrovnik’in, The Beach filminin ardından da Maya Körfezi’nin yaşadıkları, küresel ölçekte izlenen yapımların hassas bölgeleri geri döndürülmesi güç biçimde değiştirebildiğini göstermişti.

Messinia şimdi benzer bir yol ayrımında. Bir tarafta giderek genişleyen turizm yatırımları, diğer tarafta terk edilmiş istasyonları yeniden açan, geleneksel zanaatları canlandıran ve zeytinlikleri korumaya çalışan yerel topluluklar bulunuyor. Bölgedeki pek çok kişinin umudu, Hollywood’un geride bırakacağı hikâyenin açtığı yaralarla değil, doğaya zarar vermeden bıraktığı izlerle hatırlanması.

Kaynak: Gazete Oksijen