Yunanistan, İspanya, İtalya ve Fransa gibi çok sayıda Avrupa ülkesinde aşırı turizmin giderek artmasıyla birlikte gezginler kalabalıktan uzak tatil deneyimi sunan destinasyonlara yöneliyor.
Bu eğilim büyük ölçüde Z ve Y kuşağı tarafından yönlendiriliyor. Gezginler, seyahatlerinde daha az bilinen “gizli kalmış” yerleri ve otantik deneyimleri tercih ediyor. Uygun fiyatlı destinasyonlar bulma isteği de bu değişimi destekleyen bir diğer faktör.
Euronews, Avrupa'da en az ziyaret edilen ülkeleri mercek altına aldı.
İşte turistlerin neredeyse hiç uğramadığı destinasyonlar:
1. Moldova: Sovyet tarihi ve sosyalist gerçekçi mimari

Moldova, Avrupa’nın en az ziyaret edilen ve aynı zamanda en bütçe dostu ülkelerinden biri. SeeNews tarafından aktarılan National Bureau of Statistics verilerine göre ülke 2025 yılında yaklaşık 525 bin 100 turist ağırladı. Euronews, otantik ve sürükleyici deneyimler arayan gezginler için Moldova'nın öne çıkan bir seçenek olduğunu hatırlatıyor; ülke kırsal manzaraları ve mutfağıyla dikkat çekiyor. Sovyet, Latin, Slav ve Rumen kültürlerinin bir karışımını sunan Moldova'nın tarihi zenginliği başkent Chișinău’daki Sovyet dönemine ait sosyalist gerçekçilik tarzı mimaride görülebiliyor.
2. Lihtenştayn: Masalsı bir çekicilik ve Alp güzelliği

Lihtenştayn, Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biri. Planet of Hotels verilerine göre 2022 yılında yaklaşık 85 bin turist ağırladı. Dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan ve iki tane denize kıyısı olmayan ülkeden biri olan Lihtenştayn, tepeye kurulmuş bir şatoyla tamamlanan Alp doğası ve masalsı bir atmosfer sunuyor.
Euronews, ülkeyi genel hatlarıyla tanımak için 35 dakikalık Citytrain Vaduz turuna katılmayı, geleneksel dağ yaşamını deneyimlemeyi, kraliyet tarihi ve çağdaş sanat hakkında bilgi almayı öneriyor.
Manzaralı yürüyüşler ve panoramik görüntüler için Vaduz Kalesi’ni ziyaret etmek ya da Lihtenştayn Ulusal Müzesi, Pul Müzesi ve Hazine Odası’na göz atmak da bir seçenek. Euronews, çağdaş ve modern sanat meraklılarının Lihtenştayn'ı daha çok seveceğini hatırlatıyor; “siyah küp” mimarisiyle Kunstmuseum Liechtenstein’ın ziyaret edilmesini öneriyor.
3. San Marino: Dünyanın en eski cumhuriyeti

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan San Marino, dünyanın en eski cumhuriyeti olmasına rağmen oldukça az turist çekiyor. Visit San Marino verilerine göre ülke 2025 yılında 2 milyonun biraz üzerinde ziyaretçi ağırladı. En varlıklı mikro devletlerden biri olan ülke, Adriyatik Denizi ve İtalya'nın kırsalına uzanan panoramik manzaralar sunuyor.
San Marino, Euronews'a göre, en iyi yürüyerek keşfediliyor. Ziyaretçiler, üç ortaçağ kulesini gezebiliyor; bu rota Adriyatik Denizi ve Apeninler’e uzanan manzaralar sunuyor. Piazza della Libertà ve Palazzo Pubblico’yu ziyaret ederek San Marino’nun yönetim yapısı hakkında fikir edinmek de mümkün. Nöbet değişim törenini izlemek ve San Marino Aziz Marinus Bazilikası’na gitmek de tavsiye ediliyor.
4. Kosova: Engebeli dağ manzaraları ve Osmanlı tarihi

Avrupa’nın en genç ülkesi olan Kosova, henüz turizm rotalarında geniş ölçüde öne çıkmış değil. Ülke dağ manzaraları, canlı kafe kültürü ve Osmanlı mirasını bir arada sunuyor. Kosova, 2025 yılında resmi istatistik kurumunun verilerine göre 463 bin 092 turist ağırladı.
Euronews, gezginlerin Prizren’deki Kalaja Kalesi’ne tırmanarak panoramik şehir manzaralarını izleyebileceğini ya da 17. yüzyıldan kalma Sinan Paşa Camii’ni ziyaret edebileceğini söylüyor.
Priştine’de Mother Teresa Bulvarı boyunca yürüyüş yapmak veya ikonik Newborn Anıtı’nı görmek de bir tercih. Ulusal Kütüphane ise Brutalist mimarisiyle öne çıkıyor.
Priştine yakınlarındaki UNESCO listesindeki Graçanica Manastırı ile Peja yakınlarındaki 14. yüzyıldan kalma Visoki Deçani Manastırı da ziyaret edilebilecek yapılar arasında.
Kosova’nın en eski çarşısı olan Gjakova Büyük Çarşısı’nda geleneksel kafeleri ve el işi ürünleri keşfetmek, yerel lezzetlerden flija (katmanlı krep) ve kebapa (ızgara et) gibi yemekleri tatmak da öneriliyor.
5. Kuzey Makedonya: Doğal güzellikler ve kültürel miras

UNESCO listesinde yer alan Ohrid Gölü gibi bölgeler son yıllarda ilgi görse de Kuzey Makedonya genel olarak hala büyük ölçüde az ziyaret edilen ülkeler arasında yer alıyor. Devlet İstatistik Ofisi verilerine göre ülkeyi geçen yılın Ocak-Kasım döneminde yaklaşık 1,2 milyon turist ziyaret etti.
Kuzey Makedonya doğası, Balkan tarihi ve kültürel mirasıyla öne çıkıyor.
Başkent Üsküp, modern ve Osmanlı tarzı mimarinin iç içe geçtiği bir yapıya sahip ve aynı zamanda Rahibe Teresa’nın doğum yeri olarak biliniyor.
Avrupa’nın en derin ve en eski göllerinden biri olan Ohrid Gölü’nü ya da 13. yüzyıldan kalma St. Jovan Kaneo Kilisesi’ni ziyaret etmek mümkün. Ohrid Eski Şehir’de gezmek veya Aziz Naum Manastırı’na gitmek de değerlendirilmeye açık. Takı meraklıları için Ohrid incileri de bir seçenek.
Euronews, Üsküp’te Eski Çarşı’da dolaşılabileceğini ve Taş Köprü boyunca yürünebileceğini hatırlatıyor. Makedonya Meydanı’nda ise çok sayıda heykel dikkat çekiyor.
Kuzey Makedonya ayrıca Mavrovo, Pelister ve Galicica olmak üzere üç milli parka sahip. Bu parklar; yüksek zirveler, kayalık patikalar ve buzul gölleriyle birlikte Balkan vaşağı ve Dalmaçya pelikanı gibi nadir türlere de ev sahipliği yapıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen
