Hazırlayan: Sedat Hacıkerimoğlu
Fenerbahçe, son yıllarda alışageldiğimiz üzere yine kaotik bir süreçten geçiyor. İslam Çupi’nin yazılarının izinden giderek bu alışkanlığın aslında çok eskilere dayandığını ve ‘batı cephesinde değişen bir şey olmadığını’ hatırlamanın zamanıdır…
On yıllardır Fenerbahçe ağustoslarda normal sağlığını kaybedip, ağustosfobi olur. Bu ayda medyanın yazılı basını ile, görüntülü ve konuşmalı basını bütün takımları bir kenara kor, “varsa da yoksa da Fenerbahçe” der. “Rüya takım” Fenerbahçe’dir, “silindir takım” Fenerbahçe’dir, “şampiyonluğun en büyük favorisi Fenerbahçe’dir.
Sonra lig maçları başlar, takvime eylül, ekim ayları oturur, ağustosta bütün övgüleri alan Fenerbahçe puan cetvelinin başına oturacağına maç yapılan statların çimlerine oturur ve yıkılır gider.
Fenerbahçe’nin çok erken açılacak bir seyir defterinde çok ağır eleştiriler nasıl acele ambalajlanmış bir tahrip bombası ise, takvimi yanlış seçilmiş övgüler de, o ekip için en ufak yağmurda yüzden ayak ucuna düşecek eğreti bir makyajdır.
Fenerbahçe Parkı’ndaki tahterevallinin iki ucunda hiç eşit ağırlık olmadı, mevsim başından beri… Yönetim ve teknik kadro gerçek bir ağırlık birimi tanımı ile tahterevallinin iki ucuna oturamadıkları için, bu aletten beklenen yükselme ve inme hareketleri, bir türlü ritmik bir düzeye gelemedi. Kravatlılar yerde, eşofmanlılar havada yani…
Oysa tahterevalli tüm basit yapısına rağmen, aslında profesyonel futbol kulüplerinde sermaye-emek ilişkilerini, iş verimini, karşılıklı bağlılığı, güveni, yatırım ve kar dengelerini anlatır.
Fenerbahçe’deki tahterevalli mevsim başından beri bir kulüp ve takım ayrıntılarının en ince nüanslarını göstermek yerine, hep yönetimi içeren tek taraflı bir ağırlık fotoğrafı çektirdi.
Tahterevallinin bir ucundaki yönetim, mutlak bir ağırlık olduğu için topraktadır, devamlı ayağı yere basmaktadır. Tahterevallinin öbür ucundaki teknik kurul, izafi bir ağırlık olduğu için havadadır, ayağı yere basmamaktadır.
Aslında Fenerbahçe’de yönetim zaafı, Kristof Kolomb’un yumurtası gibi, eski alışkanlıklar terkedilirse, hemen dik durabilir. Bunun dik duracağını benim gibi, kongre tiryakiliğini vazgeçilmez kılmış Fenerbahçeli kalabalık da bilmektedir.
Ancak bir yönetimde kafa ve kasa birliği yoksa, bir yönetimde takım teşkil etme, teknik direktör tayin etme ve transfer yapma konusunda düşünce ve eylem birliği yoksa, bir yönetim “Fenerbahçe’yi idare ediyorum” diyen bir dünya görüşüne sahip değilse, bu büyük sorumluluğa yetecek kişilik birikiminden yoksunsa, bu kulübün geleceklerinden umutlanmak yerine, çok yoğun endişeler duymak gerekmez mi?
Kuruluşundan bugüne kadar Fenerbahçe’de başkanlık yapan kimler varsa onlar kulüp müzesinde icraat ve resimleri ile birer hatıra olarak duvara asılmalıdır. 20 yıldır lacivertlerini giyerek grup kulislerinde başkan ve yönetici sıfatı ile dolaşan kimler varsa ortadan kaldırılmalı, önce kendilerini inandırmış sekiz adam ortaya çıkmalı; Fenerbahçe kulübünü sakin sularda yüzdüreceklerini genel kurula bir kaptanlık mahareti ve sadakati içinde anlatmalı ve onları ikna etmelidir.
Sekiz tane ekonomi okumuş, işletme ve adam idaresi konusundan uzman olmuş, master’ını Avrupa’da yapmış, futbolu küçükten beri seyretmiş, Sarı-Lacivertli renklere çıldırasıya aşık 30-40 yaş arası adamın bir araya gelmesi ve Kadıköy’de iktidarı ele geçirmesi, tek kurtuluş savaşıdır Fenerbahçe’nin 2000’li yıllarda…
Bu yazı, İslam Çupi’nin aşağıda listelenen yazılarından derlenmiştir:
08.08.2000 – Yeni F.Bahçe, Yeni Denizli - Milliyet
24.05.1994 – Fenerbahçe’de Bundan Sonra - Milliyet
20.12.1987 – Bir Köhne Konak: Fenerbahçe – Milliyet Aktüalite
21.11.1992 – Sarı-Lacivertli Tahterevalli - Milliyet
06.08.1991 – Fenerbahçe: Doğumu da Ölümü de Büyük Olan Cumhuriyet - Miiliyet
08.02.2000 – Fenerbahçe’nin Kurtuluş Savaşı - Milliyet