Futbolda üç gol atıp maçı kaybedebilirsiniz. Basketbolda 40 sayı atıp mağlup olabilirsiniz. Bireysel olarak harika bir gece geçirmişsinizdir ama skor tabelası pek ilgilenmez. Takım sporunun cilvesi bu.
Satrançta buna pek alışkın değiliz. Rakibinizi yenersiniz, kazanırsınız. Satranç Olimpiyatı’nda ise rakibinizi yenip takım olarak kaybetmeniz gayet mümkün. Bazen de kazanamadığınız bir oyunda kurtardığınız yarım puan, ülkenize galibiyeti getirir. Kendi tahtanızdaki sonuç önemli, ama yetmiyor. Dönüp yan masalara da bakmanız gerekiyor.
Bir ülkenin tek bir olağanüstü oyuncu yetiştirmesiyle, güçlü bir satranç ülkesi olması arasındaki farkı görmek için de bundan daha uygun bir yer bulmak kolay değil.
Bu yılın adresi Semerkant. Şehri haritada bulmadan önce Amin Maalouf’un romanında tanımış olabilirsiniz. Ömer Hayyam’ın rubaileri etrafında gelişen o hikâyenin başlangıç noktası, şimdi satranççıları ağırlıyor.
Hikâye 1924 Paris’te başlıyor
Satranç Olimpiyatı, Yaz Olimpiyat Oyunları’nın bir parçası değil. Ama aralarındaki bağ da tesadüf değil. Hikâye, 1924 Paris Oyunları’na satrancı dahil etme girişimiyle başlıyor. Dönemin olimpik düzeninde amatörlük şartı var. Satrançta amatör ile profesyoneli ayırmak ise kolay değil. Girişim sonuçsuz kalıyor, fakat satranççılar Paris’te kendi turnuvalarını düzenliyorlar. Bugün ilk gayriresmî Satranç Olimpiyatı kabul edilen buluşma bu.
Turnuvanın son günü, 20 Temmuz 1924’te Uluslararası Satranç Federasyonu FIDE kuruluyor. Olimpiyatın resmî serisi ise üç yıl sonra, 1927’de Londra’da başlıyor. On altı ülkenin katıldığı resmi ilk açık satranç olimpiyatını Macaristan kazanıyor.
Kadınlar olimpiyatının başlaması için 1957’yi beklemek gerekiyor. Hollanda’nın Emmen kentindeki ilk turnuvanın galibi Sovyetler Birliği. Organizasyonun iki yılda bir düzenlenmesi ise 1950’den itibaren yerleşiyor. Pandemi dönemindeki çevrimiçi turnuvalar ayrı tutulduğunda, bu yıl resmî serinin 46’ncısına geliyoruz.
Yakın dönemin sonuçları, bugünkü rekabet hakkında da fikir veriyor. Açık kategoride son beş olimpiyatı dört farklı ülke kazandı: Çin 2014 ve 2018’de, ABD 2016’da, Özbekistan 2022’de, Hindistan 2024’te. Ermenistan’ın 2006 ve 2008’deki zaferlerinden bu yana hiçbir ülke unvanını üst üste iki kez koruyamadı. Hindistan bu seriyi bozmak, Özbekistan evinde yeniden kazanmak istiyor. ABD ve Çin de başlıca favoriler arasında.
Hindistan’ın 2024’te yalnızca açık kategoride değil, kadınlarda da şampiyon olduğunu hatırlatalım. Güçlü bir satranç ülkesi olmak derken kastettiğimiz biraz da bu.
Dört tahta, tek sonuç
Olimpiyat ile bireysel dünya şampiyonluğu aynı soruya cevap aramıyor. Biri “en iyi oyuncu kim”, diğeri “en iyi takım hangisi” diye soruyor. Sinemadan biliyoruz: Oscar’da en iyi oyuncuyla en iyi film, aynı ödülün konusu değil.
Üstelik birkaç güçlü ülkenin katıldığı kapalı bir yarış değil bu. Semerkant için açıklanan listelerde açık kategoride 208, kadınlarda 192 takım var. Toplam 400 takım, farklı satranç gelenekleriyle aynı turnuvada yer alıyor.
Takımlar beş oyuncudan oluşuyor ve her turda dördü oynuyor. Bireysel galibiyet bir, beraberlik yarım puan getiriyor. Dört tahtanın toplamında öne geçen ülke, takım sıralaması için iki maç puanı kazanıyor. Karşılaşma 2–2 biterse ülkeler birer puan alıyor. Dolayısıyla 4–0 kazanmakla 2,5–1,5 kazanmak, temel sıralama açısından aynı iki puanı getiriyor; tahta sonuçları eşitlik bozma hesaplarında yeniden önem kazanabiliyor.
Türklerin yolculuğu: Varna’dan Semerkant’a
Türkiye’nin olimpiyat geçmişi 1962’de Varna’da başlıyor. Bu, aynı zamanda FIDE’ye üye olduğumuz yıl. Sonraki yıllarda yalnızca katılımcı olarak kalmıyoruz. İstanbul, 2000 ve 2012’de organizasyona ev sahipliği yapıyor.
Açık kategorideki en iyi derecemiz ise 2016 Bakü’de gelen altıncılık. Turnuvaya 19 numaralı seri başı olarak başlayan Türkiye, Hindistan ve Norveç’le aynı puanı toplayıp eşitlik bozma hesabıyla altıncı oldu. Başlangıç sırasının, sonuç sırası olmadığını hatırlatan bir derece.
Kadınlarda en iyi takım derecemiz, 2006 Torino ve 2018 Batum’da gelen 24’üncülük. Bireysel madalyalarımız da var: Betül Cemre Yıldız, 2012 İstanbul Olimpiyatı’nda ikinci masa performansıyla bronz madalya kazanmıştı.
Son olimpiyat Budapeşte 2024’teydi. Türkiye açık kategoriyi 12’nci, kadınlar turnuvasını 26’ncı sırada tamamladı. Takım derecesinin yanında Ediz Gürel’in performansının altını çizmek lazım: 11 maçta yedi galibiyet ve dört beraberlikle namağlup dokuz puan topladı; ikinci masada bireysel bronz madalya kazandı. Bugünkü beklentiyi açıklayan sonuçlardan biri de bu.
Diğeri, Yağız Kaan Erdoğmuş’un yükselişi. On beş yaşındaki süper büyükusta, güç puanını ifade eden Elo’da 2700 sınırını geçen tarihin en genç ismi. Turnuva listesindeki puanı 2716. Dolayısıyla genç oyuncuların Semerkant’a yalnızca deneyim kazanmaya değil, ilk iki masada takıma liderlik etmeye geldiklerini de göreceğiz. Belki de bu yüzden, Türkiye hakkında yıllardır tekrarlanan eski bir sözü satranç için yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. 19. yüzyılın sonlarında İngiltere başbakanlığı yapmış Lord Salisbury’ye atfedilen bir söz var: “Türkiye geleceği parlak bir ülkedir ve hep öyle kalacaktır.”
Satrançta ise “geleceği parlak” dediklerimiz, bugünü de aydınlatmaya devam ediyor.
Açık kategori kadrosunda Yağız Kaan Erdoğmuş, Ediz Gürel, Işık Can, Vahap Şanal ve Emre Can bulunuyor. Beş oyuncunun tamamı büyükusta. Ivan Cheparinov’un kaptanlığını yaptığı Türkiye, başlangıç listesinde 2616 Elo ortalamasıyla 14. sırada.
Kadınlarda ise Ekaterina Atalık, Sıla Çağlar, Gülenay Aydın, Ceren Tırpan ve Beren Kalyoncu mücadele edecek. Evgenij Miroshnichenko yönetimindeki takım, başlangıç listesinde 26. sırada yer alıyor.
Türkiye için merak uyandıran soru da burada: Genç yıldızların yükselişi, dört tahtaya yayılan bir takım gücüne dönüşebilecek mi? Çünkü olimpiyatta manşeti bir oyuncu getirebilir. Dereceyi ise takım getirir.
O takımın gücü de yalnızca turnuva salonunda oluşmuyor. Oyuncuların nasıl yetiştiği, hangi koşullarda hazırlandığı ve arkalarından kimlerin geldiği, güçlü bir satranç ülkesi olma meselesinin diğer tarafı. Türkiye’nin bu açıdan küçümsenmeyecek bir tabanı var. 1,8 milyon lisanslı oyuncunuz varsa mesele artık satrancı sevdirmekten ibaret değil. O kalabalığın içinden kaç kişinin profesyonel oyuncuya, kaçının büyük ustaya, kaçının da milli takım seviyesine çıkacağını belirleyen sistemi kurmak gerekiyor.
10 Eylül’de Türkiye Satranç Federasyonu başkanlığına seçilen Enes Efendioğlu’nun vizyonu da bu geniş tabanla zirve arasındaki mesafeyi kısaltmak. Yeni başkan, “Çok geniş bir satranç tabanımız var. Bu tabanı şampiyon sporcular yetiştirecek şekilde özel programlarla zenginleştirmek, milli takımlarımıza özel destekler hayata geçirmek, okullarda ve gençlik merkezlerinde satrancı daha da yaygınlaştırmak istiyoruz” diyor. Efendioğlu önlerindeki iki yılı bir maraton olarak tarif ediyor; ama bildiğimiz türden bir maraton değil: Her 100 metresinin sprint temposunda koşulması gereken bir maraton.
Bu uzun koşunun ilk önemli etaplarından biri Semerkant. Açılış 15 Eylül’de, ilk hamleler 16 Eylül’de yapılacak. Turnuva 27 Eylül’de sona erecek.