Her şey 1900 yılında Boston’da ABD ile Büyük Britanya arasında oynanan bir karşılaşmayla başladı. Harvard tenis takımından dört oyuncunun bir yıl önce ortaya attığı fikir, Dwight Davis’in formatını oluşturup kupayı kendi parasıyla yaptırmasıyla önce International Lawn Tennis Challenge’a, ardından onun adıyla Davis Cup’a dönüştü. 1920’lere gelindiğinde 20’den fazla ülkenin katıldığı organizasyon, bugün dünyanın en köklü uluslararası takım sporları organizasyonlarından biri.
Arjantin’in Davis Cup’la ilişkisi ise kupanın tarihindeki en uzun aşk-nefret hikâyelerinden biri oldu. Dünya tenisinin Vilas’tan Clerc’e, Sabatini’den Nalbandian ve Del Potro’ya uzanan en güçlü tenis ülkelerinden biri olmasına rağmen, Arjantin o kupaya bir türlü ulaşamadı. 2006’da Rusya’ya, 2008 ve 2011’de İspanya’ya finalde kaybetti. Bekleyiş ancak 2016’da Zagreb’de sona erdi: Arjantin, Hırvatistan’ı 3-2 yenerek tarihindeki ilk ve bugüne kadarki tek Davis Cup şampiyonluğunu kazandı.
On yıl sonra Arjantin ile Türkiye’yi karşı karşıya getiren eşleşmenin arkasında işte bu tarih var. Bu hafta sonu oynanan World Group I serisi, Davis Cup’ın Patagonya’daki ilk buluşması oldu. Neuquén’deki 3 bin kişilik Ruca Che’de, kapalı sert kortta oynanan karşılaşmalar aynı zamanda Arjantin’in iki buçuk yıl sonra evinde oynadığı ilk seri.
Arjantin, ilk günün sonunda Millilerimiz karşısında 2-0 önde. Ama La Nacion gazetesinin tenis uzmanı Sebastián Torok’a göre Davis Cup’ın kâğıt üzerinde yazılmayan tarafları da var...
Arjantin Davis Cup’ı ilk kez 2016’da kazandı ve siz o tarihi yolculuğun tamamında oradaydınız. On yıl sonra Davis Cup Arjantin için ne ifade ediyor? Turnuvanın duygusal önemi değişti mi?
2016’da Zagreb’de kazanılan şampiyonluk bir dönüm noktasıydı. Davis Cup en büyük takıntımız, Arjantin sporunun ödenmemiş büyük borcuydu. Turnuva bugün de Arjantin kamuoyunda heyecan ve hareketlilik yaratıyor ama o günlerdeki kadar değil.
Neden? Çünkü kupa artık kazanıldı. Çünkü bugün Arjantin’in bir Del Potro’su ya da Nalbandian’ı yok. Ama aynı zamanda turnuvanın geçirdiği format değişiklikleri geleneğini ve öngörülebilirliğini ortadan kaldırdı.
Bununla birlikte Türkiye karşısında Ruca Che Stadı’nda bulunan 3 bin kişi sesini duyurmak ve bu hafta sonunu galip tamamlamak için büyük bir tutku gösteriyor.
Arjantin'in Türkiye’yle karşılaşması Patagonya’da oynanan ilk Davis Cup serisi. Milli takımı geleneksel merkezlerin dışına, yeni bir bölgeye götürmek Arjantin tenisi açısından ne önem taşıyor? Sanki işin kültürel tarafı da var gibi görünüyor.
Tarihsel olarak ülkenin iç kesimleri (yani Buenos Aires dışındaki her yer) sadece teniste değil, bütün sporlarda bir sporcu fabrikası olmuştur. Neden? Çünkü ülkenin iç kesimlerinde hayat çok hızlı akmıyor; çocukların okul saatleri dışında spor yapabilecekleri daha fazla zamanları ve daha güvenli ortamları var.
Bunun ötesinde Arjantin Tenis Federasyonu’nun ilk niyeti Türkiye serisini ülkenin en ikonik kulübü Buenos Aires Lawn Tennis Club’da oynamaktı. Ancak ekonomik nedenlerle bunu yapmadılar. Federasyonun BALTC’de oynayabilmek için kulübü kiralamaya para harcaması gerekiyordu. Neuquén’de ideal bir ortak buldular.
Neuquén, bugün ülkeye çok büyük gelir sağlayan Vaca Muerta petrol sahasının bulunduğu yer. Arjantin enerji ve petrol şirketi YPF aynı zamanda Tenis Federasyonu’nun ana sponsoru, bu kararda doğrudan bir etkisi var ve serinin burada oynanabilmesi için hızlı bir anlaşmaya varılması bundan.
Tabii Buenos Aires dışında oynamak, tenis maçlarına gidemeyen farklı bir seyirci kitlesi açısından da büyük bir fırsat.
Arjantin, Türkiye karşısında favori olduğunu ilk günden gösterdi. Ama kimi zaman Davis Cup’ta dünya sıralamaları büyük anlamlar ifade etmeyebiliyor. Oyuncular kendileri yerine ülkeleri için oynadığında oyunlarında ne değişiyor?
Davis Cup tutkuyla oynanan, duygusal yönü çok güçlü bir turnuva ve bu nedenle hep sürprizlerin yaşandığı bir sahne olmuştur; tarih boyunca da hep böyleydi.
Çünkü oyuncular yalnızca kendileri için değil, takımları ve taraftarları için oynuyor. Bazı tenisçilerin performansı bu koşullarda yükselirken bazıları bundan çekinebiliyor.
Arjantin’de farklı örneklerini gördük: Evinde çok sınırlı rakiplere yenilen oyuncular da oldu, en olumsuz şartlarda seviyesini yükselten oyuncular da. Genel olarak Arjantinliler Davis Cup’ta, özellikle evlerinde oynarken büyürler ama bu turnuvada hiçbir şey garanti değildir ve Arjantin rakibine saygı göstermek zorunda.
Arjantin toprak kort yerine kapalı sert kortu tercih etti. Bu bizi oldukça şaşırttı çünkü geleneksel olarak toprak kortla özdeşleşmiş bir ülkesiniz. Bu seçimin sebebi ne?
Karar beni de şaşırttı. Ruca Che kapalı salonunda oynanacak çünkü Neuquén’deki tenis kulüplerinin hiçbirinde bir Davis Cup serisine ev sahipliği yapabilecek alan ve altyapı yok. Bununla birlikte Ruca Che’nin içine rahatlıkla bir toprak kort da kurulabilirdi.
Yapılan açıklama, Arjantinli oyuncuların sert zeminden (US Open’dan) yeni çıkmış olmaları ve sonrasında da aynı zeminde (Asya’da) oynamaya devam edecekleri için sert kortun tercih edildiği yönündeydi.
Bana göre Arjantinli ve Türk oyuncular arasındaki fark büyük olsa da bu farkı potansiyel olarak azaltabilecek bir koşul varsa, o da kapalı sert kortta oynamaktı. Çünkü burada kortun hızı orta seviyede.
Arjantinlilerin, özellikle Cerundolo ve Tirante’nin bu şartlarda iyi sonuçları olduğu da doğru. Ama evet, bu beni de şaşırtan stratejik bir karardı.
Francisco Cerundolo, Thiago Tirante ve Mariano Navone, Arjantin’e teklerde çok seçenek sunuyor. Bu seriye Türkiye tarafından baksaydınız Arjantin’in en büyük gücünü nerede görürdünüz?
Arjantin dengeli ve eksiksiz bir takımla sahada. Çok sayıda seçeneği, güçlü tekler oyuncuları ve çiftler uzmanları var. Ama Davis Cup’ın ATP Tour’dan çok farklı duygusal sınavlar yarattığı da doğru. Türkiye’nin umudu hâlâ burada olabilir. Türk oyuncular, kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığını bilerek maçlarına özgürce yaklaşacak. Başlangıçta birkaç iyi puan kazanmayı başarırlarsa onlar için bir kapı açılabilir ve rakiplerini germeye başlayabilirler. Türk oyuncular için asıl büyük sınav, soğukkanlılıklarını ve stratejik kararlılıklarını korumak olacak.
Javier Frana, kaptan olarak kendi ülkesindeki ilk Davis Cup serisine hazırlanıyor. Frana döneminde ne değişti ve sizce nasıl bir kaptana dönüşüyor?
Frana Aralık 2024’te kaptan olduğunda birleştirici bir mesajla kendisini tanıttı. Takım hem başarıların hem yenilgilerin yaşandığı ama her şeyden önce kaptan Guillermo Coria ile Arjantin tarihinin en büyük çiftler oyuncusu Horacio Zeballos arasında büyük gerilimin olduğu bir dönemden çıkıyordu.
Coria’nın Arjantin Federasyonu’nun da onayıyla, ATP Tour’da resmi olarak dünya 1 numarasına ulaşan ilk Arjantinli olmasına rağmen Zeballos’u takımın dışında bırakmasıyla sıra dışı bir çatışma ortaya çıktı.
Bu konu Coria’yı yıprattı ve tenis kamuoyunda tartışma konusu oldu. Frana akıllı davranarak ilk iş olarak Zeballos’u projesine dahil etti. İyi huylu, oyuncularla saygılı biçimde iletişim kuran biri. Ancak yılın başında Güney Kore yolculuğunda yaşanan oyuncu eksiklikleri nedeniyle çok sinir bozucu bir durumla karşı karşıya kaldı. Beş oyuncu ilk kez takımda yer aldı ve onlara güvenmek zorunda kaldı. Neticede takım kaybetti.
Bu deneyim onu duygusal olarak sarstı ama kendisini toparladı ve şimdi tam kadroya sahip olacak; hatta Etcheverry gibi bazı önemli oyuncuları dışarıda bırakmak zorunda kaldı.
Arjantin, milli formayı giydiğinde bambaşka oyunculara dönüşen kuşaklar yetiştirdi. Arjantin’e özgü ‘Davis Cup oyuncusu’ diye bir şey var mı?
Evet, tabir caizse ‘kupa savaşçısı’ DNA’sına sahip oyuncular var. Vilas ve Nalbandian, ikisi de Davis Cup’ı kazanamamış olmalarına rağmen bunun örnekleriydi. Del Potro da öyleydi ve bunu 2016’da kanıtladı. Carlos Berlocq da az önce sözünü ettiğim üç isimden daha az yetenekli olmasına rağmen Davis Cup’ta oyununu nasıl yükselteceğini biliyordu.
Bunun tersi de var. Turnuvada oynamanın baskısını kaldıramayan ve normal seviyelerinin çok altında performans gösteren oyuncular da oldu. Örneğin Schwartzman ve Juan Mónaco, Davis Cup’ta ATP Tour’da oynadıkları seviyede hiçbir zaman oynayamadılar.
Turnuvanın çok ağır bir duygusal yükü var ve bu oyuncular için tehlikeli de olabiliyor.
Davis Cup formatı, Arjantin’in 2016’daki şampiyonluk yolculuğundan bu yana çok değişti. Sizce eskisi mi daha iyiydi, yoksa modern Davis Cup daha iyi bir denge buldu mu?
Gerard Piqué ve Uluslararası Tenis Federasyonu’nun öncülüğünde yapılan ilk format değişikliğinden sonra eski Davis Cup’ın ruhunun büyük bölümünün kaybolduğunu düşünüyorum. Sonraki yıllarda yapılan düzenlemelere rağmen turnuvanın parlaklığını kaybettiğine ve özünü hiçbir zaman geri kazanamadığına inanıyorum.
Yılda en az iki kez ev sahibi-deplasman usulü serilerin oynanması doğru yönde atılmış bir adım, bu doğru. Ancak Davis Cup’a böylesine büyük bir tutkuyla bağlı ülkelerde bile turnuva büyüsünün bir kısmını kaybetti.
Şu anda Arjantin erkek tenisinde dikkat çekici bir derinlik görüyoruz. Bu kuşağı Juan Martin del Potro’nun mirasının bir parçası olarak görüyor musunuz? Del Potro genç Arjantinli oyuncuların neyin mümkün olduğuna dair inancını değiştirdi mi?
Guillermo Vilas, 1970’lerde Arjantin’de tenisi popülerleştiren isimdi. En büyük ilham kaynağı oydu. Vilas’tan sonra tenis oynayan herkes, az ya da çok, onun yaptıklarının ve mirasının etkisiyle bunu yaptı.
2000’lerde ‘La Legión’ olarak bilinen önemli kuşağın üyeleri de Vilas’ın etkisindeydi. Del Potro ise Arjantin tenisinin son büyük süperstarıydı. Juan Martín, Tirante ve Etcheverry gibi birçok oyuncu için ilham kaynağı oldu.
Sorunuza dönersek, evet: Bu kuşak Del Potro’nun mirasının bir parçası. Bu çocuklar Juan Martín’i, Nalbandian’ı ve daha yakın zamanda ülkemizin son Top 10 oyuncusu olan Schwartzman’ı izleyerek büyüdüler.
Arjantin’in büyük bir oyuncu derinliği var ancak ilk 10’a girmek hâlâ son derece zor. Bugünün tenisinde çok iyi bir ilk 50 oyuncusuyla gerçek bir ilk 10 oyuncusunu birbirinden ayıran sizce nedir?
İlk 10 oyuncusu olmak için çok sayıda özelliğe sahip olmanız gerekir: teknik ve fiziksel beceriler, sezon boyunca istikrar, disiplin ama aynı zamanda baskıyla başa çıkabilecek mental dayanıklılık. Arjantin’in sahip olduğu ilk 10 oyuncuları mutlak süperstarlardı; farklı, süper elit kategoride oyunculardı. Bugün ülkenin sahip olmadığı bir oyuncu kategorisi.
Karşılaştırmalar hiçbir zaman hoş değildir ama Arjantin’in bugünkü ilk 50 oyuncuları çok iyi olsalar da hiçbirinde Del Potro, Nalbandian, Sabatini, Vilas veya Clerc’in sahip olduğu elit seviyeyi görmüyorum.
İlk 50 ile ilk 10 arasındaki fark dar görünebilir ama tam tersine oraya ulaşmak için kat edilmesi gereken çok uzun ve dikenli bir yol vardır.
Arjantin geleneksel olarak olağanüstü toprak kort oyuncuları yetiştirdi ama bu kuşak farklı zeminlerde de rahat görünüyor. Arjantin tenis kimliğinde bir değişim mi izliyoruz?
Hayır, kimlikte bir değişim yok. Hatta genç tenisçiler uluslararası turnuvalara gittiklerinde ve sert kortlarda oynamaları gerektiğinde çok fazla zorluk yaşıyorlar.
Buradaki oyuncular hâlâ iki nedenle toprak kortta yetiştiriliyor: Gelenek ve yetersiz altyapı. Arjantin’de çok az sert kort var ve bu bir problem.
Bugün sert kortlarda iyi performans gösteren profesyonel oyuncular bunu sistem değiştiği için değil, profesyonel tura uyum sağlamayı başardıkları için yapıyorlar. Fran Cerundolo, Etcheverry ve Tirante bunun örnekleri.
Brezilya’nın artık tenisin en heyecan verici genç oyuncularından Joao Fonseca’sı var. Arjantinli oyuncular ve taraftarlar onu özellikle Arjantin-Brezilya bağlamında bir rakip olarak mı görüyor, yoksa futboldaki rekabet tenise pek taşınmıyor mu?
Hayır, futboldaki türden rekabet teniste neredeyse hiç yok. Hatta Fonseca ilk ATP şampiyonluğunu birkaç yıl önce Buenos Aires’te kazandı ve yerel seyirci tarafından büyük alkış aldı.
Her zaman çizgiyi aşan ve kötü davranan seyirciler vardır ama bu kitlesel ölçekte yaşanmıyor. Fonseca Buenos Aires’te oynadığında çok iyi bir izlenim bıraktı ve bu çok takdir edildi.
Arjantin seyircisinin güçlü bir tenis kültürü var ve büyük oyuncuları izlemekten keyif alıyor. Ayrıca Fonseca saygılı bir oyuncu ve seyirciden de aynı karşılığı gördü.
Arjantin futbol, basketbol, tenis, ragbi, hokey ve motor sporlarında sürekli elit sporcular yetiştiriyor. Rakipleriyle aynı kaynaklara her zaman sahip olmayan bir ülkeden en üst seviyede bu kadar çok sporcunun çıkmasını neye bağlıyorsunuz?
Arjantin büyük sporcular yetiştirdi, yetiştiriyor ve yetiştirmeye devam edecek çünkü muazzam bir spor kültürüne ve tutkuya sahip bir ülke. Farklı sporlarda Arjantinlilerin örnek alabilecekleri büyük rol modelleri oldu ve bu sağlıklı, bulaşıcı bir ilham yarattı.
Doğru; bu ülkede altyapı yetersiz, ekonomik sınırlamalar var, coğrafi mesafeler var ve Avrupa’nın büyük merkezleriyle ya da ABD’yle karşılaştırılamayız. Ama kaynak eksikliğinin yerini yetenek, disiplin, özsaygı ve başarma arzusu alıyor.
Birçok zengin ülkede ‘tok karın sendromu’ vardır; hiçbir eksiği olmayan ve belki de mücadele etmenin ne anlama geldiğini bilmedikleri için yüzde yüzünü vermeyen oyuncular anlamında.
Arjantin’de genellikle bunun tam tersi yaşanıyor ve sporcularımızın bu kadar mücadeleci olmasının ve o küçük fazlalığı verebilmesinin nedeni de bu.
2000 yılından beri La Nacion'da çalışıyorsunuz ve bu süre boyunca spor gazeteciliği tamamen değişti. Geleneksel spor gazeteciliğinin Arjantin’de hâlâ etkisi var mı, yoksa sizde de sistem sosyal medyaya, içerik üreticilerine ve sporcuların kendilerine mi kaydı?
Geleneksel spor gazeteciliği hâlâ etkili ancak içerik üreticileri, sosyal medya ve sporcuların kendileriyle çok ciddi bir rekabet içinde. Bununla birlikte iyi yapılmış, derinlikli ve kimseye tabi olmayan gazeteciliğin, hangi platformda yapılırsa yapılsın, hâlâ önemli bir ağırlığı ve etkisi olduğuna inanıyorum.
Arjantin’de yakın zamanda bu yeni platformlardan aceleyle yayılan haberlerin örnekleri yaşandı. Örneğin Dünya Kupası sırasında Jorge Messi’nin öldüğüne ilişkin, o sırada tamamen gerçek dışı olan haber gibi. Bu olaylar yeni içerik üreticilerinin güvenilirliğini tartışmaya açtı.
Bu durumlar nedeniyle Arjantin’de de bu tartışma başladı. Geleneksel gazeteciliğin yapabileceği en iyi şey görevini dürüstlükle yerine getirmek. Bunu yaptığında, işini böyle yapmayanları da doğal olarak bertaraf olacaklar.
Arjantin, onlarca yıllık hayal kırıklığının ardından 2016’da sonunda Davis Cup’ı kazandı. Türkiye’de hiç bilmeyen birine bu kupanın Arjantin tenisi için neden bu kadar önemli olduğunu anlatmanız gerekse ne söylerdiniz?
Bu zafer birçok nedenden dolayı inanılmaz derecede önemliydi. Ama her şeyden önce Arjantin sporunun eksik olan tek dünya şampiyonluğuydu; Davis Cup’ı takımlar için bir Dünya Kupası olarak düşünürsek böyle söyleyebiliriz.
Ve burada en popüler sporlardan söz ediyorum. Arjantin futbol, basketbol, motor sporları, boks, hokey gibi branşlarda zaten dünya şampiyonu olmuştu. Ama teniste değildi ve bu çok büyük bir duygusal yük yaratmıştı.
Arjantin tenisi Grand Slam, Masters, Masters 1000 ve Olimpiyat şampiyonları görmüştü. Ama Davis Cup’ı hiç kazanmamıştı.
Bütün bunlara tarih boyunca oyuncular, kaptanlar ve yöneticiler arasında yaşanan çatışmalı dönemleri de eklemek gerekir. Bu yüzden büyük bir takıntıya dönüşmüştü.
Burada spor çok büyük bir tutkuyla yaşanıyor ve Zagreb’deki şampiyonluk, Arjantin’in oynadığı ilk Davis Cup serisinden itibaren hesapladığınızda 93 yıllık bir kâbusu sona erdirdi.
Üstelik şampiyonluk, klasik Davis Cup formatının son dönemlerinden birinde kazanıldı. Bu da zaferin tadını daha da artırdı.
Kaynak: Gazete Oksijen