19 Mayıs 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.05.2026 17:30 | Son Güncelleme: 19.05.2026 17:51

Özgür Özel The Economist'e yazdı: Türkiye'nin demokrasi mücadelesi Macaristan'a benziyor, ama daha zor

Özgür Özel, The Economist'e konuk yazar olarak kaleme aldığı yazıda Türkiye ve Macaristan'ın demokratik süreçlerini kıyasladı. Türkiye'nin mücadelesinin daha zor olduğunu kaleme alan Özel, kürt sorununa ilişkin de değerlendirmelerde bulundu
İllüstrasyon: Dan Williams / The Economist
İllüstrasyon: Dan Williams / The Economist
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Özgür Özel

Türkiye de dahil olmak üzere Avrupa genelindeki demokratlar, Macaristan’daki son seçimlerde seçmenlerin Viktor Orban’ı reddetmesiyle umutlandı. Orban’ın başbakan olarak uzun görev süresi, “illiberal demokrasi” için bir vaka analizi haline gelmişti. Seçimler yapılıyordu ancak etraftaki ekosistem istikrarlı bir şekilde bükülüyordu: medya konsolide edildi, mahkemeler kısıtlandı, sivil toplum baskı altına alındı ve ekonomik güç siyasi sadakatle eritildi.

Bunların büyük bir kısmı Tuna Nehri’nin çok daha ötesinde de yankı buluyor. Türkiye de giderek artan illiberal liderliğe ve rekabetçi demokratik alanın kademeli olarak daralmasına tanıklık etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2003 yılında halkın desteği ve güçlü bir demokratik söylemle iktidara geldi. Ancak zaman geçtikçe daha da otoriterleşti: medyayı kontrol altına aldı, kendisine sağlık iş ağları kurdu, sivil toplumu susturdu ve yargıyı, aralarında benim partim olan ve parlamentoda Erdoğan’ın partisi Adalet ve Kalkınma Partisi'nden sonra ikinci sırada yer alan Cumhuriyet Halk Partisi’nin de bulunduğu muhalefete karşı bir silah olarak kullandı. Hem Türkiye’de hem de Macaristan’da, 2010’ların sonlarına gelindiğinde siyaset, açık bir yarıştan, seçim sonuçlarının önceden belirlenmediği ama giderek iktidar partisi tarafından yönlendirildiği güdümlü bir rekabete kaydı.

Her iki ülkedeki demokratik muhalefet hareketleri arasında da çarpıcı benzerlikler bulunuyor. Macaristan’ın 2022 seçimlerinde ve Türkiye’nin 2023 seçimlerinde, altı partili geniş muhalefet ittifakları otoriter iktidarları devirmeye çalıştı. Ancak her iki vakada da, tabandan gelen desteği beslemekten ziyade kurucu partilerin elitleri ve diğer yerleşik figürler arasındaki bağları güçlendirmeye odaklanan bu ittifaklar, gerçek bir muhalefet hareketi yaratmakta zorlandı. Sonrasında başarıya ulaşan şey ise, resmi parti ittifaklarının ötesine geçen yeni bir siyasi yaklaşım oldu: kökleri halkın mobilizasyonuna, disiplinli mesajlara ve güvenilir liderliğe dayanan bir siyaset.

2022 ve 2023’teki gerilemelerin ardından, her iki ülkedeki muhalefet hareketleri yenilgilerinden ders çıkardı ve geleneksel ittifak arayışlarının ötesine bakmaya başladı. Türkiye’de benim liderliğimdeki CHP, 2024 yerel seçimlerinde AK Parti’yi mağlup etti. O zamandan beri bir sonraki genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyoruz. Macaristan’da ise Peter Magyar liderliğindeki muhalefet geçen ayki genel seçimi kazanarak anayasayı değiştirmeye yetecek büyüklükte bir parlamento çoğunluğu elde etti.

Ancak çok önemli bir fark da var. Macaristan Avrupa Birliği üyesi bir ülke ve şu anda barışçıl bir güç devri yaşıyor. Bay Orban, örneğin seçim kurallarını kendi çıkarlarına uyacak şekilde yeniden yazarak ve muhalefeti lekelemeyi amaçlayan bir dezenformasyon kampanyası yürüterek son seçimin adaletsiz bir yarış olmasını sağladı. Türkiye’de Erdoğan da aynı yoldan yürüdü ancak muhalefeti bastırmak için yargı içindeki sadık unsurları kullanarak bu yolda çok daha ileri gitmeye cesaret etti.

Cumhurbaşkanı adayımız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın bizzat seçtiği belediye başkanı adaylarını 2019’da (iki kez) ve 2024’te yeniden mağlup etmişti ve Erdoğan’ın kendisine karşı yarışmaya hazırlanıyordu. Bu seçim başarısı nedeniyle, asılsız ve siyasi güdümlü yolsuzluk, casusluk ve teröre yardım yataklık suçlamalarıyla çalışma arkadaşlarıyla birlikte hapse atıldı. Erdoğan şimdi de uydurma davalarla partimin belediye başkanlarına saldırıyor; amacı partimizi felç etmek ve kontrol edebileceği bir muhalefet yaratmak. 2024’ten bu yana yaklaşık 25 CHP’li belediye başkanı tutuklandı, tutuklu yargılandı ve yargısal ile idari tedbirlerle fiilen görevden uzaklaştırıldı.

Yine de Macaristan’da olduğu gibi, Erdoğan’ın rejimine karşı sokaklarda, kahvehanelerde ve mahkeme salonlarında gösterilen direnç, Türk toplumunda yeni bir demokratik uyanışı tetikledi. Partim, ekonomik çöküş ile demokratik gerilemenin iç içe geçtiği tezini savunarak tabandan yukarıya doğru bir mobilizasyonu benimsedi. Seçmenleri partiler, sosyal gruplar, ideolojiler ve etnik kökenler üstü bir şekilde birleştiriyoruz.

AK Parti’nin hedefi muhalefeti yok etmek değil, onu evcilleştirmek: Seçimlere girmesine ve hatta büyük şehirleri yönetmesine izin verirken, onu giderek daralan sınırlar içinde faaliyet göstermeye zorlamak. Bu, demokrasiden otoriterliğe doğru basit bir kayış değil, özgür rekabetten zapturapt altına almaya doğru bir kayıştır. Dolayısıyla CHP’nin görevi sadece seçimle ilgili değil, aynı zamanda yurttaşlıktır: demokratik güveni yeniden üretmek ve vatandaşların fail olma duygusunu geri kazandırmaktır.

Türkiye’nin durumu kimlik meselesi nedeniyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Nüfusunun ezici çoğunluğu Müslüman olan, ancak anayasal olarak seküler ve toplumsal olarak çoğulcu, uzun bir parlamenter demokrasi tarihine sahip bir ülke. Bu anlamda Türkiye; demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, denge ve denetleme mekanizmalarının ve hesap verebilirliğin evrenselliği için çok önemli bir sınavdır. Macaristan, post-komünist deneyime güçlü bir şekilde hitap ederken; neredeyse dokuz kat daha fazla nüfusa sahip, bölgesel bir güç, bir göç merkezi, bir enerji koridoru ve NATO’nun kilit bir üyesi (aynı zamanda bir AB adayı) olan Türkiye, Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya ve ötesine kadar demokrasi için daha geniş bir önem taşıyor.

Kürt sorunu Türkiye’yi daha da kendine has kılıyor. Bugün hükümet ile PKK arasında yeni bir barış süreci var. CHP bu süreci taktiksel veya seçimsel hesaplarla değil, daha geniş bir demokratik vizyonla desteklemektedir. Barış ve demokrasi birbirinden ayrılamaz. Bu anlayış, çoğulculuk, temsil, vatandaşlık ve bir arada yaşama sorularının barışçıl bir gelecek için merkezi önemini koruduğu Orta Doğu için hayati bir önem taşımaktadır.

Türkiye’de demokrasi mücadelesi Macaristan’dakinden çok daha zor; sadece Türkiye AB’nin kurumsal çerçevesinin dışında olduğu için değil, aynı zamanda daha büyük, daha karmaşık ve jeopolitik fay hatlarıyla kesiştiği için. Riskler daha yüksek ve koşullar daha çetin. Bay Magyar Macaristan’daki seçimlerde yarışabildi ve kazanabildi. Ancak bizim cumhurbaşkanı adayımız bir yılı aşkın süredir parmaklıklar arkasında.

Türkiye’de demokratik mücadele artık parlamento ya da sandıkla sınırlı değil. Çok sayıda cephede yürütülüyor: kitlesel mitinglerde, sokaklardaki günlük yaşamda, hukuki argümanlarla mahkeme salonlarında ve gençlerin zekası, yaratıcılığı ve dijital akıcılığıyla sosyal medyada. Macaristan’daki muhalefet zaferi, demokratik gerileme üzerine küresel tartışmaya enerji verdi. Türkiye’deki bir demokratik kırılma ise bu tartışmayı dönüştürecektir.

The Economist’ten alınmış, Oksijen tarafından çevrilerek lisanslı olarak yayınlanmıştır. Orijinal metne www.economist.com adresinden ulaşabilirsiniz.