20 Temmuz 2024, Cumartesi Gazete Oksijen
Haber Giriş: 10.02.2023 04:30 | Son Güncelleme: 11.02.2023 23:18

“24 yılda depremde geriledik”

1999 Marmara Depremi’nden bu yana afet yönetimi ve deprem yönetmeliği konularında ne değişti sorusuna inşaat mühendisi ve afet uzmanı Dr. Kubilay Kaptan “Kağıt üzerinde her şey kusursuz ancak yönetmeliğe uygunluğu denetleyen yok” diye cevap veriyor
Kahramanmaraş’taki 7.7’lik depremin ardından binlerce kişi evsiz kaldı.  (Fotoğraf: Yavuz Özden/Getty Images)
Kahramanmaraş’taki 7.7’lik depremin ardından binlerce kişi evsiz kaldı. (Fotoğraf: Yavuz Özden/Getty Images)

Yaşadığımız son felaket akıllara ister istemez 1999 Marmara Depremi’ni getiriyor. Peki arada geçen 24 yılda afet yönetimi ve deprem yönetmeliği konularında değişen bir şey oldu mu? Bu sorunun cevabını inşaat mühendisi ve afet uzmanı Dr. Kubilay Kaptan Oksijen’e verdi.

O yıllarda asker olarak Yalova’da görevli olan Dr. Kubilay Kaptan zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğinden sahada da bulunmuş. “Bu kötü vesileyle başladı her şey. 1999 Depremi sonrasında da irili ufaklı, yurt içi ve yurt dışı birçok afette bulundum.” Kaptan, bu son deprem için afet yönetimi açısından “1999’dan beri gördüğüm en hazırlıksız, deprem sonrası en kötü durum bu” diyor. “İşin acı tarafı ise 1999’da ülkede bir deprem bilinci yoktu. Ancak üstünden 24 yıl geçmesine rağmen ilerlemek bir yana gerilediğimizi görüyoruz.”

Birikim sıfırlandı

Kaptan, 1999 Depremi zamanında afet yönetimine Kızılay, askeriye, jandarma, acil durum timleri ve dalgıç adamlar gibi sivil savunmanın birçok ayağının dahil olduğunu söylüyor. “Biz Yalova’da depremle birlikte sahaya çıktığımızda etkilenmeyen birimler 3 saat içinde, ordunun tüm birimleri ise 4 saat içinde sahaya inmişti.” Mehmetçik’in sahaya inmesine yönelik ise şu cevabı veriyor: “Ordu geldiğinde elbette Mehmetçik orada. Ancak burada koordinasyonu en çok sağlayanlar subaylar ve onların bilgileriyle birikimleriydi. Aynı gün içerisinde seyyar mutfaklar kurulup yemek dağıtılmaya başlanmış, istihkam birlikleri tarafından yollar onarılmıştı bile. Oysa o zamanki manzara şöyleydi: Suya girmiş binalar, yangınlar, büyük bir bölgede deprem tesiri... Üstelik burası Türkiye’nin ekonomik kalbiydi.”

Kaptan’a göre 24 yıldan bu yana olumlu gelişmeler de yok değil. Toplumda deprem algısının oluşması, binaların dönüştürülüp güçlendirilmeye çalışılması, özerk bir yapı olarak 2009 yılında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) kurulması bunlardan. “Başlangıçta ben de alkışladım. Ama bunun sonrasında sivil savunmanın afet yönetimindeki rolü törpülendi. Acil durum timlerini ve dalgıç adamları göremez olduk. 1999’dan bu yana afet yönetimi konusunda bir birikim elde edilmişti. Bu birikim sıfırlandı.”

Risk analiz raporu çok şey söylüyor

AFAD’ın 2018’de İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasıyla emir gelmeden kıpırdayamaz duruma geldiğini söyleyen Kubilay Kaptan, Kahramanmaraş Valiliği’ne bağlı İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün 2020’de hazırladığı İl Afet Risk Azaltma Planı’na da (İRAP) değiniyor. “Planda bölgenin fay hatlarındaki durgunluktan dolayı halkın deprem olgusundan habersiz olduğu belirtiliyor. Risk analiz çalışmalarında üretilmiş 7.5 şiddetindeki senaryo sonucu şehirde baz alınan 7 bölgeden 5’inin neredeyse tamamının depremden etkileneceği söyleniyor.” Kaptan şu anda yaşanan her şeyin 2020’de zaten yazıldığını kaydediyor. “Sorun ne peki derseniz, sorun İRAP’ın uygulanmaması. Bu deprem de, binaların bu şekilde etkilenmesi de bekleniyordu. Beklenmeyen afete karşı verilen geç ve dağınık tepkiydi.”

Eksiklik denetimde

Peki yeni yapılan binalar niçin bir anda çöktü? Kaptan geçerli deprem yönetmeliğinin 1998’de, depremden önce yayımlandığını söylüyor. “Eksiklik yönetmelikte değil. Hatta sonradan yapılan revizyonlarla yönetmelik mükemmel seviyeye erişti” diyor. Peki eksiklik nerede? Kaptan’ın görüşü denetim eksikliği olduğu yönünde. “Çöken binaları 1999 öncesinde ve sonrasında yapılmış şeklinde kıyasladığımızda hemen hemen hiçbir fark yok. Çöken binaların çoğu yönetmeliğe uygun yapılsa da sonradan projeye aykırı değişiklikler gerçekleştirilen binalar.” Bu konuya ise şu örneği sunuyor: “Mesela 7 katlı bir binanın projede bodrum olarak gösterilen bölümünden sonradan duvarlar kaldırılıyor. genişletilerek dükkan yapılıyor. Buna yumuşak kat diyoruz. Bütün katların yapısı arasında orantı olması gerekirken aşağıdaki oran bozuluyor. Bu da binayı öldürüyor. Binaların büyük bir kısmı bu yüzden çöküyor.”

Kağıt üzerinde mükemmel ama

Kaptan’a göre ikinci neden kısa kolon kullanımı. Kısa kolonda bir noktaya dek duvar, bir noktadan sonra pencere olduğunu, bunun ışık alınması ya da daha efektif kullanım savlarıyla yapıldığını söylüyor. Üçüncü neden kötü malzeme. Dördüncü neden ise taşıyıcı sistemin uygun yapılmaması. “Uygulama ve sonrasında hatalar olunca, proje kağıt üstünde mükemmel olsa dahi bina bırakın depreme hazır olmayı, kendini zor taşıyacak bir halde oluyor.” 

Onca ev arasından neden biri yıkılıyor?

Deprem bölgesinden gelen kimi fotoğraflarda onlarca ev arasından sadece birisinin yıkılması ilk göze çarpan oluyor. Ya da bazı binaların üst üste binip un ufak olduğunu görüyoruz. Neden? Bu tabloyu depreme karşı yapılaşma konusunda araştırmalar yapan Prof. Dr. Mustafa Erdik’e sorduk. Erdik bunun depremin ya da fayın özelliğinden değil binadan kaynaklandığını ve Türkiye’ye özgü binanın inşasıyla ilgili bir durum olduğunu söylüyor:

Esnek olan yıkılmaz

Prof. Dr. Erdik, “Bir çubuk krakeri alın ve iki ucundan bükmeye başlayın. Esneme olmaz ve iki ucundan kırılır. Ayakta kalan binalar da kuvvetle muhtemel esnek ve daha dirençli oldukları için yıkılmadı. Daha kuvvetli bir deprem olsa onlar da yıkılırdı. Bu tür binalarda yıkım yassı kadayıf gibi olur ve içinden canlı kurtulması çok zordur. Yaşam üçgeni bile oluşmaz” diyor.

Mustafa Erdik

Binaların nasıl yıkıldığını ise Erdik şöyle açıklıyor: “Binalarda yükü perde duvar ve kolon taşır. Yıkılan binalarda ise kolon ile kirişin birleştiği yerde hasar oluşuyor. Eğer standarda uygun beton kullanılmazsa (deprem bölgesinde C30 hazır beton şartı bulunuyor) kolonda hasar oluşur. Kiriş döner ve dönme mesafesi kadar yıkılmaya başlar. Eğer binalar depreme dayanıklı yapılırsa ağır hasarlı, orta hasarlı, az hasarlı binaların sayısında bir oran olur, dağılım görülür. Türkiye’de ise bunu göremiyoruz.”

Ev seçme kriterleri

Deprem yönetmeliği ev seçerken en önemli kriter. Ama son depremde bunun da yeterli olmadığı ortaya çıktı. Bu soruna Erdik çözüm olarak yurt dışındaki uygulamaları örnek gösteriyor: “Yurt dışında bir binanın inşaatına başlanmadan önce ‘yanlış uygulama sigortası’ yaptırması gerekiyor. Yani bina yapım kaynaklı olarak birilerine zarar verirse sigorta o zararı karşılıyor. Burada sigortanın primi ise binayı yapacak kişinin tecrübesi, bilgi birikimi, yeterliliği ve referanslarına göre değişiyor ”

Sigorta zorunlu hale gelmeli

Çözümün ‘sigorta’dan geçtiğini söyleyen Erdik, “Türkiye’de isteyen müteahhit oluyor. 4 yıllık fakülteyi bitirene imza yetkisi veriliyor. Bu bir düzene girmeli. Ayrıca özel sektör özel sektörü denetler ve bunun tek yolu da sigorta zorunluluğu getirmektir. 

Beyza Taşkın

İstanbul’da 200 bin bina güçlendirmeyle kurtulur!

İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden deprem mühendisliği alanında çalışmalar yapan Doç. Dr. Beyza Taşkın, geçici bir yönetmelikle deprem yönetmeliğinin değiştirilmesi gerektiği görüşünde. Çözüm önerisi ise ‘basitleştirilmiş güçlendirme’. Peki, basitleştirilmiş güçlendirme nedir, hangi binalarda uygulanmalı?
Mevcut yönetmelik gereği Türkiye’de güçlendirme yapmanın belli şartları olduğunu söyleyen Taşkın, “Öncelikle zemin etüdü yapılmalı. Sonra da ‘can güvenliği ve performans seviyesi sağlanmalı. Ancak bunun için hem masraflı ve meşakkatli bir araştırma süreci hem de tapu, iskan gibi hukuki şartların sağlanması gerekiyor” diyor.

Can kayıplarının önüne nasıl geçeriz?

Taşkın’ın önerisi binaların yıkılmasının engellenmesiyle can kayıplarının önüne geçmek. “Mevcut bina yönetmelikle belirlenen, depremi atlatması için gereken şartları sağlıyorsa o bina kurtarıyor demektir. Bu binalar olduğu gibi kalsın. Mevcut bina deprem yükümlülüklerinin yüzde 40’ına sahipse aşırı kapasite yetersizliği vardır. Bu binalar direkt yıkılmalı. Ancak bina, yükümlülüklerin yüzde 40 ve üstünü karşılıyorsa bunlar güçlendirilmeli. Sonrasında farklı yöntemler uygulanabilir.”

Beyza Taşkın, bu şekilde İstanbul’da yaklaşık 200 bin binanın kurtarılabileceğini belirtiyor. “İstanbul’da 1 milyonun üzerinde bina var. Bunların 800 bini eski bina. Bunların yaklaşık yarısının da güçlendirilmesi gerekiyor. Bu 400 bin binanın yarısının sahil kenarı gibi yüksek deprem riski olan yerlerde olduğunu düşünsek bile 200 bin bina güçlendirme ile kurtarılabilir. Güncel yönetmelikle yapılacak güçlendirmeye göre de en az yarı yarıya daha az maliyetli.” ∙

Binaların projeye uygunluk düzeyi yüzde 70

Deprem yönetmeliğine göre yapılan bina sağlamdır” ifadesi 6 Şubat depremlerinde anlamını neredeyse yitirdi. Çünkü enkaza dönen binlerce bina arasında 2000 yılından sonra, yani yeni deprem yönetmeliğine göre yapılan binalar da yer aldı. Oysa yönetmeliğe göre bir bina yapılmadan önce 5 farklı proje hazırlanıyor, bunlar belediyelerde onaylanıyor, inşaat esnasında yapı denetim firmaları tarafından kontrol ediliyor, numuneler alınarak testler yapılıyor ve bu şartlar sağlandığında inşaata izin veriliyor. Bu denetime rağmen binalar neden ayakta kalmadı?

Özer Akkuş

İşte bu soruyu İnşaat Mühendisleri Odası Sekreteri Özer Akkuş’a sorduk. Akkuş’un ilk tepkisi “Deprem yönetmeliğine göre yapılmasına rağmen yıkılan binaların toplam yıkılan bina oranına bakmak çok daha sağlıklı bir sonuç verir. Ancak deprem yönetmeliğine göre yapılan binaların ağır hasar görse, kullanılmaz hale gelse bile yıkılmaması gerekir. Bu tabloda sağlıksız bir durum söz konusu” oldu.

İlki 1940’ta hazırlanan deprem yönetmeliğinin teknolojiye ve ihtiyaca göre yenilendiğini, son şeklini ise 2018’de aldığını hatırlatan Akkuş, sorularımızı şöyle yanıtladı:

Bir bina yapılırken hangi aşamalardan geçiyor, hangi izinleri ve onayları alması gerekiyor?

Mimari, statik, elektrik, mekanik, jeoteknik projeleri yetkili mühendisler tarafından hazırlanmalı.

Proje hazırlandıktan sonra izin için hangi prosedür izleniyor?

Yetkili belediye tarafından inceleniyor ve yönetmeliklere uygunsa ruhsat veriliyor.

İnşaat aşamaları nasıl takip ediliyor?

Burada yapı denetim firması bütün aşamaları kontrol ediyor. Alınan numuneler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından test ve kontrol ediliyor. Her aşama yapı denetim firması kontrolünde ilerliyor.

Ama yapı denetim firması ücretini inşaat firmasından alıyor. Bu tezat değil mi?

Birkaç yıl öncesine kadar böyleydi ama artık sistem değişti, belediye bünyesinde bir havuz oluşturuldu, müteahhit firma ödemeyi buraya yapıyor. Yani artık müteahhit ile yapı denetim firması arasındaki alacak verecek ilişkisi kalmadı. Aslında sistemde sorun başka...

Sorun nerede?

İnşaat alanında tam zamanlı şantiye şefi olması gerekir. Bunlar ya mühendis ya da mimardır. Ancak yönetmeliğe göre 7 bin 500 metrekare üzeri inşaatlarda tam zamanlı şantiye şefi zorunludur. Oysa Türkiye’de ortalama 1800 metrekare inşaat yapılır tabii bu konutlar için böyle. Dolayısıyla uygulama aşamasında sorunlar yaşanıyor.

Ne gibi sorunlar?

Şöyle açıklayayım, Türkiye’de inşaatlarda kağıt üzerinde bir sorun yoktur. Her şey kurala uygundur ama uygulamada sorun çıkar. Çok net bir veri olmasa da gözlem olarak şunu söyleyebilirim, inşaatlar yüzde 70 oranında projeye uygundur. Projenin inşaata yansıtılmasını tam zamanlı şantiye şefi sağlar.

Deprem ya da başka bir sorun olduğunda hukuken kim sorumlu tutuluyor?

Projelerde imzası olanlar, belediye yetkilileri, yapı denetim firması, müteahhit firma.

Ama projede sorun olmuyor, uygulamada sorun oluyor dediniz...

Evet ve böyle bir durumda hukuki olarak yapı denetim firmasının sorumluluğu ön plana çıkıyor. Bir de şunu da eklemek isterim; bina yapıldı, iskan verildi ve oturum başladı. Sonrası da denetlenmeli çünkü tadilat adı altında binalara yine hasar verilebiliyor. Bunun denetimi yapılmıyor.