05 Aralık 2022, Pazartesi
Haber Giriş: 08.10.2021 04:30 | Son Güncelleme: 16.02.2022 15:17

Beyoğlu küllerinden doğuyor

Öldü mü, yaşayacak mı diye merak edilen Beyoğlu’nu romanlarında sokak sokak yazan Ahmet Ümit ile turladık. Ümit eliyle caddede akan kalabalığa işaret edip “Bu dinamizm ölür mü?” diye sordu ve cevaplar birbirini izledi
Beyoğlu küllerinden doğuyor
Ali Kayalar
İstanbul’un vitrini Beyoğlu’na neler oluyor sorusu yıllardır akılları kurcalıyordu. Ancak geçtiğimiz günlerde sosyal medyada başlayan mütevazı bir “kurtarma operasyonu” tartışmayı alevlendirdi. “Beyoğlu’nu geri alıyoruz” başlığıyla açılan kampanya, insanları önemli mekanlara sahip çıkmaya çağırıyor. Bugünkü durumu daha iyi anlamak için semti bir Beyoğlu yazarıyla, Ahmet Ümit ile turladık. Sohbete Ümit’in ofisinde, 1920 yılında devrimden kaçan bir Rus generalin eşi için yaptırdığı Manuşka Apartmanı’nda başladık, birazdan İstiklal Caddesi’ndeydik… 

Sorun Batılıların gelmemesi

Beyoğlu’nda yaşanan değişim, önce “yabancılar” üzerinden konuşulmaya başlandı. Sizin romanlarınızdaki Beyoğlu karakterleri arasında da göçmenler var. Sizce Beyoğlu ve göç nasıl bir ilişki içinde?  Bunu yanıtlamak için Beyoğlu’nun tarihine, Galata’ya değinmemiz lazım. Galata gerek Roma İmparatorluğu gerek Doğu Roma İmparatorluğu gerekse Osmanlı İmparatorluğu döneminde özerk bir yerdi. Ticaret yapılan, gemicilerin geldiği bir yer. Aynı zamanda bir eğlence merkezi.  Ama  Fransız elçiliğinin daha sonra da diğer elçiliklerin gelmesiyle beraber, burada farklı bir yapı ortaya çıktı. İstiklal Caddesi’nin sağında solunda yerleşimler oluştu. Bu yerleşimlerin çoğu da aslında bu yabancı elçiliklere hizmet veren Ermeni ve Rumlarındı. Yahudileri daha çok ticari tarafta görebiliriz. Dünyada farklı Hristiyanlık mezheplerinin bu kadar küçük bir alanda bu kadar çok mabedinin bulunduğu başka bir yer belki de yoktur.  Bütün bu yapı bize Osmanlı’nın çok dinli, çok dilli, çok uluslu yapısını anlatıyor. Buraya yabancılar geldi demek, yabancılar tanımlamasını kullanmak abes bir şey. 19. yüzyıl sonlarında 30’dan fazla dilin konuşulduğu söylenir.   Yabancılardan şikayet edenler, Araplara vurgu yapıyor…  Osmanlı Arap ülkelerini de kapsayan bir imparatorluktu. İskenderiye, Kahire, Şam… Bunların hepsi Osmanlı vilayetleriydi. Elbette buraya gelen birtakım Arap unsurları vardı ama Beyoğlu esas olarak Osmanlı’nın Batı tarafını anlatan bir yapıydı. Zaten bence bugünkü mesele yabancıların gelmesi değil, Batılıların gelmemesi. Bugün buraya İranlılar ve Araplar kadar Hollandalılar, Almanlar, İngilizler, Amerikalılar, Norveçliler, İspanyollar, İtalyanlar da gelse bu zaten göze batmayacak.  Burada tehlikeli olan şey Arap düşmanlığı, İran düşmanlığı, Doğu düşmanlığı. Çünkü Beyoğlu çağdaş bir Babil Kulesi’dir. Böyle bir dışlama, Beyoğlu’nun kendisiyle çelişir.  Bu çok kültürlü yapı ne zaman bozulmaya başladı? Varlık vergisi ve 6-7 Eylül olaylarıyla. Bunlar olmasa inanın bana Avrupa Birliği’ne girme sürecimiz çok daha kolay olurdu. Beyoğlu’nda tiyatrolar vardı; Tepebaşı Tiyatrosu, Taksim Bahçesi vardı. Dönemin çok ünlü müzisyenleri Osmanlı döneminde sahne alıyordu. Pera Palas gibi, Londra Oteli gibi, Tokatlıyan Oteli gibi, Park Oteli gibi Batılılara yönelik oteller vardı.  Fakat azınlıklara yönelik tavırlardan sonra bu insanlar gittiler ve bir çökme dönemi başladı. Bundan sonra burası bir fuhuş merkezine, seks filmlerinin oynatıldığı, uyuşturucu satılan, insan eti satılan, arbedelerin yaşandığı, kanunsuz işlerin döndüğü bir yere dönüştü. İnsanlar uzunca bir süre gitmeye çekindi.  Ne zamana kadar? Özellikle 1990’lı yıllarda Beyoğlu altın çağını yaşamaya başladı. Beyoğlu Güzelleştirme Derneği gibi birtakım sivil toplum yapıları ortaya çıkmaya başladı. Eski binalar, tiyatrolar, sinemalar yeniden açıldı. Bence Beyoğlu, Gezi olaylarına kadar yükselme dönemini  yaşadı.  Gezi olaylarına kadar hükümet zaman zaman bundan söz etse de yaşam tarzına açıkça müdahale etmiyordu. Ancak Gezi’den sonra otoriterleşmeye başladı. Tahammülsüzleşti. Bunun sonucunda Batılılar da çekildi.  Sosyal medyadaki “Beyoğlu’nu geri alıyoruz” kampanyasına bu tarihsel perspektifle bakacak olursak… Bu tartışmanın bir karşılığı var mıdır? Beyoğlu’nu geri almak, İstanbul’u geri almak… Bu taleplerin altında bir hakikat var. Ne yazık ki bu şehir artık önüne geçilemez bir şekilde büyüyen, kendi ruhunu kaybeden, müsilaj örneğinde gördüğümüz gibi doğası kirlenen bir yer haline geldi. İstanbul’u eski haline getirmek ya da Beyoğlu’nu almak, haksız bir talep değil. Kim alıyor, kim alacak meselesine gelince… Şehir kendi başına bir şey yapamıyor. O yüzden bu şehre sahip çıkan insanların böyle bir talepte bulunmasını son derece normal karşılıyorum. İnsanlar sadece Beyoğlu’nu değil, Türkiye’yi geri almaya çalışıyorlar. Türkiye’de bir dönüşüm başladı. Seçimlerde büyük ihtimalle bunun sonucunu göreceğimizi düşünüyorum ben. Bu dönüşümün kendisi özlediğimiz, çok sesli, çok dilli, çok dinli Beyoğlu’na dönüşü sağlayabilir. 
Ahmet Ümit, Sent Antuan Kilisesi’ni, Hüseyin Ağa Camii’ni semtin zenginlikleri arasında sayıyor.
Ahmet Ümit, Sent Antuan Kilisesi’ni, Hüseyin Ağa Camii’ni semtin zenginlikleri arasında sayıyor.

Burası çok demokratik

Tartışmanın bir tarafı Beyoğlu öldü, bir tarafı da Beyoğlu ölmez diyor. Siz ne diyorsunuz? Ölmez, her zaman kendi küllerinden yeniden doğar. Beyoğlu yeniden doğmaya başladı bile. Tarihte bunun örneklerini çok gördük. Savaş döneminde, işgal döneminde, daha sonra dekadans, yani çöküş döneminde…   Çünkü öncelikle Beyoğlu’nun dinamikleri çok güçlü. İkincisi, burası çok güçlü bir çekim merkezi. Bir de çok demokratik. Çocukların birçoğu AVM’lere giremeyebilir, lüks semtlerdeki eğlence merkezlerine gidemeyebilir. Ama herkes buraya gelebilir. Her cumartesi ofisimin girişinde bira şişeleri görüyorum. Bu çocukların birahaneye gidecek parası yok. Bakkaldan bira alıyorlar, buraya geliyorlar.  Neleri kaybetti Beyoğlu, neler yaşıyor? Müzeler kapanmadı. Bazı kitapçılar kapandı ama bazıları duruyor. Pandora Kitabevi, bulunduğu sokağın isminden daha çok biliniyor. İnsanlar Mephisto’da, Yapı Kredi Kültür Merkezi’nin önünde, Galata’daki Mevlana Müzesi’nin orada ya da Tünel’de buluşalım diyor. Pera Palas’a gidip bir kahve içelim diyor. Bunu öldüremezler. Şimdi AKM de açılacak. Beyoğlu Rapsodisi’nin kahramanı Beyoğlu’ydu. Kitapla ilgili olarak “Binaların envanterini tutuyorsun. Emek Sineması’nı niye yazmışsın mesela” diye bir eleştiri gelmişti. 2003 yılıydı. Bugün o sinema yok.  Sinemanın bulunduğu Cercle d’Orient yerine yapılan binayı orijinaline benzetmeye çalıştılar ancak o binayı, İstanbul’daki pek çok önemli binanın mimarı Alexandre Vallaury yapmıştı. Avrupa Sineması, Lale Muhallebicisi, Saray Sineması vardı. Bunlar ortadan kalktı. Ama devam eden şeyler var. Çiçek Pasajı, Balık Pazarı, Galatasaray Lisesi, Galata Mevlevihanesi, Sent Antuan Kilisesi, Aya Triada Kilisesi, Üç Horan Kilisesi, Hüseyin Ağa Camii, Avrupa Pasajı, Pera Palas, Hazzopulo Pasajı…  Tokatlıyan Oteli maalesef pasaj oldu, Narmanlı Han bozuldu ama Tünel, Galata Kulesi duruyor.  Şimdi yeni bir ruh başladı. Bunlara sahip çıkma ruhu. Şu ana kadar kazandığımız çok bir şey yok ama bir bilinç var. Şehrimizi geri almalıyız demenin anlamı bence bu bilincin kendinin gösterme hali. Bu bence çok kıymetli. Beyoğlu bir çatışma merkezi midir uzlaşma merkezi mi? Birbiriyle savaşan ülkelerin elçilikleri burada iki kilometre içerisinde. Buranın bir çatışma merkezine dönüşmemesi gerekiyor ama muktedir buradaki bu çok sesliliği ortadan kaldırmaya başladığı zaman bir çatışma ortamı ortaya çıkmaya başlıyor. Halbuki kendi haline bırakılsa, ülkenin ekonomisi için, kültürü için, barışı için bir örnek oluşturabilecek bir semtten söz ediyoruz. Beyoğlu Rapsodisi romanım da böyle biter. Beyoğlu insanlara “Neden bir arada yaşayamıyorsunuz?” diye sorarak bir mesaj verir.

Ben bile şu binalara bakmadan geçiyorsam… 

İstiklal Caddesi ve Beyoğlu’nda ne değişti? Bu soruyu semte rengini veren, köklü esnaflara sorduk. Onlar da artık kendilerini Beyoğlu’nda gibi hissetmiyor.

40 dakikadır oturuyorum

- Cüneyt Filik - Mandabat maz Kahvecisi sahibi Beyoğlu’nda 50 yıldır kahve satıyoruz, ben 30 yıldır bu sokakları biliyorum.  Şimdi virüsün azalmasıyla Beyoğlu eski günlerine geri dönüyor ama canlanma işlere çok yansımıyor. Önceden aralıksız kahve yapardım. Şimdiyse sizinle konuşana dek 40 dakika boyunca kalkmadan video izledim. Esnafın çoğu Arap turistlerden şikayetçi ama onlar olmasa para kazanamayacaklar.

Sıradan bir pazarda çalışıyor gibiyim

- Bayram Arslanoğlu-Terkos Pasajı esnafı, Asmalı Mescit İstiklal Caddesi’nde önceden Vakko, Beymen gibi kaliteli markaların mağazaları vardı. Şimdi her yer tatlıcı, lokumcu… 42 yıldır bu dükkanda tekstil ürünleri satıyorum. Avrupalı turistler eskiye kıyasla çok daha az. Terkos, sıradan bir pazar haline geldi, hiçbir özelliği kalmadı, ben de kendimi sıradan bir pazarda gibi hissediyorum. 

Yabancı gibiyim 

- Ali Bahçıvan - Şen Balık, Balık Pazarı Ben artık bu bölgedeki bir binanın tarihini merak etmeden, güzelliğine bakmadan yoldan geçenlerin şekli şemaline bakıyorsam bu iyi bir şey değil. Kendimi yıllardır yaşadığım bu yere yabancı hissediyorum artık.   

Eski müşterilerimiz şimdi başka yerlerde 

- İbrahim Ulaş - İnci Pastanesi, Mis Sokak 1944 yılından beri Beyoğlu’ndayız. Eski esnafın büyük çoğunluğu kalmadı, onlar gidince Beyoğlu kültürü kayboldu. Eski Beyoğlu ziyaretçilerinin çoğu şimdi Kadıköy’de, Beşiktaş’ta. 

Cadde tekrar canlanabilir 

- Barış Batur - Tarihi Beyoğlu Çikolatacısı, İstiklal Caddesi 90 yıldır Beyoğlu’ndayız. Buradaki değişimden işlerimiz etkilendi. Ama Galataport açılacak yakınlarda. Buraların hareketleneceğini düşünüyorum. Atlas Pasajı’nı da yenilediler. 

Şikayetçi olanlar buraya gelmeli

- Yıldıray Arslan - Yakup 2 Meyhanesi, Asmalı Mescit Müşteri profilimiz değişti. Buna bağlı olarak mekanlar, çalışanlar, mekan sahipleri değişti. Bu değişimden söz edenler gelmiyor artık. Beyoğlu’nu Geri Alıyoruz da tam bu sebeple önemli. Eskiden gelenlerin yine gelmesi lazım, bu bir sahip çıkma meselesi. Korkutucu olan, tarihi mekanları kaybetmek. Bu mekanların önemi kültürel değer taşımaları. Buralardan fikir çıkar, sanat çıkar.

Mahmutpaşa gibi

- Ercüment Sezer - Gözde Müzik, Tünel Evvelden Galip Dede Caddesi’nden sadece müzik dükkanları vardı.  Tutunamayanlar kapandı, elbise ve ayakkabı satıcıları geldi. Mahmutpaşa’ya dönmek üzereyiz. 

Arap turistlere göre ürün satıyorum 

- Özdemir Koç, Peramona Kuyumcusu, Galatasaray Batılılar el ayak çekti. Şimdi burada ayakta kalmak için Arap turistlere yönelik bir şeyler yapmak zorundasınız. Bunu biz de yapıyoruz. Arapça müzikler de koyuyorum mesela. Onlara hitap edecek  takılar satıyorum.