CHP'ye mutlak butlan davasında istinafın tedbir kararıyla göreve gelen Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi, sekiz il başkanını daha görevden aldı. Kılıdaroğlu yönetiminin sözcüsü Müslim Sarı, MYK toplantısının ardından yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Sekiz ilimizde il başkanlarımız; yönetimleri ve disiplin kurullarıyla birlikte görevden alınmıştır. Bu illerimiz; Edirne (merkez ilçe ile birlikte), Isparta (merkez ilçe ile birlikte), Kastamonu (merkez ilçe ile birlikte), Konya, Tokat (merkez ilçe ile birlikte), Zonguldak (merkez ilçe ile birlikte), Yalova (merkez ilçe ile birlikte) ve Rize'dir (merkez ilçe ile birlikte). Dolayısıyla 8 ilde bu arkadaşlarımızla yollarımızı ayırmış bulunuyoruz.
Konya ve Tokat il başkanları disipline sevk edildi
Bunun dışında yedi ile de atama yaptık. Bildiğiniz üzere daha önce görevden aldığımız il başkanlarımızın bulunduğu iller vardı. Bu illerde boş bulunan görevlere ve bugün görevden alınan illerden bazılarına da atamalar gerçekleştirdik. Atamalarımız şu şekildedir: Düzce İl Başkanlığı'na Kenan Akın, Edirne İl Başkanlığı'na Özlem Becan, Hakkari İl Başkanlığı'na Nazım Demir, Isparta İl Başkanlığı'na Ahmet Tunç Pek, Konya İl Başkanlığı'na Refik Serttaş, Samsun İl Başkanlığı'na Mehmet Pank, Yalova İl Başkanlığı'na Mesut Tutu arkadaşlarımızı atamış ve görevlendirmiş bulunuyoruz. İki il başkanımızla ilgili de az önce açıkladığım değerlendirmeler çerçevesinde, kesin ihraç talebiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilmeleri yönünde karar almış bulunuyoruz. Bunlar Konya İl Başkanımız Nejat Türktaş ile Tokat İl Başkanımız Çağdaş Kurtgöz'dür.”
CHP Sözcüsü Müslim Sarı:
— ANKA Haber Ajansı (@ankahabera) July 16, 2026
"Edirne, Isparta, Kastamonu, Konya, Tokat, Zonguldak, Yalova ve Rize il başkanı görevden alındı" pic.twitter.com/7e6YSy6uOI
Müslim Sarı, olağanüstü kurultay talebiyle toplanan imzalar ve bu imzaların işleme konulmadığı gerekçesiyle mahkemeye yapılan başvuru için ise şu yorumu yaptı:
"Öncelikle şunu söylemek isterim: Sürecin başlangıcından 21 Mayıs'a kadar olan dönem son derece kötü yönetilmiştir. Bakın, süreç kendilerini 'değişimci' olarak ifade eden arkadaşların birbirlerini şikayet etmesiyle başlamıştır. Yani para aldığını söyleyenler, para verdiğini söyleyenler, şikayet edenler, 2023 yılının kasım ayında yaptığımız kurultayı kazanan ve kendilerini 'değişimci' olarak ilan eden arkadaşlarımızın ekibi içindeki kişiler olmuştur. Dolayısıyla sürecin başlangıcı budur. Süreç başladı, devam etti, şikayetler oldu ve bu şikayetlerin sonucunda soruşturma başladı. Soruşturmanın her aşamasında o dönem partiyi yöneten arkadaşlarımız bunu yok saydılar. Böyle bir şey yokmuş gibi davrandılar. Hatta biliyorsunuz, o zaman Sayın Özgür Özel, 'Bu süreç sonuç odaklı değil, süreç odaklıdır. Eğer mutlak butlan kararı çıkarsa ben bileklerimi keserim' demiştir. Dolayısıyla bu konu önemsenmemiştir, yok sayılmıştır. 'Bu tartışma nedir, siz ne diyorsunuz?' diye insanlarla konuşulmamış, görüşülmemiştir.
"Partinin başına bunu bela edenler butlancı"
Şimdi süreci yok saymak, sonucu ortadan kaldırmıyor. Buna karşın arkadaşlarımız, olası bir mutlak butlan kararına karşı refleks geliştirerek olağanüstü kurultay girişiminde bulunmuştur. Geçmişte bunların hepsini yaşadık. İki defa olağanüstü kurultay, bir defa da olağan kurultay yaptık. Peki ne oldu? 21 Mayıs'a kadar geçen sürede önce yok sayma, daha sonra da kurultayla buna karşılık verme girişiminin sonucu ne oldu? Sonuç, mutlak butlan kararı oldu.
Şimdi ben buradan sormak istiyorum, kim butlancı? Mutlak butlan kararıyla zorunlu bir biçimde Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine gelen ve partiyi içinde bulunduğu bu cendereden çıkarmakla yükümlü olan bizler mi butlancıyız? Yoksa yaptıkları iş ve eylemlerle buna neden olan, bunu yok sayan ve süreci kötü yöneten arkadaşlar mı butlancı? Çok açık bir biçimde, partinin başına bunu bela eden arkadaşlarımız butlancıdır. Bizler butlancı değiliz. Biz, bu hukuk sürecinin zorunlu sonucu olarak göreve gelmiş ve partiyi içine düştüğü bu durumdan çıkarmak üzere sorumluluk üstlenmiş insanlarız. Bunu bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunmak isteriz.
"Kendi siyasi yolculuklarına zemin oluşturmak amacıyla hareket ettiler"
İkincisi arkadaşlar, kim kayyumcu? Biz mi kayyumcuyuz? 21 Mayıs'ta mahkeme bir karar verdi. Dedi ki: Bu kurultayda şaibe var. Ben eski yönetimi göreve davet ediyorum. Karar kesinleşinceye kadar da tedbir koyuyorum. 21 Mayıs'ta geldiğimiz nokta buydu. Peki bu karar karşısında arkadaşlarımızın tutumu ne oldu? Karardan önceki tutumlarıyla benzer bir tutum sergilediler. Birincisi, 'Biz bu kararı tanımıyoruz, yok sayıyoruz.' dediler. Ancak kararı tanımıyor olmak ya da yok sayıyor olmak, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmıyor. İkincisi, 'hemen olağanüstü kurultay toplayalım' dediler. Tıpkı önceki süreçte olduğu gibi aynı refleksi gösterdiler. Oysa mevcut mahkeme kararı karşısında olağanüstü kurultay toplanmasının hukuken mümkün olmadığını bildikleri halde, bunu siyaset malzemesi yaparak kendi siyasi yolculuklarına zemin oluşturmak amacıyla 'Bir an önce olağanüstü kurultay yapalım' söylemiyle hareket ettiler.
"Mağduriyet hikayesi üretmek için kullanıyorlar"
Arkadaşlar, iki defa olağanüstü kurultay yaptık. Ne oldu? 21 Mayıs'tan önce de yaptık. Sonuç değişti mi? Hukuki bir sonuç doğdu mu? Varsayalım ki bugün yine bir olağanüstü kurultay süreci başlatalım. Yapmamız mümkün olmasa bile bunun hukuki bir sonuç doğurması imkansızdır. Bunu geçmişte yaşadık. İstanbul İl Kongresi sürecinde de yaşadık. Peki arkadaşlar bunu bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Bunun mümkün olmayacağını tabii ki biliyorlar. Ama zihinlerinin arkasında başka bir siyasi yolculuk olduğu, kendilerine göre bir mağduriyet hikayesi üretmek istedikleri için bunu kullanıyor, kamuoyunu yanıltıyorlar. Sonuçta ne oldu? Arkadaşlar gidip partiye kayyum atanması için dilekçe verdiler ve 'Cumhuriyet Halk Partisi'ne kayyum gelsin' dediler. Bunu parlamento kürsüsünde söylediler. Şimdi soruyorum, kim kayyumcu? Biz mi? Yoksa içinde olmadığımız bir durumdan partiyi çıkarmak için çaba sarf eden, zorunlu olarak görev üstlenmiş bizler mi? Peki biz ne yaptık? Biz de dedik ki, ‘mevcut hukuki sistem içinde ve mevcut karar karşısında bir kurultay toplayamıyorsak, partimizin tabanı da bir kurultay beklentisi içinde olduğuna göre ve partiyi bu cendereden çıkaracak olan ancak ve ancak Cumhuriyet Halk Partisi'nin örgütü olduğuna göre, elimiz kolumuz bağlı bir biçimde Yargıtay'ın vereceği kararı bekleyeceğimize, gelin hiç olmazsa kongreleri başlatalım’ dedik.
"Partide paralel bir yapılanma söz konusu"
Buyurun, eylül ayının başından itibaren kongre süreçlerini başlatalım. Gelin yarışalım. Gelin, bu siyasal süreçte hep beraber bu kongrelerde yarışalım. Kongreleri yapalım. Bu arada da Yargıtay karar verdiğinde kurultay yapılabilir hale gelsin. Ondan sonra da kurultayı yapalım, partiyi içinde bulunduğu bu cendereden çıkaralım. Şimdi bizim tutumumuz ve yaklaşımımız bu iken arkadaşlar, mahkemeye başvurarak Cumhuriyet Halk Partisi'ne kayyum atanmasını talep etmeyi daha uygun görüyorlar. Dolayısıyla butlancı olan bu arkadaşlarımız aynı zamanda kayyumcudur. Bu da yetmez, bu arkadaşlar aynı zamanda bölücüdür. Partide bu tavır bir çift başlılık yaratmıştır. Partide paralel bir yapılanma söz konusudur."
Kaynak: ANKA