21 Mayıs 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 20.05.2026 17:22 | Son Güncelleme: 20.05.2026 17:29

Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye yanıt: Kürtler İrlandalı değildir

Dervişoğlu, iktidarın çözüm sürecine ilişkin yaklaşımını eleştirirken Kuzey İrlanda ve ETA örnekleri üzerinden yapılan karşılaştırmaları reddetti. “Kürtler İrlandalı değildir” diyerek Türkiye’deki terörle mücadelenin başka ülkelerin tarihsel ve siyasal koşullarıyla açıklanamayacağını savundu
Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye yanıt: Kürtler İrlandalı değildir
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis'te düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu şunları kaydetti:

  • "19 Mayıs’ın arifesinde 'Terörsüz Türkiye’nin yeni yol haritası' başlığı atmışlar! Her cümlede, olmayan bir savaşın barışı, ne yaptılarsa bozamadıkları 'kardeşliğimiz', zerre nasiplenmedikleri 'demokrasi' var. Terör hükümlüsü katile 'Memuriyet' vereceklermiş! Hükümlüye vasi atanır! Vasi! Bunlar, terör hükümlüsünü kendilerine vasi atıyorlar. Lafı uzatmaya, süslü cümleler kurmaya, uzun uzun laflar edip, koca koca paragraflar yazmaya gerek yoktur! PKK bir terör örgütüdür! Abdullah Öcalan, 25 yıldır terörü İmralı’dan yöneten elebaşıdır! Umut hakkı diye, milleti alıştırmaya çalıştığınız ihanete yegâne cevabım ise açık ve nettir: Öcalan’ın son suçu son şehidimizdir. Hiç kimse ona umut bahşetmesin.
  • Terör Örgütü zaten hukuk dışıdır. Parti değildir, dernek değildir, şirket değildir. Eli kanlı canilerin, katillerin, katli vaciplerin, Türk Devletini, Türk milletini hedef alan soysuzların bütünüdür. Kendini feshetmesi mümkün değildir. Bu katiller sürüsünü Türk Askeri ve Türk Polisi tasfiye eder. Türk Devleti de sebeplerini ve sonuçlarını bertaraf eder. Terörsüz Türkiye’nin yolu, İmralı’dan geçmez. Terörsüz Türkiye’nin yolu, Türk milletinin iradesinden geçer. Türk devletinin kudretinden geçer. Hukukun üstünlüğünden geçer. Amasız fakatsız mutlak adaletten geçer. Yasaklardan arınmış Türkiye’den geçer. Tam ve kâmil demokrasiden geçer. Cumhuriyet'in üniter yapısından geçer. Şehitlerimizin aziz hatırasından, gazilerimizin onurundan geçer. Onların ne için neyi feda ettiğini anlamaktan geçer. Ne şehit, ne gazi, ne de onların aileleri sadece kayıplarıyla, kaybettikleriyle mübarek değildir. Feda ettikleriyle, her birimize hayat bahşettikleri için mübarektirler.
  • Türk devletinin terörle mücadelesi, emperyalizmin uşağı bir terör hükümlüsünün koordinasyonuna feda edilemez.
  • Bu kardeşliğe kast etmiş bir katilin şizofrenik çığlıklarına emanet edilemez. Türk milliyetçiliği, terörü ve teröristi yeni sıfatlarla meşrulaştırmaya malzeme yapılamaz. Herkes haddini bilecek, herkes safını belirleyecek. Nerelerden beslendiklerini gayet iyi biliyorum. Dedikleri o kadar saçma ki, her cümleden bir başka çelişki fışkırıyor. İstihbarat eskilerinin, makalelerden kesip yapıştırdıkları doktrinleri bölgesel ve tarihsel pratiklere rağmen, hala bir tez gibi sunmaya çalışıyorlar. Öcalan’ın statüsü bellidir: Bir terör hükümlüsüdür. Kürtlerin temsilcisi de, lideri de değildir. Siyasallaşma başlığı altında ona rol biçilemez. Örgüt mensuplarına ulaşması, talimat iletmesi, temas etmesi kabul edilemez. Bu, örgütü yönetmek, talimat vermek demektir. Sarayın savcıları oturadursunlar, Cumhuriyetin Savcılarını göreve çağırıyorum: Malum şahısların ellerine tutuşturulan, menşei meçhul istihbarat raporlarının altına imza atarak dolaşıma sokması da teröre yardım ve yataklıktır. Terör propagandasıdır. Terörü galip göstermektir. Cumhuriyete sahip çıkmak için daha neyi bekliyorsunuz? Bu, barış değildir, kardeşlik değildir, demokratikleşme değildir, gaflettir. Bu dalalettir. Hatta hıyanettir.
  • Bu noktada bir başka hakikati de özellikle vurgulamak isterim. Türk milletinin eşit, asli ve haysiyetli fertlerini, narsist bir terör hükümlüsünün ellerine bırakmak, milletimize edilen en büyük hakarettir. Devlete bağlılığı ve sadakati, terör örgütü PKK’nın kararına bağlamak ancak esaret dolu bir ihanetin görev ifasıdır. Türk milleti bir teröristin aracılığıyla değil; vatanla, vatandaşlıkla, hukukla, ortak gelecek iradesiyle kardeştir. Ürettiğini paylaşarak kardeştir. Ve bu kardeşlik kuruludur, mevcuttur. Kardeşliğimize gelen bir halel varsa, bu haram düzenindendir. Bu haramî saltanatındandır. Kardeşlik iddiası, PKK’yı meşrulaştırmak değil, ona yeni postlar vermek değil, Kürtleri PKK’nın temsil iddiasından kurtarmaktır. Demokrasi, Diyarbakırlıyı, Vanlıyı, Şırnaklıyı, Mardinliyi, Hakkâriliyi etnik vesayetten ve örgüt baskısından kurtarmaktır. Onların oylarını tanımayıp çiğnemek değil, Cumhuriyet’in haysiyetli vatandaşlığında birleştirmektir. Bizim kardeşlikten anladığımız budur. Demokrasiden anladığımız budur. İmralı’dan medet ummaksa kardeşlik değil, kalleşliktir, kalleşlik.
  • Bu meselenin bir de sınır ötesi boyutu vardır. Süreç en başından beri yalnızca Türkiye içindeki PKK unsurlarından söz etmiyor. İran’dan, Irak’tan, Suriye’den, farklı adlarla faaliyet gösteren yapılardan söz ediyor. PKK’dan, YPG’den, PJAK’tan, KCK’dan söz ediyor. Ve ardından da Öcalan’ın bu yapıların faaliyetlerini sonlandırmada etkili olabileceği varsayılıyor. Burada çok ağır bir stratejik risk vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, başka ülkelerdeki terör uzantılarını Öcalan eliyle yöneten devlet görüntüsüne düşemez. Türkiye, sınır ötesindeki bölücü terör ağlarını, yönlendiren ve siyasallaştıran bir aktör gibi gösterilemez. Biz yıllardır ne diyoruz? PKK terör örgütüdür. YPG terör örgütüdür. PJAK da KCK da aynı bölgesel vekâlet ağının parçalarıdır. Bunlar bölgesel istikrarsızlık üreten terör ağlarıdır. Peki şimdi Öcalan’a tarif ettiğiniz rolün neticesi ne olacaktır? Bu fikri size zerk edenler kimlerdir? Bu, terör örgütünün ulus ötesi temsil iddiasına zemin açmak değil midir? Bu, Türkiye’yi kendi eliyle, kendi güvenlik tezlerini dinamitlemek değil midir? Açık söyleyeyim: İçeridekinin dışarıyı yönlendireceğini zannedenler, dışarının içeriyi yönlendirdiği gerçeğini saklayanlardır. Türk devleti, terör ağlarını koordine edemez, dağıtır. Örgütleri dönüştürmez, tasfiye eder."

Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin son açıklamalarına da tepki gösterdi. Dervişoğlu, şöyle devam etti:

  • "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele ile ilgili bir tek koordinasyon merkezi vardır. O da Milli Güvenlik Kurulu’dur. Şimdi soruyorum: Getirdiğiniz tek adamlığınızda, heveslendiğiniz hanedan rejimiyle, PKK yerine MGK’yı mı feshetmeye çalışıyorsunuz? Bu densizliklerin, bu cüretin kaynağı nedir? Karnınızdan konuşmayı bırakın çıkın bu millete bunun cevabını verin. Bir de dünyadan örnekler veriyorlar. Kuzey İrlanda diyorlar, IRA diyorlar, İspanya diyorlar, ETA diyorlar… Hayır. Türkiye’nin tarihini, devlet yapısını, terörle mücadelesini, başka ülkelerin şartlarıyla sulandıramazsınız. Kuzey İrlanda başka bir tarihtir. IRA başka bir örgüt yapısıdır. Oradaki mezhepsel, tarihsel ve siyasal zemin bambaşkadır. Kesindir ki Türkiye, bir sömürge imparatorluğunun ardılı değildir. Anadolu, bir ada değildir. Kürtler İrlandalı değildir. Ama bir şey artık tescillidir ki: Sen içimizdeki İrlandalısın, sen içimizdeki İrlandalısın.

"Erdoğan'a soruyorum: Bunlar birbirinden bağımsız sözler mi?"

  • Şimdi dikkat ediniz. Bir tarafta Bahçeli 'İmralı’ya statü' arıyor. Diğer tarafta Saray’ın adaletten münezzeh hukuk aklı, 'geçiş süreci' diyor, 'müstakil kanun' diyor. 'Komisyon raporu' diyor. 'Demokrasi ve hukuk reformu' diyor. Bir başka tarafta da iktidar, 'yeni anayasa' diyor. İmralı’ya statü arayan akıl ile yeni anayasa arayan akıl aynı mıdır? Erdoğan’a soruyorum: Bunlar birbirinden bağımsız sözler midir? Yoksa aynı siyasi mühendisliğin farklı cümleleri midir? Kim, kimin adına konuşuyor Sayın Erdoğan, ortağın mı yoksa danışmanın mı senin adına konuşuyor? 'Örgüt silah bırakmasa da olur' diyen acilci mankurtla, devletin güvenlik ve istihbarat birimlerinin çelişmesinin sebebi nedir? Bir tarafta Öcalan’a rol biçilmektedir, bir tarafta Meclis, bu sürecin vitrini hâline getirilmek istenmektedir, bir tarafta geçici kanunlarla hukuk rafa kaldırılmaktadır. Öte tarafta da 'yeni anayasa' diyerek tek adam rejiminin kalıcılığı hesaplanmaktadır. Vallahi de billahi de artık eminim. Verilmiş bir sadakamız var ki devletimiz hala ayakta. Sizle bile ayakta, size rağmen ayakta. Ne büyük bir milletmişiz anlayın artık.
  • Bizim açımızdan aptallıkla ihanetin sonucu aynıdır. Dikenli yolla dağ geçidinin de farkı yoktur. Çünkü tüm bunların toplamında, Türkiye’nin önüne aynı soru getirilmektedir: Cumhuriyet'in temel niteliklerini, üniter devlet yapısını, milli egemenliği, vatandaşlık bağını, hukuk devletini yeniden tartışalım mı? Ben de buradan cevap veriyorum: Cumhuriyet'in temel niteliklerini tartıştırmam. Türk milletinin egemenliğini tartıştırmam. Üniter devleti tartıştırmam. Bayrağımızı tartıştırmam. Vatanın bölünmez bütünlüğünü tartıştırmam. Anayasa’nın ilk dört maddesini tartıştırmam. Terör örgütünün siyasal mirasının, demokratikleşme diye çuhasını çıkartıp, kravat takmasına izin vermem. Teklif dahi edilmesine geçit vermem. Bunlara kalsa her şeyi yapıyorlardı. Neden veremediler? Ne oldu Paşinyan neden yapamadın? Çünkü İYİ Parti vardı ondan yapamadın. Bu millete kötülük yaptırtmayacağız. Şimdi 'yeni anayasa' diyorsanız, evvela mevcuda uyun. 'Hukuk reformu' diyorsunuz. Önce yargıyı Saray’ın telefonlarından kurtarın. Kararlarını saraya ithaf edenlerden de yargıyı kurtarın. 'Demokrasi diyorsanız', kayyımlardan vazgeçin. 'Milli birlik' diyorsanız, milleti İmralı üzerinden hizaya sokma hevesinden, siyaseti şantajla dizayn etmekten, Meclis'e Güneş Motel muamelesi yapmaktan vazgeçin.

"İktidar siyasi mühendisliğin peşinde koşuyor"

  • Yeni anayasa kimin için ve ne içindir? Ekonomi çökerken, karınlar açken, gençler kaybolup giderken, emekli sürünürken, bu anayasa kimin içindir? Bunlara el uzatmaya hangi madde engeldir? Kiracı ev sahibiyle, ev sahibi banka borcuyla, esnaf vergiyle, çiftçi maliyetle boğuşurken,
    Anayasa kimin içindir? Cevabı belli, açık ve nettir: Millet ekmek derdindeyken, iktidar rejim hesabı yapıyor. Millet geçim derdindeyken, iktidar koltuk hesabı yapıyor. Millet huzur isterken, iktidar yeni bir siyasi mühendisliğin peşinde koşuyor. Millet görüyor, millet biliyor. Anayasa diyerek kendi iktidarını uzatmak isteyenleri de görüyor. Hukuk reformu diyerek hukuksuzluğu perdeleyenleri de görüyor. Terörsüz Türkiye diyerek İmralı’ya statü arayanları da görüyor. Bu memleketin ve milletin ihtiyacı olan asıl açılım nedir biliyor musunuz? Önce milletin sofrasını büyütün. Önce adaleti ayağa kaldırın. Önce hukuku işletin. Yolsuzluğu bitirin. İsrafı durdurun. Gençlere umut verin. Önce emekliye insanca bir hayat sağlayın. Çalışanı vergilerle ezmeyin. Devleti parti devleti olmaktan çıkarın. Her şeyden önce tek adam rejimine son verin, parlamenter sistemi getirin. Bizim açılım kriterlerimiz bunlardır. Çözüm önerisine gelince: Siz gideceksiniz biz geleceğiz, biz gelince her şey nasıl düzelecek göreceksiniz.
  • İktidar ve ortakları bütün bu süreçleri yalnızca devleti dönüştürmek için değil, muhalefeti dağıtmak için de kullanıyor. Muhalefeti parçalamak istiyor. Çünkü ancak böyle iktidarda kalacağını biliyor. Muhalefeti medya kavgalarının içine hapsetmek istiyor. Birini diğerine karşı kışkırtıyor. Birine havuç, diğerine sopa gösteriyor. Birine alan açıyor, diğerini baskıyla terbiye etmeye çalışıyor. Sonra da muhalefetin kendi içindeki her tartışmayı büyütüp, milletin iktidar değişimi umudunu tüketmek istiyor. Bu oyunu görüyoruz. Bu tuzağı biliyoruz. Bu filmi daha önce izledik. Biz İYİ Parti’yi kurduğumuz gün, hikâyemizi, tek adam rejimine itiraz üzerine kurduk. Bu oyunları bozmak için kurduk. Bu sebeple, parlamenter sistemin yeniden ihyasını savunduk. Hukuku, dengeyi, denetimi, meşru siyaseti savunduk. Çünkü tek adamlık çatışma, meclis ise uzlaşma getirir. Bugün de aynı yerdeyiz. Hiçbirimiz, birbirimizle uğraşarak bu düzeni değiştiremeyiz. Birbirimizi linç ederek bu düzeni yıkamayız. Her eleştirene 'AKP’li' diyerek siyaset kuramayız. Her farklı düşüneni ajan ilan ederek iktidar olamayız. Her partinin seçmenini düşmanlaştırarak çoğunluk inşa edemeyiz. Bulanık suda balık avlayanlara teslim olursak, bu ülkeyi bir beş yıl daha aynı çürümüş rejime mahkûm ederiz. Uyarıyorum: Dini bezirganlara, milliyetçiliği bozgunculara, devleti soygunculara teslim edemeyiz. Ben buradan açık açık söylüyorum: Biz muhalefeti de milliyetçiliği de inancımızı da Atatürk’ümüzü de tekelleştirmeye müsaade etmeyiz. Biz muhalefete akıl, ciddiyet ve sorumluluk hatırlatmaya talibiz.
  • Biz kimsenin gölgesinde kaybolmayız. Kimseyi de kendi gölgemize mahkûm etmeye çalışmayız. CHP’ye oy veren vatandaş da bizim vatandaşımızdır. AK Partiye ve MHP’ye oy veren vatandaş da bizim vatandaşımızdır. Saadet’e, Yeniden Refah’a, Zafer’e, Anahtar’a gönül veren de bizim vatandaşımızdır. Mesele, partilerin ve partililerin küçük hesapları değildir. Mesele, Türkiye’nin büyük geleceğidir. Mesele, bu tek adam rejiminden kurtulmaktır. Mesele, milletin yeniden nefes almasıdır. O yüzden herkes aklını başına almalıdır. Muhalefet, iktidarın kurguladığı oyun sahasında birbirini tüketmemelidir. Muhalefet, halkın umudunu hoyratça harcamamalıdır. Muhalefet, süreç bağımlılığına kapılıp, sonuç alma iradesini kaybetmemelidir. İktidarın yöntemleri ve yol göstericiliği ile strateji kurgulanmaz. Daha bir şey olmadan, yalanla, riyayla, iftirayla plan kurmaya kalkarsanız, başkalarının kullanım alanında ki aparatlardan yararlanmaya yeltenirseniz, Allah korusun, bir şey olduğunuzda da milleti felakete sürüklersiniz. Bu ülkenin insanı artık kavga değil, ciddiyet istiyor. Laf değil, program istiyor. Öfke değil, akıl istiyor. Slogan değil, iktidar olma kudreti istiyor. Biz kavgayı değil, bu iradeyi büyütmeye talibiz. Biz, ilkesizliğe değil, iş birliğine açık olacağız. İkbal hesaplarına payanda değil, yoksula, garibana umut olacağız. Katilden, teröristten değil önce Allahtan sonra milletten medet umacağız.
  • Bugün bir sözü de kendi ailemize, kendi camiamıza, kendi yol arkadaşlarıma söylemek istiyorum: Biz olağanüstü şartlarda kurulduk. Memlekete korku iklimi hâkimken kurulduk. Tek adam rejiminin bütün baskısı üzerimizdeyken kurulduk. Parti kurmak suç gibi gösterilirken, itiraz etmek bedel isterken, susmak daha kolayken, biz konuşanların hareketi olduk. İYİ Parti, salonların değil yolların partisidir. İYİ Parti, durumun değil, icraatın partisidir. İYİ Parti, vazgeçmenin değil direnişin partisidir. Kabulün değil, itirazın partisidir. Yabancı lobilerin, think-tanklerin partisi değil, Torosların, Kaçkarların, Çukurovaların, Yeşilırmakların, Kızılırmakların, Fıratların, Diclelerin partisidir. İYİ Parti yoluna devam etmektedir. İYİ Parti, bu milletin kendisine yazdığı mektuptur. Bu mektubun ulaşmadığı yer kalmayacak. Selamını almadığımız vatandaş kalmayacak. Gönlüne girmediğimiz vatansever kalmayacak. Tüm teşkilatlarımızla sahadayız. Biz yorulmadan çalışacağız. Bıkmadan anlatacağız. Kırılmadan yürüyeceğiz. Azalmadan çoğalacağız. Bu millet birbirimizle değil, vatan için kavga etmemizi istiyor. Bu millet iç hesaplarımızı görmemizi değil, millet için hesap görmemizi istiyor. Yani bu millet, kendisine ders vermemizi değil, 19 Mayıslardan, 3 Mayıslardan, 14 Mayıslardan ders almamızı istiyor."

"Bu bayramda 10 puanlık enflasyon farkını millete verin"

  • Vatandaşların yaklaşan Kurban Bayramını kutlayan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Bu vesileyle muktedirlere millet adına insaf diyorum insaf. Azıcık insaf. Gün aşırı başkanını değiştirdiğiniz Merkez Bankası, enflasyon tahminini tam 10 puan arttırdı. Azıcık ihlas ve vicdan sahibi olun da bu bayramda o 10 puanlık farkı bu millete verin! Milletimizin sofrasına hiç olmazsa 10 puanlık bereket, hanesine 10 puanlık huzur, kalbine 10 puanlık umut getirmek sizin, onaylamak bizim boynunuzun borcudur. Kırgınlıkları feda edin, küçük hesapları feda edin. Bizi birbirimizden ayıran duvarları feda edin. Ama devletimizin haysiyetini feda etmeyin. Cumhuriyetimiz'in temel niteliklerini feda etmeyin. Şehitlerimizin aziz hatırasını feda etmeyin. Türk milletinin egemenliğini feda etmeyin. İbadetlerimizi eda edelim ama bu Cumhuriyeti kurban etmeyin" dedi.
Kaynak: ANKA