17 Nisan 2024, Çarşamba
Haber Giriş: 17.12.2021 04:40 | Son Güncelleme: 23.02.2022 21:32

Elektrikliye manevi teşvik

Elektrikli otomobilde henüz başlangıç dönemindeyiz. Ancak araç sahiplik oranı, gençlerin yeni teknolojileri çabuk benimsemesi yönünden çevreci otomobiller için ülkemizde önemli bir potansiyel bulunuyor. Yaygınlaşması için de maddi ve manevi teşvikler gerekiyor
Elektrikliye manevi teşvik

İklim krizi artık hayatımızın her alanını etkileyen bir gerçek. Artık kamu ya da özel sektör fark etmeksizin tüm kurum ve kuruluşların, gezegenimiz için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Otomotiv sektörü de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye başladı ve çevreci otomobillere dönüşümü hızlandırdı. Otomotiv tarihine baktığımız zaman sektörün yaklaşık 120-130 yaşında olduğunu görüyoruz. Geride bıraktığımız bu süreç içten yanmalı motorların egemenliğinde geçti. Aslında çevreci araçlar otomotiv dünyasının yeni tanıştığı bir teknoloji değil. Bundan 100 yıl önce elektrikli ve hibrit araçlar denendi. Ancak o dönemde maliyet ve menzil gibi nedenlerden ötürü projeler rafa kaldırıldı. Günümüzde çevreci araçların temsilcileri olan elektrikli araç satışları, son yıllardaki çevreci politikalar sayesinde hızla artıyor. Küresel araç parkında toplam elektrikli araç sayısı 5 milyonu aşmış durumda. Avrupa Birliği’nde 2021 yılının üçüncü çeyreğinde elektrikli ve hibrit otomobillerin toplam pazardaki payları yüzde 39.6’ya ulaştı. Tabii, bugün dünyada araç parkının çok büyük bir bölümü içten yanmalı motorlardan oluşuyor. Yapılan araştırmalara göre, 2025 yılında dünyada satılan yeni araçların yüzde 20’si elektrikli olacak. Bu oranın 2030’da yüzde 40’a, 2040’ta da yüzde 100’e ulaşacağı öngörülüyor. Yani 2040 ve sonrasında dünyada içten yanmalı motor kullanan yeni araç satılmayacak. Ancak bu, yollarda içten yanmalı araçları görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Orta ve uzun vadede fosil yakıtlara ihtiyacımız devam etse de her yıl daha da azalacak. Bu gelişmelere karşılık Türkiye’nin ise bugün itibarıyla kullanılmakta olan 4 bin 200 adet civarı elektrikli araç parkı ile başlangıç döneminde olduğunu söyleyebiliriz. Fakat araç sahiplik oranı, gençlerin yeni teknolojileri çabuk benimsemesi yönünden çevreci otomobiller için ülkemizde önemli bir potansiyel bulunuyor.

Emisyona göre vergi olmalı

Elektrikli otomobiller konusunda Türkiye’de tüketicilerin aklındaki en büyük soru; altyapı ve şarj istasyonlarının gelişimi. Türkiye’de de elektrikli araç sayısına bağlı altyapının  hızla gelişeceğine inanıyorum. Geçmişten bir örnek vermek gerekirse, ilk benzin istasyonunun Almanya’nın Wiesloch şehrindeki bir eczane olduğu bilinmekte. Tabii, otomobiller artıkça benzin istasyonu sayıları da hızla arttı ve eczanelerden çıktı. Dolayısıyla, aynı mantığı bugün de elektrikli otomobiller için yürütmek mümkün. Tabii sadece altyapının gelişmesi elektrikli araçların yaygınlaşması için yeterli değil. Önemli teşvikler verilmesi gerekiyor, bu teşvikler vergi muafiyeti gibi maddi olduğu kadar manevi de olmalı. Bu anlamda Türkiye’de özellikle otomobilden alınan verginin emisyon temelli olarak yeniden yapılandırılması ihtiyacı var. Manevi teşviklere örnek olarak da elektrikli araçlara özel otoparklar, trafiğin yoğun olduğu saatlerde ek şerit ayrılması gibi çalışmalar olabilir. Dolayısıyla, elektrikli otomobillerin yaygınlaşması sadece üreticiler ve tüketicilerin olumlu yaklaşımı ile değil yerel yöneticilerin ve karar alıcıların kapsamlı çalışmaları ile konunun tüm taraflar gözetilerek 360 derece bir bakış açısıyla ele alınması ile mümkün.