05 Mart 2024, Salı
Haber Giriş: 24.02.2023 04:37 | Son Güncelleme: 24.02.2023 09:44

Fotoğrafını çekmeye cesaret edemediğim anlar oldu

6 Şubat depremlerinin haberini alır almaz bölgeye giden foto muhabirleri, çektikleri karelerle felaketin ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu. Ayrıca günlerdir devam eden acının ve çaresizliğin de yakından tanığı oldular. Gördükleri ama fotoğrafa sığdıramadıkları sayısız hikaye var
Sedat Sunar (EPA Images)
Sedat Sunar (EPA Images)

“İskenderun’a girdik, liman yanıyordu”

Burak Kara (Getty Images)

Deprem gecesi gazeteci WhatsApp arkadaş grubumuzdan 04.30’da haber geldi. Şiddeti 7’nin üstünde bir deprem olduğu anlaşılınca çantamı topladım. 05.30’da araba kiralayıp yola çıktım. Yol çok uzun sürdü. Çünkü çok fırtına vardı ve yolda ciddi kazalar olmuştu. Gün ağarınca yıkımın anlatılan ve konuşulan gibi olmadığını gördük. Yol boyunca radyo dinlemiştik, sosyal medyayı takip etmiştik. Ama oralardan anlamak mümkün değil boyutları. Gece de tam anlamamıştık. İskenderun çok kötüydü ama asıl şoku Antakya’ya girince yaşadım. Antakya’yı çok iyi bilirim, defalarca geldim, arkadaşlarım var. Bir kıyamet haliydi.

Burak Kara (Getty Images)

1999 depremini de gördüm ve orada da sahadaydım. Yalova’ya bir arkadaşımın motosikletiyle sabah 10.00’da varmıştık. Asker sahadaydı, ambulanslar çalışıyordu, yollarda insanlar vardı. Yardım için çevre illerden gelmişlerdi. Ortam çok kötüydü evet. Ama Antakya’yı görünce bunun ötesinde bir durum ile karşılaştık. Hiçbir şey kalmamış burada. Ayakta kalan binaların hepsi hasarlı. Bu kent dümdüz olacak, bir kültür yok oldu. Sahada çalışırken, yolda yürürken de, kurtarma sırasında da hep hayatını sorguluyorsun elbette. İlk önce daha çok oluyor bu, sonra azalıyor. İnsanların bir önceki gün ne yaptıklarını, nasıl uyuduklarını düşünüyorsun. Hüngür hüngür ağlıyorsun. İçim çıktı ağlamaktan. Senin bildiğin, yaşadığın bir yer, senin memleketinin toprakları, senin kültürün yok oluyor. Toplanması yıllar alacak. Bu ruh geri gelecek mi? Bence asla gelmeyecek.

Ben Getty Images fotoğrafçısıyım ve bizim buradaki ruh halimiz onlar için önemli. Uluslararası ajanslar bu bölgeden döndükten sonra stres bozukluğu yaşamamamız için destek sağlıyorlar. “Kötü hissedersen hemen dön” diyorlar. Zor şartlardayız. 14 gündür arabada yatıyoruz, harıl harıl çalışıyoruz. Bugünlerde istenen en çok yardım, enkazda kalan cenazeler hakkında. Ekipler çalışıyor ama blokların kaldırılması çok zor. Belki 2 binin üzerinde apartmandan söz ediyorum. Bütün ülkenin buraya akması lazım ki insanlar cenazelerine ulaşabilsinler. İlk günlerde teknik imkansızlıklar çok zorladı bizi fotoğraf ve haber yollarken. Üçüncü gün bile telefonlar çekmiyordu, bu bütün operasyonları engelledi. Geçtim gazeteci olmayı, burada birçok ekip yaşıyor, onların da işlerini yavaşlattı iletişim problemi.

20.30’da İskenderun’a ancak girebildik. İskenderun girişinde liman yanıyordu. Şehir kapkaranlıktı. İnanılmaz bir boşluk vardı. Hiçbir şey yoktu. Hayalet şehir gibiydi. Ertesi sabah Hatay’a geçtik ve 15 gündür buradayım. (Fotoğraf: Burak Kara: Getty Images)

Birçok deprem, savaş gördüm ama bunun gibisini görmedim. Umarım daha kötüsünü görmem. Eve dönünce önce yatağımda uyuyacağım, duş alacağım. Biraz konfor alanıma ulaşacağım. Hayatıma devam edeceğim ama buradaki insanların hayatlarının ne olacağını da sorgulayacağım. Bütün ülke ruhlarımız yıkılmış halde yaşamaya devam edeceğiz.

“Ben bölgeye giderken akrabalarımın ölüm haberleri geldi”

Erdem Şahin (EPA Images)

Gaziantepli olduğum için çok çabuk öğrendim depremi. Akrabalarım hemen aradı, sabah yola çıktık. İskenderun’a vardığımızda saat 20.00 civarıydı. İlk yola çıktığımızda kaybettiğim yakınlarımın haberlerini daha almamıştım. Halamın çocukları kuzenlerimi kaybettiğimi sonra öğrendim. Annem ve babam da İstanbul’da yanımdaydı. Kendi evimiz de kullanabilecek durumda değil. 14’üncü günde hâlâ deprem bölgesindeyiz. İnsan her ne kadar sosyal medyadan görse de buraya gelmeden olayın boyutunun ne kadar büyük olduğunu anlamıyor. İskenderun’a girdiğimizde saat 20.30 civarıydı. En azından daha önceki depremlerden alışık olduğumuz, enkazı aydınlatan ışıkları ya da çalışmaları göreceğimi sanıyordum. Fakat zifiri karanlık bir şehirden içeri girdik.

Çaresizlik içinde yardım istekleri duyuluyordu. Herkes olayın şokundaydı. Enkazın altında yakınları olanlar o anda üzüntü yaşayacak, yas tutabilecek durumda değillerdi. Fotoğraf çekerken bizi kolumuzdan tutup enkazlara götürüp yardım isteyenler oluyordu. Erdem Şahin (EPA Images)

Çaresizlik içinde yardım istekleri duyuluyordu. Herkes olayın şokundaydı. Enkazın altında yakınları olanlar o anda üzüntü yaşayacak, yas tutabilecek durumda değillerdi. Fotoğraf çekerken bizi kolumuzdan tutup enkazlara götürüp yardım isteyenler oluyordu. Foto muhabiri, gazeteci hissi vardır ya, biz çektiğimiz fotoğraflarla, yazdığımız haberlerle yardım edebileceğimizi düşünürüz. Ama orada insanın nutku tutuluyor. Ne yapabilirsiniz ki, insan şok içinde ağlayarak kalıyor.

İlk zamanda enkaz altında çıkanları, çocukları insanlar elleriyle taşımak zorunda kalıyordu. Etrafta araç ya da ambulans yoktu. Dolayısıyla yapabileceğimiz şeyleri yapmaya çalıştık bu dönemde. Orada koca kayaları kaldırmak zor elbette ama elimizden geleni yapmaya çalıştık. 10 yıldır foto muhabirliği yapıyorum. Zihnimde kalacak, hiçbir zaman unutamayacağım bir felaket bu. Öyle ki ben bir hafta çalıştıktan sonra ara verdim. Eve gittiğim üç gün kabus gördüm. Gözümü kapatınca burada yaşananları görüyordum. Flashback’lerle orada yaşamaya devam ettim. Eminim bütün gazeteciler aynı durumdadır.

Erdem Şahin (EPA Images)

Fotoğraf çekmeye cesaret edemediğim zihnimde kalan anlar var. Bir anlamı yoktu çünkü, çok acı görüntüler. İnsanların haykırışları, çaresizce bekleyişleri. Onlar geliyor gözümün önüne. İstanbul’a gelince psikolojik destek almak istiyorum. 2.5 yaşında bir çocuğum var ve 1993’te yapılan bir binada oturuyorum. Buradaki çocukların durumunu görünce, kendimi değil çocuğumu düşünüyorum. İlk günler ile aradan vakit geçince aradaki en büyük fark insanların acılarını yaşamaya başlamaları. Adıyaman’da bir mezarlığa gittim, insanlar artık yas tutmaya geliyor. Bir kadın oğlunu, gelinini ve üç çocuğunu yan yana mezara koymuş, başında ağlıyordu. Çocukların mezarının başına meyve suyu koymuş. Kadın bana diyor ki, “Üç gün boyunca çocuğumla enkazın başında sohbet ettim. Yaşıyordu. O şekilde öldü.” İnsanlar bu acının sorumlularını sorgulamaya başlıyor artık. Şu anda medyada gündem yeni şehir kurulması, barınma ihtiyacı gibi görünüyor olabilir. Ama ben katılmıyorum. Konu Kahramanmaraş’ta, Hatay’da, Adıyaman’daki toplu mezarlıklardır. İnsanların sayısı değildir, insanların kendileridir.

“Bu gerginlikte fotoğraf çekmek zor, bazen makinemi bırakıp bekledim”

Sedat Suna (EPA Images)

Deprem haberini aldığımda yurt dışındaydım. Ertesi sabah İsviçre’den Kayseri’ye, oradan da Kahramanmaraş, Afşin ve Elbistan’a ulaştım. En kötüsü Elbistan’dı. Büyük bir kaos vardı. Yanan evlerden dumanlar yükseliyordu. 20 yıllık foto muhabiriyim. Daha önce 8.3’lük Nepal depremine gittim, Suriye’ye, Ukrayna’ya gittim. Ama böyle bir çaresizlik görmedim. Ailem Gaziantep’teydi. Dayım ve ailesi, kuzenlerim İskenderun’daydı. Son anda hayatlarını kurtarmışlar. Acı her yerde acı ama kendi insanlarını bu halde görmek daha çok acı verdi.

Sedat Suna (EPA Images)

İki hafta kaldım, Suriye hariç hemen hemen tüm deprem bölgesini köy köy dolaştım. Dün gece döndüm. Yeni büyük depreme (20 Şubat) Gaziantep Havalimanı’nda yakalandım. Daha önce Elbistan’da enkaz üzerinde çalışırken yine büyük bir artçıya yakalanmıştık. Beni en çok düşündüren, depremi bile politik yaşayan, dünyadaki tek ülke olmamız oldu. Sinir bozucu bir şey bu. AFAD ile bir CHP’li belediye birlikte kamp yapmış ama birbirleriyle konuşmuyorlar. Böyle bir düşman hukuku görmedim ben. Çok sinir bozucuydu. Her yerde bunu gördük. “Aman hükümete dokunmayalım”cılarla “Eleştirecek bir şey bulalım”cılar arasında arama kurtarma yapılamadı. Hala ne yaşadığımıza bir anlam veremiyorum.

Deprem bölgesinde çok ciddi bir cahillikle bölge insanının fedakarlığı arasında gitti geldi her şey. İnsanlar vatandaş olmanın, böyle durumlarda ne gibi hakları olduğunun bilincinde değiller. Anayasa bilmiyorlar. Devletin ona neler getirmesi gerektiğinden bihaberler. Devletinden bir şey talep etmek ve bunu dile getirmek vatan hainliği olarak algılandı.Herkesin sinirleri bozuktu. Ortadaki eğitimsiz gönüllüler işleri zorlaştırdı, enkaz altındakiler tam çıkmak üzereyken sevinçten enkazda zıplayanlar oldu, askerle tartıştılar, kavgalar çıktı.

Bölge halkının çok büyük fedakarlıklarıyla kurtarıldı insanlar. İlk enkazdan çıkartılanlar onların çabalarıyla çıktı. Cep telefonunu satıp enkaz çalışmasına gelenleri gördük. Diğer yandan arama kurtarma ekiplerimizin yetersiz olduğu da çıktı ortaya… Evet çok içten ve fedakarlıkla çalıştılar. Teknik imkansızlıklara da çok tanık olduk. Matkap bile bulamadık bazen. Yardım şöyle gelmedi, böyle gelmedi’nin ötesindeki bu sosyolojik durum idi beni korkutan. Acayip bir düşmanlık var. Böyle gergin bir atmosferde fotoğraf çekmek de zor. Çünkü insanları provoke de etmemek lazım. Özellikle izin almaya çok dikkat ettik. Gördüklerimin sadece bir bölümünü çekebildim. Yeri geldi makinemi bir kenara koyup bekledim. Sizin gördükleriniz yaşadıklarımızın çok küçük bir bölümü.

“Bu işi seçme sebebim, burada yapabildiklerim”

Serdar Özsoy (Serbest foto muhabiri)
Benim işim insanlara olumlu veya olumsuz olayları anlatabilmek. Olumsuzluk varsa onları paylaşıp giderilmesini sağlamak. Ona yoğunlaşmaya çalıştım. Gazetecilik artık sosyal medyaya da kaydığı için sosyal medya hesaplarımda da paylaştım. Burada Hatay’ın kenar mahalleleri var. Dağ kenarındalar. Depremde oralardaki evlerin üzerine kayalar düşmüş. 2.5 aylık bir bebek vardı orada. Beyninde bir rahatsızlık nedeniyle deprem günü ameliyat olacakmış aslında.

İskenderun’da bir yaşlı çiftin fotoğrafını çektim. Benim için unutulmazlardandı. İskenderun’a gelmişler ve o yıkımın yüzlerinde yarattığı şaşkınlık görünüyordu. Bu fotoğrafı kendim için çektim.
Serdar Özsoy (Serbest foto muhabiri)

Yaşam şartları bizim için bile zorken bir bebek için iyice zordu. Hayatın adil olmadığı gerçeğinin beni en çok yorduğu anlardan biriydi. Sosyal medya aracılığıyla bebeğin durumunu insanlara anlattık ve yardım edebildik. “Bu işi neden yapıyorsun?” diye sorulduğunda verilecek cevaplardan biri işte. 25 senedir fotoğraf çekiyorum. Marmara Depremi’nden sonra yaşadığım ikinci büyük olay bu. 1999’da da sahadaydım. Bu depremin yıkım biçimi çok farklı. Öyle ulaşılamaz yerlerde enkazlar var ki o çok ölümcül. Ölü sayılarını artıran da bu oldu.

“30 yıldır savaş fotoğrafı çekiyorum, böyle yıkım görmedim”

Ümit Bektaş (Reuters)
Bizim deprem uyarı sistemimiz var Reuters’te. Gece yarısı haber geldi. 5’in üzerindeki bütün depremlerde alarma geçeriz. Bu farklıydı. 07.30’da hemen çıktım yola ama yol çok uzun sürdü. Niğde-Konya arası kar yağışı vardı ve kazalar olmuştu. Hiç durmadan gittiğim halde, İskenderun’a varıp ilk fotoğrafı ajansa geçtiğimde saat 20.30’du. Yola çıkarken depremin merkezi Kahramanmaraş diye oraya doğru yola çıkmıştım. Ama yolda Antakya’nın daha çok zarar gördüğünü fark edip buraya geldim.

Abdulalim Muaini isimli bir Suriye vatandaşını gördüm. Ülkesinden kaçıp gelmiş, yeni bir hayat kurmuş. Esra isimli bir Türk’le evlenmiş. İki çocukları olmuş. Yarısına kadar binanın altındaydı, sıkışmıştı. El sallıyordu “Beni kurtarın” diye. Yanında karısı yatıyordu, vefat etmişti. Önce iki kızını ve eşinin cansız bedenlerini çıkardılar. Sonra da onu kurtardılar.
Ümit Bektaş (Reuters)

Antakya’ya 21.30 gibi vardım. Gece karanlıkta durumun vahametini anlayamıyorsunuz. Benim için bu depremi diğerlerinden ayıran şey, çok fazla tanıdığımın enkaz altında olmasıydı. Sürekli yol boyunca onları arıyordum. 2011’de Suriye sorunu ortaya çıktığından beri biz foto muhabirleri çok sık gidiyoruz Hatay’a. O nedenle pek çok dost edindik. Bu deprem bu açıdan bizim için farklıydı. 15 yıldır birlikte çalıştığım Lütfü adında bir arkadaşım vardı, kızıyla birlikte enkaz altında kalıp hayatını kaybetti. Yol boyunca ona telefon etmiştim.

Ertesi sabah drone havalandırıp sokaklarda dolaşınca gözlerime inanamadım. Sadece yıkılmış binaların sayısına değil, hasarlı binalara da inanamadım. 30 yıllık fotoğrafçıyım. Bosna’dan başlayarak yakın çevredeki bütün savaşları çektim. Irak, Gürcistan, en son Ukrayna. Çok trajedi gördüm, hiçbiri birbiriyle karşılaştırılmaz. Hepsi kendi içinde masum insanların sebepsiz yere öldüğü, öldürüldüğü olaylardı. Maden kazaları, sel felaketleri gördüm. Hiç bu kadar büyüğünü görmedim. En son Ukrayna’da savaş nedeniyle yerle bir olan kentler gördüm ama bu çapta değildi oralarda. Kariyerim boyunca hiç böyle büyük bir yıkım görmedim.

Reuters’te bu tarz işler fazla olduğu için 7/24 ücretsiz olarak yararlanabileceğimiz, her ülkede kendi dilinde psikolog hizmeti var. Aynı zamanda şirket içinde de personel arasından bazı kişiler, profesyonel danışmanlık almak istemeyenler için bir çeşit danışmanlık sunuyor. Her büroda çalışma arkadaşlarımızı gözlemleyecek arkadaşlar var. Şu anda düşünmüyorum ama standardımız bu. Tekrar gideceğim deprem bölgesine. Özellikle sağ çıkanlarla ilgili haberler yapmaya. Bir gazeteci olarak takip etmenin görevim olduğunu düşünüyorum. Çünkü oranın yeniden yapılması konusunda gazetecilerin sorumluluğu var. Belki bina yapamayız ama yapılan ve yapılmayan işleri takip edip haber yapabiliriz.