Tutuklandıktan sonra görevinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu İBB davasında 18 kişinin tahliyesinin ardından bugün beşinci hafta 17. gün başladı.
Dava beşinci haftasına girerken geçen hafta son savunmayı İSFALT Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Karataş yapmış; avukatların tahliye talepleri alınmıştı. Mahkeme bir ara karar vermiş, savcı sekiz ismin tahliyesini istemiş; 18 kişi tahliye edilmiş ve 89 kişinin tutukluluğuna devam kararı çıkmıştı.
Dün (6 Nisan) savunma kürsüsüne İBB Yol Bakım ve Altyapı Daire Başkanı Seyfüllah Demirel, tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in kardeşi tutuklu sanık Zafer Keleş, tutuklu İBB Bilgi İşlem personeli Emrah Yüksel çıktı.
Bugün savunmalarla devam etti.
Duruşmaya ara verildi
Avukat Gürler, Anayasa'nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin daha fazla ihlal edilmemesi gerektiğine vurgu yaptı ve tutuklu teknik personelin beyanlarının tamamlanmasının ardından bir ara karar verilerek müvekkilinin tahliyesini talep etti. Gürler'in savunmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.
"USOM'un sayfasında sızıntı ilanı yok"
İsmet Korkmaz'ın avukatı Elif Nurgüller'in savunmasına geçildi. Müvekkilinin özel sektörden de teklif aldığını ancak vatandaşa hizmet etmek için İBB çalışanı olmayı tercih ettiğini belirten Nurgüller, Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi'nin teknik inceleme raporunda verilerin darkwebde satışa çıkarıldığının söylendiğini ancak tehditleri yayınlamakla yükümlü olan USOM'un sayfasında bir sızıntı ilanı göremediğini ifade etti.
Avukat Gürler, müvekkilinin tutuklanmasına neden olan ifadeyi veren itirafçı Naim Erol Özgüner'in sandık verilerini müvekkiline iletirken sosyal hizmet verisi olduğunu söylediğini belirtti. Özgüner'in daha sonra ifadesinde verilerin sandık verisi olduğunu söylediğini ifade eden avukat Gürler, "Ben bu sebeple bundan sonra kendisinen itirafçı değil iftiracı diye söz edeceğim" diye konuştu.
"70 kişilik koğuşta kalıyorum, 6 aydır yerde yatıyorum"
İBB'ye başvurup teknik mülakatın ardından işe başladığını söyleyen Korkmaz, İBB Hanem'in faal olmadığını, teknik destek sunduklarını ifade etti. İtirafçı Naim Erol Özgüner'in gönderdiği linke telefon numarası eklediklerini belirten Korkmaz, "Sosyal amaçlı bir iş olduğu için ve daire başkanından geldiği için bunu yaptık" dedi. Korkmaz savunmasını yaparken, mahkeme başkanı araya girdi, "Heyecanlı mısın İsmet, bak Iraz kendini nasıl ifade etti, biz erkekler zorlanıyoruz" dedi.
Koğuşunun uyuşturucu koğuşu olduğunu ve adapte olmakta zorlandığını ifade eden Korkmaz, 70 kişilik koğuşta kaldığını ve 6 aydır yerde yattığını da sözlerine ekledi. Korkmaz savunmasını bitirirken şunları söyledi:
"Ailem uzun süredir Erzurum’da, köydeki evimizde yaşamaktaydı; fakat benim içine düştüğüm bu durumdan dolayı İstanbul’a gelmek zorunda kaldılar. Herhangi bir gelirim olmadığı için burada zor şartlar altında bir ev tutup yaşamaya çalışıyorlar. 70 yaşındaki annem ve babam, cezaevi görüşlerine gelebilmek için aylardır yollarda perişan oluyorlar."
İBB Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli İsmet Korkmaz kürsüde
Yazılım mühendisi Iraz Bayrak'ın savunması ve çapraz sorgusu tamamlandı.
İBB Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli İsmet Korkmaz kürsüye geçti.
"Müvekkilimin vermiş olduğu ifadelerin tamamı zapt altına alınmamıştır"
Yazılım mühendisi Iraz Bayrak savunmasına başlamadan önce, tutuklu CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan'ın avukatı Egemen Ünal'ın söz aldığı bilgisi paylaşıldı. T24'ün haberine göre Ünal şu beyanlarda bulundu:
"Müvekkilim Orhan Gazi Erdoğan’ın ifadesi; o dönemin yargı erkinde bulunan Cumhuriyet Savcısı, günümüzde ise yürütme erkinde Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü olan Turan Kuloğlu tarafından, baskı ortamında ve yönlendirmeye yönelik sorularla alınmıştır. Orhan Gazi Erdoğan, iddia edilen seçmen ve sandık verilerini hiçbir şekilde Naim Erol Özgüner’e vermemiştir. Kişisel veri vermediğine ilişkin beyanını da ifadesinde açıkça belirtmiştir. Soruşturma makamı tarafından müvekkilimin vermiş olduğu ifadelerin tamamı zapt altına alınmamıştır. Bu konuya ilişkin savunmamızı daha sonra detaylı bir şekilde sunacağız; şu aşamada bu hususların zapta geçmesi için beyanda bulunmuş olduk".
En genç sanık kürsüde
1999 doğumlu yazılım mühendisi Iraz Bayrak sorgusunda şöyle konuştu:
Mahkeme Başkanı: Iraz Hanım, suçlamayı biliyorsunuz; 13 No’lu eylem.
Iraz Bayrak: Sayın Başkanım, öncelikle geçtiğimiz hafta ailelerine kavuşan ve burada tanıştığım arkadaşlarım adına ben gerçekten çok mutluyum. Takdir tabii ki sizin. Fakat kendi adıma da ailemden uzak olduğum için üzgünüm. Buraya söyleyeceklerimi başlıklar halinde not almıştım; "anlaşılmama kaygısı" diye bir başlığım da vardı. Dün Emrah Bey ifade vermeden önce siz de dile getirdiniz; 13. eylemle ilgili ciddi bir anlaşılmama kaygısı taşıyorum. Çünkü burada anlatacağım tüm şeyleri daha önce USOM’a, kolluğa, savcılığa ve itiraz dilekçelerimde defalarca kez anlattım. Altı aydır tutuklu olmam dolayısıyla bu hususların yeterince anlaşılamadığını düşünüyorum. Bu yüzden, olabildiğince en doğru ve en anlaşılır şekilde, örneklerle anlatmaya çalışacağım. Her birinize, Sayın Savcıma da birer dosya sundum; içerisindeki uygulama tasarım ekranları üzerinden bir anlatım yapacağım.
Öncelikle beni daha iyi tanıyabilmeniz için kendimi tanıtmak istiyorum. 1999 yılında Bursa'nın Gemlik ilçesinde bir öğretmen çocuğu olarak dünyaya geldim. Annem şu an burada, davanın başından beri de yanımda; kendisi öğrencilerine her zaman yardım eden, idol olarak görülen bir öğretmendir. Küçük bir yerde öğretmen çocuğu olarak, hep sorumluluk sahibi ve örnek olması gereken bir bilinçle büyütüldüm. Örneğin, herkes okula saçını salıp gidebilirken siz örnek olmanız gerektiği için gidemezsiniz. Ailemden bu görgüyü aldım; dolayısıyla insanlara yardım eli uzatmak ve hayatlarına dokunmak hem çocukluğumda hem de üniversite yıllarımda hayat felsefem haline geldi. 2017 yılında İstanbul’a, Beykent Üniversitesi Yazılım Mühendisliği bölümünü kazanarak yerleştim. Sosyal sorumluluk bilincim üniversite yıllarımda da devam etti; Sosyal Sorumluluk Kulübü ile huzurevi ziyaretleri, kanserli çocuklara oyun ablalığı ve köy okullarında atölye çalışmaları gibi etkinliklerde dört yıl boyunca aktif yer aldım. Teknik bir bölüm okumama rağmen sosyal yönüm çok baskındı; bilgisayara olan ilgimle bu sosyal yönümü nasıl birleştirebileceğimi araştırdım. Stajlarımı ve okul projelerimi proje yönetimi ile iş analistliği alanlarına yönelttim.
2021 yılında mezun olduktan sonra iş arama sürecim başladı. Özel sektörde birkaç yerle görüşüyordum ve süreçler olumlu ilerliyordu; açıkçası aklımda kamuda çalışmak gibi bir düşünce yoktu. O sırada, mailini dosya ile birlikte size sunduğum değerli bölüm başkanım Zeynep Altan beni aradı. Kendisi, "Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan eski bir öğrencim var; belediyeye analiz alanında alım yapılacağı konuşuluyor. Belediyelerde sosyal sorumluluk işleri yapılır, sen de bu işlere yatkınsın ve seviyorsun. Bence bir şansını dene, senin için güzel olur," diyerek bir öneride bulundu. Bu öneri üzerine iş başvurusu yaptım. Daha sonra İSTELKOM A.Ş. bünyesinde çalışmak üzere İnsan Kaynakları yetkilisi Hande Hanım —soyadını Aksoy olarak hatırlıyorum ama emin değilim— tarafından görüşmeye çağrıldım. Hande Hanım beni mülakata davet etti ve bir görüşme gerçekleştirdik. 2021 yılı olduğu için pandemiden yeni çıkış süreciydi, bu yüzden mülakatım çevrim içi yapıldı. Daha sonrasında dönemin Bilgi Teknolojileri Şube Müdür Yardımcısı Merve Beşer ile ayrı bir mülakatım oldu. Hemen akabinde de Bilgi Teknolojileri Şube Müdürü Halil Karakaş ile görüştüm.
Yani üç ayrı mülakattan geçtikten sonra sürecin olumlu ilerlemesiyle, 23 Eylül 2021 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Analiz ve Test Grubu'nda iş analisti olarak göreve başladım. Tutuklanma sürecime kadar da aynı ekipte ve aynı müdürlükte çalışmaya devam ediyordum; yani henüz dört yıllık bir personeldim. Bunu anlatma sebebim sadece hayat hikayemi paylaşmak değil hem birbirimizi tanımamız hem de iddianamede yer alan "Naim Erol Özgüner tarafından işe aldırıldı" iddiasına cevap vermektir. Bu iddianın, beni "örgüt üyesi" suçlamasına bağlamak için kurgulandığını düşünüyorum. İddianameyi ve 13. eylemi defalarca okudum; Naim Erol Özgüner'in ve iş arkadaşlarımın beyanlarını inceledim ama hiçbir yerde "Iraz'ı Naim Erol Özgüner işe aldırmıştır" şeklinde bir ifadeye rastlamadım. Zaten rastlayamazdım da çünkü bu gerçeği yansıtmıyor. Evet, işe başladığım dönemde Naim Erol Özgüner Bilgi İşlem Dairesi Başkanı'ydı ancak kendisini işe başlamadan önce tanımıyordum. İşe başladıktan bir süre sonra, personelin sorunlarını anlattığı ve üç ayda bir düzenlenen "Açık Mikrofon" toplantıları vesilesiyle kendisini gıyaben tanıdım. Yani yüz yüze tanışıklığım bile işe başladıktan çok sonradır.
Hikayemin, asılsız ve dayanaksız bir iddiayla başlıyor olması; görev tanımımın ve belediyede çalışma nedenimin anlaşılmadığına dair bir kaygı oluşturdu. Bu yüzden bu açıklamayı yapma gereği duydum. Şimdi projelere gelecek olursak; ekran tasarımlarıyla birlikte anlatacağım ama önce Bilgi Teknolojileri Şube Müdürlüğü'nden bir projenin nasıl talep edildiğinden ve iş analistinin bu süreçteki görevinden bahsetmek istiyorum. Şunu vurgulamalıyım ki; projeler doğrudan yazılımcıya veya analiste değil, kurum idaresine talep edilir. Bu talepler bazen resmi yazıyla, bazen daire başkanlarının kendi aralarındaki iletişimle, bazen de bir toplantı esnasında sözlü olarak iletilir. Yazılım birimine gelen bu talep üzerine bir iş analisti görevlendirilir. Buradaki temel amaç, istenen şeyin ne olduğunu tam olarak anlamaktır: Projenin amacı ne? Nasıl bir yapı isteniyor? Mobil uygulama mı yoksa web sitesi mi olacak? Hangi renkler kullanılacak, logo nerede duracak? İş analisti, projenin tasarımını oluşturacak bu yapıları tespit etmek ve doğru aktarımı sağlamakla görevlidir.
Özellikle belirtmek isterim ki, bir iş analistinin herhangi bir onay ya da imza yetkisi bulunmamaktadır. Analist, yalnızca talepte bulunan birimin belirlediği personelle iletişime geçerek projenin içeriğini anlamaya çalışır. Edindiği bilgileri tasarım ekibine aktarır, tasarımlar üzerinde tartışılır ve sonrasında konu yazılım ekibine iletilir. Yazılım ekipleri tek bir gruptan oluşmaz, birden fazla ekip vardır. Her ekip projeye dair bir süre öngörüsünde bulunur; "Biz bu projeyi üç ayda bitiririz" veya "Bir ayda tamamlarız" derler. Bazen de "Bu projeyi tamamlayacak teknolojimiz veya personel kaynağımız yok" şeklinde geri bildirimde bulunurlar. Yazılım ekiplerinin öngördüğü süreye göre hangi ekibin yazılımının geliştirilmesinin daha doğru olduğu yine kurum idaresi tarafından belirlenir. Buradaki belirlemede de kriter; kim daha az sürede, en hızlı şekilde isteği yerine getirebilecekse o ekibin olsun o proje diye söylenir. Eğer ki personel kaynağı yoksa -ki belediyede çok fazla proje olduğu için bu sıklıkla yaşanan bir şey- personel kaynağı yoksa ya da teknoloji anlamında o projeyi kaldırabilecek yetkinlikte bir personel yoksa proje bir dış kaynağa verilir. Buradaki süreçlerde iş analisti yok. İş analisti ekip belirlendikten sonra devreye giriyor.
Daha sonra belirlenen ekipteki yazılımcılar adına, özellikle bu dış kaynaksa belediyenin iç sistemlerine erişimleri olmadığı için iş analisti sekreter gibi diyeyim yazılımcılar adına talepler oluşturmaya başlar. Örneğin kodu geliştirecekleri ortamın kurulması talebi, bu bahsettiğimiz sunucunun oluşturulması talebi, yazılımcının oraya erişmesi talebi gibi kurumun resmi talep sistemi var BT Talep adı. BT Talep üzerinden bir talep açmaya başlar ve bu talepler de bir onay mekanizmasına bağlıdır aslında. Yine idarecilerin onayına bağlıdır. Analistin açtığı talep eğer idareci tarafından yani kurum müdürü tarafından onaylanmazsa iletilmesi gereken ekibe bile varmadan o talep kapatılır. Onay gelirse ilgili ekibe yönlendirilir ve buradaki aslında iş analisti hani ortada durur ve tüm ekipler analistle muhatap olur. Teknik ekip de analistle muhatap, projeyi talep eden ekip de analistle muhatap olur. Aslında bu da birazcık kendi kendimize çıkardığımız bir güvenlik prosedürü olabilir analistin orada oluşu.
Daha sonra bu arada bu talepleri açıyor bilgiler analiste geliyor ama o bilgileri yazılımcılara iletmesi amacıyla analiste gönderiliyor. Yoksa analistin herhangi bir şekilde veri tabanı, sunucu gibi şeylere erişimi yok, olması da mümkün değil. Zaten böyle bir talep onaylanmaz da. Sonrasında yazılım geliştirme süreci başlıyor. Yazılım geliştirildikten sonra da ortaya bir proje çıkıyor; yani bir mobil uygulama olabilir, bir web sitesi olabilir. İş analisti de bu projeyi test ediyor. Nasıl test ediyor? Son kullanıcı gibi test ediyor. Yani aslında sizin şu an bilgisayarda kullandığınız herhangi bir internet sitesini kullanmak gibi. Yani yine koduna, veri tabanına erişemeden kullanarak test ediyor. Sonrasında güvenlik taraması talebi oluşturuyor. Bunu da ne için yapıyoruz? Aslında bahse konu olan veri sızıntısı yaşanmasın diye yapılan bir şey. Yine sadece talep eden taraf iş analisti. Yine BT Talep sistemi üzerinden ve bu güvenlik taraması da onaylandıktan sonra bilgi güvenliği ekibine yönlendiriliyor. Bilgi güvenliği ekibi güvenlik taramasını gerçekleştiriyor.
Bu tarama da insanlar tarafından oturulup yapılmıyor, bununla ilgili programlar var o programda taramaya sokuluyor ve oradan çıkan rapora göre kritik bir durum var mı yok mu, sızıntıya sebep olur mu olmaz mı gibi bir dönüş yapılıyor. Eğer sızıntıya sebep olan bir durum yoksa iş birimiyle yani talep eden birimle projeyi iletişime geçiyor. Çünkü analist talep eden birim kadar talep edilen işi iyi bilemez. İşi yapacak olan talep eden birimdir, ne istediğini en iyi bilen o birimdir. Onların da test etmesi isteniyor. Eğer burada bir aksaklık varsa istedikleri gibi olmadıysa yine analiste ulaşıyorlar. Analist yazılım ekibini bilgilendiriyor. Eğer her şey yolundaysa ve olumlu bir dönüş gelirse de orada iş analisti tamam artık olumlu dönüş geldi onay yazısını aldıktan sonra eğer birim diyorsa ki işte bizim şu tarihte lansmanımız var o tarihte çıkması gerekiyor halka açılması ya da personele açılması gerekiyor diyorsa o tarihte yayına alınması için talep oluşturuyor. Ve sonrasında da bu uygulamalar yayına alındıktan sonra eğer vatandaş kullanırken, personel kullanırken -artık kime hizmet veriyorsa uygulama- bir sorun yaşanırsa, yıllar sonra da yaşanabilir bu sorun, yine o sorun analiz ekibine bildirilir yazılım ekibine bildirilmesi için. Yani bunlar bilgi işlem içinde ayrı ayrı ekipler. Analist burada hem tercümanlık yapıyor, hem sekreterlik yapıyor, hem aslında bir köprü görevi görüyor; hem teknikten anlayıp hem insanlar arasındaki iletişimi sağlıyor diyebiliriz.
Sonrasında, şimdi Hanem projesini açmak istiyorum biraz İBB Hanem projesini. Şimdi benim bende ki bilgiyi aktaracağım size. Ben Naim Erol Özgüner'in yani dönemin Bilgi İşlem Daire Başkanı İPA'dan bir talep olarak geldiğini biliyorum bu projenin. Bunu da nereden biliyorum, şöyle bir diyalog yaşanmıştı projede nasıl görev aldığımı anlatacağım. Analiz ekibi böyle 15-16 kişilik iş analistinden oluşan bir ekip. Biraz önce ifade veren Emrah Yüksel analiz ekibinin yanına geldi ve şunu söyledi aynen şu şekilde, “Arkadaşlar bir proje var kim müsait? Analist ihtiyacı varmış kim müsait?” Ben orada “Ben müsaitim.” dedim. Buradaki müsaitliklerimiz de şu; başka analizi yapılan ya da testi yapılan projeler de var, onlar eğer hani artık elimde bir iş kalmadıysa o sırada müsaitim yeni bir proje alabilirim anlamına geliyor. Emrah Bey bana o sırada dedi ki, “Iraz İPA Erol Bey'den bir iş talep etmiş, orada da Esra Huri Bulduk'u bulduk görevli personel. O personelle iletişime geç bir ne olduğunu anla. Erol Bey haber bekliyormuş bunun hani dönüşünü yapacağız.”
Yazılımda hayatın gerçeği vardır
Şimdi burada bir sürü üst düzey yönetici var ama hani bunu söylemek zorundayım. Bizler aslında alttaki personeller olarak böyle daire başkanından direkt gelmiş işlerden pek hoşlanmıyoruz. Çünkü yazılımda bir hayatın gerçeği vardır o projenin belli bir süresi vardır ve o süre kim zorlarsa zorlasın, ne kadar uğraşırsa uğraşsın maksimum 10 gün ya da 15 gün azalır ya da artar. Onun için böyle direkt daire başkanından işler geldiğinde o iş daire başkanına söylendiği için bize mutlaka şöyle bir dönüş olur, “Hani bana böyle bir iş söylenmişti ne durumdasınız?”, “İşte ben böyle bir iş talep edilmişti ne oldu bu proje?” diye sürekli bir hani tabiri caizse bir baskı olur. O yüzden de bizler pek özellikle bilgi işlem alt personeli pek böyle üstten gelen taleplerden hoşlanmazdık, bu da öyle bir projeydi. Daha sonra ben Esra Bulduk’u aradım iletişime geçtik birkaç toplantı gerçekleştirdik. O toplantılarda da bana anlatılan şuydu: İBB'nin çeşitli hizmetlerinden faydalanan vatandaşların tespit edilmesi, daha sonrasında beklediği faydayı göremeyen vatandaşlar varsa ziyaret edilerek beklediği faydayı görmelerinin sağlanması. Burada bunu Sosyal Hizmetler iş birliğiyle yapacaklarını anlattılar. İşte bu bir operasyon süreci, aslında Sosyal Hizmetler'in bir projesi olarak söylendi. İşte bin kişilik bir saha ekibi kurulacak, o saha ekibi İBB personellerinden oluşan bir Sosyal Hizmetler'den oluşan bir saha ekibi. Onlar işte hâneleri ziyaret edecek, beklediği faydalar görülmediyse işte orada bunu kayıt altına alıp sonrasında bu faydanın görülmesini sağlayacak. Ortaya çıkan projeyi de anlatıyorum size.
Şimdi ilk olarak yönetici yetkisi diye iddianamede bir şey yer alıyor ve biz ısrarla onun test kullanıcıları olduğunu söylemeye çalışıyoruz. Yönetici yetkisi denen şey bu panel, bu panele giriş yapan kullanıcılardan bahsediyor. Bu panele T.C. kimlik numarası ve şifreyle giriş yapılıyor. Daha sonra cep telefonuna bir doğrulama kodu geliyor, o doğrulama kodu olmadan bu panele giriş yapılmıyor. Bu panele girmek ne işe yarıyor? Bir bilgi ya da veri görmüyorsunuz bu panelde. Bu panelde yalnızca orada yer alacak saha ekibinin kullanıcısını tanımlama yetkiniz var. Hani burada bir T.C. verilmiş, ad soyad ve bunun cinsiyeti, yetki tipi belirlenmiş. O panelde giriş yapabilecek kullanıcıları belirleme yetkiniz var. Buradaki bu arada verilen şey farazi bunlar tasarım ekranı yazılımdan direkt alınmış şeyler değiller. Ben bunlara ulaşabildim şu an. Burada yetki tipi saha ekibi diye belirtilen şey o hâne hâne gezip kişilere işte “Neye ihtiyacınız var?” diye soracak ekip ve bu ekibin ilçesi, mahallesi, cadde, sokağı da belirlenmiş durumda. Burada örnekte Çatalca, Atatürk Mahallesi, Anadolu Caddesi ya da sokağı -Çatalca'yı çok iyi bilmiyorum- hani hangisiyse buraya kaydedilmiş bu kullanıcı. Buraya kaydedilmesi ne demek bu kullanıcının; mobil uygulamaya giriş yapabilir demek. Burada şöyle bir detay var; mobil uygulamaya giriş yapan o kullanıcı yalnızca burada atandığı ilçe, mahalle ve sokaktaki hânelerin hangi İBB hizmetinden faydalandığını görebilir. Yani öyle başka yerlere başka mahalleleri gezip de o hizmetleri görüntüleyemez, yalnızca atandığı yerdekileri görebilir.
Daha sonra bir mobil uygulama ekranı var. Artık buraya tanımlandı o saha ekibindeki kullanıcı ve bu ne demek oluyor; bu mobil uygulamaya giriş yapabilir demek oluyor oraya tanımlanan kullanıcı. İBB personeli bu kullanıcı. Daha sonra bu mobil uygulamaya da yine aynı şekilde doğrulama koduyla T.C. ile giriş yapılıyor. Giriş yaptıktan sonra sistemde kendi adına tanımlanmış olan yeri; yani ilçeyi, mahalleyi, cadde ve sokağı görüyor, ancak bunları değiştiremiyor. Daha sonra bir ekip arkadaşı seçimi yapması gerekiyor, çünkü şöyle bir kural ile tasarlanmıştı proje: Bir haneye birden fazla saha personeli, yani iki personel; bir kadın, bir erkek olmak üzere ziyaret etsin diye planlanmıştı. Burada göreceği listede de yine aynı mahalleye atanmış personeller varsa onların listesini görebiliyor aslında.
Sonrasında burada bir hane sorgulama işlemi yapılıyor. Mesela işte atandığı yer Çatalca, Atatürk Mahallesi, Zambak Sokak diyor. 13 nolu binaya tıklıyor, 9 nolu daireye hane bilgilerini getir diyor. Burada personelin gördüğü bilgiler şunlar Sayın Başkan; şurada yer alan "Bulunduğum Hane" olan görselde yer alan kişinin adı soyadı, cinsiyeti ve doğum tarihi. Bu kadar gördüğü veri. Daha sonra bunun detayına bakmak isterse eğer bu kişi -örneğin burada işte bir kullanıcı var- giriyor detayına ve diyor ki; "Bölgesel İstihdam Ofisleri" projesine bu kişi iş başvurusu yapmış, iş görüşmesi de yapmış ama başvurusu, yani işe giriş yapamamış; kırmızı olan şey, işe giriş yapamamış. Bu bilgiyi görüyor. Ya da bunun şöyle bir örneği de var: O hanede yaşayan kişi gıda desteği başvurusu yapmış, başvurusu değerlendirilmiş, olumsuz sonuçlanmış. O kişi de, yani İBB çalışanı da o haneyi ziyaret edip sosyal inceleme yapıyor aslında; bu gıda desteğine ihtiyaç var mı diye.
Sonrasında eğer bu gıda desteğine ihtiyaç olduğu tespit edilirse, ihtiyacın devam ettiği oradaki yaşayan vatandaş tarafından beyan edilirse bunu mobil uygulamaya kaydediyor. Diyor ki: "Bu hanenin hâlâ gıda desteğine ihtiyacı var." Onun ekranı da şu yeşil olan ekran. İşte; "Gıda ve hijyen paketine ihtiyacı var, iletişim bilgileri bunlar, bu kişinin bu kişiye bu paket teslim edilsin" demek için aslında kaydediyor. Sonra yine başka bir İBB çalışanlarından oluşan "Ayni Destek Ekibi" diye bir ekip kişinin evine gidip gıda destek paketini teslim ediyor. Tüm proje bundan ibaret. Gıda destek paketini teslim ettiğine dair de burada işte mesela "Görüşme gerçekleşti mi?", "Gerçekleşmedi mi?", "Gerçekleşmediyse neden gerçekleşmedi?", "Gıda destek paketi teslim edildi mi, edilmedi mi?" diye bir sürü bilgi giriliyor aslında buraya, mobil uygulamaya. Ziyaret... en son sayfadaki mobil uygulamanın: "Ziyaret edildi mi? Edildi. Paket teslim edildi mi? Edildi."
Sonrasında ne oluyor? Araya artık arayacak olan personeller giriyor. Kişiyi arayıp "Size bir gıda destek paketi gönderilmiş belediye tarafından, bu size teslim edildi mi?" diye aslında o teslimatı teyit ediyor. Bütün proje süreci bundan ibaret ve o yönetici yetkisindeki kullanıcı listesi denen hani avukatımın da söylemişti, benim de anneannemin adıyla giriş yaptığım listedeki kişilerin... Az önce Emrah Bey'e sordunuz ya sunucuyla uygulamada olması arasındaki fark ne? Görülen veri bu Başkan. Bu kadar. Yani burada herhangi bir şekilde başka bir kimlik bilgisini ortaya koyacak vesaire bir veri görünmüyor. Şimdi ben projenin anlaşıldığını düşünüyorum, devam ediyorum. Bu tasarım ortaya çıktı, bunun yazılımı geliştirildi. Yazılım da bir dış kaynak firma tarafından gerçekleştirildi. Bu sırada tabii ki bir çalışma yapıldı, çünkü neden? Projenin temel ihtiyaçları var: Kişinin adı soyadı, adresi ve telefon numarası. Çünkü başka türlü hane ziyaret edilemez ya da o kişi aranıp teyit bilgisi alınamaz; bunlar temel ihtiyaç.
Şimdi Bilgi İşlem Daire Başkanlığı altında dört ayrı müdürlük var, ben Bilgi Teknolojileri Müdürlüğü'nde çalışıyorum. Bilgi Teknolojileri Müdürlüğü bu projelerin talep edildiği ve analizinin alındığı personellerin bulunduğu, yani yazılımın geliştirildiği müdürlük. Akıllı Şehirler Müdürlüğü ise verinin bulunduğu müdürlük. Yani İBB uhdesindeki, KVKK onaylı olduğunu bildiğim -bunu da nereden biliyorum; İBB'nin tüm projelerine girerken aydınlatma metni, KVKK metni vesaire onaylanıyor- o veriler de Big Data ekibinde, Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nün ekibinde toplanıyor. Akıllı Şehirler Müdürlüğü'nün uhdesinde MDM diye İBB'nin ana veri seti var, burada KVKK onaylı verilerden oluşmuş. Ya veri deyince akla böyle çok büyük şeyler gibi geliyor, yani iddianamede de öyle lanse edilmiş ama hani benim üzerimde siyah bir ceket olması da bir veri. Yani bir dosyaya Iraz'ın üzerinde siyah ceket var yazmamız da bir veri. Bundan bahsediyorum burada.
Daha sonra bir uygulamada veriye ihtiyaç olduğu zaman, yani MDM ile ilgili bir iş olduğu zaman Akıllı Şehir Müdürlüğü'yle iletişime geçilir ve bu iletişim de yine idareciler arasında; oranın da ayrı bir müdürü var, Bilgi İşlem'in de ayrı bir müdürü var, idareciler arasında gerçekleşir ve bir yol haritası belirlenir. O yol haritası daha sonra proje personellerine iletilir. Burada da aynı bu şekilde ilerledi bütün süreç aslında. Ve ben bu veri işlemi yapılırken aynı zamanda güvenlik taraması talebinde de bulundum. Verinin bu arada uygulamaya eklenmesinden bahsetmiyorum, sadece hizmet verilerine telefon numarası ve adres bilgisinin eklenmesi işleminden bahsediyorum. Bir güvenlik taraması talebinde bulundum. Önünüzdeki dosyalarda var, arkasında bir rapor var; bir sürü yabancı şey yazıyor. Bana da yabancı bir rapor, siber güvenlik ekibi olmadığım için ama talebimin ekinde bulunduğu için onu da eklemek istedim hani size sunmak istedim. Ve o taleplerin içerisinde siber güvenlik ekibinden herhangi bir güvenlik açığı olmadığına dair resmi talep sistemi üzerinden bir dönüş geliyor aslında.
Daha sonrasında bana burada şu an arkadaşlardan biri de tutuklu; İsmet Korkmaz ve Sezgin Paylaş. İki personel Akıllı Şehir Müdürlüğü'nden, hizmet verilerine telefon numarası ve adres eklenip gönderileceği bilgisi verildi idare tarafından. Sonrasında arkadaşlar bu çalışmayı yaptılar. Hizmet verileri dediğimiz işte iş başvurusu yapmış mı, gıda desteği almış mı gibi veriler. Bunun yanına MDM'de bulunan, yani diğer projelerde de bulunan telefon numarası ve adres bilgilerini eklenip gönderilmesi işleminden bahsediliyor. Daha sonra bunu da bana gönderdiler: İBB Hizmetleri Hane Veri MDM dosyasının içine bunu bana gönderdiler. Benim bu veriyi açma, görme, veri tabanı erişme gibi bir imkanım da yok sorumluluğum da. Sonrasında bu verinin bir şekilde tabii ki veri tabanına eklenmesi gerekiyor, çünkü projede kullanılacak olan veri bu. Ama proje dış kaynak bir firma tarafından gerçekleştiriliyor ve bu firmaya direkt olarak veriyi göndermemiz gibi bir durum tabii ki söz konusu değil. Onun için bunu İBB ekipleri kendi içerisinde; her bir ekibin bir takım lideri var. İşte veri tabanı ekibinin takım lideri, falanca ekibin takım lideri gibi kendi içerisinde çözmesi gereken bir konu.
Ben de burada bu veriyi İBB Transfer diye bir sistem var, İBB'nin resmi dosya aktarım sistemi. Yani sadece sürükleyip bırakma yönteminden bahsediyorum, bildiğiniz masaüstünüzde herhangi bir dosya varsa onu bir klasörün içine atmak. O sürükle bırak yöntemiyle Çağlar Bey'e, Mehmet Çağlar Kur'a gönderdim. Ona gönderme sebebim de şu: Mehmet Çağlar Kur .NET ekibinde (.NET bir programlama dili) ve bu projede o programlama diliyle gerçekleştiriliyor. Ve yarın öbür gün işte o firma çekildiğinde, işte şeyi bittiğinde sözleşmesi bittiği zaman bizim projeleri devam ettirebilmemiz için her ekipten bir-kaç sorumlumuz oluyor. Projeden sorumlu anlamına gelmiyor; tüm .NET projelerinden .NET ekibi sorumlu, ekipçe sorumlular anlamına geliyor. Ona gönderdim. Çağlar Bey de bana şunu söyledi, dedi ki: 'Benim hani veri tabanı erişimim yok, bunu dedi İdris Bey'e gönderelim.' İdris Yıldırım'dan bahsediyor. İdris Bey'e gönderelim, İdris Bey o sırada veri tabanı ekibinin takım lideri. 'İdris Bey'e gönderelim, İdris Bey'in veri tabanı erişimi var, o ekleyebilir.' Evet, okey. Bu bizim zaten her zaman yaptığımız bir operasyon süreci. Yani tüm projelerde bir veri ihtiyacı varsa bu adım gerçekleşir. Daha sonra İdris Bey aktarımını yaptı, aktardığını belirtti. Ben de firmanın yazılımcısına bilgisini verdim, aktarımı tamamlandı. Bu aktarım da bu arada yani veriyi açıp gördü, inceledi bir aktarım değil; yani bunlar teknik iş süreçleri.
Sonrasında uygulamayı benim test etmem gerekiyordu, çünkü hani doğru olmuş mu, yazılım doğru gerçekleştirilmiş mi? Hatta şeyin içerisinde, verdiğim dosyanın içerisinde bir yer var; '13 nolu binada başka ekipler mevcut, başka yeri ziyaret edin' gibi bir şey yazıyor. Mesela bu projenin bir kuralı: Bir eve biri ziyarete gittiyse diğer kişilerin oraya ziyarete gitmemesi lazım, aynı anda dört ekip orada olmasın diye bir kural. Bu kural çalışıyor mu diye test etmem gerekiyor. 'Mavi istemişler' işte projenin girişini, 'mavi olmuş mu?', 'Logo orada bulunmuş mu?' Ya da TC kimlik numarası 11 haneli; giriş yapan kullanıcı 12 hane girebiliyor mu oraya? Buna falan bakmam gerekiyor. Yani ben bir son kullanıcı gibi o uygulamayı kullanacak saha personeli gibi test ediyorum. Bir de az önce bahsetmiştim şey diye; bir haneye bir kadın bir erkek kullanıcı gitmesi gerekiyor. O yüzden de benim birden fazla test kullanıcım var. O iddianamede yer alan bir şema var, orada benim test kullanıcılarım belli zaten; kendi telefon numaramla açılmış olanlar: 'Iraz test', 'Test Bayrak', işte anneannemin kullanıcısı vesaire kendi telefon numaramla açmış olduğum kullanıcılar.
Gördüğüm veri de o size gösterdiğim veri. Yani ad, soyad, cinsiyet, hangi hizmetten faydalanmış kadar bir veri. Daha sonrasında test ettikten sonra artık güvenlik taraması da tamam. Geriye kalan şey personele açılması kaldı. Bu uygulamayı yalnızca personel kullanacak çünkü. O saha ekibi kullanacak. Bunun için de öncelikle talep eden birimin uygulamayı test etmesi gerekiyor ki bana desinler ki evet test ettik tam istediğimiz gibi olmuş personel kullanımına açılabilir. Ben test etmeleri için kendilerine bilgi verdim. Orada ben iki kişiyle muhataptım. Biri Esra Huri Bulduk, diğeri Elif Yıldız Kızılca. Sosyologlar. İPA'da onlarla muhataptım. İkisine de bilgi verdim, onlar da ‘tamam test edeceğiz, dönüş yapacağız’ dediler fakat bir daha herhangi bir dönüş gelmedi bu projeyle ilgili. Yani ne olumlu ne olumsuz ne şurayı düzeltin burayı düzeltin ne de tam istediğimiz gibi olmuş devam edin gibi bir dönüş gelmediği için proje orada son buldu.
Devamında hani bu arada şunu da söylemeliyim benim HTS kayıtlarım var Esra Huri Bulduk'la, projenin yazılımcısı Hüsnü Can Şen'le, Elif Yıldız Kızılca'yla telefon görüşmelerim var. Benim burada Esra Huri Bulduk'la olan telefon görüşmemin bittiği tarihe de bakabilirsiniz. Elif Yıldız Kızılca'yla hem başladığı hem bittiği tarihe de bakabilirsiniz. Bunlar projenin tarihini aslında gösteren konuşmalar. Hüsnü Can Şen'le aynı şekilde başladığı tarihe bakabilirsiniz. Hepsi projenin bütün sürecini aslında özetlemiş oluyor. Benim burada bu görevim bitmiş oldu bu proje de zaten bahsettiğim yıl 2023 bu arada. 2023'te talep edilmiş bir proje. Eylül ayı olması lazım ve yaklaşık 2-3 ay sürdü. Yani tasarımının yapılması, analiz aşaması tüm bu süreç yaklaşık 2-3 ay sürdü ve son buldu. Yani burayı özetlemem gerekirse İPA'nın bir proje talebi var. Bilgi Teknolojileri Müdürlüğü bunu tasarıma döküyor, yazılıma döküyor. Akıllı Şehirler burada MDM verisini sağlıyor. Daha sonra İPA dönüş yapmıyor proje kullanıma açılmadan son bulmuş oluyor ve özellikle belirtiyorum birazdan nedenini de açıklayacağım bu proje sadece personelin kullanımı için yapıldı. Yani vatandaşa açılacak bir proje değildi zaten personel bile kullanamadan son buldu.
Sonra USOM toplantı sürecine geçiş yapacağım. USOM toplantı süreci şöyle gerçekleşti. Ben iddianamede sanki toplantının başından beri varmışım gibi görünüyorum ama öyle değil ben iki ya da üç gün o toplantıların sonunda dahil edildim. O da şöyle resmi bir davetle falan değil USOM bir toplantı zaten gerçekleştiriyormuş sanırım İstanbul Senin projesi konusunda. Bu toplantılar gerçekleşirken beni veri tabanı ekibimizin takım lideri İdris Yıldırım aradı. Dedi ki hani USOM'un bir toplantısı var sana bir link göndereceğim dahil olur musun bir proje hakkında sormak istedikleri var ben de dahil oldum. Size aktardığım tüm bu süreci USOM toplantısında da anlattım aynen bu şekilde anlattım. Daha sonra konu hakkındaki tüm mailleri tüm talepleri de kendileriyle paylaştım. O sırada bu arada ekran paylaşıyorum bütün maillerim açık bütün taleplerim önümde açık yani hepsini görebilecekleri şekilde ve bu toplantılar kayıt altına da alındı zaten iddianamede de geçiyor bu. Sonrasında uygulamanın veri tabanını görmek istedi USOM. Yani bu uygulamaya bu gördüğün veri nereden geliyor diye görmek istedi. Benden veri tabanını açmamı talep etti fakat benim veri tabanına erişim yetkim yok. Bu sebeple açamazdım zaten veri tabanını. Ben de benim erişim yetkimin olmadığını açıkladım tekrar mesleğimi vesaire açıkladım. Sonrasında benim erişim yetkim olmadığı için veri tabanı ekibinin takım lideri İdris Yıldırım toplantı esnasında ekran paylaşarak veri tabanını açtı. Veri tabanını açtı diyorum çünkü veri tabanı kapalıydı yani uygulama hiçbir zaman yayına alınmadığı için gereksiz yere yer kaplamaması amacıyla vesaire kapatılmış veri tabanı. O veri tabanında bizim gördüğümüz şey yine şuydu; TC kimlik numarası, ad, soyad, doğum tarihi, cinsiyet. Bu kadar. Yani uygulamanın veri tabanında yer alan veri bu.
Daha sonrasında bu verinin nasıl elde edildiğini sordular. Aynı süreci anlattım. Akıllı Şehir Müdürlüğü'nü anlattım, işte oradan bana gönderen arkadaşları anlattım vesaire. Sonrasında dediler ki size gönderilen verinin dosyasını görebilir miyiz? Dedim tabii ki görebilirsiniz ama benim bilgisayarımda bu dosya kayıtlı değil. Yani üzerinden 2-2,5 yıl geçmiş bu dosya kayıtlı değil. Ben hani maillerden bulmaya çalıştım. Sonrasında 2023 yılında açmış olduğum taleplere baktım. Çünkü her şeyi resmi kanalla ilerlettiğim için orada taleplerim duruyor. O taleplerin içerisinde bir sunucu bilgisi gördüm yani sunucunun adını daha doğrusu gördüm. Ben orayı işte klasör oluşturulması ve işte ilgili yazılımcıya yetki verilmesi diye bir talep oluşturmuşum. Orada işte BSKWEB2'ydi şeyin adı sunucunun adı onu söyledim. Dedim ki hani benim elimde şu an öyle bir dosya bulunmuyor ama biz bu sunucu için bir talep oluşturmuşuz yani muhtemelen oraya yüklenmiştir diye söyledim.
Sonrasında yine benden sunucuya erişmemi dosyayı açmamı istediler ama benim bu erişim yetkim yok. O dosyayı açamıyorum hiçbir şekilde açamıyorum. O yüzden de sistem ekibinin takım lideri Ali Emre Tokcan o sunucuya erişip dosyayı açmaya çalıştı fakat dosyanın boyutu çok büyük olduğu için orada açılmadı dosya. Sonrasında USOM farklı bir yöntem işte nasıl diyeyim anlattı bir şey anlattı şöyle yapın böyle yapın bu şekilde açılır diye Ali Emre Bey onları uyguladı ve açtı. Biz o sunucuda bulunan klasörün içinde seçim numarası işte sandık numarası vesaire gibi seçmen verisini gördük o toplantıda. Fakat bu veri veri tabanında yok, uygulamada yok. Yani bizim gördüğümüz bu panelde böyle bir veri bulunmuyor. Bu veri sunucuda bulunuyor.
Sonrasında işte tabii ki USOM bize bayağı bir yükseldi ve yüklendi. Orada işte bana ısrarla şeyi sordu size bu veri hangi yöneticiniz tarafından hani sanki benim bilgisayarımmış gibi veri hangi yöneticiniz tarafından gönderildi gibi sorular yöneltti ama veri bana bir yönetici tarafından falan gönderilmedi. Bana yalnızca hizmet verileri KVKK onaylı hizmet verileri gönderildi. Bunların hepsi bu arada aslında USOM'a mailleriyle ekran görüntüleriyle teslim edildi ama iddianamede çok oralara yer verilmemiş. Sonrasında tabii biz şöyle şeyler de duyduk oradaki personeller olarak işte siz CHP'li misiniz belediyeli misiniz sizin elinizde neden böyle bir veri var falan ama benim bunlara bir cevabım yok çünkü veri benim elimde değil.
Sonrasında yani dosyayı da ben veri tabanını da ilk kez USOM toplantısı esnasında görüyorum. Bunu da onlara defalarca dile getiriyorum. Veri tabanıyla ilgili bana çok teknik sorular da sordular veri tabanı gibi bir uzmanlığım yok ben analistim yani bunları o esnada benim de ilk kez gördüğümü de kendilerine açıkladım. Zaten dosyanın adı bile "hane veri mdm"yken ben yani böyle bir şeyi öngöremezdim açıkçası. Sonrasında o toplantılar son buldu ben bütün talepleri bütün mailleri kendileriyle paylaştım uygulamayı da kendileriyle teknik ekipler paylaştılar uygulamanın kodlarını vesaire.
Sonrasında ben ne yaptım? Kurum idaresine olanı bildirdim yani kurum müdürüme Bülent Yenidoğan, Bilgi Teknolojileri Şube Müdürü Bülent Bey'e dedim ki ‘USOM toplantısı vardı böyle böyle bir şey var bu sunucuda seçmen verisi varmış bilginiz olsun.’ Daha sonra Bülent Bey de bunu daire başkanımız Rukiye Hanım'a bildirdi. Rukiye Hanım bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda da işte ben Akıllı Şehirler'deki İsmet ve Sezgin personeller Akıllı Şehirler'in şube müdürü Bilgi Teknolojileri'nin şube müdürü hepimiz vardık. O toplantı esnasında ben hani bana hizmet verilerinin gönderildiğini ve MDM olduğunu anlattım. Daha sonra gönderen arkadaşlar İsmet ve Sezgin zaten onlar da evet biz gönderdik hizmet verilerini diye söylüyorlar. Rukiye Hanım da doğal olarak arkadaşlar sizi kim görevlendirdi size kim bunu hani gönderdi diye sordular çünkü veriden sorumlu olan kişiler onlar. Orada da İsmet ve Sezgin dediler ki bize bunu işte o dönemde Naim Erol Özgüner daire başkanıydı, Naim Erol Özgüner gönderdi. Onlar bunu söyledikten sonra daire başkanı Rukiye Hanım da haklı olarak bir tutanak tuttu tabii ki. O tutanakta ben kendime hani kadar olan süreci anlattım MDM verisini vesaire anlattım. Arkadaşlar da bu süreçte hani Erol Bey'in kendilerine veri gönderdiğini vesaire anlattılar. Biz o tutanağı 11 Temmuz olması lazım İdris Yıldırım tarafından USOM'a gönderildi ıslak imzalı bir şekilde hepimizin beyan ettiği. Yani aslında kurum orada yapması gereken bir çalışmayı yaptı bir şey tespit edildi ve bunun geliş hikayesini tespit etti.
Size sunduğum tespit tutanağında, anlattığım tüm bu süreçler detaylarıyla yer alıyor; ancak ne yazık ki bu tutanak iddianameye dahil edilmemiş. Aynı zamanda, "seçmen verisi" olduğu iddia edilen verilerin İBB Hanem veri tabanında bulunmadığına dair ekran görüntüleri de mevcut. Belki izlemişsinizdir, olay sonu kayıtlarında bu gerçekler açıkça görülüyor ama iddianamede bunlara da yer verilmemiş. Sanki sandık numarası gibi seçmen bilgileri bizim tarafımızdan görülebilir ve erişilebilirmiş gibi bir algı yaratılmış. Oysa sunduğum tasarım ekranlarından da anlaşılacağı üzere, böyle bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Bu aşamaya kadar; bir iş analisti olarak projelerin nasıl talep edildiğini, veriye, sunucuya veya veri tabanına erişim yetkimin olmadığını ve ne iş yaptığımı açıklamış oldum. Tekrar vurgulamak isterim ki; herhangi bir karar verici mekanizmada yer almıyorum, onay veya imza yetkim bulunmuyor. Toplantılara davet edilme şeklimi ve orada geçenleri de tüm samimiyetimle aktardım. İlk günden itibaren bildiğim her şeyi kolluk kuvvetlerine ve savcılığa aynı bu şekilde anlattım; tutanakları, talepleri ve e-postaları paylaşarak maddi gerçeğin ortaya çıkması için elimden gelen yardımı yaptım. Ben İBB Hanem projesinde toplamda iki ya da üç ay çalıştım; şu anki tutukluluk sürem, projede çalıştığım süreyi aşmış durumda. Bu süreçte resmi kurumsal mailimi ve resmi talep sistemlerini kullandım; yani tamamen kurallara uygun hareket ettim. Bana bugüne kadar çalıştığım diğer projeleri sorsanız, onları da aynı detayda anlatabilirim; çünkü bu benim işim. Kurumsal kanalların dışına hiçbir zaman çıkmadım.
Şimdi bu sürecin iddianameye nasıl yansıtıldığına adım adım değinmek istiyorum. Öncelikle, Cumhuriyet Halk Partisi ile veri alışverişi yapmakla suçlanıyorum. İddiaya göre CHP’den hukuka aykırı veri temin edip, bunu ilçe başkan adaylarıyla paylaşıyormuşum. Şunu belirtmeliyim ki; sadece CHP’ye değil, hiçbir siyasi partiye üyeliğim yok. Neden bana veri göndersinler ya da ben bu veriyi ilçe başkanlarına hangi yolla ileteyim? Partiden veriyi alıp, yine aynı partinin ilçe başkan adaylarına teslim etmem gibi mantık dışı bir senaryo iddia ediliyor. Eğer CHP kendi adaylarına veri göndermek istese bunu zaten yapar; bunun için bilgi işlemde çalışan ve tanımadıkları bir personele ihtiyaç duymazlar. İddianamedeki irtibat listelerine bakıldığında, "örgüt şeması" adı altında yer alan kişilerle —ki ben de o şemaya dahil edilmişim— hiçbir iletişimimin olmadığı açıkça görülecektir. Dosyanın bana nereden geldiğini en başından beri söylüyorum: Akıllı Şehirler Müdürlüğü’nden geldi. Akıllı Şehirler Müdürlüğü personeli "Evet, biz gönderdik; bize de Erol Bey gönderdi," diyor. Erol Bey de "Evet, ben gönderdim," diyor. Ancak tüm bu ikrarlara rağmen ben hâlâ "CHP’den veri almakla" suçlanıyorum. Hangi adaya, neyi, nasıl göndermişim? Buna dair tek bir delil yok, olması da mümkün değil.
Bir diğer iddia ise; "Çekino firması personeli Mehmet Çağlar Kurul'a dosya göndermek suretiyle firmalara veri sızdırdığım" yönünde. Sayın Başkanım, Sayın Savcım; Mehmet Çağlar Kurul bir firma personeli değil. 1 yıllık, 2 yılık değil, 20 yıllık bir İBB personelidir. Dolayısıyla benim bir "firmaya" veri vermem gibi bir durum söz konusu bile değildir. İddianamede bu durumun Mehmet Çağlar Kurul üzerinden iddia edilmiş olması gerçekten hayret verici. Bununla ilgili daha fazla ne açıklayabilirim, bilemiyorum.
İş arkadaşlarımın ifadelerine gelecek olursak; teknik ekipteki arkadaşlarım genellikle "Iraz'a söyledim, Iraz gönderdi, Iraz’dan aldım" gibi beyanlarda bulunmuşlar. Aslında bu durum, az önce detaylarıyla anlattığım üzere, iş analistinin teknik ekiplerin tam merkezinde durmasıyla ilgilidir. Bu ifadeler beni şaşırttı mı? Hayır, şaşırtmadı. Çünkü arkadaşlarımın anlattıkları teknik olarak yanlış değil, sadece eksik. Cümlelerde neden-sonuç ilişkisi kurulmamış. Şaşırmama sebebim ise iş analistliği mesleğinin doğasıdır. Teknik ekipler —kendileri lütfen kırılmasınlar— biraz mekanik düşünürler ve asıl iletişimleri bilgisayarladır. Şöyle bir örnek vereyim: Siz bir internet sitesinin "gökyüzü gibi" görünmesini isterseniz ve bunu doğrudan yazılımcıya söylerseniz, o ekranın ortasına bir gökyüzü fotoğrafı koyar geçer. Ancak analiste söylerseniz, analist sizin bu sözünüzden orada beyaz ve mavi renklerin hakim olduğu yumuşak bir geçiş olması gerektiğini anlar ve bunu teknik dile döker. Yazılımcılar ifadelerinde bu neden-sonuç ilişkisini kurmadan konuştukları için, iddianamede sanki ben emir ve talimat verebilen bir konumdaymışım gibi bir algı oluşmuş. Oysa iddianamede adı geçen iş arkadaşlarımın tamamı benden çok daha kıdemli insanlardır; pozisyonum gereği onlara talimat vermem zaten mümkün değildir. Burada yaşadığım mağduriyeti, daha önce itiraz dilekçemde de yer verdiğim bir "esnaf lokantası" örneğiyle somutlaştırmak istiyorum. Bir lokanta düşünün; orada bir garson çalışıyor. Bir müşteri geliyor ve "Ben kıymalı bir yemek yemek istiyorum" diyor. Garson bu siparişi alıp mutfağa gidiyor ve aşçıya iletiyor. Aşçı da garsona "Git bana buzdolabından kıymayı getir ki yemeği yapayım" diyor. İşte ben oradaki garsonum. Müşteriye sorsanız "Yemeği bana garson getirdi" der, aşçıya sorsanız "Kıymayı bana garson getirdi" der. Bahsettiğim o "tercümanlık" ve köprü görevi tam olarak budur.
Bir diğer iddia ise bu projede dört yıldır görevli olduğumdur. Bu iddia matematiksel olarak imkansızdır. Ben 23 Eylül 2021 tarihinde belediyede işe başladım; şu an toplamda dört yıllık bir personelim. Bahsi geçen projenin fikir aşaması bile 2023 yılında gerçekleşti; başlaması, bitmesi ve hayata geçememesi toplamda iki-üç aylık bir süreçtir. Yani üç aylık bir projede dört yıl çalışmış olmam mümkün değildir. Muhtemelen belediyedeki toplam çalışma süremle karıştırılarak rapora bu şekilde yansıtıldı. Ayrıca, projenin Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından tanıtıldığı ve kullanımının zorunlu hale getirildiği iddia ediliyor. Bu proje İBB personeli için hazırlandı fakat hiçbir zaman hayata geçmedi; personel dahi bu uygulamayı kullanmadı. Hayata geçmemiş bir projeyi Sayın Başkan nerede tanıtmış olabilir? Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki; bu projenin ilk ve tek tanıtımı şu an bu salonda, size yapılıyor. Hiçbir zaman kullanıma sunulmamış bir projeden bahsediyoruz.
Sonrasında bir de şöyle bir iddia var; ben USOM’a şöyle bir beyanda bulunmuşum -bu arada bu beyanları ben gönül rahatlığıyla reddedebiliyorum çünkü kayıt altında bu toplantıların hepsini- USOM’a şöyle bir beyanda bulunmuşum: 'Veriyi ilgili birimlere geri gönderip imha edin' diye bir beyanım olduğu ve 'İBB sunucularında bu veri asla bulunmuyor' diye bir şey söylemişim. Ben verinin içeriğini bilmiyorum. Bilmediğim bir şeyi saklamaya çalışamam, bu birincisi. İkincisi; avukatım da aynı örneği verdi ama bu bir kargo kolisi değil, bana bir kargo gelmiyor ben iade edip imha edilmesini istemişim. Şimdi size WhatsApp’tan mesela bir fotoğraf gelse ve onu görmek istemeseniz ne yaparsınız? Silersiniz. Yani ben de bunu silerdim böyle bir durum olsaydı. Kaldı ki burada öyle bir lanse edilmiş ki sanki hani ben 'Bu sunucularda asla böyle bir şey yok' falan gibi bir iddiada bulunmuşum, sonra da USOM gelmiş bunu tespit etmiş falan gibi bir orada paragraf var. USOM’a o dosyanın bulunduğu sunucu bilgisini veren benim zaten. Yani hem 'Orada hayır asla öyle bir dosya yok' deyip hem de 'Evet bu sunucuda bu dosya neden?' diyeyim? Zaten mantığa da aykırı. Yani tekrar söylüyorum; kayıt altındaydı bütün bunlar, o yüzden gönül rahatlığıyla bunları anlatabiliyorum.
Bir de şu iddia var; 'Proje sürecinin büyük bir gizlilikle yürütüldüğü' iddiası. Şimdi Sayın Savcı, size de söylemek istiyorum; projeyi USOM nereden tespit ediyor? Faaliyet raporundan. Faaliyet raporu nerede? Halka açık internet sitesinde. Şimdi halka açık internet sitesinde adı yer alan bir 'İBB Hanem' diye proje var. USOM bu projeyi burada görüyor. Analisti kim? Iraz. Iraz’a bir soralım bu proje neymiş? Iraz bu proje sürecini nereden yürütmüş? Mail, kurumsal mail, kurumsal talep sistemi. Tüm hepsini USOM’la paylaşmış mı? Paylaşmış. Nasıl büyük bir gizlilik var burada? Yani bu da çok anlamsız oldu açıkçası. Ve aynı zamanda da hani gerçek olmasa da projenin tanıtımının yapıldığı da iddia ediliyor. Tanıtımı yapılmış bir şey, madem böyle bir iddia var ortada böyle bir tanıtım var -ki yok- ama nasıl gizlenmiş olabilir?
Bunu da geçiyorum. Şimdi bir tane delil sunulmuş bu konuyla ilgili: Emrah Yüksel’le Teams görüşmem. Teams dediğimiz Microsoft’un lisanslı bir uygulaması ve biz iş yerinde işte projeler WhatsApp üzerinden vesaire konuşulmasın diye Teams’i kullanıyoruz; lisanslı satın alınmış belediye tarafından. Hatta USOM toplantıları da Teams uygulamasında gerçekleştirildi. Emrah Bey’le oradaki konuşmam alınmış. Emrah Yüksel yazılım ekibinde, kendini tanıttı zaten. Biz Emrah Bey’le birçok projenin gidişatı hakkında konuşuyoruz; zaten o konuşmanın içerisinde de geçiyor bu arada diğer proje isimleri de geçiyor 'şunu da bir konuşalım' diye. Orada suç isnat edilebilecek herhangi bir konuşma zaten geçmiyor. Ya benim burada iddia makamına teşekkür de etmem gerekiyor çünkü delil lehime bir delil. Ve orada işte erişim izni veri için Emrah Bey, Bülent Bey’le görüştüğünü beyan ediyor o konuşmanın içerisinde. Bülent Bey kurum müdürümüz. Yani İsmet ve Sezgin’in adı geçiyor; bununla ilgili dönüş yaptılar mı diyor. İsmet ve Sezgin Akıllı Şehir personeli. Zaten anlattığımın dışında bir konuşma değil o.
Tarafıma isnat edilen suçlamalar asılsız ve dayanaksız
Yani ben bu tarafıma isnat edilen suçlamaların asılsız ve dayanaksız olduğunu yeterince anlatabildiğimi düşünüyorum. Yani benim adıma yapılan suçlamalarda bir dayanak yok. Bir de işin ilginç tarafı zaten İBB Hanem projesinden, hani ben bu projede çalıştım, bana herhangi bir suç isnat edilmiyor. İstanbul Senin’e geçiyorum. İstanbul Senin’den bana suç isnat ediliyor fakat ben İstanbul Senin projesinde hiç çalışmadım. İstanbul Senin projesini iddianame... İstanbul Senin’i tabii ki biliyorum, projeyi biliyorum ama teknik tarafını bilmiyorum çünkü ben de bir vatandaş olarak kullanıyorum İstanbul Senin’i. Yani otobüse binerken kartımı falan İstanbul Senin’den QR’la kullanıyorum. Ben bu projede hiç yer almadım, zaten USOM toplantılarına dair iddianamede birçok tablo var; işte 'İstanbul Senin kullanıcıları' vesaire. O tablolarda da yokum çünkü projede yokum. Genel olarak ifadeleri okudum, İstanbul Senin’le ilgili ifadeleri. O ifadelerde de işte İsmet Koyun’un ifadesi var, işte Naim Erol Özgüner’in ifadesi var, orada çalışan birkaç personelin ifadesi var. Bu ifadelerde projenin 2019-2020 yılları arası işte fikirleştirildiği, proje haline getirildiği yazıyor. Ben o yıllarda üniversite öğrencisiyim. Belediye girişlim 2021. Zaten hiçbir zaman belediyede yazılım geliştirici olarak çalışmadım; girdiğim günden beri, yani dört yıldır analist olarak çalışıyorum. Zaten yokum ben İstanbul Senin içerisinde.
Daha sonra bununla ilgili birkaç noktaya daha değinmek istiyorum ben çünkü burada bazı iddialar daha var. İşte 'İstanbul Senin projesinden elde edilen verilerin Esma Bayrak, Ulaş Yılmaz, Yusuf Utku Şahin tarafından mail ya da mesaj yoluyla bana gönderildiği'. Şimdi iddianameye sunulmuş bazı mail içerikleri var; o maillerde ben yokum, ne bilgide ne gönderimde. Olamam da çünkü şöyle bir durum var; Esma Bayrak’la ben 9 Mart günü burada nezarette tanıştım. Ulaş Yılmaz, Yusuf Utku Şahin’in şu an burada olduğunu biliyorum az önce soru sordukları için ama görüntülerini bile bilmiyorum. 'Arkanı dön şu' hani diye göster derseniz ben gösteremem bu iki beyefendiyi, çünkü tanımıyorum. Hiçbir irtibatım da yok kendileriyle; yani mail, mesaj ya da farklı... yani dumanla mı artık yani yok öyle bir irtibatım. Tanımıyorum kendilerini. İddianamede de buna dair bir mail, mesaj ya da beyan yer almıyor, zaten alamaz. Yani İstanbul Senin projesinde hiç yer almadım, bunu çok net bir şekilde söylüyorum.
Bununla ilgili de delil olarak Ata Mesut Kılıç’la Teams görüşmem yine, iş yerinde kullandığımız platformdaki görüşmem delil olarak sunulmuş. Görüşmenin içeriği İstanbul Senin değil. Görüşmenin içeriği 'Bölgesel İstihdam Ofisleri'. Ata Bölgesel İstihdam Ofisleri'nin yazılımcısı, ben analistiyim. Görüşmenin içeriğinde de bu arada o projenin de detayı ile ilgili bir şey yok sadece şu var; bir geliştirme yapılmış, o projede çalışan hangi personel hangi işi yapmış bunu bana gönderiyor ki ben de bunu kurum idaresine gönderebileyim diye. Yani görüşmenin içeriği İstanbul Senin değil. İçerisinde 'İstanbul Senin' kelimesi geçiyor. Neden geçiyor onu da anlatayım. Zaten o da anlamlı bir şekilde geçmiyor da onu da anlatayım. Şimdi Bölgesel İstihdam Ofisleri, istihdam sağlayan, işte vatandaşların iş başvurusu yaptığı bir platform. Ve orada CV, özgeçmiş doldurulurken kişiler oraya sertifika bilgilerini giriyorlar. Sertifika bilgilerini İSMEK’ten sertifika alan kişiler tek tek girmeye uğraşmasın diye İSMEK’le İstihdam Ofisi arasında bir entegrasyon yapıldı. 'Enstitü İstanbul İSMEK Sertifikalarımı Getir' butonuna tıklayınca İSMEK’teki sertifikaları kişinin oradaki CV’sine geliyor. Geliştirme bu. Yapılan bu geliştirme aynı zamanda bu Bölgesel İstihdam Ofisleri projesinin, hani bu İstanbul Senin’in içinde bir sürü İBB uygulaması var ya, 'İş Ara İş Bul' diye bir uygulaması var; aynı geliştirme İş Ara İş Bul’da da yapılıyor. Yazılımcılar tarafından yapılıyor bu geliştirme. Arkadaş yazılımcıların yaptığı aylık işleri bana göndermek için 'Bu geliştirmenin İSMEK’le bunun entegrasyonunun olduğunu' yazıyor sadece. Yani bu benim İstanbul Senin’de çalıştığım anlamına gelmiyor, zaten çalışmadım.
Ek olarak mesela burada da şöyle bir örnek verebilirim size çünkü iddianamede hani ben bütün telefonumu, bilgisayarımı her şeyimi şifreleriyle birlikte teslim ettim ve orada arama yapılmış; işte 'İstanbul Senin' bu konuşma çıkmış, içeriğine hiç bakılmamış. Şimdi Sayın Başkan, burada sizlerin, arkadaşların ya da işte burada bulunan avukatların adliyede çalışan herhangi bir personelin telefonunda 'UYAP' kelimesini arasam kaç tane mesaj içeriği çıkar? Benden 'İstanbul Senin uygulamasında yönetici' diye bahsediliyor iddianamede. Sizlerin telefonlarınızda 'UYAP' yazınca metinlerin çıkması -metinden bahsediyorum sadece- çıkması sizi UYAP’ta yönetici yapıyor mu? Yani ben neden İstanbul Senin’de yönetici olmakla suçlanıyorum? Bu da çözemediğim bir konu. Veriye erişimim yok, projede hiçbir zaman çalışmadım, yönetim panelinde yokum, adım dahi geçmiyor ama ben bu projeden veri temin edip bunu da yurt dışına sızdırmakla suçlanıyorum.
Bir diğer konu örgüte üye olma. Şimdi iddianamede yer alan ve bütün medyada yayınlanan o şemada benim de fotoğrafım var. Hüseyin Gün diye birinin altında fotoğrafım var. Ben Hüseyin Gün kim bilmiyorum. Yani net bir şekilde bunu söylüyorum, kim bilmiyorum. Hayatımda hiç görmedim. Adını ilk kez kollukta duydum, bana soruldu Hüseyin Gün'ü tanıyor musun, cevabım zaten ‘tanımıyorum’du. Yani bir papyonlu ve gözlüklü bir fotoğrafı var medyada yayınlanan, o papyon ve gözlüğü takıp buraya gelirse budur diyebilirim. Onun dışında şu an burada mı onu bile bilmiyorum. Yani bana sorarsanız affedersiniz ama saçı olmayan herkes Hüseyin Gün şu an burada. Yani böyle tanımlayabilirim. Sadece Hüseyin Gün değil bu arada, o örgüt şeması denen şemada yer alan 106 kişiden 104'ünü de tanımıyorum. Çoğuyla burada tanıştım, özellikle kadın arkadaşlarımızla aynı nezaretteyiz, burada tanıştım.
İki kişiyle irtibatım var, bu sebeple benim örgüt şemasında olduğum söyleniyor. Yani bana diyor ki iddianame; "Iraz, sen iki kişiyle irtibattasın, bu iki kişinin kim olduğunun hiçbir önemi yok, onlar örgüt üyesi, o yüzden sen de örgüt üyesisin" diyor. Bu iki kişiden biri aynı birimde çalıştığım Emrah Yüksel, diğeri eski daire başkanımız Naim Erol Özgüner. Naim Erol Özgüner'le benim irtibatım dört yılda bir defa ve 75 saniyeden ibaret. Bu da şüpheli bence neden bir defa diye, ama şöyle bir durum var; arada koordinatörler var, arada müdür yardımcıları var, müdürler var yani benim direkt daire başkanına ulaşmam gereken bir durumum hiç yok. Neden o bir defayı aradım? Bana emniyette bu soruldu neden aradın diye. Ben o an hani çok normal geldiği için bir şey sormak için aramışımdır gibi bir cevap verdim ama sonrasında iddianame geldikten sonra bana, ben o tarihlere baktım, 6 aydır hani uzun bir vaktim oldu her şeyi incelemek için. Tarihlere baktım; tarih düğün tarihimden bir ay önce ve ben Erol Bey'i düğünüme davet ettim. Erol Bey düğünüme gelmedi, ben de boşandım Sayın Başkan. Yani ben konunun gerçekten bu Erol Bey'i bir defa aramamın örgüt üyeliğine bağlanacağını bilseydim düğüne de davet etmezdim. Yani konunun buralara geleceğinden haberdar değildim açıkçası. Yani tüm samimiyetimle anlatıyorum, özür dilerim biraz özel hayat ama yaşadığım durum bu benim şu an. Yani Erol Bey'i düğünüme davet ettiğim için örgüt üyesi ilan edildim ben.
Bu konuda anlatacaklarım bu kadar. Biraz yaşadığım süreçten de bahsetmek istiyorum, çok sıkmayacağım çok duygusal şeyler de anlatmak istemiyorum. Şimdi ben sekiz yıldır ailemden ayrı yaşıyorum İstanbul'da üniversite kazandığım için, buraya geldiğim için. Ve benim ailem Bursa'da oturuyor. Annem ve babam davanın ilk gününden beri geliyorlar gidiyorlar, işte burada benim evimde kalmaya çalışıyorlar vesaire. Şimdi ben 26 yaşındayım, son altı ayımı cinayet koğuşunda geçiriyorum Naim Erol Özgüner'i düğünüme davet ettiğim için. Ve yani gerçekten zor, psikolojik olarak zorlayan bir süreç. Burada hani şey olmasını da istemiyorum hani suçlarıyla insanların yargılanmasını asla istemiyorum sadece hani zor bir süreç gerçekten. Sekiz yıldır ailemden ayrı yaşıyorum ve benim babam hani beni belki anlayamayabilirsiniz Sayın Başkan; yani altı ay cinayet koğuşunda kalmış biriyle empati kurmak çok kolay bir şey değil, eğer yaşamasaydım ben de kuramazdım o empatiyi ama belki bir evladınız vardır ve babamı anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Benim babam beni sekiz senedir her sabah arayıp "Güzel kuşum günaydın" diye uyandırır her sabah.
Benim telefon arama hakkım yok
Sonra ben yine işe gitmeye hazırlanacağım bir sabah sekiz tane polisin kapımı güm güm güm çalmasıyla uyandım. Ben kardeşimle yaşıyorum, kardeşim burada üniversiteyi kazandı, evimize de yeni taşınmıştık. Yani benim taşınma kolilerim polislerle birlikte açıldı. Ben fark ettiniz mi bilmiyorum ama kimlik tespiti sırasında adresimi kağıttan okudum; bilmiyorum çünkü adresimi ezbere, oturmak nasip olmadı evimde. Bir kahvaltı bile henüz etmiş değilim. Benim 18 yaşındaki kardeşim, benim Bursa'da yaşayan annemi babamı sabah 5.30'da arayıp "Benim ablamı evden aldılar götürdüler" gibi bir hani şey söylemek durumunda kaldı. Ben kardeşim o haberi nasıl verdi, annemle babam ne tepki verdi altı aydır hiç sormadım, sormaya cesaret edemedim açıkçası. Çünkü hani kendimden ziyade onların yaşadığı o duygusal yıkım beni daha çok yıkacağı için bunları kendilerine hiç sormadım. Yalnızca geçtiğimiz hafta hani kapalı görüş yapıyoruz malum illa dizilerde filmlerde görüyorsunuzdur, çift bir cam var onun ardından birbirimize dokunmadan görüşüyoruz. Kardeşim orada şunu söyledi; "Seni evden götürdükleri zaman abla ben taksiye bindim, Vatan Emniyet'in önüne geldim" diye söyledi. O bile beni çok hani herkesin bir kıymetlisi var hayatta benimki de kardeşim, o bile beni çok derinden etkilemiş bir şeydi.
Sonrasında ben babamın o hani "Güzel kuşum günaydın" sesini altı ay sonra ilk kez bir sabah şuradan bana bağırdı o zaman duyabildim. Benim telefon arama hakkım yok, bir defa ve on dakika örgüt suçlaması sebebiyle. Annemi arıyorum, on dakika haftada konuşuyorum. Benim ailem her hafta hiçbir görüşü kaçırmadan her hafta geldiler. Onları burada görüyorum, kardeşimi burada görüyorum. Beni anneannem büyüttü, iddianamede de adı geçiyor. Anneannem 82 yaşında ve ben anneannemi altı aydır hiç görmedim. Bayram geçirdik Sayın Başkan, hani yılbaşı vesaire benim için çok elzem konular değil ama bayram geçirdik bir sonraki bayram geliyor ve ben bu bayramda da anneannemi arayıp bir iyi bayramlar bile diyemedim, elini öpemedim vesaire. Yani yaşadığım süreç tam olarak bu şu an. Hayatımdan alınmış bir altı ay olarak görüyorum ama şunu da belirtmek istiyorum ben o koğuşta da aynı Iraz olmaya devam ettim. 65 yaşında bir Fatma teyzem var, okuma yazma öğretiyorum kendisine. 22 yaşında bir kızımız var Eylül, ona ben işte matematik çalıştırıyorum çünkü üniversite sınavına hazırlanıyor. Yani ben aynı Iraz olmaya devam ettim, ben birine zarar verecek zararlı bir işin içinde bulunacak suç işleyecek karakterde biri değilim açıkçası hiçbir zaman da olmadım. Ne aile yapım buna müsait ne kendi yapım buna müsait. Bunları aktarmak istedim. Son olarak da ben sizden aslında şunu talep ediyorum; öncelikle aileme kavuşmayı istiyorum çünkü geçtiğimiz hafta da burada bütün ailem ve arkadaşlarım buradalar şu an, geçtiğimiz hafta da buradan beni alamadan gittiler. Önümüzdeki bir süre de öyle olacak, çok sürmemesini umut ediyorum. Ben sizden hem aileme kavuşmayı hem de aslında özgürlüğümü talep ediyorum. Teşekkür ederim".
Tutuklular salona alkışlarla girdi
Duruşma aranın ardından tekrar başladı. Tutukluların salona alkışlarla girdiği bilgisi aktarıldı.
Dava yazılım mühendisi Iraz Bayrak'ın sorgusuyla devam ediyor.
Duruşmaya ara verildi
Mahkeme heyeti duruşmaya öğle arası verdi. HALK TV'den Gamze Altunay'ın bildirdiğine göre İmamoğlu, tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan ile avukatlarının olduğu alana gitti. İki isim avukatlarla diyalog kurdu.
İmamoğlu'nun avukatı Emrah Yüksel'e sordu
Tutuklandıktan sonra görevinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Hasan Fehmi Demir tutuklu İBB Bilgi İşlem personeli Emrah Yüksel'e soru yöneltti:
Avukat Demir: Ekrem İmamoğlu ve Mehmet Pehlivan müdafii. Şimdi Emrah Bey, iddianamenin 204. sayfasında, ilk paragrafta, eğer sizin de daha önce söylediğiniz gibi bir kayma yoksa eğer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Başakşehir’de 20 Mayıs 2025’te USOM yetkilileri tarafından teknik inceleme başlatıldığı yazılı. Ardından şöyle bir tespit var; bunun müsaade ederseniz kısa bir paragraf okuyacağım: "Halihazırda yürütülmek de olan inceleme süreçleri esnasında USOM uhtesinde yürütülen siber tehdit istihbarat faaliyetleri kapsamında 26 Mayıs 2025 tarihinde siber saldırganlar tarafından İstanbul Senin uygulamasının kullanıldığı değerlendirilen 3,7 milyon vatandaşa ait kimlik (parantezleri geçiyorum), GSM, konum gibi kişisel verilerin Dark Forums adresini veriyor, adlı yasadışı platformda ‘Kovalidis’ rumuzu ile yayınlandığı söyleniyor." Yani şunu anlıyoruz iki paragrafta; 20 Mayıs'ta USOM yetkilileri Başakşehir'de inceleme yapıyor, 26 Mayıs'ta 2025'te bir sızıntı olduğu söyleniyor. Siz bundan nasıl bir sonuç çıkarırsınız? Yani 6 gün sonra incelemeyle...
Emrah Yüksel: Yani benim buradaki teknik değerlendirme yapmam... Ama benim buradaki ifadem iddianame 204...
Avukat Demir: Başka türlü sorayım Emrah Bey dilerseniz, işinizi kolaylaştırmak bakımıyla. 20 Mayıs’ta teknik inceleme yapıldıktan sonra, 6 gün sonra bunun Dark Web veya Darknet sayfalarında yayınlanmış olması, incelemeyi yapanlar tarafından da sızdırılmış olma ihtimalini barındırır mı? İhtimal olarak söylüyorum; bunu bilemezsiniz ama ihtimali var mıdır?
Emrah Yüksel: Buradaki 20 Mayıs benim verdiğim şey, oradaki tarihten de zan altında kalmak istemiyorum. Buradaki tarih Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturmayı başlattığı tarih olarak beyan ettim burada. Hani devamında oradaki sızıntıya istinaden mi bu süreç başlatıldı? İstanbul Senin süreçlerinde olmadığım ve o toplantılara dahil edilmediğim...
Avukat Demir: Sizinle bir ilgisi yok. Çok Sayın Yargıcım, müsaade ederseniz daha net açıklayayım, belki yanlış anlaşıldı. Siz kendinizi itham edin de söylemiyorum, tabii ki...
Mahkeme Başkanı: Bu konuda teknik bir bilginiz olduğu düşüncesiyle bu soruda yorumunuzu soruyor. Yani bu anlamda incelemeyi yapan görevliler tarafından da bu anlamda bir sızdırma olma ihtimali olabilir mi? Bunun teknik olarak mümkünatı var mı? O kısmını soruyor anladığım kadarıyla Avukat Bey.
Avukat Demir: Doğrudur efendim. 20 Mayıs’ta inceleme yapıldıktan hemen 6 gün sonra çünkü Darknet’e düşüyor İstanbul Senin bilgileri seçmenlerle ilgili.
Emrah Yüksel: Burada incelemenin başlatıldığı yazıyor. Eğer oradaki veriler yani o anda teslim edildi mi edilmedi mi süreci bilmiyorum.
Avukat Demir: Evet, burada Sayın Heyet’in de dikkatini çekiyorum bu hususa. Yani teknik inceleme yapıldığından 6 gün sonra Dark Web’de satışa çıkıyor İstanbul Senin seçmenlerin kişisel verileri. Şimdi 206. sayfa, müsaade eder misiniz, görsel var. Şekil 51 sayfa 206 Emrah Bey. Şimdi burada bu ilanın yayınlandığı tarih olarak, yani ilan Sayın Başkan bu bilgilerin satışa çıktığına ilişkin bir ilan. Yani seçmen kişisel verilerinin. İlan Mayıs 2025’te değil mi? Oradan görebiliyorsunuz Emrah Bey.
Emrah Yüksel: Mayıs 2025 evet, ilan.
Avukat Demir: Peki bu ilana giren USOM yetkililerinin giriş süresi ne zaman acaba? Onu söyler misiniz? Orada görebiliyor musunuz?
Emrah Yüksel: Şimdi burada "joined" yani kayıt tarihi diyor, 5 saat önce diyor Mayıs 2025.
Avukat Demir: Ne diyor? Ne kadar önce diyor?
Mahkeme Başkanı: Tam tarih yazıyor mu burada Avukat Bey?
Avukat Demir: Üstte solda Kovalidis’in hemen yanında olması gerekir sizde de çıkmış olması lazım. 9 saat mi gözüküyor? Evet. Bir dakika bakabilir misiniz? Kullanıcı profilinin oluşturulma tarihinde görüyor musunuz? Tam gün yazmıyor. Gün olarak yazmıyor, "9 saat önce" diye belirtilmiş. Bunu teknik olarak açıklama imkanı var mı? Sizin bilginiz dahilinde olan bir husus değil ama bu konuda teknik bir kişi olmanız sebebiyle soruyorum. Yani Mayıs 2025’te kullanıcı düzenliyor, 9 saat önce girilmiş.
Emrah Yüksel: Teknik olarak sadece şu yorumu yapabilirim: Bu ilana giren hesabını yeni oluşturmuş ve bu bilgiyi de hesabına...
Mahkeme Başkanı: Hesabını 9 saat önce oluşturmuş, biz onu mu anlıyoruz oradan? Ve ilanı oraya açmış. Hesabını da oluşturup muhtemelen bu ilanı vermek için oluşturmuş. Onu mu anlıyor... Onun gibi bir sonuç çıkıyor yani.
Avukat Demir: Hayır, 9 saat önce hesap oluşturulmuş ama teknik inceleme yapanlar 9 saat içerisinde girmiş buna. Anladım, bu önemli bir husus tıpkı 20-26’sı gibi. Teşekkür ederiz.
Melih Geçek'ten Emrah Yüksel'e: Sizin müdürünüz yok mu? Siz neden buradasınız?
Tutuklu İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek, tutuklu İBB Bilgi İşlem personeli Emrah Yüksel'e soru yöneltti.
Melih Geçek: Ben de bu eylemde, yönlendirmek ve talimat vermekle suçlanıyorum. O yüzden bazı gerçeklerin ortaya çıkması için Emrah Bey'e sorularım olacak. Şimdi Emrah Bey, az önce aslında biraz değindiniz ama Başkanım sizin de anlamanız için soruyorum. Şimdi Emrah Bey, bildiğim kadarıyla İSPER personeli ve aslında KHK kapsamında bir taşeron olarak çalışıyor ama bu davada İBB tarafında yargılanan en yüksek kişi olarak Emrah Bey'i görüyoruz. Az önce bahsettik; sizin müdürünüz, şefiniz, müdür yardımcınız, daire başkanınız yok mu? Siz neden buradasınız?
Emrah Yüksel: Sayın başkanım, ben İSPER personeliyim. Çalışma arkadaşlarıma bağlı bulunduğum emniyet ifademde de var; müdür yardımcısı, müdürüm, daire başkanım var. Ben neden buradayım?
Mahkeme Başkanı: Savunmanızda zaten belirtmiştiniz herhalde.
Melih Geçek: Hani kendilerinin ifadesi bile yok. Buradaki bütün arkadaşlarımız taşeronlardan oluşuyor.
Mahkeme Başkanı: Onun değerlendirmesini yapalım biz. Soruyu alalım.
Melih Geçek: Tabii başkanım. Şimdi Erol Özgüner, 30 Ekim'deki ifadesinde diyor ki: "Ben sadece daire başkanıyım. Ben diyor “Teknik konuların hiçbirinde yokum. Ne İstanbul Senin de varım ne şeyde." Erol Bey, sizin en üst amiriniz olarak herhangi bir teknik konuda olmayan, bunlarla ilgilenmeyen birisi mi?
Emrah Yüksel: Yani soru açık uçlu gibi biraz. Yani Daire Başkanımız Erol Özgüner daire başkanlığından sorumlu.
Melih Geçek: Teknik konularda siz kendisine rapor verir misiniz?
Emrah Yüksel: Tabii, silsile halinde bir işlem. Erol Bey bütün konularda bilgi sahibidir.
Mahkeme Başkanı: Emrah Bey savunmasında zaten hatta o hususta da tutuklulukla ilgili de bir ifadesi oldu zaten.
Melih Geçek: Başkanım, bir altını çizmek için özellikle söylüyorum. Şimdi tekrar HTS baz kayıtlarına dönüyoruz. Size kolluk ifadenizde soruldu ve savcılık eylemin özet kısmında 2 defa diyor ki: "Emrah Yüksel, Ekrem İmamoğlu ve Melih Geçek'e doğrudan bağlı olduğu HTS baz kayıtlarıyla ispat edilmiştir." Siz de ifadenizde bahsettiniz; Ekrem İmamoğlu'yla hiç görüşmediğini, benimle de bir defa 37 saniye görüştüğünüzü. Peki size kolluk ifadenizde sorulduğunda, üst yöneticiniz olduğunuz için çok çok doğal olarak Erol Özgüner'le kaç defa görüştünüz ve toplam kaç saniye gösteriyordu orası?
Emrah Yüksel: En çok görüştüklerimden biri de daire başkanıdır. Ama tam dakikayı hatırlamıyorum şu an.
Melih Geçek: Başkanım, ben anlatayım: 1.100 defa, 105.000 saniye. Bu bir suçlama değil.
Mahkeme Başkanı: Anlatmanıza gerek yok. Siz zaten kendi savunmanızda anlatırsınız zaten.
Mahkeme başkanından öğle yemeği açıklaması
Dün (6 Nisan) tutuklu eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu'nun “Aşağıda işkence başladı, ekmeğin arasında incecik kaşar peyniri koyuyorlardı onu da artık vermiyorlar. Aşağıda yemek yok, aşağıda etrafımız pislik içinde" iddiası gündeme gelmişti. Mahkeme başkanı da "Yapılabilecek bir şeyler varsa, bir çözüm yolu bulmaya çalışırız" demişti. T24'ün aktardığına göre mahkeme başkanı, bugünkü duruşmada “Öğle yemeği problemi bugün çözülecek" ifadelerini kullandı.
İmamoğlu: Bu iddianame çökmüştür
Tutuklu İBB Bilgi İşlem personeli Emrah Yüksel dün başlayan sorgusunun devamı için kürsüye çıktı. Bu sırada İmamoğlu söz aldı ve şunları söyledi:
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, öncelikle şunu söyleyeyim: Elinizde bir iddianame var ve bu sorum, o iddianamenin örgüt şemasıyla ilgili. Elbette bu iftiranameyi yazanlar ve her şeyin özetini bu şablonda çizen insanlar, bu işi kurgulayanlar ve hani altına da iddianın ana unsuru olarak 'İstanbul'u, Türkiye'yi ele geçirmek' diye yazan akıl, zihniyet... Şimdi tabii burada bu kadar geniş bir sürecin içerisinde, elbette çalışma arkadaşımız Sayın Emrah Yüksel'e soracağım soru, buradaki izahı netleştirelim. Çünkü bu iftiranamenin bir başka sonucu doğmuştur; ciddi bir siyasi şablonu vardır, siyasi bir iddia şekline dönüştürülmüştür ve ne yazık ki bir terfinameye dönüşmüştür. Buradaki harareti de ben ona bağlıyorum, az önceki harareti. O anlamda bugün çizilen bu şemaların nasıl çizildiğini deşifre etmek zorundayım. Bu manada bunu sorma ihtiyacı hissettim.
Tabii burada bir benim için Çatalcalı bir baba, bir eş, bir insanı dinledim her şeyden önce. Yani sonuçta bizim çalışma arkadaşımız ama bizim bir teşviki mesaimiz olmadı. Ve suç örgütüne üye olduğunu burada öğrendim. Ben kalkıp da burayı da okumuş, incelemiş değilim yani. Sizin de benim de bir uzman olmadığımız bir alandan bahsediyoruz. Dolayısıyla ‘suç örgütünün üyesi’ olduğunu da öğrendim sevgili çalışma arkadaşımızın... Sorumun temeli bunu şeffaflaştırmak olacaktır. Bu yönüyle özellikle sevgili Emrah Yüksel'e, bu suç örgütü üyesi olarak suçlandığı, bu çöp iddianamede bir tane tabii ki örgüt yöneticisi adlandırılıyor. Bakmışsınızdır; arkadaşlarımız ona bağlı, o da bana bağlı. Kısa bir cümleyle geçirdi ama sormam gerekiyor. Orada örgüt yöneticisi olan Hüseyin Gün isimli örgüt yöneticisini tanıyor musunuz sevgili Emrah Bey?
Emrah Yüksel: Sayın başkanım, hayır, tanımıyorum.
Ekrem İmamoğlu: Yani hiç gördünüz mü, istişareniz oldu mu? Herhangi bir şey oldu mu? Diyaloğunuz oldu mu?
Emrah Yüksel: Dünkü savunmamda belirttiğim üzere, sadece beş yılda sadece beş tane baz kaydım vardır. Hiçbir şekilde karşılaştığımız dahi yoktur. Bugün bu salona girse ne kendisi beni tanır ne de ben onu tanırım.
Ekrem İmamoğlu: Evet. Şimdi tabii bunun bir izaha ihtiyacı var. Çünkü konuyla ilgili Sayın Başkan, bu nasıl bir örgüt ki, bu örgütün lideri olarak ben, bu yöneticiyi tanımıyorum; bu suç örgütünün üyesi, üstündeki yöneticiyi tanımıyor ve bu aşikar, belli. Şimdi burada iddia makamıyla ilgili sözlerimi eleştiren değil, yargılayan biçimde bir tavrı da kınıyorum. Aynen daha önce bir iddianameyi yazan iddia makamını kınadığım gibi yine kınıyorum. Çünkü ne için burada olduğunu biliyorum iddia makamının. O anlamda rahatım. Ama tekrar ifade edeyim; bu çalışma arkadaşımız, altı yedi aydır yine bu iddia makamının kararıyla hapis yatıyor, evlatlarından uzak. Yine hiç tanımadığımız bir kişinin yönetici olduğu diye tariflenen bu iddia makamı... İddia makamının tariflediği şekliyle onun vesile olduğu bir başka casusluk iddianamesini de yazan aynı iddia makamı, onu kurgulayan aynı iddia makamı; oradan da insanlar hapiste yatıyor ya da hapisteler ben dahil. Bu manada kesinlikle ve net söylüyorum: Bu bir siyasi davadır. Az önce söylediğim şekliyle çökmüştür. Ana şemada örgüt yöneticisi diye tariflenen kişiyi örgüt üyesi tanımıyorsa, bu baştan çökmüştür. Ana şemada ‘örgüt yöneticisi’ diye tariflenen kişiyi ‘örgüt üyesi’ tanımıyorsa, bu iddianame baştan çökmüştür. Başka altına bakmaya gerek yoktur. Çöken bir makam daha vardır, o da iddia makamı; o da çökmüştür.
Duruşma gerilimle başladı
Bugün duruşma gerilimle başladı. Tutuklandıktan sonra görevinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, savcı ve mahkeme başkanı arasında "had bildirme" diyaloğu yaşandı.
Savcı: Başkanım, başlamadan İmamoğlu’na bir sorum vardı. Ekrem Bey, buyurun. Sorum var da. Oradan da dinleyebilirsiniz. Dün bir beyanda bulunmuşsunuz sanırım yargılama sonrası; "İddia makamı çöktü" vesaire, doğru mu?
Ekrem İmamoğlu: Birazdan söylerim…
Savcı: Birazdan değil, şu an soruyorum. Yani bize öyle bir beyan olduğu için cevap verirseniz sevinirim o konu hakkında.
Ekrem İmamoğlu: Birazdan arz ederim.
Savcı: Şimdi suç örgütüyle ilgili bir tanım yapmadan önce, iddia makamı hakkındaki beyanınıza dikkat edin. İlk celse de benzer durum yaşandı, hesap sorma tarzında. İddia makamı olarak bu tarz söylemleri kabul etmiyoruz.
Ekrem İmamoğlu: (Mikrofon verilmediği için sesi anlaşılmıyor.) Böyle bir diyalog kurulmaz. Sayın Hakim böyle kabadayılık.
Savcı: Kabadayılık vesaire durumu söz konusu değil. Bakın burada yargılamayı. Bir dakika, bir şey konuşuyorum. Yargılamaya gölge düşüren, savcılık makamını baskı altına almaya çalışan beyanlardan vazgeçin. Bu doğru bir yaklaşım değil.
Ekrem İmamoğlu: (Sözleri anlaşılmıyor)
Hakim: Savcım şöyle yapalım, tamam... Şey yapmayalım... Tamam... Şey yapmayalım... Savcım gerek yok şeye.
Savcı: Bakın haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz savcılık makamı olarak. Haddinizi aşmayın.
(Ekrem İmamoğlu ve avukatlar bu sözler üzerine itiraz ediyor)
Hakim: Savcım... Şöyle... Savcım... Avukat Bey? Tamam Avukat Bey, sakin olun.
Savcı: Müvekkiliniz beyanlarına dikkat etsin, hadden bahsediyor.
Hakim: Tamam Avukat Bey, tamam Savcım. Savcım kişisel şeye girmeyelim, diyaloğa girmeyelim. Tamam... Tamam... Tamam Avukat Bey, sakin olun. Tamam, gerek yok şeye. Savcım hiç gerek yok bu diyaloğa.
Savcı: Ekrem Bey, beyanlara dikkat edin.
Hakim: Savcım, Savcım şey yapmayalım... Savcım tamam Avukat Bey... Savcım şey yapmayalım, kişisel şeye girmeyelim. Savcım uzatmayalım.
Avukatlar: Savcı haddini bilsin Sayın Başkanım.
Hakim: Tamam Avukat Bey. "Had bildirmek" kelimesine tepki gösteriyorsunuz, aynı cümleyi kuruyorsunuz. Değişen bir şey olmuyor. Yani hani şimdi savcım o tarz bir şeye girmeyelim, diyaloga girmeyelim. Gerek yok şu an için.
Avukatlar: Sizden söz alarak konuşsun. Siz de aynı şeyi yapamazsınız. Aynı şeyi yaparız.
Hakim: Avukat Bey, tamam.
Ekrem İmamoğlu: Kime bakıyorsun yahu?
Hakim: Ekrem Bey. Ekrem Bey, müdahale etmeyelim.
Ekrem İmamoğlu: Ekrem Bey değil! Hayırdır, kime bakıyorsun sen?
Hakim: Ekrem Bey, hiç şeye girmeyelim.
Savcı: Ekrem Bey, bakın şu an... Üslubumu bozmuyorum. Benimle 'sen' diye konuşmayın, benimle 'sen' diye hitap etmeyin.
Hakim: Savcım, şeye girmeyelim. Ekrem Bey, bakın...
Savcı: Benimle 'sen' diye hitap etmeyin! Israrla söylüyorum.
Hakim: Savcı Bey...
Ekrem İmamoğlu: Israrla mı yazdınız iddianameyi?
Hakim: Ekrem Bey, iddianameyi yazan savcımız şu an huzurda bulunan savcı değil. Evet, söz hakkı... Söz hakkı vermedim zaten. Söz hakkı vermeden sanık da müdahale ediyor, siz de bağırıyorsunuz. Herkes bağırıyor yani şu an. Sadece Savcı Bey açısından söylüyorsunuz da yani herkes aynı şeyi yapıyor şu an. Savcım, savcım girmeyelim şeye. Tamam.
Avukat: Sayın Başkan, bizim meslektaşımızın mikrofonu kapatılmış, onu da açmanız gerekiyor.
Beşinci hafta, 17. gün: Savunmalar devam edecek
Duruşmada bugün birleştirilen Beyoğlu Belediyesi davasına ilişkin gelişmeler de gündemde. Aralarında İnan Güney'in de olduğu yedi kişi hakkında tensip zaptı yazıldı. Dosya İBB davasıyla birleştirildi.
Bu dosyadaki üç tutuklu sanığın da eklenmesiyle İBB davasında tutuklu sanık sayısı 92'ye, toplam sanık sayısı 414'e çıkıyor.
Dünkü celse tutuklu İBB Bilgi İşlem personeli Emrah Yüksel'in sorgusuyla tamamlandı.
Bugün de Yüksel'in çapraz sorgu ve avukat sorgusuyla devam edilecek, daha sonra yazılım mühendisi Iraz Bayrak kürsüye çıkacak.
