Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 92’si tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB davasının yedinci haftası davanın 29. celsesiyle devam ediyor.
İBB davasının 28. gününde (28 Nisan) etkin pişmanlıktan yararlanan iş insanı Adem Soytekin savunma yaptı.
İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da savunması sürdü. Geçen hafta yarım kalan savunmasına devam eden Pehlivan "Hakkımda adli kontrol tedbirlerinin yetersiz oluşuna ilişkin neden karar kurmuyorsunuz. Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz ama hangi delilleri karartacağımı yazmıyorsunuz. Beni kızımdan ayrı tutmanızın gerekçesi nedir. Kızım bana açık görüşte okul arkadaşının babasının adıyla seslendi. Ona baba diyor" dedi.
Davanın ilk duruşmasından bugüne 35 kişinin savunması alındı.
"Tutanağa en başından beri böyle bir kanaatim varmış gibi geçirilmiş"
19 Mart operasyonundan sonra şirkete atanan kayyumla 4 ay çalıştığını ifade eden Başer, istenen bilgileri paylaştığını, savcılığa verdiği ifadenin ise kendi söylediğinden farklı olduğunu belirtti. Başer, "Edindiğim bilgiyi savcıyla paylaştım. Ancak ifade tutanağına sanki en başından beri böyle bir kanaatim varmış gibi geçirilmiş. Sahadaki yetkilileri arayıp görüştük, kimsenin bilgisi yoktu diye bir ifadem var. Kayyuma da bu şekilde bilgi verdim. Ama ifadenin öncesi benim bildiğim algısı oluşturulmuş" dedi.
Avukatının mahkemeye sunduğu dilekçeyi kabul etmediğini, onu azlettiğini ifade eden Başer, "Ben maaşlı bir çalışanım ve görevimi yerine getirdim. Belediyeden, valilikten, bakanlıktan teşekkür yazısı, plaket bekliyordum. İşimi iyi yaptım. Oğlumu çok özledim, tahliyemi talep ediyorum" dedi. Başer'in savunmasının ardından hakim ve savcı sorgusu başladı.
"Komisyonun başkanı İstanbul Valisi"
Cebeci'deki işin bir devlet projesi olduğunu, maden bölgesinde bir komisyon kurulduğunu söyleyen Başer, "Komisyonun başkanı İstanbul Valisi'dir. İbrahim Bülbüllü de İBB'yi temsilen komisyona üyedir" dedi. İSTAÇ'ın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın, Emniyet'in sık sık denetim yaptığını ifade eden Başer, sahadaki çalışmaları denetleyecek bir uzmanlığı olmadığını da sözlerine ekledi.
7,5 yaşında bir oğlu olduğunu ve 7 aydır onu göremediğini, eşinin bu dava nedeniyle çalıştığı üniversiteden kovulduğunu, tutuklandığı için şirkete atanan kayyum tarafından iş akdinin feshedildiğini söyleyen Başer, "Tazminatım kayyum tarafından ödenmedi. Kendilerinin benimle ilgili olumlu raporunu olduğunu biliyorum. Şu anda ben çocuğumun eğitim masraflarını karşılayamıyorum. Hatta sağlık masraflarını da karşılayamaz durumdayım" ifadelerini kullandı.
"O toplantılara çalışan olarak katıldım"
Duruşmaya verilen ara sonra tutuklu sanık Adem Başer savunmasına başladı. Cebeci maden sahasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle cezaevinde olan Başer şirketteki mali sorumluluğun kendisinde olmadığını söyledi. Güney Cebeci şirketinde Genel Müdür olarak görev aldığını söyleyen Başer, Murat Gülibrahimoğlu'un sahayı kendisinin yönettiğini, personelleriyle mesafeli bir patron olduğunu, 12 yıldır çalışmalarına rağmen aralarındaki iş ilişkisinin hiç değişmediğini ifade etti. Gülibrahimoğlu'nun siyasiler ve bürokrasiyle arasının iyi olduğunu ifade eden Başer, Cebeci'deki hisselerin toplanmasının Enerji Bakanlığı, İBB ve İstanbul Valiliği tarafından uygun görüldüğünü ifade etti.
Fatih Keleş ve Murat Gülibrahimoğlu'yla birlikte girdiği toplantıların örgüt toplantısı olarak nitelendirildiğini ancak o toplantılara çalışan olarak katıldığını ifade eden Başer, "Benim izinli olduğum zamanlarda da yerime başkaları katılmıştır" dedi. Başer, iddia edildiği gibi bir kaçak döküm sisteminin kurulmadığını, sistemde herhangi bir faturalı, faturasız, barkodlu, barkodsuz ayrımını gösteren yazılım bulunmadığını da sözlerine ekledi.
Duruşmaya ara verildi
Soytekin'in avukatlarının savunması tamamlandı.
Duruşmaya ara verildi.
Adem Soytekin'in tahliyesi talep edildi
Soytekin’in diğer avukatı Salim Baki söz aldı. Müvekkilinin kimseyi suçlamak için bir şey söylemediğini, amacının gerçeği ortaya çıkartmak olduğunu öne süren Baki, Soytekin’in tahliyesini ve beraatini talep etti. Baki'nin savunmasından öne çıkanlar şöyle:
"Etkin pişmanlık. Bence dosyanın kırılma noktası da burada; 'dosya' diyorum ama dosyadan kastım müvekkilimin alanı olduğunu söylüyorum. Etkin pişmanlıkta itiraf olmadığını hepimiz biliyoruz etkin pişmanlık uygulamasında. Suç kabulü de değil, gerçeğin ortaya çıkartılması. Müvekkil saklayan değil, açıklayan taraftır. Ve bu açıklamaları delil olan çok sayıda belgeyi de sunmuştur Sayın Başkan. Bu belgeler çek örnekleri, proje bazlı ödemeler, taşınmaz devirleri, ticari akış kayıtları... Bunların hepsini sundu ve bu neyi gösteriyor? Savunma soyut değil, belgeli. Yani 'dediydi de gördüydü de demediydi de' böyle bir şey yok, net olarak söylediği her şeyin de belgesini koydu. Savcılık bu beyanları -değerli savcılık- bu beyanları diğer sanıklar yönünden değerlendirmiştir. Ancak bu değerlendirme müvekkilin beyanı ile değil beyanı değil; bu savcılık makamının yorumudur. Müvekkil kimseyi suçlamak için suç bildirmesini söyleyerek bir şey söylememiş; gerçeği ortaya koymak için doğruyu belirtmiş. Gerçeği ortaya koymak için beyanda bulunmuş. Dolayısıyla iftira mekanizması yok ki bunu niçin söylediğimizi burada günlerce yaşadığımız yapı içerisinde de görüyoruz. Müvekkilin beyanları sonucu oluşan hukuki değerlendirmeler kendisine yüklenemez. Burada önemli olan nokta; müvekkil etkin pişmanlık kapsamında verdiği tüm beyanlarının arkasındadır. Arkasındadır, bunu belirtmiştir; ifadesinde de bunu beyan etmiştir.
Örgüt var ise biz bu örgüte mensup değiliz. Müvekkil, etkin pişmanlık kapsamında tüm bilgi ve belgeleri savcılığa ve mahkemeye vermiştir. Etkin pişmanlık var, örgüt yöneticiliği iddası var, aynı kişiye hem örgüt üyeliği hem sistemi açıklayan kişi olarak nasıl kabul edilebiliyor bilemiyorum. Hem sistemi kuran hem sistemi çözen kişi olamaz müvekkil. Müvekkil; özgür iradesiyle, net bir şekilde ve hiçbir baskı altında kalmadan, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde doğruları açıklayan doğruyu belirleyen taraftır. Dolayısıyla müvekkil adına örgüt iddiası için kurumsal bir yapı, hiyerarşi, emir-komuta ve süreklilik gerekir. Oysa burada ne vardır? Ticari ilişki ve proje bağlantısı vardır. Ticari para hareketleri vardır ve bunların hepsi resmi, hepsi belgelidir; tüm bunları da müvekkil sunmuştur. Müvekkil açısından eğer bir örgüt var ise biz o örgüte mensup değiliz. Tanık beyanları duyuma dayalıdır. Az önce de beyan ettiğim üzere müvekkilim her türlü ifadesini belgeli bir şekilde sunmuştur. Duyuma ve yoruma dayalı beyanlarla ceza hukukunda mahkumiyet kurulamaz. Dosyanın temel algısında ticaret, suç gibi yorumlanmıştır; oysa çek, ödeme veya daire devri ticari olabilir ve bunlar kendiliğinden suç değildir. Bu tür işler, ticari hayatın olağan akışıdır ve olağan araçlarıdır. Gerçek tablo; sistemi kuran veya yöneten değil, iş yapan bir yüklenici olduğudur. Bazı işlemlerde tahsilat, mahsup ve ticari netleştirme rolünde bulunmuştur müvekkil; bu suç değildir. Müvekkilin dahli, işin yapılması ve bedelin tahsiliyle sınırlıdır".
Duruşmaya verilen ara bitti
Duruşmaya verilen ara bitti.
Soytekin’in avukatı Simge Büyük’ün savunmasıyla duruşma devam ediyor. Büyük'ün savunmasından öne çıkanlar şöyle:
"Müvekkilin yaptığı işler ve bu işlerin karşılığı olan ödemeler, savcılık makamı tarafından birlikte değerlendirilmemiştir. Esasen bu dosyanın bizim açımızdan kilit noktası burasıdır. Müvekkil bir yüklenicidir; iş yapmış, teslim etmiş ve hak edişini tahsil etmiştir. Dosyada yer alan ödeme, çek ve taşınmaz hareketleri bu çerçevede değerlendirilmelidir. Müvekkil, hak edişlerini kimi zaman nakit, kimi zaman çek veya taşınmaz şeklinde aldığını hem etkin pişmanlık beyanlarında hem de burada ifade etmiştir. Bunların tamamı şirket kayıtlarında mevcuttur. Kaldı ki bu işlerin, müvekkilin toplam şirket cirosu içindeki payı %5'i geçmemektedir. Bu da bize, büyütülerek anlatılan bu kalemlerin müvekkilin tüm ticari hayatını değil, geniş iş hacmi içindeki sınırlı bir kısmı temsil ettiğini göstermektedir.
Kıymetli üyeler; bu nedenle dosyada yer alan kamuya yönelik işlerin gerçek maliyetlerinin tespiti için, inşaat maliyetleri konusunda uzman bir bilirkişi atanmasını 21 Ocak 2026 tarihli dilekçemizde talep etmiştik. Bu talebimizi huzurunuzda bir kez daha yineliyoruz. Kamu ihale birim fiyatları ve rayiçler esas alınarak yapılacak bir hesaplamayla, yapılan ödemelerin bu yapıların tam karşılığı olduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Biz savunmamızı varsayımla değil, somut veriyle kuruyoruz. Müvekkil bu süreçte yüklenici sıfatıyla hareket etmiş; maliyetleri belirlemiş ve imalatı yürütmüştür. Belediye ile bağlantılı bu işlerde kamu bütçesi kullanılmamış; finansman bağışçılar ve üçüncü kişiler aracılığıyla sağlanmıştır. Müvekkil de hak edişlerini piyasa pratiğine uygun şekilde taşınmaz veya nakit olarak tahsil etmiştir. Yapılan tüm tahsilatlar şirket kayıtlarına işlenmiştir. Dolayısıyla gizli veya kayıt dışı bir kazanç değil; tam aksine, ilk anlattığımız şekilde ticari faaliyetler kapsamında denetlenebilir gelirler elde edilmiştir.
Sayın mahkeme, bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde karşımızda şu tablo vardır: Yerleşik bir ticari geçmişe sahip, mal varlığı yıllara yayılan emeğinin sonucu olan, bütün faaliyetleri kayıtlı ve denetlenebilir, ürettiği projeler ve eserleri ortada bulunan bir iş insanı vardır. Bu nedenle müvekkilin, dosyada iddia edildiği gibi izahsız ilişkilerin bir parçası olarak değerlendirilmesi ve rüşvete aracılık ettiği iddiaları; hem hayatın olağan akışıyla hem de dosya kapsamındaki somut verilerle bağdaşmamaktadır".
Adem Soytekin'in avukatı Bilgin: Soytekin örgüte rüşvet vermekle suçlanıyor. Örgüt kendi içinde rüşvet mi alır?
Adem Soytekin'in avukatı Bilgin savunmasını yaptı.
Mahkeme Başkanı: Eylem 6 yönünden, ikinci kez 252/2-5 maddesinden… Eylem 10 yönünden 43/1; eylem 25 yönünden yine 2 kez 250/1 ve 39/1; eylem 38 yönünden 39/1; eylem 85 yönünden 235/1, 235/2-A, 1-B ve 39/1; yine eylem 89 yönünden de 235/1, 235/2-A, T-1B ve 39/1 maddelerinden ek savunma ekledik. Zapta geçmesi açısından…
Ahmet Burak Bilgin: Adem Soytekin müdafi olarak; önce müvekkille ilgili örgütsel konuyla ilgili bir soru soracağım, ardından eylemlerle ilgili sorulara geçeceğim; bunu belirterek başlayalım. Şimdi dediğim gibi; bizim savunmamız, müvekkilin örgüt yöneticisi olarak suçlanması ve örgütsel hiyerarşiye dahil edilmesiyle ilgili bir savunmadır. Bu savunmaya başlamadan önce, müvekkilin iddialar kapsamında ne ile suçlandığı konusunda genel bir fotoğraf çekerek başlamak istiyoruz. Çünkü bu genel fotoğrafın, bizim örgüt savunmamız bakımından önemli olacağı kanaatindeyiz. İddianame kapsamında 2 grup itham altındadır: 1. Ekrem İmamoğlu'nun kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütünün" Beylikdüzü Belediyesi ve İBB dönemine dair eylemleri kapsamında, örgütün Beylikdüzü döneminin bir yöneticisi olmakla suçlanıyor. 2. Bu örgütün iddianame konusundaki toplam 143 eyleminin içerisinde, 220/5 delaletiyle örgüt yöneticisi olarak suçlandığı; aslında içinde olmayıp da suçlandığı 3 eylemi saymazsak, Beylikdüzü dönemindeki 12 eyleminden 9'unda, İBB dönemindeki 131 eyleminin de 12'sinde yer almakla, yani toplam 21 eylemin içerisinde bulunmakla suçlanıyor.
Özetleyecek olursak Adem Soytekin; bir, örgüt yöneticiliğiyle, iki, 220/5 delaletiyle olanlar hariç olmak üzere 21 eylemle suçlanıyor. Bu arada belirtelim; bu 21 eylemin 7'sinde etkin pişmanlıktan yararlandırılması ve hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi talep edilmiş. Bu tabii takdirinize bağlı bir durumdur. Bu 7 eylemi de çıkardığımızda, kalan 14 eylemin şöyle bir tablo oluşturduğunu görüyoruz: 7 eylem rüşvete aracılık etme, 1 eylem suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, 3 eylem irtikap, 3 eylem de nitelikli dolandırıcılık (kamu kurumu zararına veya kamu kurumu araç kılınmak suretiyle dolandırıcılık) olmak üzere 4 farklı suç tipi olduğunu görüyoruz. Bunlara baktığımızda, müvekkilin ekseriyetle eylemler noktasında rüşvete aracılık etmekle suçlandığını görüyoruz. Peki, müvekkil iddia makamınca hangi gerekçelerle, hangi kurgusal mantık üzerinden bu örgüt yöneticiliği ve eylemlerden sorumlu tutulmuş? Müvekkile bu örgüt yöneticiliği pozisyonu hangi mantıkla yükleniyor?
İddianamenin 7. ve devamı sayfalarına baktığımızda, iddia makamının örgüt yöneticilerine ayırdığı bir yer var; burada bunların niçin örgüt yöneticisi olduğunu anlatmış. Müvekkille ilgili değerlendirmeye baktığımızda şu iki temel unsur var: İş insanları ile belediye yetkilileri arasında gerçekleşen rüşvet süreçlerini yürütme ve aracılık etme; bu süreçlerde rüşvet olarak alınan mal varlığı değerlerini, şirketleri üzerinden gerçek iş karşılığıymış gibi faturalandırma ve nihayetinde bunları örgütün "sistem" olarak adlandırılan rüşvet havuzuna aktararak örgütün kasası fonksiyonunu icra etme. İBB döneminde KİPTAŞ ihaleleriyle ilgili süreçlerde, ihalelerin verilmesi noktasında, belirleyici olma ve karar verecek pozisyonda bulunma. Müvekkil, bu iddiaların doğruluğunu zaten savunmasında ve çapraz sorgusunda ziyadesiyle izah etti. Ben burada detaylı eylem savunmasına girmeyeceğim ancak örgütsel pozisyon noktasında şu iki hususu belirtmek istiyorum:
İlk olarak; rüşvete aracılık etme veya bu süreçleri yürütme gibi iddia edilen hususlar, otomatik olarak örgüt yöneticiliğini gerektiren olgular değildir. Örgüt yöneticiliği için talimat alma-verme, belirli bir grup üzerinde kontrol ve idare yetkisine sahip olma gibi temel kriterler gerekir. İddia makamının sunduğu hususlar, örgüt yöneticisi olmadan da bir örgüt üyesi olarak, hatta örgütsel hiyerarşiye dahil olmadan da gerçekleştirilebilecek eylemlerdir. İddianamenin kendi içindeki rakamlara bakarsak; 402 sanık içerisinde tespit edebildiğimiz kadarıyla 99 kişi örgütsel hiyerarşiye dahil edilmiş, yani 303 kişi hiyerarşi dışındadır. Müvekkile yüklenen "kasa" fonksiyonu, örgüt yöneticileri arasında sayılmayan Hüseyin Köksal için de iddia edilmektedir. Demek ki bu pozisyon, mecburi olarak örgüt yöneticiliğini gerektirmemektedir.
İkinci olarak KİPTAŞ meselesi; müvekkil, Ekrem İmamoğlu belediye başkanı olduktan sonra düzenlenen 43 ihaleden sadece 2 tanesine girmiş, birini tek başına, birini ortaklı alabilmiştir. Ayrıca bir ihaleye de sonradan dahil olmuştur. Yani KİPTAŞ nezdinde sadece 3 ihalede yer almıştır. Daha da önemlisi; iddia makamı, müvekkilin hak edişini alamayacağı endişesiyle KİPTAŞ yöneticisi Ali Kurt’a rüşvet verdiğini ileri sürmektedir. Bu durumda, iddiaya göre yöneticinin üyeye rüşvet verdiği gibi mantık dışı bir tablo ortaya çıkmaktadır. KİPTAŞ ihalelerinde belirleyici olmakla suçlanmamıza rağmen, hiçbir prestijli ihaleye girememişiz, toplam 40 küsur ihaleden sadece 2-3 tanesine dahil olabilmişiz ve hak edişlerimizi alabilmek için rüşvet vermek zorunda kaldığımız iddia edilmiştir. Müvekkile yüklenen örgüt yöneticiliği ithamının temelsiz kaldığını bizce gösteriyor.
Şimdi eylemler yönüyle bu örgütsel boyuta baktığımızda; az önce söylediğimiz gibi 220/5 delaleti ile suçlandığı 3 eylemi bir kenara bırakırsak, ayrıca etkin pişmanlıktan yararlandırılması talep edilen 7 eylemi de bir kenara bırakırsak (ki bırakmasak da onlar da yine rüşvet kapsamındaki eylemlerdir) toplam 4 farklı suç tipi olduğunu söyledik. İddia makamı burada ne diyordu? İş insanları ile belediye yetkilileri arasında gerçekleşen nüfuz süreçlerini yürütme, aracılık etme, sahte faturalar kesme, işleri zorla alma, bunları örgütün havuzuna aktarma ve örgütün kasası fonksiyonunu icra etme... İddia makamının iddiası budur. Peki, iddia makamı müvekkili bununla suçlamak için hangi delilleri kullanıyor? Tespit edebildiğimiz kadarıyla 3 grup delil var:
- Müvekkilin kendi beyanları ve bu kapsamda sunduğu bilgiler ile belgeler.
- "Rüşvet verdik" diyen ve kimisi dosyamızın da sanığı olan, müvekkilimizin "Beylikdüzü müteahhitleri" diye adlandırdığı kişilerin beyanları.
- Rüşvet aldığı iddia edilen belediye yetkililerinin beyanları.
Müvekkilin en başından beri beyanı bellidir; dün kendisi de söyledi, çapraz sorgusunda daha da açtı: "Benimle belediye arasında olan bir cari havuz var. Ben iş yaparım, işimin karşılığını alırım. İş bana gelene kadar 3. kişiden daire alırım, çek alırım, dükkan alırım, taşınır alırım; ama bu bir rüşvet midir, bağış mıdır? Benim bunu bilmem mümkün değil. Tahmin ederim veya etmem, o ayrı mesele; ama kesin olarak bilmem mümkün değil. Çünkü iş bana gelene kadar bu pazarlık çoktan yapılmış ve bitmiştir. Ben bu aşamadan sonra işi yapmakla devreye girerim ve yönlendirildiğim kişilerden gidip bir takım mal varlığı değerlerini; dükkanı, daireyi, çeki veya nakdi alırım. Bunu da belediyeyle olan cari mesaimle mahsuplaşırım." Müvekkilin etkin pişmanlık yaptığı ifadeler dahil, başından beri istikrarlı şekilde söylediği budur. Ancak bu ifade ve buna dayanak olarak sunulan belgeler içerisinden bazıları adeta cımbızla çekilmiş; üstelik müvekkilin "tevil yoluyla ikrar" yaptığı şeklinde yorumlanmış ve müvekkil eylemsel bazda bu şekilde konumlandırılmıştır. Bir kere bu doğru bir yaklaşım değildir; çünkü müvekkilin hiçbir aşamada böyle bir kabulü yoktur.
İkinci grup delil, belediye yetkililerinin beyanlarıydı. Onların da tamamı istisnasız en başından beri böyle bir rüşvet olayının olmadığını, alınan mal varlığı değerlerinin bağış olarak alındığını söylüyorlar. Yani müvekkil aleyhine bir beyanları yok. Üçüncü grup delil ise müştekilerin beyanlarıdır. Müvekkil; Bahattin Uçar, Hamit Demir, Gül ve Beyaz gibi isimlerin beyanlarının niçin güvenilmez olduğunu, neden yalan söylediklerini burada izah etti. Meslektaşım da eylemsel bazdaki savunmasında bunları daha da detaylandıracak. Bu tabloya rağmen müvekkil, iddianamede haksız bir pozisyonda konumlandırılıyor. Biz bu pozisyonu kabul etmiyoruz. Müvekkil, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak kısıtlı imkanlarıyla dosyaya pek çok bilgi ve belge sunmuş, yeni eylemlerin ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Ancak müvekkilin konumlandırıldığı yer, adeta etkin pişmanlığın cezalandırılması sonucunu doğurmuştur. Müvekkil, bu sürecin mağduruyken bir anda örgüt yöneticisi sıfatıyla üst düzey bir fail konumuna getirilmiştir. Bunun devletin örgütlü suçlulukla mücadele politikasına ne kadar uygun düştüğünü mahkemenizin takdirine bırakıyoruz.
Müvekkil, bu samimi beyanları hiyerarşide bu şekilde konumlandırılsın diye değil; soruşturmanın selametine katkı sağlasın ve suç işlenmişse ortaya çıksın diye vermiştir. İddia makamı ise bu beyanları müvekkil aleyhine kullanarak onu örgüt hiyerarşisine sokuyor, rüşvet süreçlerini yürüten kilit kişi ve örgütün kasası yapıyor. Hatta sürecin en başında örgütsel hiyerarşide bile yokken; üyeliği ve özel vasıf gerektiren üye statüsünü doğrudan atlayarak, onu örgütün 6 yöneticisinden biri haline getiriyor. Bu durum, etkin pişmanlığın cezalandırılmasıdır. Örgüt yöneticiliği; örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, inisiyatif kullanıp karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Bir kişiye yönetici diyebilmemiz için örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunması, örgütsel faaliyetleri organize etmesi, durduran veya engelleyen rolünü üstlenmesi lazım. Bu kriterler ışığında bakıldığında, iddianamedeki "kasa olma" veya "KİPTAŞ ihalelerinde belirleyici olma" kurgusunun doğru olmadığı ve sakat bir mantığa dayandığı açıkça görülmektedir.
Gelelim şimdi bunun müvekkile yüklenen spesifik eylemler noktasında da doğru olmadığını anlatmaya. Savunmamıza başlarken müvekkile yüklenen suçlar bakımından genel bir fotoğraf çizmiştik. Şimdi bu noktada da örgütsel bazda bir genel fotoğraf çizmenin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu konuyu çok uzatmayacağız ancak örgütsel kuruluş yönüyle iddianameye baktığımızda, az önce de söylediğim gibi, tespit edebildiğimiz kadarıyla 402 sanık mevcuttur. Rakam 1-2 eksik veya fazla olabilir, bu çok önemli değil; ancak bu sanıklardan 99 kişinin örgütsel hiyerarşide yer aldığını görüyoruz. Peki, bu örgütsel hiyerarşide kimler var? İddia edilen bir kurucu lider, müvekkilin de dahil edildiği 6 yönetici, 13 özel vasfa haiz üye ve 79 normal üye olmak üzere 4 farklı pozisyon bulunmaktadır. Şimdi bu tablo bağlamında müvekkilin nereye oturtulduğuna bakalım. Az önce belirttiğimiz üzere; bir kişinin örgüt yöneticisi olabilmek için en azından talimat verebilme, sevk ve idare edebilme konumunda olması lazım. Bu açıdan bakıldığında Adem Soytekin’e bu rol uymamaktadır.
Örgüt yöneticisinin, emri altında bulunan belirli sayıdaki kişiye talimat verme pozisyonunda olması gerekir. Şunu netleştirelim: Örgüt yöneticisi talimat alamaz demiyoruz; yönetici de liderden veya kendisinden daha üst konumdaki diğer yöneticilerden talimat alabilir. Ancak bir örgüt yöneticisinin tartışmasız şekilde örgüt üyesinden talimat alması mümkün değildir. Üyesinden talimat alan bir kişi yönetici olamaz. Adem Soytekin bakımından dosyaya baktığımızda; örgüt lideri olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu ile ilgili müvekkilin tek bir beyanı veya iddiası yoktur. Müvekkilin yönetici olarak suçlandığı Beylikdüzü döneminde, Ekrem İmamoğlu ile olan HTS kayıtları (ki savcılık buna çok önem verir) 2 elin parmaklarını geçmemektedir. Zaten savcılığın liderden alınan bir talimat olduğuna dair bir iddiası veya delili de yoktur. Diğer 5 örgüt yöneticisiyle arasında da böyle bir talimat ilişkisi mevcut değildir; hatta gizli tanık ifadelerinde bile bu yönde bir iddia yoktur. Buna karşın, tam tersi bir durum söz konusudur: Müvekkilin "örgüt üyesi" olarak değerlendirilen kişilerden talimat aldığı iddia edilmektedir. İddianamenin birçok yerinde Mehmet Muratçalı ve Ali Kurt gibi, yönetici olmayan kişilerin emir, direktif ve yönlendirmeleriyle hareket ettiği ileri sürülmektedir. İddia makamı, müvekkilin bu kişilerden talimat aldığını söylerken aynı zamanda onu örgüt yöneticisi olarak konumlandırıyor. Biz bunun hukuken sakat ve çelişkili bir niteleme olduğunu düşünüyoruz. Savcılık bizi, üyesinden talimat alan bir yönetici profiline ikna etmeye çalışıyor; ancak biz buna ikna olmadık.
İddianamenin 9. sayfasında, belediye içerisinde görevi olmamasına rağmen görevlilere talimat veren veya hiyerarşisi dışındaki kişileri yönlendiren kişiler tarif ediliyor. Bu tipik bir yönetici tanımıdır; ancak iddia makamı bu tanımı yöneticiler için değil, "özel vasfa haiz üyeler" kategorisi için yapmıştır. Müvekkil Adem Soytekin’in ise kendi SGK’lı çalışanı, sözleşmeli iş ortağı veya kardeşi dışındaki hiç kimseyle bir talimat ilişkisi yoktur. Savcılık, başkalarına talimat verebildiğini iddia ettiği kişileri bile yönetici olarak konumlandırmazken; bu yeteneğin onda biri bile olmayan müvekkili yönetici olarak tanımlamıştır. Bu büyük bir çelişkidir. Örgütsel hiyerarşide müvekkilin altında yer aldığı iddia edilen üyeler bakımından da durum aynıdır. Bir örgüt yöneticisinden bahsedebilmek için, emri altında faaliyetlerini idare ettiği üyeler olmalıdır. Savcılık da bunun farkında olduğu için müvekkilin altına 6 kişi yerleştirmiştir. İddianamenin 4. sayfasındaki şemada ve 3351. sayfasından itibaren devam eden bölümde; Veysel Erçevik, Serpil Altıntaş, Altan Gözcü, Nezahat Kut, Bülent Yılmaz ve Oğuzhan Soytekin müvekkile bağlı üyeler olarak gösterilmiştir.
Yargıtay, örgüt üyeliği için kişinin iradesini örgüt iradesine teslim etmesini ve emirleri örgütsel motivasyonla kayıtsız şartsız yerine getirmesini arar. Ancak iddianamenin ilgili sayfalarında, bu kişilerin iradelerini örgüte teslim ettiklerine veya emirleri bu motivasyonla yerine getirdiklerine dair hiçbir spesifik değerlendirme yok. İddianamede bu kişilerle ilgili; Adem Soytekin'e bağlı hareket ettikleri, onun birtakım işlerini yürüttükleri veya onunla birlikte hareket ettikleri yönünde genel geçer ifadeler kullanılmıştır. Bu tür ifadeleri örgüt yöneticisi yapmak istediğimiz herkes için kullanabiliriz. Ancak bu kişilerin spesifik olarak hangi tür eylemlerle bu süreci gerçekleştirdiklerine dair bir veri yoktur; olması da mümkün değildir, buna birazdan değineceğim. Bir suç örgütü, en başından bu amaçla kurulabileceği gibi yasal bir yapılanmanın sonradan suç örgütüne evrilmesiyle de oluşabilir. Bu iddianame kapsamında iddia makamının tezi ikincisidir. Yani başlangıçta yasal olan belediye yapılanmasının, daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında bir havuz oluşturmak ve burayı ele geçirmek amacıyla suç örgütüne dönüştüğü iddia edilmektedir. Bu durumda Adem Soytekin’in altındaki personele baktığımızda; bu kişilerin suç işlemek amacıyla, yani bir "suç programı" dahilinde ve hiyerarşik bir ilişki içinde bir araya gelmiş olmaları gerekir.
Bu durumun mecburi sonucu şudur: Kişilerin örgütün niteliğini ve amacını bilerek, örgüte devamlı katılmaya yönelik bir irade koymaları gerekir. İddia makamının şu hususları ispat etmesi gerekir: Bu kişiler örgütün varlığından haberdar olacaklar, bilerek ve isteyerek üye olacaklar, hiyerarşik yapıda yerlerini alacaklar ve işledikleri fiiller belli bir devamlılık ve yoğunlukta olacak. Somut olaya baktığımızda bu kriterlerin ne ölçüde var olduğunu görelim. Adem Soytekin'in altında örgüt üyesi olarak konumlandırılan bu 6 kişiden 4'ü müvekkilin resmi SGK’lı çalışanıdır. 1 tanesiyle daire satışlarına ilişkin pazarlama faaliyetleri yürüttüğü sözleşmesel bir ilişkisi vardır. Yani toplam 5 kişi ile arasında zaten olağan bir ticari ilişki mevcuttur. Üstelik bu 5 kişiden biriyle (Ogün Soytekin) ağabey-kardeş ilişkisi vardır. Bu kişilerin uzun yıllardır Adem Soytekin'in şirketlerinde çalıştığı göz önüne alındığında, işe örgütsel bir motivasyonla başlamadıkları açıktır; zaten iddianamede de böyle bir iddia yoktur. Bu kişilerin bir kısmıyla olan resmi iş ilişkisi, örgütün kurulduğu iddia edilen 2014 yılından çok öncesine dayanmaktadır. Hatta biriyle olan ilişkisi doğuma dayalı bir kardeşlik bağıdır. Bu nedenle bu kişilerin, örgütün varlığını bilerek ve isteyerek katılmış olmaları mantıken mümkün değildir.
İddia makamı, yasal yapılanmanın sonradan suç örgütüne evrildiğini iddia ediyorsa; bu kişilerin de bu dönüşümü sonradan idrak etmiş olmaları ve buna rağmen örgütte kalmaya devam etmeleri gerekir. Ancak bu durumun somut delillerle ortaya konulması gerekir ki biz bu kişileri örgütsel hiyerarşiye dahil edebilelim. Unutulmamalıdır ki burada varlığı iddia edilen örgüt "Adem Soytekin Suç Örgütü" değil, "Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü"dür. Dolayısıyla bu kişilerin; patronları olan Adem Soytekin’in dışında böyle bir örgütün kurulduğunu, yasal bir yapının suç örgütüne dönüştüğünü bilmeleri, bu amacı benimsemeleri ve iş ilişkisinin ötesinde örgütsel bir motivasyonla eylemlere girişmeleri gerekir. İddianamenin eksik bıraktığı tam olarak burasıdır: Bu kişilerin hangi aşamada örgüt programını bilerek orada kalmaya devam ettiklerini ve bu motivasyonla yoğun eylemlere giriştiklerini ortaya koyamamaktadır.
Bu durumu destekleyecek bir argüman daha sunayım. İddia makamına göre örgütün amacı; ana muhalefet partisini ele geçirmek, ardından müvekkili cumhurbaşkanı adayı yapmak ve bu süreç için gerekli maddi kaynağı kurulan havuz üzerinden finanse etmektir. O halde müvekkilin ve altındaki üyelerin bu amacı biliyor olması gerekir. Ancak iddianamede bu 6 kişiden özellikle 5'i için bu amacı bildiklerine dair hiçbir iddia yoktur. Bu kişilerin, sırf Adem Soytekin’i yönetici yapabilmek için "altına bir miktar üye yerleştirme" kaygısıyla bu konuma getirildikleri anlaşılmaktadır. Daha çarpıcı bir örnek vereyim: Müvekkilimin 16 Haziran 2025 tarihli (ve Mart ayındaki) etkin pişmanlık ifadesinde; Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz ile yapılan bir konuşmadan bahsedilir. Orada cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu geçtiğinde, "Bu nereden çıktı, çok mu gerekliydi?" şeklinde bir diyalog olduğu belirtilir. Bu konuşmadaki 3 kişiden 2'si örgüt yöneticisi, 1'i ise özel vasıflı üyedir. Örgütün iddia edilen amacından örgütün yöneticileri bile habersizken veya bu amacı onaylamazken; biz kalkıp Adem Soytekin’in altındaki bu 6 kişinin bu amacı bildiğini iddia ediyoruz. Eğer bildiklerini iddia edemiyorsak onları üye, onları üye yapamıyorsak da Adem Soytekin’i yönetici olarak konumlandıramayız.
Son olarak; bu 6 kişinin tamamı etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmış, beyanları iddia makamı tarafından samimi bulunmuş ve mahkemenizden ceza verilmesine yer olmadığı kararı istenmiştir. Bu kişilerin ifadelerine baktığımızda; bir takım şeyleri anlatıyorlar ancak hiçbir yerde bu örgütsel motivasyonu bildiklerine, Ekrem İmamoğlu örgütünün amacını benimsediklerine veya iş ilişkisi dışında bu saikle hareket ettiklerine dair spesifik bir beyanları yok. E o zaman bunların da şöyle bir dayanağı yok. Bunlar etkin pişmanlıktan yararlandırılması talep edilmiş ama bu kişiler örgütsel pozisyonlarını, konumlarını kabul etmiyorlar. Dolayısıyla biz bunun da bir çelişki olduğunu düşünüyoruz. Ha şu da var mesela; müvekkil normalde bu örgüt üyesi, hani örgüt üyelerinin aynı yerde kaldırılmadığı cezaevinde hepimizin malumu. Bu kişilerden ikisi, yanlış isimleri biliyorsam meslektaşım düzeltsin, Bülent Yılmaz ve Serpil Altıntaş müvekkil tutukluyken kendilerini cezaevinde savcılığın izniyle, hani işlerinin yürütülebilmesi adına -bunlar şirketinde çalışan personel- ziyaret edebiliyorlar. Yani bunlara örgüt üyesi diyen, müvekkili de bunların örgüt yöneticisi yapan savcılık, bu kişilerin cezaevinde arkadaş görüşü işte kapsamında görüşmesine imkan vermiş, izin vermiş vakti zamanında. Yani sadece bu durum dahi aslında bunların örgüt üyesi, Adem Soytekin'in de bunları yönettiği iddiasının ne denli sakil durduğunu bizce gösteriyor.
Şimdi burada az önce de söyledik; mutlaka bir örgütsel resmi hiyerarşi ilişkisi kurulması lazım. Hani bu var mı, yok mu? Şimdi Yargıtay; 'Evet burada aralarında resmi bir iş ilişkisi var, hatta bir tanesiyle akrabalık ilişkisi var, olabilir, olmaz değil.' Yani arada bu tarz bir resmi iş ilişkisi veya akrabalık ilişkisi veya başka bir ilişki olan durumlarda da bu kişilerin örgütsel hiyerarşiye dahil olabileceğini kabul ediyor ama böyle bir durum varsa bunun çok daha titizlikle araştırılması gerektiğini, çünkü hani bunların resmi statüsel ilişkisi ve olağan birlikteliği aşar surette bir örgütsel ast-üst ilişkisi olup olmadığına dair çok detaylı, titiz bir araştırma yapılması gerektiğini söylüyor. İddianameye bakıyoruz, böyle bir titiz araştırma yapılmamış. Sadece bunların Adem Soytekin'in altında elemanları olması ve onların talimatıyla birtakım işlemlerin yürütmesi iddia makamı tarafından bu hiyerarşi ilişkinin varlığının ispatı olarak ortaya konmuş.
Mesela bunu, bu yaklaşımın hukukunun ne kadar yanlış olduğunu ortaya koyacak bir örnek vereyim. Eylem 28 kapsamında mesela Altan Gözcü'nün Ali Kurt'a ulaştırılmak üzere işte bir 500 bin dolar hazırlaması, bunu Murat Erenler isimli şahsa teslim etmesi olgusu. Şimdi burada ne var? Müvekkilin de ifadesi, kendi ifadesi zaten söylüyor, Altan Gözcü de, Murat Eren de... Bunların ifadelerine baktığımızda böyle bir transferin yapıldığı... Ama Altan Gözcü ne diyor? 'Ben daha önceden de sağa sola birçok yere hani patronumun talimatıyla para götürür getiririm, işim bu. Yani veya başka bir şey götürürüm. Bana böyle bir şey verildi, ben de bunu götürdüm teslim ettim.' Ya bu, bunun içinde bunu Altan Gözcü'nün bu şekilde bir spesifik örgütsel motivasyonla bunun bir rüşvet parası olduğunu bilerek bunu götürdüğüne dair iddianamede ortaya konan hiçbir somut delil yok, hiçbir beyan yok. Bu resmi bir iş ilişkisi kapsamında götürülmüş bir şey. Velev ki bu rüşvet olsun, Adem Soytekin bunu bilsin, bunu bu parayı bu maksatla çalıştıranlara versin... Çalışanı zaten böyle bir şeyi bilmiyor. O zaman böyle bir örgütsel hiyerarşinin varlığından burada bahsedemeyiz.
Mesela bir başka çarpıklık da şu; Murat Erenler. Aynı şekilde mesela Murat Erenler ile ilgili de böyle 2018'den beri Adem Soytekin'in bu tarz birçok talimatıyla iş yaptığı ile ilgili iddianamede şey var. Hatta işte Ali Kurt'un şoförüne rüşvet parasının götürülmesi, Range Rover marka aracın satılması, devredilmesi süreçlerinde Murat Erenler aktif rol oynuyor. Ama nedense Murat Erenler iddianamede örgüt üyesi değil. Olmasın zaten, doğrusu da bu. Çünkü bu adam 'Ben bunları örgütsel motivasyonla, bunun örgütsel bir hiyerarşi, örgütsel bir talimat kapsamında yapıldığını bilmiyordum' diyor. Bunu gösteren herhangi bir delil de yok. Ama iddia makamı Murat Erenler tarafından, Murat Erenler ile ilgili gösterdiği bu hassasiyeti, bu titizliği, Yargıtay'ın aradığı bu titizliği nedense Adem Soytekin'in diğer çalışanları yönünden göstermiş değil.
Şimdi neden değil? Çünkü şimdi bakıyoruz gelelim daha çarpıcı bir tablo var; devamlılık ve yoğunluk kriterleri. Şimdi 6 kişiden bahsettik; Serpil Altıntaş, Nezaket Kurt, Bülent Yılmaz, Ogün Soytekin, Altan Gözcü, Veysel Erçevik. Şimdi Serpil Altıntaş 143 eylem... Hatta uzatmadan şöyle söyleyeyim; Serpil Altıntaş, Nezahat Kurt, Bülent Yılmaz, Ogün Soytekin müvekkilin altı örgütsel personelinden dördü, 143 eylemin sadece bir tanesinde varlar; 30 numaralı eylem. Adem Soytekin'in talimatıyla üzerine bir düzenlenebilir birtakım daireler almışlar. Yani tek bir eyleme iştirak ediyorlar. Altan Gözcü beş eylemde var ama bu beş eylemin özelliklerine birazdan geleceğiz; eylem 25, 28, 30, 31, 43. Veysel Erçevik de beş eylemde var; 5, 6, 11, 12 ve 30. Şimdi o zaman karşımıza çıkan tablo şu; Adem Soytekin'in örgütsel hiyerarşide altındaki 6 kişiden dördü yalnızca tek bir eyleme iştirak etmişler, tek. Üstelik bu tek eylem hepsinde ortak; 30 numaralı eylem. Bu eylemin dediğim gibi gerçekleşip gerçekleşmediğini zaten müvekkil izah ettiği, meslektaş da izah edecek. Hani biz burada onu o yönüyle bakmıyoruz. Bu eylemin bir an için gerçekleştiğini, doğru olduğunu varsayalım. Bu eylem 30 numaralı eylem, yani İBB dönemi eylemi. Yani Adem Soytekin'in yönetici olmadığı, yönetici olarak iddianamenin Adem Soytekin'i yönetici olarak suçlamadığı döneme ait eylem. Bunların bu 143 eylemde işledikleri başka bir suç yok. Devam edelim; Altan Gözcü beş eylem var dedik, çok eylem gibi gözüküyor, tek eylem değil diğerleri gibi ama Altan Gözcü'nün işlediği beş eylem de İBB dönemine dair eylemler. Yani müvekkilin örgüt yöneticisi olarak suçlanmadığı döneme dair eylemler.
Veysel Erçevik'e bakalım, onda beş eylem var. Ha onda en azından bir savcılık bir şey yakalamış ama o yakaladığı yerin de yanlış olduğunu şimdi söyleyeceğiz. O beş eylemden de beş eylemin bir tanesi İBB dönemi, dördü ha nihayet geldi Adem Soytekin'in örgüt yöneticisi olduğu Beylikdüzü dönemi. Ama orada da şöyle bir tablo var; Veysel Erçevik'in bu iddianameye dahil edilmesinin, bu iddianamede bu şekilde bu kurguda yer almasının sebebi Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı olması sıfatıyla. İddianame öyle söylüyor, biz söylemiyoruz, iddianame öyle söylüyor. Ama Veysel Erçevik Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcılığına 2019'da geliyor. Yani Adem Soytekin'in yönetici olmadığı dönem. Şimdi dolayısıyla geldiğimiz noktada iddianamenin ortaya koyduğu tablo şu; Adem Soytekin 143 eylemden örgütün 143 eyleminden 21'inin içerisinde yer alıyor, bunun 9 tanesi yönetici olarak konumlandırıldığı dönemde. Artı üç 225'e delalet ama o eylem 40 olarak içinde yer almadığı için söylemiyorum.
Bir; iki, yönetici olarak hiyerarşide altında konumlandırılan 6 kişiden beşi iddianame kapsamında Adem Soytekin'in bu yöneticiyken yaptığı, işlediği iddia edilen 9 eylemin hiçbirinde yoklar. Tamamının suçlandığı eylemler İBB dönemine ait eylemler. Bunlardan sadece bir tanesinin Adem Soytekin'in yöneticiliği dönemine denk gelen eylemleri var ama o zaman da o kişi orada olmasının iddia makamının orada olma sebebi olarak gösterdiği pozisyona sahip değil; Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcılığı pozisyonuna sahip değil. Yani dolayısıyla iddianamenin bizi ikna etmek istediği şey şu; iddianame bizi şuna ikna etmeye çalışıyor: Diyor ki; Adem Soytekin örgüt yöneticisi olduğu dönemdeki işlediği 9 eylemi sadece tek bir personelle icra etmiş; Veysel Erçevik. Diğer beş personelini yönetici olduğu dönemdeki eylemlerinde kullanmamış.
Başka? Bu İBB döneminde de kalan 12 eylemi yine personelleri olmadan kullanmış, bir tanesi hariç 30 numaralı eylem. Ve örgütsel emri altındaki 6 kişiden dördünü de içinde bulunduğu bütün 21 eylemden sadece bir tanesinde kullanmış. Böyle bir örgüt yöneticisi profili var karşımızda. Şimdi o zaman biz şunları sormak istiyoruz; örgüt yöneticisi olduğu dönemde içinde yer aldığı 9 eylemin beş tanesini sadece tek bir örgüt üyesiyle gerçekleştirilen bir örgüt yöneticisi olmak mümkün mü? Bu kişinin altında yer aldığı ileri sürülen beş kişi, bu kişinin örgüt yöneticisi olduğu ileri sürülen dönemde gerçekleştirilen toplam 13 örgüt eyleminden hiçbirinin içerisinde yer almamalarına rağmen bunlardan nasıl örgüt üyesi oluyorlar, Adem Soytekin de nasıl bunların örgütsel planda yöneticisi oluyor?
Bunlar aslında bizce cevabı belli sorular ve bu soruların bizi götürdüğü yer, Adem Soytekin’in ve altındaki bu kişilerin örgüt üyesi olamayacağıdır. Dolayısıyla, bu kişilerin örgüt yöneticisi olarak konumlandırılan Adem Soytekin'in de örgüt yöneticisi olamayacağı açıktır. Şimdi, iddialar konusu 1-2 eylem üzerinden Adem Soytekin'in örgüt yöneticiliği iddiasının neden doğru olmadığına bakalım. Tekrardan kayıtlara girmesi için söylüyorum; 28 numaralı eylemde ne iddia ediliyor? İddia makamının iddiasına göre, müvekkil de bunu bir şekilde anlattı; Ali Kurt'a verilen bir paradan bahsediliyor. Müvekkil, "Ben bu hak edişleri almak için verdim; çünkü bunları vermeseydim önemli bir miktar hak edişimiz serbest bırakılmayacaktı, bu da bizi maddi yönden zor durumda bırakacaktı" diyor.
Şimdi karşımızda nasıl bir yapılanma var ki; örgütün 6 yöneticisinden biri olduğu iddia edilen kişi, işinin görülmeyeceği endişesiyle ve normal bir örgüt üyesinin talimatı veya zorlamasıyla (iddia bu yöndedir) fatura karşılığı önemli bir miktarda rüşvet veriyor? Yani kendi içinde, kendi yöneticisinden rüşvet alan bir örgüt profili ve üyenin talimatıyla rüşvet veren bir yönetici profili var karşımızda. Bu profilin çelişkili olduğunu tekrar tekrar söylememiz gerekiyor. Örgütsel hiyerarşiye dahil edilen 99 kişi içerisinde; bizim görebildiğimiz kadarıyla sadece Adem Soytekin örgüte rüşvet vermekle suçlanıyor. Örgüt kendi içinde rüşvet mi alır? Üyesi yöneticisine, yöneticisi üyesine rüşvet mi verir? Bu çarpıklık iddianamenin genelinde yok, sadece müvekkil açısından var. Biz bunun, Adem Soytekin'in yönetici olmasını engelleyen önemli bir çelişki olduğunu düşünüyoruz.
Şimdi iddianame dışı bir gelişme üzerinden Adem Soytekin'in durumunu değerlendirelim. Müvekkilim dün "Avukatım anlatacak" diyerek aldığı bir cezadan bahsetti; bunu dosyaya da sunduk. Müvekkilim, Mado isimli kafe restoranının işletmecisidir. Beylikdüzü Belediyesi bir denetim yapıyor ve birtakım usulsüzlükler bularak burayı mühürlüyor. Akabinde, 2014 ve 2016 yıllarında faaliyete devam edildiği gerekçesiyle kaymakamlık suç duyurusunda bulunuyor. Suç duyurusunu başlatan merkezi otoritedir, belediye değildir. Sonrasında işletme müdürü olarak kardeşi Ogün Soytekin hakkında dava yürütülüyor ancak onun mesul olmadığı ortaya çıkınca beraat ediyor. Bu sefer Adem Soytekin hakkında suç duyurusunda bulunuluyor ve yargılama sonucunda müvekkil ceza alıyor (HAGB ayrı bir konu). Olayın başlangıç tarihi Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanı seçilmesinden öncedir; tamam, Ekrem Bey bizzat süreci başlatmamış olabilir. Ancak müvekkile karşı açılan ikinci dava 2016 yılında, yani müvekkilin o örgütün yöneticisi olduğu iddia edilen dönemde açılıyor. Üstelik Beylikdüzü Belediyesi bu davada müşteki/katılan olarak bulunmaya devam etti. Nasıl bir örgüt yöneticisidir ki; üyesi olduğu iddia edilen belediye tarafından mahkumiyet alabileceği bir süreçle muhatap ediliyor? Sadece bu durum dahi Adem Soytekin'in bu hiyerarşide yönetici, hatta üye olarak dahi bulunamayacağını gösteriyor.
Bitirirken şunu da söylememiz lazım: Günün sonunda mahkeme böyle bir örgütün var olmadığı kanaatine ulaşırsa, zaten 220/5 delaletiyle olan suçlamalar düşecektir. Ancak aksi bir kabul ihtimaline karşı savunmamızı yapmalıyız. Müvekkil, örgütün Beylikdüzü dönemindeki 3, 4 ve 9 numaralı eylemlerden (doğrudan yer almasa da) yönetici sıfatıyla sorumlu tutuluyor. TCK 220/5 maddesi, yöneticilerin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen tüm suçlardan sorumlu olacağını söyler; ancak Yargıtay içtihatları bu hükmün sınırlarını çizmiştir. Yargıtay der ki: "Örgüt yöneticisinin işlenen suç üzerinde hakimiyet, kontrol, sevk etme veya yönlendirme gücü yoksa bu hüküm uygulanmaz." Emsal kararlarda da belirtildiği üzere; suçlara asli fail, azmettiren veya yardım eden sıfatıyla katıldıklarına dair kanıt yoksa, sadece yönetici olmaları nedeniyle sorumlu tutulamazlar. Örgüt yöneticilerinin yalnızca emir ve talimat yetkileri bulunan alanlarda işlenen suçlardan ceza sorumluluğu söz konusudur. İddia makamı ise bu kriterlere dair tek kelime etmemiş, 220/5'i otomatik uygulanan bir hüküm gibi görmüştür. 3, 4 ve 9 numaralı eylemlerde müvekkilin herhangi bir personeli yer almamaktadır; dolayısıyla bu eylemler üzerinde bir sevk ve idare yeteneği yoktur. Bu nedenle, örgüt varlığı kabul edilse bile bu 3 eylem bakımından sorumluluk koşulları oluşmamıştır.
Örgüt savunmamız bu kadardır".
Tansiyon yükseldi, jandarma tutanak tuttu
HALK TV'den Gamze Altunay'ın aktardığına göre Adem Soytekin, duruşmada şöyle konuştu:
“Küfür var. O küfrün ailem tarafından duyulması, benim ailemle o kişinin ailesi arasında husumet yaratır. O yüzden sansürlü anlatmak istiyorum. Kapki bana, ‘Bu sürecin filmini çekeceğiz, sen de rolünü oynar mısın?’ dedi. Ben de ‘Hayır’ dedim, konu kapandı. Akşam cezaevine giderken tek arabaya bindik. Kapki, yanındakilere ‘Döndüm, Adem’e film çekeceğiz dedim’ dedi. Buğra Gökçe ise ‘Ya boş ver, o bilmem ne çocuğunun rolünü oynatacak başka bir bilmem ne çocuğu buluruz’ dedi. Ben arka tarafta, Murat Ongun’un eşinin de ne söylediğini biliyorum”.
İmamoğlu, Altunay'ın aktardığına göre Soytekin'in sözlerine “Çok ayıp, biz zan altında kalıyoruz. Ona kim saygısızlık yapmış? Her gün selamlaştım adamla, kim saygısızlık yapmış?” diye yanıt verdi.
Bu olayın ardından duruşma salonundaki jandarma tutanak tuttu.
İmamoğlu alkışlarla duruşma salonuna geldi
Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu salona alkışlar ve sloganlar eşliğinde geldi.
Ek savunma talebi kabul edildi
Adem Soytekin kürsüye gelmeden önce avukatı Ahmet Burak Bilgin, Soytekin için ek savunma hakkı talep etti.
Mahkeme başkanı Soytekin'e ek savunma hakkı verildiğini duyurdu.
29. celse, Bilgin'in savunmasıyla başladı.