Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası 99. gününde.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB davasının 98. gününde Mart 2025'ten bu yana cezaevinde bulunan İmamoğlu dün (14 Ekim) ilk kez savunma yaptı.
12 Ekim itibarıyla 325 tutuksuz sanıktan 312’sinin savunması tamamlandı.
İmamoğlu'nun dün yaptığı savunmadan öne çıkan başlıklar ise şu şekilde:
- "Biz bu duruşmalarda, cezaevinde çok zorlandık. Zorlanıyoruz ailece. Ama en büyük zorluğumuzun, baş başa kaldığımızdaki en büyük sıkıntımızın, en büyük dertleştiğimiz konunun, buradaki o zalimliğe muhatap olan insanlar ve onların aileleri olduğunun da altını çizmek isterim. Allah hepimize güzel yürek versin. Bu memleketin insanlarına vicdan nasip etsin. Bu memleketin insanlarına vicdanlı yöneticiler nasip etsin. Bu memleketin insanlarına erdemli, ahlaklı, adaleti önünden ayırmayan, en güçlü anında bile adalete karşı boyun eğen yöneticiler nasip etsin".
- "Bu büyük mücadele 19 Mart'ta başlamıştı ve bugünlere kadar sürdü. Daha da sürecek. Mücadele öyle kolay bir şey değil. Mücadele deyince ve bu sonsuz mücadele içinde birbirine inancı olan insanların, birbirine bağlılıkla, ama önce vatanı ve milleti için mücadele etmenin bilinciyle hareket ettiği noktada nasıl büyük bir güç doğduğunu da bilen bir insanım. Ama bunu en az benim kadar iyi bilip, tarihi bir mücadeleye liderlik ettiği ve her daim Türkiye için çok büyük bir gayretin, azmin, cesaretin, kararlılığın simgesi olduğu için kıymetli dostum, kardeşim, Genel Başkanım Sayın Özgür Özel'e çok teşekkür ediyorum".
- "Türkiye Cumhuriyeti, bir operasyon cumhuriyetine döndü. Ve hiçbir şey yokmuş gibi bunu izleyenler var".
- "Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalını, en çok, en yakınına beş kat fark atıyor, altı kat fark atıyor. En çok takip edilen haber kanalını yok etme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak. Ya biraz aklınız fikriniz yok mu? Hani bu ülkeye sermaye istiyoruz ya, bu ülkeye itibar istiyoruz ya, bu ülkeye para gelsin, yatırım gelsin istiyoruz ya, hiç mi akıl fikir yok sizde ya? Ekrem'in duruşmasının gününe bunu koyuyorsunuz. Millet daha çok takip edecek benim duruşmamı. Dünya daha çok okuyacak benim duruşmamı".
- "Benim sözümü yasaklayamaz kimse. Bu salonda beni hiç konuşturmasalar da yazdıklarımı yasaklasalar da ben sözümü milletime ulaştırırım. Gerçekleri dile getirmeme hiçbir güç engel olamaz, olamayacak. Hiçbir zorbalık beni yolumdan alıkoyamadı, koyamayacak".
İmamoğlu, 2019 yılını da hatırlatarak “Sandıkta yenilemeyen irade masa başında ortadan kaldırılmak istendi. Bugün yaşadığımız düzenin ilk provası oydu. Millet de piyasalar da bunu çok algılayamadığı için Türk Lirası değer kaybetti, ülkenin risk primi yükseldi, Hazine'nin borçlanma maliyeti arttı, Hazine'ye ilave faiz yükü bindi yüz milyonlarca dolar; borsada ilk işlem gününde de 1,7 milyar dolar buharlaştı. 2 milyar 160 milyon dolar bir kararın bedeliydi. Kimden çıktı? Milletten” değerlendirmesini yaptı.
İmamoğlu’nun savunmasının dört gün sürmesi öngörülüyor. Üçüncü celsenin de yaklaşık iki haftalık aranın ardından başlaması bekleniyor.
"Hakkımı aramak konusunda geri durmayacağımı herkes duysun istiyorum"
İmamoğlu, savunmasının ikinci gününde sözlerine şöyle devam ediyor:
"Adem Soytekin kim? Adem, benim 2007-2008'den itibaren tanıdığım, başarılı bir inşaatçıdır. Benim taşeronluğumu da firmamın taşeronluğunu da yapmıştır.
Tabii bu arkadaşımızın İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde de yaptığı işler vardır ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yılda yapmış olduğu 114 bin ihalesine baktığınız zaman ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 6 yılda 60 milyar dolarlık yaklaşık bütçesine baktığınız zaman aldığı işlerin yani oranını kaç binde bire düşer, onu hemen hesaplayamadım ama bir iş adamıdır, kamuya iş yapmıştır.
Açık ve net söyleyeyim. Ki gerçekten Adem'in işte kendi ifadesinde burada cumhurbaşkanlığı için Beylikdüzü'nde temelleri atılan örgüt lafına ne cevap verdiğini, nasıl bunun bir şablon olduğunu, benim böyle bir şeyden haberim yok, gerçeğe de aykırı olduğunu kendi diliyle duydunuz. Yine Adem'in ben bunu şablon olarak gördüm dediğini de siz duydunuz. Yine örgüt var mı diye hayır bilmiyorum, iddia olduğunu biliyorum diye ifade ettiğini de biliyorsunuz.
Kaldı ki her itirafçının olduğu gibi Ertan'da da duyduklarımız var. Ertan, benim yan hücremde kalıyordu. Yani iki ay boyunca nasıl sesler çıkardığını ben kulaklarımla duydum. Çok zor durumdaydı. Ben bu zor durumunu savcılığın kullandığını iddia etmiyorum, biliyorum. Bu kadar net konuşuyorum. Ama bu duruma düşmeseydi keşke. Bu insanlara bugün burada yapılanların işte o belediyelerde insanları transfer etmek için yapılan tehdit mekanizmasıyla eşdeğer gören birisiyim bu arada onu da söyleyeyim. Elbette günü gelecek, yargıda bu insanlar gerekiyorsa hesap verecek onu da ifade edeyim. Hakkımı aramak konusunda geri durmayacağımı herkes de duysun istiyorum".
"Ertan Yıldız ne yazık ki benim için bir hayal kırıklığıdır"
"Ertan Bey'in burada söylediği gibi efendim 2023'ün yarısından itibaren ben yoktum, ayrıldım, aramız bozuldu tümüyle masaldır" şeklinde konuşan İmamoğlu, savunmasında sanık Ertan Yıldız hakkında şu ifadeleri kaydediyor:
"Ertan Yıldız, değişik bir karakterle karşımıza çıkmıştır. Bu iddianame sonrası, daha doğrusu bu 19 Mayıs darbesi sonrası. Evet Ertan Yıldız'la bizim 2014-19 döneminde sadece bir Beylikdüzü'nde tanışan iki insan olarak birlikte olduk. Çok az görüşmelerimiz olmuştur, bir iş adamı idi. Daha sonra kendisi iş hayatıyla ilgili bir yön değiştirdiğini, ortaklıktan ayrıldığını bana ifade etmişti. 2019 seçim çalışmalarına da katkı sunma konusunda talebini bana ilettiğinde, ben de memnun olacağımı ve kendisini davet ettim.
Bizim çalışma ortamımızda, kuluçkamızda, yani İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığından sonra, sonra yani 2018 Aralık itibariyle çalışma ortamlarımıza dahil ettiğimiz birtakım proje çalışmalarına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, başta iştirakleri olmak üzere, iş dünyasından geldiği için yönetim şemasına katkı sunması ve kazandığımız an hazır olmamızla ilgili özel bir sorumluluk verdiğimiz ekibin içerisinde olmasına karar verdim, kendisini davet ettim. Ve daha sonra seçimi kazandığımız an itibariyle de iştiraklerden sorumlu belediye başkan danışmanı olmasını kendilerine teklif ettim, kabul etti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin iştirakleri, bizden önce her biri kopuk bir uydu gibiydi. Hatta bu uyduların yörüngesi yoktu. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 32 iştirakinin tamamının hesap verilebilirliğini, kurumun bir parçası olduğunu ve toplumun buradan hak talep ettiğini ve şeffaflığını öne koyarak bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini söyledim.
Diğer çalışma arkadaşlarım, dönemin genel sekreteri, yine iştiraklerden sorumlu danışmanım Ertan Yıldız'ın yanı sıra diğer arkadaşlarımızın da katkısıyla bir organizasyon şeması çalışıldı, bir ortam oluşturuldu. O ortamın kendi içinde hukuk birimi vardı, satın alma birimi vardı, denetim birimi vardı, başka birimleriyle beraber güçlü bir yapı kurarak 32 iştiraki birden denetleyen, takip eden ve kararların alınması noktasında yetkili bir forma Ertan Bey'i görevlendirdik. Ertan Bey'in görevi budur.
İYA AŞ diye bir yönetim şirketini daha sonra devreye soktuk. Çünkü bu bahsettiğimiz mekanizma, değerli toplu süreci toparlayan bir mekanizma değildi ve açıkçası İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kanunla beraber daha düzenli bir mekanizmaya, yani tırnak içinde bir holding gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir bütün bakabileceği bir mekanizmaya kavuşması konusunda da çalışmalarımız vardı.
Ben bunu o dönem, Bakanlık yetkilileriyle arkadaşlarımı görüştürdüm, nasıl bir kanun tasarısı hazırlanabilir diye bunu tartıştık. Hatta o dönem farklı bakanların dönemlerinde birkaç kez bu konu meclis gündemine getirilmesi de gündeme gelmişti. Ama bunlar uzadıkça biz kendi içimizde pratikte İstanbul Yönetim AŞ diye İstanbul iştiraklerinin denetim, hukuki takip ve buna benzer bir takım sorumlulukları içine alan bir kurumu var etmek ve bu kurum üzerinden bir profesyonel hizmetle, o kurumları bir çatı altında tutabilmenin yöntemini geliştirdik. Bu İYA AŞ'nin yönetim kurulu başkanı da Ertan Bey oldu.
Dolayısıyla Ertan Bey'in burada söylediği gibi efendim 2023'ün yarısından itibaren ben yoktum, ayrıldım, aramız bozuldu tümüyle masaldır. Kendisi burada gözaltına alınana kadar İYA AŞ'nin yönetim kurulu başkanıdır, sorumludur ve yetkilidir. Dolayısıyla bir örgüt yöneticisi değildir, zaten kendisi de bu manada cevap verdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden sorumlu şirketin yönetim kurulu başkanıdır, sorumlusudur. Daha öncesinde de başkan danışmanı kimliğiyle iştiraklerden sorumludur ve yetkili şekilde görevlendirilmiştir.
Dolayısıyla Ertan Yıldız'ın, özellikle itirafçı olduktan sonraki yalanları, iftiraları ki iddianame ona belkemiği diyor, şemada hemen benim altıma yazıyor. Burada ne dedi? "Ben örgüt yöneticisi değilim" dedi. Açıkçası "Eşitler halindeydik" diye de bir laf etti. Tabii ki eşit değildik, benim başka bir konumum var ama eşitliği şöyle görüyorsa; evet, ben her yöneticime çok değer veririm, bilgisine hürmet ederim. Eşitler arasındaki bir diyalog gibi onlarla ortak akılda süreç yönetmeyi önüme koyarım. Ama kendisi ne yazık ki tespit ettiğimiz kadarıyla aynı dönemde farklı ticari kavramlara bulaşmış, farklı ticari ilişkileri geliştirmiş ve bu noktada da başta İSPARK olmak üzere iş yapan, benim de çok önceden tanıdığım insanlarla, özellikle iddianamenin 63. sayfasında yazan şirket isimleriyle ilgili birtakım organik ilişkilere girmişler, aynı ofisleri kullanmışlar. Ama ne yazık ki ne hikmetse benim de tanıdığım, hatta geçmişte arsa ortaklığı da yaptığım bir iş adamıyla yaptıkları bu ticari ilişkilerin hiçbiri iddianameye yansıtılmamıştır. O arkadaş Sayın Başsavcının çok yakın arkadaşı ve hemşehrisi olduğunu iddia eden kişidir. Ertan Yıldız da onunla aynı ofiste olan kişidir. Yani örgüt yöneticisi falan değildir ama sıkıntılı halleri vardır. Sıkıntı hallerini de burada gördük. Ne yazık ki benim için bir hayal kırıklığıdır".
"Murat Ongun ile gerçekten çok nitelikli, kaliteli bir çalışma dönemi geçirdiğimi düşünüyorum ve kendisinden razıyım"
İmamoğlu, savunmasına "yol arkadaşım" olarak nitelendirdiği Murat Ongun hakkındaki görüşlerini paylaşarak devam ediyor:
"Murat Ongun, benim yol arkadaşım. Daha önce Türkiye'nin çok köklü medya kuruluşlarında mesleki hayatını sürdürmüş ve yöneticilik yapmış, çok önemli kurumlarında yöneticilik yapmış, televizyonlarında. 2014 yılından hemen sonra da ben açıkçası kendisini hiç tanımıyordum, bir arayışımı ifade etmiştim. Arkadaşlarımın yapmış olduğu tavsiyelerden bir tanesi de Murat Ongun'du ve kendisiyle tanıştık. Kendisiyle bir 10 günlük görüşmemiz oldu. Akabinde bir süre nasıl çalışmak istediğimi, yani hem bir basın danışmanı hem bir özel kalem statüsünden daha farklı bir pozisyonda nasıl bir ihtiyacım olduğunu beraber deneyelim, sonra birlikte karar verelim diye kendisine teklif getirdiğimi dün gibi hatırlıyorum. Ve 2014 seçimlerinden sonra bu görüşmemizle, bu tanışmamızla, yanlış hatırlamıyorsam bir ay kadar birlikte çalıştık; süreci birlikte tarifledik, ihtiyacımızı birlikte tarifledik ve o günden bugüne kendisi benim 2019 sonrası da İBB'de Basın ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Danışmanım oldu. Aynı zamanda da Medya AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanı oldu.
Yani burada, bu salonda yargılanan gazetecilerle Murat Ongun'un geçmişten tanışıyor olması kadar doğal bir şey yok. Ben, 6 yıl yaklaşık olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde, 5 yıl da Beylikdüzü Belediye Başkanlığım döneminde kendisiyle gerçekten çok nitelikli, kaliteli bir çalışma dönemi geçirdiğimi düşünüyorum ve kendisinden razıyım. Gerçekten dürüstçe, mesleğine bağlı, çalıştığı insanla uyum içerisinde ama bir o kadar da eleştirel tarafı yüksek, yanlışı masaya koyan, doğruyu bulmak için benimle müzakere eden, karşı çıkan, kendi fikrini ortaya koyan ve tartışmalarla bir süreç yönettiğimiz bir arkadaşımız. Yani benim çalışma arkadaşım.
Burada birtakım dedikodularla birtakım saldırılara maruz kalarak üretilmiş, yaratılmış o uydurma iddianamenin içerisinde ona isnat edilen süreçlerin belki %90’ını, %95’ini burada ben kendisiyle dinledim. Kendisiyle beraber tanık olduğum birçok şeyi dinledim ve gerçekten hani bir insana yapılan böyle bir sıkıntılı bir zulmü, ailesi dahil olmak üzere, yaşadığımı burada ifade etmek isterim. Böyle bir çalışma dönemini geçirdiğimiz bir insanı, iddia makamı nasıl bir örgüte ve bir örgüt yöneticiliğine bağladığını gerçekten şaşkınlıkla izlemekteyim. Kaldı ki birçok insanın, ben tabii listeyi elime alıp tek tek analiz etmedim ama, hatırladığım birçok insanın Murat’a bağlanarak, Murat’ın sanki bir çalışanıymış gibi onun uhdesinde bir örgüt liderliğinde bir ferdi gibi tariflenmesi de içler acısı bir durumdur.
Fatih Keleş İstanbul görevimden önce Beylikdüzü görevimden de önce ta 2000’lerin başına kadar giden siyasette hiç alakalı olmadığımız dönemde tanıdığım, ailesini bildiğim, iyi bir sanayici, iyi bir iş insanı, çok güvenilir gerçekten itibarlı bir insan olarak benim de ısrarımla o dönemde mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılmasını istediğim bir kardeşimdir, bir arkadaşımdır. Ve Beylikdüzü’nde parti yöneticiliğim döneminde parti yönetiminde bulunmuş iş adamlığının yanı sıra partisine hizmet etmiş emek vermiş bir insan olmuştur. Akabinde meclis üyeliği yapmıştır Beylikdüzü Belediyesi’nde. Ve 2019’dan sonra da hem İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyeliği hem de Beylikdüzü Belediye Meclis Üyeliğini yerine getirmiştir.
Kendisi madencilik ve mermer sektöründe iş yapan bir şirketi vardır. İstanbul Sanayi Odası İstanbul Ticaret Odası üyesidir. İTO’da hakem heyetinde görev yapmış bir iş adamıdır. Yani Ekrem İmamoğlu’yla Beylikdüzü ya da Büyükşehir Belediyesi görevinden önce yaşamı iş dünyası içerisinde geçmiştir dostumdur. 2014-19 döneminde Beylikdüzü’nde de birlikte birtakım sportif faaliyetlere özenli bir katkı sunduğunu yaşamış birisiyim. İstanbul’a, Beylikdüzü’ne kazandırdığı basketbol ihtisas spor kulübü ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesine geçince İBB Spor Kulübünde başkanlık yapmış ve gerçekten hani sporla ben belki de ortaokul lise çağından beri ilgilenen birisi olarak ve daha sonra Trabzonspor’da bir basketbol şubesini kuran birisi olarak, futbol takımının yöneticiliğini yapmış birisi olarak, spor yöneticiliğinin centilmenliğini hakkını vererek onun o güzel ruhuna özenli katkı sunmayı bir spor yöneticiliği olarak gören birisi olarak, yani bugünün Türkiye’sinde sporun o kirli tarafını her zaman yanından uzak tutmuş birisi olarak o kirlenmişliği ve o kirliliği de çok iyi tespit etmiş o tür insanlara tepkisini koymuş birisi olarak, kendisine İstanbul Büyükşehir Belediyesinin spor kulübünün başkanı olur musun teklifini getirdim ve kulübe başkanlık yaptı.
10-15 milyon dolarlık bütçesi olan bir kulübün yıllık bütçesi olan bir kulübü yani milyonlarca doları yabancı sporcuları alarak basketbol takımı kuran, yani İstanbul’un İstanbul’unun parasıyla yabancı basketbolculara para vermek yerine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçesinin yıllık bütçesini 3-4 milyon dolarlara kadar düşürüp, bu kulübü tümüyle amatör branşlara hizmet eden çocuklara gençlere hizmet eden lisanslı spor sporcu sayısını büyüten tarafında olmuştur başarılı ve çok başarılı olmuştur. Tokyo’da Paris’te 11 olimpiyat ve paralimpik madalyasını bu ülkeye kazandıran bir kulübün başkanlığını yapmıştır. Yine 2027 Avrupa Oyunları’nın İstanbul’a kazandırılmasına katkı sunmuştur. 2036 Olimpiyat adaylığı için çalışmalarımıza katkı sunan çemberin içerisinde güçlü katkıları olmuştur. Bu masaya sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben değil, Türk sporunun içerisinde olan bakanından birçok yöneticisine kadar insanlar da şahitlik etmiştir. Bu yönüyle kadim dostumun, kardeşimin, 25 yıldır tanıdığım bir insanın bu kadar başarılı işler yapmışken, burada son gelen iddianameyle dahi, yani Fatih'i oraya da ekleyelim, oradan da bir suç üstüne atalım deyip, gerçekten zalimliğin, işkencenin en üst seviyesine kadar muhatap edilmesini utançla izliyorum ve gerçekten bu süreci önümüze koyan iddia makamını da en ciddi şekilde kınadım. Kınamaya da devam edeceğim".
"Tek bir kuruş kamu zararı tespit edilemedi"
Savunmasında "Gururla ifade ediyorum, buradaki arkadaşlarım ve burada olmayan arkadaşlarım vasıtasıyla, tek bir kuruş kamu zararı tespit edilemedi" ifadelerini kullanan İmamoğlu, sözlerine şöyle devam ediyor:
"Hafızalarınızda vardır, mesela pandemide dayanışma kampanyası başlattık o dönemde. Dayanışma kampanyası başlattık diye soruşturma açıldı, bugünün parasıyla tam 60 milyon lirasına, yani o gün toplayıp vatandaşa dağıtacağımız paraya, İçişleri Bakanlığı el koydu. Allah'tan o el koymadan önce bir miktarı çok acil bir şekilde insanlarımıza dağıtmıştık ama 60 milyon lirasına el koydular. Yani buradan bir soruşturma açtık.
İstanbul fethinin 567. yılında Fatih Sultan Mehmet türbesinde protokolü beklerken orada fotoğrafı var, ikinci iki numaralı da, ben o fotograf da aslında Fatih Sultan Mehmet türbesi değil karşımda ki. Aslında ben oradan vakit varken rahmetli Kadir Topbaş'ın mezarına gidip bir Fatiha okudum. O yürüyüşüm esnasında arkadan çekilen bir videoyla ellerimi arkadan bağladım diye İçişleri Bakanlığı bana soruşturma açtı. Yani bu dünyanın herhalde en trajikomik hikayesidir.
Yine hemen yan tarafında afiş astığımız için soruşturma geçirdik. Neymiş efendim? “Kanal İstanbul'a kimin ihtiyacı var” afişleri astık. Ya "Ya Kanal Ya İstanbul" sloganıyla Kanal İstanbul'a karşı duruşumuzu, ki bu bir karşı duruş sadece kurumsal bir karşı duruş değil, teknik bir karşı duruş, yaptığımız çalışmadan, çalıştaydan, büyük bir çalıştay yaptık, devletin ne yazık ki Ankara'daki kurumsalının, hiçbir yetkilisi ısrarlı davetlerimize rağmen katılmadı. Oradan çıkan rapor sonucu karşı çıktık. Bununla ilgili vatandaşımızı bilgilendirdik. O afişlerden soruşturma yapıldı.
Yine ünlü İtalyan ressam Bellini'nin atölyesine ait Fatih Sultan Mehmet tablosunu aldık diye, yurt dışından o tabloyu şu anda İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin muhteşem bir kültür sanat merkezi var, artık Haliç Tersanesi’nin içerisinde, orada sergileniyor. Bu tabloyu Türkiye'ye kazandırdık diye bunun üzerinden bir soruşturma açıldı.
30 yılı aşkın süredir her belediye başkanının hayır işleri için kullandığı İstanbul Vakfı’nın İSBAK’la yardım toplamak için yapmış olduğu kiosklar üzerinden soruşturma yaşadık. Kreşlerimiz üzerinden soruşturma yaşadık. Ama biz bunlardan yine geri durmadık, onlar sordu, ben cevapladım.
En acısı şu, bunu da söylemek isterim. Gerçekten hatırlarsınız yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde, bize gerçekten bir saldırıyla İBB, İSKİ ve İETT iştiraklerine 557 teröristin işe aldığımı çıktı bir İçişleri Bakanı, böyle masaya vurarak mecliste konuşma yaptı.
Hakkımızda 27 Aralık 2021'de özel bir teftiş başlatıldı. Kim geldi o teftişe? Ki birçok, birçok aşamada şu an benim burada yargılandığım makam aracı meselesinde de, Beylikdüzü'ndeki ihaleler meselesinde de sürecin başlangıcına imza atan kasıtlı bir müfettişlik hizmeti yerine getiren AK Parti'nin milletvekili adayı olmuş Arif Yıldırım'ın, yanında 4 mülkiye müfettişiyle, bir ticaret müfettişi, bir Hazine Maliye müfettişi, MASAK ve 50'den fazla uzmanla teftiş yapıldı ve üzerimize gelindi, süreçler işletildi ama bizim kurumumuzda bir tane terörist bulunmadı, bir tane insan… Hâlbuki 557 terörist diyerek bizim kurumumuzdaki 90 bini aşan insan zan altında bırakıldı. Tüm personel incelendi, ihaleler incelendi, iş yeri açma ve çalışma ruhsatları incelendi, resmen bir saldırıya uğradık.
Bu kadar soruşturma, bu kadar denetim, bu kadar kurumun içine kasıtlı bir şekilde yollanan birtakım görevliler olmasına rağmen, gururla ifade ediyorum, buradaki arkadaşlarım ve burada olmayan arkadaşlarım vasıtasıyla, tek bir kuruş kamu zararı tespit e-di-le-me-di. Nokta.
Kamuya zarar vermemiş bir yönetimden suç örgütü çıkar mı? Çıkmaz. Kamunun kasasından beytülmale hiç dokunulmuş mu? Dokunulmamış. Kamunun kasasından kimsenin cebine tek kuruş girmiş mi? Girmemiş. Burada yargılanan nedir? Allah aşkına soruyorum".
Duruşma devam ediyor
Duruşma verilen öğle arasından sonra devam ediyor.
İmamoğlu savunmasının ikinci gününde sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Kıymetli milletimiz bilsin ki, hesap vermek bir kamu görevlisinin en asli görevidir. Dolayısıyla hesap vermekten geri durmak, aklımızın ucundan dahi geçmez. Bilakis görev yaptığım her dönem, Beylikdüzü ve Büyükşehir Belediyesi’nde her yıl normal kamuya yönelik kanunda belir olan meclisteki hesap vermek ve denetime tabi olma hususunun dışında, kendim bizzat bir yılın özetini çıkartarak, kamuoyuna, sadece kurallarıyla çizilmiş hatlarıyla değil, toplumu ilgilendiren farklı noktalarıyla çok geniş katmanlı anlatarak neyi yaptık, neyi yapamadık, neyi erteledik tarzında detayları da içine alan bir yıllık faaliyetlerimizi ve hesabını vermek anlamında birtakım toplantıları gelenek haline getirmiştim.
Büyükşehir Belediyesi meclisinin her saniyesi, her saniyesi kamuya açık bir şekilde toplumla buluşabiliyor, 2019 Nisan’ından itibaren. Ve 2019 Nisan’ından itibaren derken de dünyaya örnektir, ilk kez meclisi açtığımız anda sadece bir meclisin naklen yayınının milyonlarca izlenmiş olması da takdire şayandır. Aslında burada şu tespiti yapmak lazım: Milletimiz de demek ki izlemek istiyor, görmek istiyor, şeffaflığı talep ediyor.
Bu yönüyle Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları, faaliyetlerinin her anını bazen şantiye gezerken, bazen pazarı dolaşırken, mahallelerdeyken yüzlerce, binlerce diyebileceğimiz naklen yayın görüntülerinin sosyal medyalardan nasıl yayınlandığı, çekilmeden her anımızı milletle paylaştığımızı görebilirsiniz. Yani bugün aslında Türkiye'ye, mevcut iktidarın hükümetin kapalı kapılar aralığında bir sistemle süreci yönetmelerinin tam tersine, millete ait bir kurumun en şeffaf haliyle gösterilmesinin en güzel örneklerini verdik ve Türkiye'ye örnek bir süreci başlattık. Bu yönüyle bu topluluk çok şey ifade ediyor".
"Hedef bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirilebileceği fikridir"
"Hedef ben değilim, hedef bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirilebileceği fikridir" diyen İmamoğlu, duruşmaya ara verilmeden önce savunmasını şöyle tamamladı:
"Ekrem İmamoğlu'na karşı ne kadar fon biriktirirsen biriktir kazanamayacaksın, kazanamadın. 3 tane Beylikdüzü'nde kaybettin, 3 tane de İstanbul'da kaybettin. Bundan sonra da kaybetmeye mahkûmsun. Çünkü siyaset yapmayı unuttun. Milletten uzaklaştın. Parayla her şeyi yaparım zannediyorsun. Korkutarak makamları alırım, belediye başkanlarını partime geçirtirim ya da boyun eğdirtirim ya da el öptürürüm, el öptürürüm zannediyorsun ama o siyaset bu millete sökmez, sökmeyecek. Bu millet sandıkta karar verecek. Bu sökmedi işte.
Hedef ben değilim, hedef bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirilebileceği fikridir. Onun için bu iddianame yazılmıştır.
Sonradan yöntem değiştirmişlerdir. Karşılarında beklediklerinden daha büyük bir güç ortaya çıkmıştır, toplumsal dinamizm, toplumsal güç ortaya çıkmıştır. Baktılar kapatmaya doğru gidemiyoruz, daha farklı bir yöntem, iş birlikçisini bulunca devreye koymuşlardır. Olan budur yani. Ve butlan süreci başlamıştır".
"Kamunun malını kimseye peşkeş çekmeden almanın akıyla 6 yıl bu millete hizmet ettim"
Altı yıl millete hizmet ettiği için gurur duyduğunu dile getiren İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
“Uygulamanın çalıştığı sunucu üzerinde, 11 milyon 360 bin 412 vatandaşa ait olduğu tespit edilen kişisel verilerin bulunduğu ve bu kişisel verilerin 8 Kasım 2023 tarihinde özel bir firmaya mail olarak gönderildiği tespit edilmiştir”.
Bu salonda ne çıktı? Önce şu: İstanbul Senin hala çalışıyor, bugün hala çalışıyor. Öyle bir şey yok. Teknoloji sağlayıcı İsmet Koyun söyledi. Şu anda İstanbul Senin projesi veya hâlen 3 milyona kadar insan kullanıyor. Kapatılmadı, kapat kapatmadı, kapatılmadı. Devlet bile kapatmamış yani. Çünkü yok öyle bir şey, yalan.
İBB Hanem talimatını aldığı yazılan Resul Emrah Şahan, 'İBB Hanem'i ben ilk defa burada duydum' dedi. Esra, 'İBB Hanem vasıtasıyla hiçbir zaman veri toplanmadı' dedi. İtirafçı diye burada içinde omurga kalmamış olan eski daire başkanı kalktı ne dedi? 'Bu veri 3.7 milyon kişinin verisi dışarıya çıkarılmış mıdır anlamında ispatlamaya yeterli değil' dedi. Kendi rolü soruldu, 'USOM raporuna girin ve Erol Özgüner yazın, sıfır sonuçla karşılaşacaksınız' dedi. Ortada bağımsız bir bilirkişi raporu bile yok. Yani böyle saçma sapan, içine her şeyi boca etmişler; 'Buradan bir şey uyduralım, bir şey bulalım' demişler. Sonra devam etmişler.
Bu iddianamenin en ağır, çirkin cümlesi iddianamede yazıyor. 'Seçim sonucunu ajanlar belirlemiştir' diyor. İşin analiz kısmını şüpheli Hüseyin'in ortağı olan Aaron Barr isimli şahsın gerçekleştirdiği, bu şahsın da Amerika istihbarat servisinin dijital projeler koordinatörü olduğu, dolayısıyla İBB'ye ait mail içerikleri ve dataların istihbarat servisleri tarafından ele geçirildiği... Ya bu ülkenin seçilmiş belediye başkanına, cumhurbaşkanı adayına utanmadan, utanmadan sefil bir biçimde 'casus' diye yazan savcılar var ya!
Fotoğraf insanı casus yapsaydı bu ülkenin yönetiminde casus olmayan kalmazdı. Şöyle bir FETÖ dönemine ve öncesine bakalım. Tekrar söylüyorum: Bu ülkede bir insanın fotoğrafla casus olduğunu eğer ispatlıyorsanız, şu anda bu ülkeyi yönetenlerden casus olmayan kalmazdı! Benim fotoğrafım yok. Yüzde 70'i bir de ayağına giderek fotoğraf çektirmiş kişilerin ya.
"Duruşmanın özeti eşittir, Hüseyin Gün"
Devletin görev verdiği bir insan, kendisi diğer duruşmada belgesini koydu ortaya. Devlet adına toplantılar düzenlemiş. Bugünün istihbarat başkanıyla toplantılarda bir arada olmuş. Bana 5 dakika, vefat eden manevi annem diye tarif ettiği hanımefendiyle geldi diye ve 5 dakikada bir fotoğraf çekildi diye bir tane duruşmamız var, casusluk davası ve ben oradan da tutukluyum. Bir de benim buradaki davanın da örgütün yöneticisi! Duruşmanın özeti Hüseyin Gün'dür. Bakın duruşmanın özeti; eşittir, Hüseyin Gün.
İddianamede diyor ki; Şişli, Üsküdar, Beylikdüzü, Esenyurt, Eyüpsultan, Bakırköy, Sancaktepe, Kadıköy, Çekmeköy gibi ilçelerde örgüt lideri, kendisine bağlı kişileri aday göstermiş. Büyükçekmece, Küçükçekmece, Tuzla belediye başkanlarını ise kendisine tabi kılmış. Vay anasını ya! Vay anasını ya!
Aday göstermek, bir siyasi partide aday göstermek… Varsay ki böyle, böyle bir şey yok da bunun neresi suç?
İddianameye göre, iştirak firmalarından ilçe adaylarına yardım etmelerini istemişim. Firmalarla adaylar eşleştirilmiştir. Bu eşleştirmede firmalar adaylara araç, personel, fotokopi, baskı işleri gibi gayri maddi destekler vermiştir diye bir bölüm konuyor ve detaylar anlatılıyor. Ama hangi araç, plakası ne, hangi personel adı ne belli değil. Hangi tarihte hangi adaya hangi faturayla iddianamede tek bir somut örnek yok, tek! Fotokopi diyorlar, fotokopinin sayısı bile yok.
Yani bir Cumhurbaşkanı, Sayın Cumhurbaşkanı belediye başkanı olduğu dönemde kendi kurucusu olduğu vakfa, nasıl bilabedel talimhanedeki otoparkı vermiş, belgesi burada, isterseniz sunarım. Ben öyle bir belediye başkanlığı yapmadım. Moda’daki tenis kortlarını, Moda’daki parkları nasıl vermiş, belgesi burada. Ben böyle bir yer vermedim, benim de üye olduğum dernekler var. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine üyeyim, Atatürkçü Düşünce Derneğine üyeyim. Başka dernekler de var, ama Ekrem İmamoğlu bir tek derneğe yakın olduğu, ilişkili olduğu bir tek vakfa, bilabedel, hukuksuz, kanunsuz veya kanuna uygun vermiş mi, bir baksınlar ya. Vermedi.
"6 yıl bu millete hizmet ettim, gurur duyuyorum"
Peki Ekrem İmamoğlu İstanbul'da nasıl büfeler dağıtıldığını hepimiz biliyoruz. Kimlere, akrabalara, dostlara, arkadaşlara, tüfesinden başka ticari alanlara. Yıktık ama Ekrem İmamoğlu bir tane vermedi 7 senedir, 6 senedir. Ve ben böyle belediye başkanlığı yaptım. Kamunun malını kimseye peşkeş çekmeden almanın akıyla 6 yıl bu millete hizmet ettim, gurur duyuyorum".
"Kılıçdaroğlu'nun bu madde ile ilgili tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum"
İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun tanık olarak çağrılmasını talep etti.
Savunmasını şu sözlerle sürdürdü:
"İddianameden bir kesit: 'Örgüt liderinin 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kongresi'nde, Kemal Kılıçdaroğlu'nun karşısında aday olarak Özgür Özel'i belirlediği, delegelerin Özgür Özel lehine oy kullanmaları sağlanmıştır'.
Ya Özgür Özel, Sayın Özgür Özel, bu partinin grup başkanvekili, yıllarca milletvekili. Benim partide geçirdiğim yılın neredeyse iki katı kadar partide üye olmuş bir insan. Ben onu belirleyeceğim, falan filan; bir de lehine oy kullanmalarını sağlayacağım. Ama benim Özgür Özel'i o dönemde desteklediğimi Türkiye'de herkes biliyor. Herkes biliyor yani, gizlisi saklısı yok ki. Destekliyorum. Sadece divan başkanı olduğum için, o gün tabii ki desteklemeyle ilgili tek bir cümle kurmadan o günkü kurultayı adil bir şekilde yönettik. Şuna bak ya! Bunların üzerinden kurulan bir iddianame.
Bir delegenin adı var mı? Kaç para verilmiş? Kime, nerede, hangi gün, hangi elden? Yok. Yüzlerce delegenin oy verdiği bir kurultay; iddianame hepsine "satın alınmış" diyor. Bir tanesinin ismi yok. Delil diye ne konmuş? Kurultay görüntüleri. Bir sonrakini açabilir miyiz? Suç delili diye bunları koymuşlar iddianameye, suç delili diye. Sayın Genel Başkanımızın aldığı oyu açıklayıp sonra orada konuşma yaptığı bu burada fotoğraf koymuşlar, bir de böyle yuvarlak içine alarak "O da oradaydı, o da oradaydı, o da oradaydı" demişler. Allah'ım ya Rabbim, akıl ver, fikir ver! Çok dua ediyorum ama bunlara dua da işlemiyor.
Bu delegeler, partinin üyeleri; kimi öğretmen, kimi esnaf, kimi emekli, kadını, erkeği. Onlara "Satın alındınız" demek o salondaki yüzlerce insanın iradesine, kişiliğine, haysiyetine hakarettir ya! Bir savcılık, önüne cumhuriyet yazan cumhuriyet savcısı bunu nasıl yapar?"
İddianame bir şey de kendisi itiraf ediyor. Kurultayla ilgili iddialar: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ayrı duruşu ayrı soruşturmada derdest. Aynı iddia iki savcılıkta iki dosyada. Bu iddianameyi CHP'ye geçirmekten söz ediyor. Bu ülkede CHP'ye geçirmeye çalışan biri varsa, o bana yazılan kurgunun içinde değil, bu salonun dışında. Onu herkes biliyor. Yargıyı kullanarak CHP'yi nasıl ele geçirmeye çalıştığını ve ele geçirdiğini herkes biliyor. Yaşadık bunu yani. Kendi yazdıklarını kendileri imha ediyorlar. Kurultayın iradesi bir butlan süreciyle yok sayılmak istendi. Burada bilinsin ki delegeyi satın alan yok. Delegenin iradesini mahkeme kararıyla silmeye çalışan bir iktidar zihniyeti var. Burada yargılanan, bir kurultaydır yani siyasettir.
Manşetlerdeki adıyla para kulelerin ifadesine de girmek istiyorum. Yani il binası. Üretecekler ya! İddianame bir itirafçının ağzından şöyle yazmış: Bu paraların CHP'nin belediyelerden bir şekilde toplandığını, toplanan paraların Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz tarafından bu binanın satın alınması için götürüldüğünü, herhangi bir bağış olmadığını biliyorum. Buradan almış yürümüşler. Bir sürü insan orada başka davalarda geliyor, orada da ifade veriyor. O dönemin il başkanı da ifade veriyor. Diyor ki biz paraları topladık, toplandı. İşte bu dosyada olan Veysel Erçevik diyor ki, binanın satın alındığını sonradan duydum diyor. Adem Soytekin'e, az önce söylediğim cümleyi kuran Adem Soytekin'e mahkeme başkanımız soruyor diyor ki işte bu konuyla ilgili ne diyorsun diyor. Cevabı tutanakta şöyle yazıyor. Onun üzerine hiç çalışmadım, hiç de okumadım. Çünkü ceza verilmediği için bakmadım ana diyor. Çalışmamış üzerine!
Yahu, bir siyasi parti binası aldı. Ne bütçe katkısı? Türkiye'nin gayrimenkul alım sektöründe olduğu gibi bir kısmı resmi ödenirdi, bir kısmı gayri resmi ödendi. Burada Mustafa Can Poyraz çıktı. Ben de diyorum ki Can Poyraz kim? Baktım meğerse bu konuyla ilgili gelmiş, sanık. O dönemde İl başkanımızın basın danışmanı. Dedi ki, bağış kampanyasını anlattı, insanlara bağış yaptırdı. Kişi başı 55.000 lira verenler olduğunu. İşte zaten verilen para toplasan işte 300 küsur kişi yapar dedi. Bunların toplandığını oraya götürüldü. Biz onun için ili temsilen oraya gittik deniyor. Hatta bununla ilgili tutanak alındı deniyor avukattan. Avukat belli vesaire. Ya buradan suç çıkarılmaya çalışılıyor.
Benim gözümün önünde, o dönemin genel başkanına, Kemal Kılıçdaroğlu'na bu olayın buranın nasıl alınacağı anlatıldı. İl başkanı anlattı. O da biliyor her şeyi. Her şeye laf yetiştiriyor. Bu konuda çıt yok. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu madde ile ilgili buraya tanık olarak çağrılmasını talep ediyorum. Ayıptır. Ayıptır ya. Sanki o il binası gökten zembille indi. Talep ediyorum. Tanık olarak dinletilmesini talep ediyorum. Ayıptır. İki kelime edecek edemiyor. Bu nasıl bir iş ya?"
"Bu iddianameyi yazanlar benim için şaibelidir"
Savunmasında "Bu dava siyasidir" diyen İmamoğlu şöyle devam etti:
"Siyasi operasyonu anlamanın kısa yolu: 31 Mart, Ramazan ayının ortası, 2024. İktidar sandıkta yenildi, İstanbul bir kez daha kazanıldı. Millet, iktidarın sandıkla değişebileceğini gördü.
18 Mart 2025, yine Ramazan ayı; diplomam iptal edildi.
19 Mart 2025, Ramazan'ın 19. günü; partimin cumhurbaşkanı adayını belirleyeceği günlerde, sahur vakti, gece yarısı kapıma gelindi ve gözaltına alındım. Bir yıl arayla iki Ramazan. Birinde millet sandıkta iradesini ortaya koydu, ötekinde o irade hedef alındı.
Şimdi soruyorum: Bu takvimin hangi durağında bir belge var? Hiçbirinde. Belge yok, sıfır. Bir seçim sonucu var, bir atama var, bir şafak baskını var, ardından makam, mevki, menfaat terfisi var.
Bu dosyada delil yok. Delil olmayınca bir şey üretilmesi gerekiyor. Üretilen şey itirafçı. Sistem böyle kuruldu; itirafçı. Bunu bir tarifi var, 4 adımlık bir tarif. Birinci adım; herkes tutuklanır. Genel müdür de tutuklanır, şoför de özel kalem çalışanı da çaycısı da kim varsa etrafında tutuklanır. Aylarca tutuklu kalındı.
İkinci adım; aileye uzanılır. Eş gözaltına alınır, oğul, kardeş, kayınbirader içeri atılır. Bir iş insanının ifadesi alınırken eşinin gözaltına alındığı haberi ona verilir. Bir arkadaşımızın çocuk yaşta denebilecek oğlu 1 yıl cezaevinde tutulur. Bir başkasına “1 milyon dolar verirsen eşinin tutuklanmasını sağlarım” denir. Yani özgürlüğe fiyat biçilir.
Özgürlüğe fiyat biçilme hikayeleri kaç tane dinledik 1,5 senedir? Somut delilleriyle ortaya konan kaç tane var?
Bu iddianameyi yazanlar benim için şaibelidir.
Üçüncü adım; önüne bir metin konur, o metnin adını öğrendik, şablon. Kaç tane gördük burada? Onlarcasını gördük.
Dördüncü adım; kapı açılır. “3 isim ver, 3 hafta sonra seni çıkarayım” teklifi anlatıldı.
Bu zulmün sessiz bir tarafı da var. 20 anne çocuklarından koparıldı, 20 anne, bilerek, zalimce. Eşi riskli doğum yaparken yanında olmak isteyen bir daire başkanımıza izni verilmedi. Suçu yok ki orada, tutuklu yargılanıyor, versen ne olur? Vermediler. Zalimlik sınır tanımıyor.
Benim ailem de payını aldı. Babam sanık yapıldı, oğlum sanık yapıldı, eşimin ağabeyi sanık yapıldı. Tek soru sorulmadı bunda, 1 yıl yattı.
İddianame, Kasım 2005'te gözaltından tam 8 ay sonra yazıldı. Mahkemeye sunulmadan önce gazetecilere dağıtıldı. Kabul edilmemiş bir iddianame şüpheyle bile paylaşılmaz. Bu iddianame, önce gazeteye gazetecilere verildi, yandaş gazetecilere. Bana ise 3 ay sonra 22 Ocak'ta DVD'lerle ulaştırıldı. Rakamlara bakalım, 4.000 sayfa iddianame, 80.000 sayfa ek, cezaevinde haftada 2 saat bilgisayar hakkı.
Yani ben haftada 2 saatte, sayılı haftalarda 84.000 sayfayı okuyacağım ve konuya hakim olacağım.
Duruşmalar 9 Mart'ta, yani tutuklanmamızdan bir yıl sonra başladı ve yaklaşık 7 ayı bitirdik, 8 aya gidiyoruz. Hala insanlar neyle suçlandıklarını öğrenemedi. İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: Bu metin bir hukukçunun değil, bir manşetçinin kalemidir.
Peki bu iddianame neye dayanıyor? Bunu ben söylemeyeceğim, iddianame kendisi söylüyor. Örgüt şemasının hemen üstündeki cümle şöyle: "Soruşturma kapsamında elde olunan başka etkin pişmanlık hükümlerinden başta, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere, tüm deliller bir arada nazara alındığında..." Başta belge değil bakın, başta belge değil. Başta banka kaydı değil. Başta dinleme değil. Başta itirafçı! Yani mış muş. Demiş, söylemiş. Bu binanın temeli bu kelime.
İddianame bir şeyi daha kendi ağzıyla itiraf ediyor: Bir eylemde benim için, "Doğrudan talep eden kişi olmasa da..." Bir başkasında, işte birçok olayda var, yapılmamış olduğunu kabul ediyor; "Her ne kadar bu eylemde yer olmasa da yer almasa da..." falan falan. Talep eden değil, anlaşan değil, eylemde yok ama cezanın başına o ismi yaz! Bu şekilde burada davranılan birkaç isim daha var.
Bu dosyada tek bir banka dekontu yok, para izi yok, talimat yazısı yok, ses kaydı yok, görüntü yok, "Gözümle gördüm," diyen tanık yok. Ama her arkadaşım ve ben... Bizim tarafımızda ise tapular var, faturalar var, noter belgeleri var. Açıklamasında ada, parsel, proje var. Banka havaleleri var, Hazinenin izinleri var, Sosyal Güvenlik Kurumunun borç yoktur yazısı var, İBB Meclisinin oy birliğiyle aldığı kararlar var, MAPEG Genel Müdürlüğünün yazdığı yazılar var, Enerji Bakanlığının aldığı kararlar var. Hepsi var! Öbür tarafta, mış muş. Belge bizde, dedikodu onlarda.
Bir de ceza dosyasının içerisindeki siyaset... Burası çok önemli. Yani bu iddianamenin tümüyle siyasi saiklerle başladığının aslında net bir tarifi. Tekraren söylüyorum: Bu dava siyasidir".
"Ben gökten hiçbir şeyi zembille almadım, emeğimle aldım"
40 haneli bir köyde doğduğunu belirten İmamoğlu, köyün bereketini yaşadığını dile getirerek şöyle konuştu:
"Ben 40 haneli köyde doğdum ya. 40 haneli köyde doğdum köyde. Emekçi bir annenin, çalışkan bir babanın evladı olarak. Tüccardık. Allah razı olsun. Bereketli işleri olmuştur babacığımın. Vergi rekormenidir 70'lere 80'lere dönün Trabzon'da. İlk üçtedir, beştedir. Ama aynı zamanda köyde yaşadık. İyi ki bana öyle bir aile nasip oldu. Şehirde apartmanımız vardı köyde yaşadık. Köyün bereketini yaşadım. Çıplak ayakla tarlada gezdim. Tütünü bilirim, fındığı bilirim. Bahçeyi bilirim. Anacığımın 9-10 tane ineğini bilirim. İyi ki Allah bana böyle bir ömür verdi.
Bu ülkenin, bu devletin yargıcı olacaksın. Bu devletin valisi olacaksın. Bu devletin milletin hakimi olacaksın, cumhurbaşkanı olacaksın, başbakanı olacaksın, belediye başkanı olacaksın. Bir partinin değil, bir kişinin değil. İşte olursan öyle oluyor.
Ama ben öyle değilim. Ben önümü iliklerim. Valisiysen… Niye biliyor musunuz benim karşımda Türkiye Cumhuriyeti devletinin valisi vardır ya, kaymakamı vardır. Öyle bakarım. Saygısızlık yaparsa cevabını veririm. Niye biliyor musunuz? Devlete, millete yaptığı için. Örnekleri de vardır.
Beni çağırırsanız gelirim. Kurallara uyarım. Hakka girmem, hakkımı yedirmem ama. Hak yemem, hakkımı da yedirmem. Yedirmem. 12 metrekare değil, 2 metrekareye soksanız hakkımı yedirmem. Herkesle öyledir hesaplaşma arzum var ki, Yaradan içimi biliyor, Allah içimi biliyor yani. O arenayı bu millet bana nasip edecek. Dua ediyorum Allah'ıma gece-gündüz. Edecek yani.
Benim dilimin kemiği yok. Her şeyi çok net bende. Ben çünkü gökten hiçbir şeyi zembille almadım yani. Emeğimle aldım, terleyen alnımla aldım. Sırtımdan akan terle aldım. Seçimler de öyle, paramı da öyle kazandım, malımı da öyle kazandım, her şeyi.
Ama amaç ifade almak değil ki, amaç görüntü. Şafak vakti yüzlerce polis, kapıdan almam belediye başkanı şak şak şak! Hayır bunlarda nasıl övünürsün da anlamıyorum yani. Millete rezil oluyorsun, milletin vicdanına, irfanına rezil oluyorsun. Dünyaya rezil oluyorsun. Parayı kaçırıyorsun bu ülkede. Müflis tüccara dönüşüyorsun. Müflis bir tüccara dönüşüyorsun. Bunda nasıl keyif alınır? Anlamıyorum.
TEM bomboş kapatmışlar. Gittiğimiz güzergahta bir tane araba yok. Ne gidişte, ne gelişte. Vay anasını ya. On binlerce polis varmış meğerse İstanbul'da. Vatan Caddesi bomboş. Kapatmışlar. O şekilde Vatan Caddesi'ne geldik.
Toplantı, gösteri yasağı ilan edildi. Avukatlarım Vatan Emniyet'e kilometrelerce yürüyerek gelebildi, kilometrelerce. Saraçhane'ye bile kilometrelerce yürüyerek insanlar ulaşabildi. Böyle bir rezillik var mı ya? Geldiğimiz duruma bak. Neyi konuşuyoruz burada? 7 aydır ne konuşuyoruz burada? De-di-ko-du. İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular.
Şimdi, böylesi bir vahşi günle başladık Vatan Emniyet'te. Her şey bu yurttaşa kapatıldı. Ailemin, çocuklarımın gözlerinin önünde ben bunları yaşadım. Dört gün hücrede tutuldum, dört gün.
Dört günden sonra yine Vatan Caddesi'nden adliyeye götürüldük, yollar kapatıldı. On binlerce polis yine sağda solda. Vatan'dan, Fatih'ten çıkana kadar ne sokakta araba görüyoruz ne caddede görüyoruz. Ya böyle bir şey yok arkadaşlar. Ey aziz milletim, böyle bir şey yok!
Adliyeye gittik. Saatlerce orada bekletildik. Aç susuz bu arada, onu da söyleyeyim yani. Bir tane şey getiriyorlar, sorsan fasulye bilmem nesi, pislik yani hani. Yani Ramazan ayı, bakın Ramazan ayı. O gün tuttum, sonra tutmadım. İlk gün tuttum, sonra tutmadım. Tutanlar oldu o yemeklerle, Allah kabul etsin. Tutanlar oldu, biliyorum arkadaşlarımdan. Dindarlık, he? Ben dindarım ha. Dindarlık nedir bilirim yani. Ama ben Yaradan'la kimseyi arama sokmayan bir dindarım".
"Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi"
İmamoğlu, "Aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum. İkinci kişiyi de biliyorum. Üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu dosyayı, sizlerin önüne koydum, dün başladım koymaya devam edeceğim. Sayfa sayfa değil, durak durak. 19 Mart sabahından bugüne kadar ve her durakta aynı şeyi göreceksiniz. Hukuk kılıfına sokulmuş bir siyasi operasyon, hem de vahşi bir operasyon. İçinde işkence var. İçinde zulüm var. İçinde insan haklarına aykırı her şey var.
Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım, bu dosyanın üzerinden geçeceğim. Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluklar, hukuksuzluklar o kadar çok ki ve o kadar bariz ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez. Ama merak etmeyin, gerçekten üstünden geçerken bile her birisini çok net göreceksiniz. Çok çok net göreceksiniz. Onların bahsettiği gibi aya çıkmak, uzaya gitmek falan filan gibi hayali değil, size net göstereceğim yani. Bugün yargılanan ben değilim, bugün yargılanan bu iddianamedir, iftiranamedir, onu yazdıranlardır ve onu yazanlardır. Hükmü de her zaman ifade ettiğim gibi ve her zaman olduğu gibi, tarihten nice örneklerini göreceğiniz gibi millet verecek.
"Bu millet, bu dönem yapılanları daha vahşi yargılayacak"
Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart'ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe. Adliye koridorlarında. Ve ben o manzarayı gördüm. O binlerce, onlarca ilden İstanbul'a getirilmiş benim polis kardeşlerimin gözlerindeki acıyı, o adliyenin koridorlarında gördüm. O koridorlarda bile binlerce polis vardı. Halbuki tek başına ben oradaydım ya. Bir de yanımdaki 150 arkadaş. Binlerce polis. On binlercesi dışarıda.
Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Yassıada'da, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, 28 Şubat'ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi.
Adnan Menderes'e, Fatin Rüştü Zorlu'yu, Hasan Polatkan'a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan'a, Hüseyin İnan'a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar.
Tarih o davaları yargıladı ve hükmü sanıklara değil, hakimlere ve hakim güçlere çatır çatır verdi. Bu millet, onları yerin dibine gömdü. Dün 27 Mayıs'ta Yassıada'da, 12 Eylül ve parti kapatmada ya da 28 Şubat'ta, bugün 19 Mart ve 21 Mayıs Silivri'de aynı yöntemler, ister asker uygulasın ister sivil fark etmez, bunun hukuk devletinde yeri yasak yöntemlerdir. Bunlar darbe yöntemleridir. Tarih o davaları nasıl yargıladıysa, bu davayı da öyle yargılayacak. Hatta şu anda yargılıyor. İddia ediyorum o askeri darbelerde tanklarla yapılan darbelerden daha vahşi uygulamalar yapıyor. Bu millet, bu dönem yapılanları daha vahşi yargılayacak.
Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce! Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı! Ev bastı! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul'u emanet ettiği insanın kapısına dayandı. Diyorlar ki 'Savunma yap'. Ne savunması ya? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar! Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız.
"Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim"
Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım. Ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim".
"İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor"
"86'dan bu yana 40 yılı aşan bir süredir en fazla yağış düşmüştür ama bugün yaşananların sorunu dündedir, bugünde değildir" diyen İmamoğlu, İstanbul'da dün yaşanan sağanak ve sel hakkında şöyle konuştu:
"İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor. Dedim ya savunmamda buna özel, özenli bir şekilde özellikle konuları geldiğinde bahsedeceğim bazı kıyaslamalar ortaya koyarken. Fakat tek başına Sazlıdere Barajı'nın, neredeyse İstanbul'un görünmeyen ama en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre, sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, bunun hiçbir teknik altyapısının olmamasının...
Bakın şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil. Böyle bir ortamda, böyle bir müdahalenin yapıldığı bir ortamda, bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu'nu İstanbul'da istemedi. Ekrem İmamoğlu'nu derken, temsil ettiğimiz belediyeciliği istemedi. Hani kulelere kızılıyordu. Bizim karşı çıktığımız kuleler bile Ankara'dan izin alarak işine devam etti. Niye Resul Emrah Şahan burada? Taş Yapı kulesine baktığınızda o beton yığınını gördüğünüzde bunun cevabını çok rahatlıkla bulabilirsiniz.
O bakımdan gerçekten dün ağır bir yağış yağmıştır, 86'dan bu yana 40 yılı aşan bir süredir en fazla yağış düşmüştür ama bugün yaşananların sorunu dündedir, bugün de değildir. Ve ne yazık ki aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır. Yol arkadaşları, belediye başkanları burada tutsaktır ya da başka davalardan başka bir şekilde tutsaktır".
İmamoğlu: "Bugün olmaması gereken usulüyle var olan bir iddianame ve dava içerisindeyiz"
Ekrem İmamoğlu savunmasına başladı.
İmamoğlu, "Öncelikle, dün yaşanan yağmur ve sel olaylarında elektriğe kapılarak hayatını kaybeden iki genç evladımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Yine sabah izlediğim kadarıyla su baskını esnasında düşüp, başını sert bir yere çarparak hayatını kaybeden genç kardeşimize de yine Allah'tan rahmet diliyorum. Tabii İstanbul, yoğun bir sel ve su baskınıyla karşılaştı. Esasen istatistiklerle beraber, 1986'dan bu yana yaşanan en yoğun yağmur yağışından bahsedildi. Bu yağışın etkisinin özellikle öne çıktığı ilçelerde daha güçlü bir şiddetle yaşandığını, olabildiğince haberlerden dün gece savunmaya hazırlanırken ara ara bakabildim, bu sabah da bir kısım izleyebildim. Önce şunu söyleyeyim: Sonuçta bugün bir olmaması gereken usulüyle var olan bir iddianame ve dava içerisindeyiz. Bu davanın dün yaşanan felaketin ardından ayrı bir biçimde yorumlanamayacağını savunmamı yaparken geldiği sırada anlatacağım örnekleriyle de sizlerle paylaşacağım. Çokça örneği var" sözleriyle savunmasını açtı.
İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:
"Temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogramı veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele, esasen bir yerleşimle ilgili nüfus planlamasıyla, kentleşmeyle ilgili izah edilebilir, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Yani bugün baktığınızda, Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde çok yoğun ve şaşırtıcı görüntülerin olduğu bir bölüme baktığınızda, arada kurulmuş olan, vadiye yerleştirilmiş olan son 10-15 yılın yüz binlerce nüfusunun bir dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını, bundan ayrı tutamazsınız. Yani derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur".
İmamoğlu alkışlarla salona girdi
Ekrem İmamoğlu'nun babası Hasan İmamoğlu, eşi Dilek İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu, Yeni Parti lideri Özgür Özel duruşma salonuna geldi.
İmamoğlu da alkışlarla salona girdi.
Salonda "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Özgür İstanbul, Özgür Türkiye" sloganları atıldı.
İmamoğlu'nun savunması ikinci gününde
Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşık dört gün süreceği öngörülen savunması ikinci gününde.
Saat 10.20 itibarıyla salona girişler başladı.
Tutuklu sanıkların salona getirilmesi bekleniyor.
