21 Ağustos 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 20.08.2026 23:14 | Son Güncelleme: 20.08.2026 23:59

İBB davasında savunma yapan Ruşen Çakır: Galatasaraylı olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemişim

İBB davasında savunma yapan gazeteci Ruşen Çakır, HTS kaydına göre sanık Emrah Bağdatlı'yla buluştuğu iddiasına yanıt verdi. Bağdatlı'yla ortak HTS kaydının stadyumdaki baz istasyonundan geldiğini belirten Çakır, "Galatasaraylı olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemiş oluyorum" dedi
İBB davasında savunma yapan Ruşen Çakır: Galatasaraylı olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemişim
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İBB davasının 68’inci gününde tutuksuz sanıklardan gazeteci ve Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır savunma yaptı. Kendisine yöneltilen 'bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etme' suçlamasının ağrına gittiğini belirten Çakır, “Bunu bana bulaştıranlarla inşallah bir dünyada hesaplaşacağım diye bu notu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine burada bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum” dedi.

Savunmasında, İBB davasının sanıklarından Emrah Bağdatlı ile buluştuğu iddiasına da yanıt veren Çakır şunları söyledi:

"Kafama takıldı: Akşam saatlerinde ben Emrah Bağdatlı adlı tanımadığım kişiyle nasıl buluşurum? Açık söyleyeyim, bilenler bilir. Ben evden işe, işten eve birisiyim. Sosyal hayatım yok denecek kadar azdır. İstisnası Galatasaray’dır.

Ve inanmayacaksınız ama böyle: Pazar günü, 18 Mayıs 2025 Pazar günü Akşam Gazetesi’nin haberinin çıktığı gün ben statta Kayserispor maçına gittim. Maç başlamadan 20 dakika önce bende jeton düştü. Ve hatırladım ki Murat’ın da —Murat da Galatasaraylı biliyorum— locası mı, kombinesi mi ne var. Benim 20 yıldır kombinem var Galatasaray’da. Sonra cep telefonundan baktım, Emrah Bağdatlı denen şahsın X hesabında takip ettiği tek bir hesap var: Galatasaray. Şimdi, ben Galatasaraylı olmak, kombine sahibi olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemiş oluyorum. Ve tabii ki şöyle şeyler oluyor; sonra HTS kayıtları sonra çıktı, arkadaşlar seyrederdi. Mesela Manchester maçına tabii ki gittim, onlar da tabii ki gitmiş. Yani orada 40 bin kişiydik."

Medyascope'un aktardığına göre Ruşen Çakır'ın savunmasının tam metni şöyle:

“Sayın başkan, ben bu davaya dahil edildiğimde gazeteciliğimin tam 40. yılıydı. 40 yıllık gazeteciyken bu davaya dahil edildim. Bugüne kadar Kürt meselesi, İslamcılık, ülkücü hareket, Alevilik gibi zor çok konuda yıllarca çalıştım ve bir kere bile yargılanmadım. Bir kere bile. Hiçbir yargılanmam yok. Belki görmüşsünüzdür, geçen ay Kandil’de Duran Kalkan’la röportaj yaptım, ifadem bile alınmadı. Ama burada bir suç örgütüne üye olmamakla beraber bilerek, isteyerek yardım etmek gibi abes bir suçlamayla karşı karşıyayım. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bunu beni… Buna beni bulaştıranlarla inşallah öbür dünyada hesaplaşacağım notunu düşmek istiyorum özellikle. Yani 40. yılımda bana bunu yapmak çok büyük bir adaletsizlik. Bunu yapan her kimse kendilerine buradan bunu unutmayacağımı söylemek istiyorum.

"Tutuklanmayı bekledim, hatta bir video yaptım"

Şimdi şöyle bir kronoloji var, çok basit: 19 Mart 2025’te gözaltılar oldu. Çok gözaltılar oldu ama biz gazeteciyiz, tabii ki takip ettik. Ve bir süre sonra Ekrem İmamoğlu ile Murat Ongun’un polis ifadeleri medyaya yansıdı. O ifadelerde “Meşe” adındaki gizli tanığın, içinde benim de olduğum galiba 12 gazeteci hakkında ifade verdiği ortaya çıktı. İddia o ki; biz o gazeteciler, ben dahil, Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı —her seferinde adını hatırlamaya çalışıyorum, tanımadığım için— Emrah Bağdatlı bizi besliyormuş, para veriyormuş falan. Ben açıkçası bu haber çıkınca gözaltına alınmayı ve hatta tutuklanmayı bekledim. Hatta bir video yaptım. Bu video şöyle başlıyordu: “Eğer bu videoyu izliyorsanız ben tutukluyum demektir” diye başlıyordu. Çok şükür yayınlamaya ihtiyacı doğmadı. Sonra beklemeye başladık ve 18 Mayıs 2025 Pazar Akşam Gazetesi’nde “İmamoğlu Medyası A.Ş.” diye bir haber çıktı.

"Mustafa Kartoğlu o günden beri suratıma bakamıyor"

Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum: Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu benim çok eski arkadaşımdı ve o günden beri benim suratıma bakamıyor. Bu habere göre —haber diyorum ama haber değil— benim de o isimleri geçen kişilerle birlikte Murat Ongun’la 18 kez, aylık düzenli görünümü veren buluşma yaptığım; Emrah Bağdatlı ile 11 kez, akşam saatlerinde buluştuğum yazıyordu. Şimdi, Murat’ı ben yıllardır tanırım. Benden gençtir, sevdiğim bir meslektaşımdır. Birlikte çalışmadık ama birbirimizi tanırız. 2019’da kendisi Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı olarak karşıma çıktı, seçim öncesi. Ve hatta sizin o meşhur HTS kayıtlarında var; İstanbul Kurtuluş’taki bir mitingde ilk kez Ekrem İmamoğlu ile ilk kez orada tanıştım. Murat’a söyledim, Murat tanıştırdı. Ekrem İmamoğlu’yla hatta kayınpederin Trabzon’da olması hasebiyle kısa bir özel sohbetimiz de olmuştur.

O tarihten Murat’la tanışıyorum ve zaten tanışmak zorundayım. Tanışmasaydım bile tanışmak zorundaydım çünkü gazeteciyim. Medyascope’un kurucu genel yayın yönetmeniyim ve böyle büyük bir olayı takip etmek zorundayız. Ama açık söyleyeyim, Murat da bunu tanır, bu süreçlerde adaylığı, başkanlığı ve sonraki süreçlerde Ekrem Bey’in Medyascope’la ilişkisi çok sınırlı olmuştur. 2-3 kere yayın yaptık, çok fazla haber yapmadık. Ama yine sizin meşhur HTS kayıtlarında olduğu gibi Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı önemli basın toplantılarını yerinde izledim gazeteci olarak. Şimdi ve tabii ki Murat Ongun da olduğu için aynı yerde buluşmuş oluyoruz. Ama şu benim kafama takıldı: Akşam saatlerinde ben Emrah Bağdatlı adlı tanımadığım kişiyle nasıl buluşurum? Açık söyleyeyim, bilenler bilir. Ben evden işe, işten eve birisiyim. Sosyal hayatım yok denecek kadar azdır. İstisnası Galatasaray’dır.

"Orada 40 bin kişiydik"

Ve inanmayacaksınız ama böyle: Pazar günü, 18 Mayıs 2025 Pazar günü Akşam Gazetesi’nin haberinin çıktığı gün ben statta Kayserispor maçına gittim. Maç başlamadan 20 dakika önce bende jeton düştü. Ve hatırladım ki Murat’ın da —Murat da Galatasaraylı biliyorum— locası mı, kombinesi mi ne var. Benim 20 yıldır kombinem var Galatasaray’da. Sonra cep telefonundan baktım, Emrah Bağdatlı denen şahsın X hesabında takip ettiği tek bir hesap var: Galatasaray. Şimdi, ben Galatasaraylı olmak, kombine sahibi olmak ve maçlara gitmek gibi bir suç işlemiş oluyorum. Ve tabii ki şöyle şeyler oluyor; sonra HTS kayıtları sonra çıktı, arkadaşlar seyrederdi. Mesela Manchester maçına tabii ki gittim, onlar da tabii ki gitmiş. Yani orada 40 bin kişiydik.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2023 Trabzon mitingine gittim. Trabzon mitingine gittim, İzmir mitingine gittim; bunlar da gitmişler, HTS kaydı var. Ama ben Kılıçdaroğlu’nun başka mitinglerine gittim; Kayseri’ye, Konya’ya, Ankara’ya gittim, oraya gitmemişler. Oraya gitselerdi orası da olacaktı. Ankara CHP Kurultayı’na gitmişim, onların hepsi sizde var. CHP Kurultayı’na gittiğim için, onlar da orada olduğu için HTS kaydım var. Şimdi ben gazeteci olarak…

"Mali Şube'de 'İlke' denince ‘Bizimki bir ağaç isimliydi’ dedim"

Mahkeme Başkanı: Bunlar avukatların… Onları siz bize bir bu gizli tanık İlke’nin bir beyanı var, onunla ilgili bir şey…

Ruşen Çakır: Bakın, size bir şey anlatacağım. Bunu anlatmazsam… Pardon, bir de devamı var tabii. Sonra 18… 18 Mayıs’ta bu oluyor. Sonra beni gözaltına alıyorsunuz, gözaltı denmiyor ona ne demekse, kasım ayında, 6 Kasım’da. Ama savcılığa çıkmıyoruz; Mali Şube’de bir hanımefendi gelen soruları okuyor bana. Ve bana okurken diyor ki: ‘İlke adlı gizli sanık sizin hakkınızda şunu demiş’ Ben orada dedim ki, hiç unutmuyorum: ‘Bizimki bir ağaç isimliydi’ dedim, ‘Meşe. Ne oldu Meşe?’ Birden İlke oldu, hâlâ bilmiyorum. Bakın, Ekrem İmamoğlu’nun ve Murat Ongun’un polis ifadelerinde benim adımın geçtiği bölümde gizli tanık Meşe’dir. Aynı cümleler, aynı blok cümle iddianamede benim hakkımda gizli tanık İlke olarak var. Neyse… Ama orada bir tane husus var: Bana hanımefendi şunu sordu; iki tane Medyascope’ta yaptığım yayını sordu. ‘Bunları niye yaptınız?’ diye sordu.

Yani bir gazeteciye sorulacak soru değil ama hanımefendinin hiçbir günahı olmadığı için ben kendisine bir şey söyleyemedim. Bir gazeteciye bu yayını niçin yaptınız diye sorulmaz, bu yazıyı niçin yaptınız diye sorulmaz. Güya ben o yayınlarla aldığım paranın karşılığını veriyormuşum. Şimdi, gizli tanığın ifadesi diyelim ki 16 Mart, benim o yayınları yapış tarihim tutuklamalardan sonra. Eğer ben çok açık söylüyorum, parayla haber yapacak kadar şerefsiz birisi olsam bana para veren insan içeri girdiği zaman korkumdan ağzımı açmam. Benim operasyon öncesi Ekrem İmamoğlu ile ilgili yaptığım yayınların, yazdığım yazıların büyük bir kısmı eleştireldir. Eğer zahmet edip baksaydılar onu görürlerdi. Bir buradan bunu anlatıyorum.

"12 Eylül’de yargılandım, buradan çok daha demokratik bir ortamdı"

Ben 12 Eylül’de yargılandım. Buradan çok daha demokratik bir ortamdı. Yargıç beyle şöyleydik. Allah uzun ömürler versin yaşıyorsa Seyfettin Bey’e, öldüyse Allah rahmet eylesin. Ben Dev-Sol ana davasında yargılandım. Hakkımda hiçbir eylem yoktu, 141/5’ten yargılanıyordum. Bir gün beni Selimiye’ye götürdüler Metris’ten ve bir odaya girdik. Odada Seyfettin Bey ve diğer yargıçlar, bir Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden bir bilirkişi… İstanbul’da Çemberlitaş’ta bir korsan miting olmuştu ve Hürriyet muhabiri tesadüfen mitingi, fotoğraflarını çekmişti. Bir takım silahlı militanlar ve çok sayıda insan. Ve bu Devrimci Sol’un yaptığı bir şeydi. Bir itirafçı, askeri savcı bir itirafçıdan benim adımı almış. O da “O mitinge gitti” diye. Gitmemiştim, gerçekten gitmemiştim. Ve Seyfettin Bey bilirkişiyi çağırmış. Diaları almışlar Hürriyet gazetesinden, duvara yansıtıp orada bilirkişiye “Burada sırtı dönük olanlardan bu adama benzeyen var mı, yok mu?” diye o olayı kontrol ettiler.

Şimdi burada ne oluyor? HTS kayıtları var. “E, ben oturuyorum. Vallahi ben o gün maçtaydım” diyor. Bakın, ben tanımadığım bir insanı tanımadığımı nasıl kanıtlayacağım? Tanıdığım bir insanı tanıdığımı kanıtlarım. Birlikte fotoğrafım olur, cep telefonunda telefon numarası olur. Emrah Bağdatlı’yı ben tanımıyorum. İlke midir, Meşe midir her kimse yalan söylüyor. Onların yalanlarıyla 40 yıllık gazeteci, şerefiyle gazetecilik yapan birisini Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i yargılıyorsa bu artık benim ayıbım değil. Söyleyeceklerim bu kadar.”