20 Ağustos 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 20.08.2026 11:01 | Son Güncelleme: 20.08.2026 11:42

İstanbul'da mikro sarsıntılar gece boyu sürdü: Uzmanlar ne diyor? Büyük deprem kapıda mı?

İstanbul’un Adalar açıklarında başlayan sismik hareketlilik gece boyunca devam etti. Bölgede 50’ye yakın sarsıntı kaydedilirken, peş peşe yaşanan depremler 'Büyük Marmara depreminin habercisi mi?' sorusunu gündeme taşıdı. Uzmanlar tek tek açıklamada bulundu
Fotoğraf: Arşiv
Fotoğraf: Arşiv
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

AFAD'ın paylaştığı son verilere göre, son günlerde Adalar açıklarında en büyüğü 3.2 olan peş peşe sarsıntılar meydana geldi. Bir günde bölgede 50'ye yakın sarsıntı kaydedildi. Marmara Denizi'nde kaydedilen sarsıntılar sonrası olası 'Büyük İstanbul' tartışmaları yeniden alevlendi.

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan uzmanlar kritik noktalara dikkat çekti. Mikrodepremlerin tek başına "öncü deprem" olarak yorumlanamayacağını vurgulayan uzmanlar Marmara'daki fay hareketliliği ve olası deprem parametreleri hakkında uyarılarda da bulundu.

Bu bağlamda bugün 11.40 sularında Adalar açıklarında 3.1 şiddetinde bir deprem daha yaşandı.

Şener Üşümezsoy: Yaşlı ve ölü bir fay

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Adalar açıklarındaki mikrodepremlerin beklenen büyük İstanbul depremiyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini savundu. Üşümezsoy, Büyükada’nın güneyindeki sarsıntıların doğrudan ana fay üzerinde gerçekleşmediğini, bunun yerine ana fayı güneyden kuzeye doğru kesen ikincil ve üçüncül fay kollarında gerçekleştiğini belirtti.

"Adalar fayı yaşlı ve ölü bir faydır. Buradan büyük bir deprem çıkmaz" diyen Üşümezsoy, meydana gelen sarsıntıların kökenine de detaylıca değindi. Üşümezsoy bu depremlerin doğrudan Adalar fayı üzerinde değil; bu ana fayı güneyden kuzeye doğru kesen ikincil ve üçüncül fay hatlarında meydana geldiğini belirtti.

Bu küçük kolların kendi başlarına yıkıcı bir stres üretemeyecek kadar zayıf faylar olduğuna dikkat çeken Üşümezsoy, hareketliliğin aslında 17 Ağustos ve 23 Nisan depremlerinin söz konusu bölgeye yüklediği stresin bir sonucu olduğunu açıkladı.

Bölgedeki fay hatlarını yıllar öncesinden çizdiklerini ve bugünkü depremlerin bu tespitleri birebir doğruladığını hatırlatan Prof. Dr. Üşümezsoy, 1999'dan bu yana fay üzerinde bu tarz tetiklenmiş ufak olayların yaşandığına dikkat çekti. Yaşanan mikro sarsıntıların olağan bir sürecin parçası olduğunu belirten Üşümezsoy, bu küçük kolların stres biriktirerek orta veya büyük şiddette bir deprem üretme kapasitesinin olmadığını ifade ederek sözlerini tamamladı.

Üşümezsoy ayrıca yaşanan hareketliliğin kamuoyunda “İstanbul depremi geliyor” şeklinde yorumlanmasının bilimsel verilerle desteklenmediğini de savundu.

Övgün Ahmet Ercan: En erken 2045

Deprem bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ise Adalar’ın güneybatısında etkinleşen sarsıntıların halkı gereksiz paniğe sevk etmemesi gerektiğini belirtti. Deprem kestirimlerinin sadece küçük sarsıntı sayısına bakılarak yapılamayacağını, yerin yaklaşık 12 fiziksel özelliğinin izlendiğini aktaran Ercan, uzun vadeli projeksiyonunu paylaştı.

Kuzey Marmara’da 7 ila 10 kilometre odak derinliğinde iki ana deprem beklediğini belirten Ercan, kırılmanın yatay bileşeninin 1.5-2 metre sağ atımlı, düşey bileşeninin ise yaklaşık 1 metre olacağını kaydetti. Süpürtü (tsunami) dalga yüksekliğinin 2.5 metreyi aşmayacağını öngören Ercan, büyük deprem için takvim olarak en erken 2045, en olası dönem olarak 2075 yılını işaret ederken sürecin 2150’ye kadar gecikebileceğini ifade etti.

Okan Tüysüz: Öncü olduğu ancak büyük depremden sonra anlaşılır

Jeoloji Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, yaşanan hareketliliğin doğrudan büyük bir depremin habercisi olarak yorumlanamayacağını vurguladı. Tüysüz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Her büyük depremin arkasından artçı depremler olur ancak her büyük depremden önce öncü deprem olmaz. Bir depremin ya da depremlerin öncü olduğu arkasından büyük deprem gelince anlaşılır. Adalar fayı üzerinde meydana gelen mikrodepremler, bu fayın aktif olduğunu işaret etmek dışında bir anlam taşımaz. Bekleyip göreceğiz.”

Osman Bektaş: Fay sisteminin derin yapısı da değerlendirilmeli

Prof. Dr. Osman Bektaş ise bölgedeki hareketliliğe farklı bir açıdan yaklaştı. Bektaş, deprem kümesinin yaklaşık 10 kilometre derinlikte Adalar-Çınarcık fay sistemi üzerinde geliştiğini belirtti. Aynı fay hattında 1963 yılında 6.3 büyüklüğünde bir depremin yaşandığını hatırlatan Bektaş, bölgede yoğun mikrodeprem aktivitesine dikkat çekti.

Bektaş, artan deprem kümesinin yalnızca “gaz patlaması” gibi basit bir açıklamayla geçiştirilemeyeceğini savunarak, fay zonundaki hareketliliğin ve bölgenin derin yapısının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Naci Görür birkaç gün önce 'er ya da geç olacak' demişti

Prof. Dr. Naci Görür, birkaç gün önce 17 Ağustos Marmara Depremi'nin yıl dönümünde Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğunu vurgulamıştı. Görür, “Er veya geç büyük bir deprem olacak” uyarısında bulundu. Türkiye'nin ülkeyi depreme dirençli hale getirmeye gücü olduğunu belirten Görür, şöyle konuştu:

"Arkadaşlar kendimizi aldatmayalım. Bir deprem ülkesinde yaşıyoruz. Er veya geç, orada veya burada büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecektir. Bırakın fayı, bırakın yeri, insanlar ölmesin istiyorsanız ülkenizi deprem dirençli yapınız ve depremi minimum zararla atlatınız.

Bütün iş bir bakanlık kurup bunu en az 20 sene siyaset yapmadan ciddiyetle çalıştırmak gerekir. Türkiye’nin bunu yapmaya gücü vardır."