02 Temmuz 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 02.07.2026 08:05 | Son Güncelleme: 02.07.2026 09:07

Madımak Katliamı’nın 33. yılı: 11 soruda Sivas’ta ne oldu, dava nasıl zamanaşımına gitti?

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti. Katliamın üzerinden 33 yıl geçerken yargı süreci, zamanaşımı kararları ve tahliyeler hâlâ tartışılıyor
Madımak Katliamı’nın 33. yılı: 11 soruda Sivas’ta ne oldu, dava nasıl zamanaşımına gitti?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti. Türkiye’nin yakın tarihine Madımak Katliamı olarak geçen saldırı, aradan geçen 33 yıla rağmen yalnızca yaşanan can kayıplarıyla değil, katliama giden süreçteki ihmaller, yargılamadaki tartışmalar, firari sanıklar, zamanaşımı kararları ve tahliyelerle de gündemde kalmayı sürdürüyor.

Katliamın yıl dönümünde, Sivas’ta neler yaşandığını, olaylardan önceki atmosferi, dönemin hükümetinin tavrını, davanın nasıl ilerlediğini ve Madımak Oteli’nin bugün neye dönüştüğünü 11 soruda derledik.

1- 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta neler yaşandı?

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için kente gelen yazar, ozan, şair, sanatçı, düşünür ve gençlerin kaldığı Madımak Oteli, saatlerce otelin önünde toplanan kalabalık bir grup tarafından kuşatıldıktan sonra ateşe verildi. Saldırının hedefinde, etkinliklere katılan aydınlar ve sanatçılarla birlikte özellikle yazar Aziz Nesin vardı. Nesin’in Salman Rüşdi’nin Türkiye’de yasaklanan Şeytan Ayetleri kitabından bölümleri yayımlaması gerekçe gösterilerek kentte hedef gösterildiği, olaylardan önce dağıtılan bildiriler ve yerel yayınlarla gerilimin tırmandırıldığı aktarıldı.

Cuma namazının ardından yürüyüşe geçen kalabalık, önce etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine yöneldi, ardından Madımak Oteli’nin önünde toplandı. Saatler süren kuşatma sırasında otel taşlandı, çevredeki araçlar ateşe verildi ve otel yakıldı. Yangında Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için Sivas’ta bulunan 33 kişi ile 2 otel çalışanı hayatını kaybetti. Otel dışında bulunan saldırgan gruptan 2 kişi de öldü. Olaylarda 14’ü polis 65 kişi yaralandı, 40 kişi ise otelden yaralanmadan kurtuldu.

Katliamda hayatını kaybedenlerin ismi şu şekilde: Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Ahmet Alan, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Carina Cuanna, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Öztürk, Ahmet Özyurt, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari, İnci Türk ve Kenan Yılmaz.

2- Katliamdan önce neler oldu?

Katliamdan önce kentte özellikle Aziz Nesin’i hedef alan bir atmosfer oluştu. Nesin’in Salman Rüşdi’nin Türkiye’de yasaklanan Şeytan Ayetleri kitabından bölümleri Aydınlık gazetesinde yayımlamaya başlaması, yerel basın ve dağıtılan bildirilerde hedef gösterildi.

1 Temmuz’da başlayan Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri öncesinde ve sırasında kentte kışkırtıcı yayınlar ve bildiriler dolaşıma girdi. 2 Temmuz’da cuma namazının ardından yürüyüşe geçen kalabalık önce etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine yöneldi, ardından Madımak Oteli’nin önünde toplandı. Kalabalık, otelin önünden saatlerce dağıtılmadı; araçlar ve otelin çevresindeki malzemeler ateşe verildi, otelin camları kırıldı ve akşam saatlerinde otel yakıldı.

3- Katliamdan sonra polis ve yargı nasıl hareket etti?

Katliamdan sonra saldırıya katılanların yalnızca bir bölümü gözaltına alındı. Binlerce kişinin yer aldığı saldırıya ilişkin önce 190 kişi hakkında işlem yapıldığı, daha sonra 124 kişi hakkında dava açıldığı aktarıldı.

Dosya Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne taşındı. Soruşturma aşamasında dönemin DGM Başsavcısı Nusret Demiral’ın “Olayda örgüt yok, tahrik var” sözleri, yargılamanın yönüne ilişkin en çok tartışılan ifadelerden biri oldu.

İlk yargılamada Aziz Nesin’in varlığı ve Şeytan Ayetleri tartışması sanıklar lehine “haksız tahrik” gerekçesi olarak değerlendirildi.

4- Dönemin hükümetinin tavrı ne oldu?

Katliam sırasında Türkiye’de DYP-SHP koalisyonu iktidardaydı. Başbakanlık koltuğunda Tansu Çiller, başbakan yardımcılığı görevinde ise SHP Genel Başkanı Erdal İnönü bulunuyordu. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, Kültür Bakanı ise Fikri Sağlar’dı. Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için Sivas’ta bulunan aydın, sanatçı ve yazarların hedef gösterildiği süreçte, devletin ve güvenlik birimlerinin gerekli önlemleri alıp almadığı katliamdan sonra en çok tartışılan konulardan biri oldu.

2 Temmuz günü kalabalık saatler boyunca Madımak Oteli’nin önünde toplandı. Saldırgan grup oteli kuşatırken, otelde mahsur kalanlar yardım çağrıları yaptı. Ancak güvenlik güçlerinin kalabalığı dağıtmakta yetersiz kaldığı, takviye kuvvetlerin geç devreye girdiği ve oteldekilerin zamanında tahliye edilemediği eleştirileri yıllar boyunca sürdü. Katliamın ardından yalnızca saldırganların değil, olaylara müdahale etmeyen ya da yetersiz müdahale eden kamu görevlilerinin de sorumluluğunun araştırılması gerektiği savunuldu.

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in olayların ardından yaptığı “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” açıklaması büyük tepki çekti. Bu sözler, otelde hayatını kaybedenlerin ve ailelerinin acısını görmezden geldiği gerekçesiyle eleştirildi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in olayları “münferit” olarak nitelendiren yaklaşımı ve “halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmemek” gerektiği yönündeki değerlendirmeleri de benzer şekilde tartışma yarattı.

Koalisyonun SHP kanadında ise olayların ardından istifa tartışmaları yaşandı. Dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar, yıllar sonra yaptığı açıklamalarda devletin olaylara müdahalesinin yetersiz kaldığını ve Sivas’ın Türkiye açısından büyük bir kırılma olduğunu söyledi.

Bu nedenle Madımak Katliamı, yalnızca saldırganların işlediği bir suç olarak değil, aynı zamanda devletin güvenlik, istihbarat, kriz yönetimi ve siyasi sorumluluk bakımından sınıfta kaldığı bir olay olarak da hafızalara geçti. Katliamdan sonra kamu görevlileri hakkında etkili bir yargılama yapılmaması ise “cezasızlık” eleştirilerinin en önemli başlıklarından biri oldu.

5- Katliama ilişkin davada neler oldu?

Katliamın ardından 124 kişi hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçlamasıyla dava açıldı ve dosya güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM, 26 Aralık 1994’te ilk kararını açıkladı. Bu kararda 26 sanığa 20’şer yıl hapis cezası verildi ancak Aziz Nesin’in “tahriki” gerekçe gösterilerek cezalar 15 yıla indirildi.

60 sanık Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 3’er yıl hapse mahkum edildi, 37 kişi beraat etti. Yargıtay daha sonra olayların “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik” olduğunu belirterek kararı bozdu.

6- Davada tepki çeken uygulamalar nelerdi?

Davanın en çok tepki çeken yönlerinden biri, ilk aşamada saldırının örgütlü ve siyasal niteliğinin yeterince dikkate alınmadığı eleştirisiydi. Aziz Nesin’in hedef gösterilmesi, sanıklar lehine “haksız tahrik” gerekçesi yapılırken mağdur tarafın ve kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin iddiaların yeterince araştırılmadığı savunuldu.

Firari sanıkların yakalanamaması, bazı sanıkların tahliye edildikten sonra firar etmesi, zamanaşımı kararları ve yıllar içinde gelen tahliyeler de davanın “cezasızlık” tartışmasının merkezine yerleşmesine neden oldu.

7- Davada ne karar verildi?

Madımak Katliamı davasında ilk karar, olaydan yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 26 Aralık 1994’te Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verildi. Mahkeme, 124 sanıklı davada 37 sanığın beraatine karar verirken, 87 sanığa 2 yıl ile 15 yıl arasında değişen hapis cezaları verdi. İlk kararda saldırının “anayasal düzene karşı” niteliğinden çok, 'haksız tahrik' değerlendirmesi öne çıktı. Aziz Nesin’in varlığı ve Şeytan Ayetleri tartışması sanıklar lehine tahrik gerekçesi yapıldı; bu durum mağdur aileleri ve avukatlar tarafından büyük tepkiyle karşılandı.

Dosya temyize taşındı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ilk kararı esastan bozdu ve katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik” olduğunu belirtti. Bu bozma kararı, davanın hukuki niteliği açısından dönüm noktası oldu. Yeniden yapılan yargılamada mahkeme, saldırının anayasal düzene karşı işlendiğini kabul etti ve sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi kapsamında karar kurdu.

Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 28 Kasım 1997’de açıkladığı kararda 33 sanığı idam cezasına çarptırdı. Aynı kararda bazı sanıklar hakkında 15 yıla kadar değişen hapis cezaları verildi. Ancak bu karar da Yargıtay incelemesinden geçti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24 Aralık 1998’de bazı hapis cezalarını onarken, 33 sanık hakkında verilen idam cezalarını usul eksiklikleri nedeniyle bozdu.

Usul eksikliklerinin giderilmesi için yeniden görülen yargılamanın ardından mahkeme 16 Haziran 2000’de üçüncü kararını açıkladı. Bu kararda 33 sanığa yeniden idam cezası verildi. Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasının ardından bu cezalar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrildi. Böylece ana davada 33 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilirken, diğer sanıklar hakkında 2 yıldan 15 yıla kadar değişen hapis cezaları kesinleşti.

Kararlar, saldırıya katılan bazı sanıklar yönünden ağır cezalar içerse de dava hiçbir zaman yalnızca hüküm fıkralarıyla sınırlı tartışılmadı. Mağdur aileleri ve avukatlar, asıl sorumluların, saldırının örgütlü boyutunun ve kamu görevlilerinin ihmallerinin yeterince araştırılmadığını savundu. Bu nedenle Madımak davası, verilen ağırlaştırılmış müebbet kararlarına rağmen Türkiye’de “cezasızlık” tartışmalarının en önemli başlıklarından biri olmayı sürdürdü.

8- Failler ve firarilere neler oldu?

Ana davada mahkumiyet alan bazı sanıkların cezaları infaz edilirken, bazı firari sanıklar uzun yıllar yakalanamadı. Firari sanıklardan Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalktı. Bazı firari sanıklar hakkında ise zamanaşımı kararları verildi. Ayrıca ağırlaştırılmış müebbet cezası alan bazı hükümlülerin cezaları yıllar içinde sağlık gerekçesiyle Cumhurbaşkanı kararlarıyla kaldırıldı. 2025’te ise Anayasa Mahkemesi’nin Yunis Karataş başvurusu üzerine verdiği kararın ardından ağırlaştırılmış müebbet cezası alan 23 kişiden 17’sinin tahliye edildiği bildirildi.

9- Zamanaşımı kararları nasıl verildi?

Yakalanamayan sanıklarla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Mart 2012’de zamanaşımı kararı verdi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle düşerken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle kapandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te bu kararı onadı. Ana davadan ayrılan ve firari oldukları anlaşılan Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkındaki dava ise 14 Eylül 2023’te zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. Mağdur aileleri, katliamın “insanlığa karşı suç” sayılması ve bu nedenle zamanaşımına tabi tutulmaması gerektiğini savundu.

10- Anayasa Mahkemesi kararı neydi ve neden tepki çekti?

Madımak dosyasında Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin iki ayrı tartışma var. İlki, mağdur ailelerinin 2014’te yaptığı bireysel başvuru. Aileler, yargılamanın etkili yürütülmediğini, yaşam hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğini ve katliamın “insanlığa karşı suç” sayılarak zamanaşımına uğramaması gerektiğini savundu. AYM Genel Kurulu, 15 Şubat 2024’te zamanaşımı itirazlarıyla ilgili ek rapor alınmasına karar verdi; ancak başvuru 2026 itibarıyla hâlâ sonuçlanmadı. Bu nedenle aileler dosyayı AİHM’e taşıdı.

İkinci tartışma ise hükümlü Yunis Karataş’ın başvurusu üzerine verilen AYM kararıydı. Karataş, koşullu salıverme hükümlerinden yararlanmak istedi. AYM, ağırlaştırılmış müebbet cezasının terör suçluları bakımından ölünceye kadar süreceğini, ancak Karataş’ın “terör suçlusu” sayılamayacağını değerlendirdi. Bu kararın ardından 17 hükümlünün tahliye edilmesi, mağdur aileleri ve avukatlar tarafından “mağdurların başvurusu yıllardır beklerken failler yönünden hızlı karar verildiği” gerekçesiyle eleştirildi.

11- Madımak Oteli’ne ne oldu?

Katliamın ardından Madımak Oteli’nin ne olacağı uzun yıllar tartışıldı. Alevi örgütleri ve katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları otelin “utanç müzesi” yapılmasını istedi. Otel uzun süre lokanta olarak kullanıldıktan sonra 2010’da kamulaştırıldı. Restorasyonun ardından 2011’de “Sivas Bilim ve Kültür Merkezi” olarak açıldı. Ancak merkezin girişindeki anı köşesinde, katliamda hayatını kaybedenlerin yanı sıra saldırgan grupta yer alan ve olaylarda ölen 2 kişinin adının da bulunması tepki çekti. Daha sonra “Madımak” adının silinmesi ve yapının müze yerine kültür merkezi olarak düzenlenmesi de eleştirilerin sürmesine neden oldu.

Kaynak: Gazete Oksijen