Yusuf Akcakaya
[email protected] Türkiye 2021’e Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan rektör ataması gündemi ile başladı. 2 Ocak’ta atanan Prof. Dr. Melih Bulu’nun rektörlük dönemi, hemen ertesi gün başlayan tepkilerin gölgesinde geçti. Öğrenciler şarkı bestelemekten helva kavurmaya kadar birçok eyleme imza atarken akademisyenler de her gün sırtlarını rektörlük binasına dönerek tepkilerini gösterdi. Bu sürecin belki de en önemli olaylarından biri 15 Temmuz’da Prof. Dr. Bulu’nun görevden alınıp yerine yardımcısı Prof. Dr. Naci İnci’nin atanması oldu. Zira üniversite bileşenleri direnişlerinin kazanımı olup olmayacağını merak ediyordu. Ancak yüzde 95 gibi yüksek bir oranla desteklemediklerini belirttikleri rektör adayı Prof. Dr. İnci göreve getirildi. Peki Boğaziçi Direnişi ne durumda? 4 Ocak 2022’de birinci yılını tamamlayacak protestoları, aradan geçen bu uzun zamanda üniversitedeki değişimi Boğaziçili akademisyenlere sorduk…450 kişiden 447’si yanılamaz
Prof. Dr. Mine Eder, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Bugün bir yıl öncesine göre daha dayanıklı bir mücadele vermemiz gerekiyor. Hala daha neler yapabiliriz diye üzerine konuşuyoruz. Süreci ve en önemlisi verilen kamusal hasarları belirli aralıklarla raporluyoruz.
Güvenilir kamuoyu araştırma şirketlerinin verileri de bizi umutlandırıyor. Nisan ayında yapılan araştırmaya göre toplumun yaklaşık yüzde 70’i rektörün atamasına ilişkin itirazları haklı bulmuştu. Eylül sonunda 31 ilde 2 bin 402 kişinin katıldığı yüz yüze anketten de aynı sonuç çıktı.
450 tam zamanlı öğretim üyesinin olduğu bir üniversitede şu anki yönetimde içeriden, rektör ve iki yardımcısı olarak sadece üç kişi var; geri kalan atamalar üniversite dışından yapıldı. Bu bizim için bir gururdur hakikaten. Bu kurumda çalışan, buranın menfaatini düşünen bu 450 kişiden 447’si yanılıyor olabilir mi?
Kamu zararı doğuyor
Bu süreçte bize çok yakıştırma yapıldı ama hiçbiri değiliz. Özel üniversite değiliz bir kere, kamu üniversiteyiz. Bana kalırsa en önemli noktalardan biri tüm bu yapılanların bir kamu zararı doğurması zaten. Ülkenin her yerinden, her kesimden öğrencinin geldiği bir yer burası, insanlar bunu algılamakta zorlanabiliyor ama bir yılda geçen sürede bunu ifade edebildiğimizi düşünüyorum. Bezginlik yok, ne kadar gerekiyorsa o kadar daha direniş içinde olacağız.
Kurul ve komisyonların işlevi durdu
Prof. Dr. Ünal Zenginobuz, Üniversite Yönetim Kurulu üyesi
Üniversitemiz bir yıldır hiç görmediği biçimde bir saldırı altında. Bu saldırı idare ve kolluk kuvveti kullanılarak hiç azalmadan devam ediyor. Amaç 2 Ocak’ta alınan karardan bu yana aynı, o da bu kurumu yok etmek, öğretim üyeleri olarak hissiyatımız bu yönde. Naci İnci de öncesinde atanan Melih Bulu anlayışı ile bu kurumu yönetmeye çalışıyor. Kurul ve komisyonlarımızın işlevleri durdu, kararlar buralardan geçmeden alınıyor.
Sesimizi duyun
Evet, Türkiye gündemi çok yoğun, ama Boğaziçi de en önemli konulardan bir tanesi. Bizim de tek çözüm yolumuz bu dayatmacı yönetim anlayışına karşı çıkmak, bu karşı çıkışı da gayet meşru ve barışçıl yollar ile yaptığımız için çok takdir görüyoruz. Şunu anlatmaya çalışıyoruz: Türkiye’deki çocuklar için, dünyaya kendini bağlayabilen evrensel yurttaşlar için bulunmaz bir fırsat olan bu kuruma sahip çıkıyoruz, sesimizi duyun.
İki öğrencimiz hala içeride, hakkında soruşturma açılan öğretim üyeleri var. Kampüsün etrafında sürekli polis araçları duruyor. Bu durumdaki üniversitenin atmosferini hayal edebiliyor musunuz?
Kendimi en faydalı hissettiğim dönemdi
Feyzi Erçin
Geçtiğimiz bir yıl hayatımda, herhalde bebeklikten ve çocukluktan sonra, yaşama dair en çok şeyi öğrendiğim, en çok sevgiyi paylaştığım ve gerek okuldaki hocalığım gerek avukat olarak mesleğim anlamında en çok kendimi faydalı hissettiğim dönemdi. Sayısız dostluk, kardeşlik kurmakla kalmayıp, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile kopması mümkün olmayan çok kuvvetli bağlar oluşturabilmiş olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Bu bir yıldan çıkarttığım en büyük ders, direnişin başarısının sadece kuvvetli bir dayanışmaya bağlı olması, böyle güçlü dayanışmanın ise üstenciliğin, hiyerarşinin yok olduğu ve benmerkezciliğin aşıldığı bir noktada tüm bileşenlerce ortak fedakarlıklarla sağlanmasının mümkün olduğu. Akademisyenlerin öğrencilerle, öğrencilerin çalışanlarla eşit olduğunu kabul etmeden kazanmak mümkün değil. Keza bu bileşenlerin kendi içinde demokratik temsil yollarını benimsemek ve bölünmemelerinin de direnişi güçlü tutmanın koşulu olduğunu öğrendim.
Bir yıl içerisinde giderek ve artarak, Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin, hukuk dışı ve zorba yöntemlere başvurduğunu gördükçe, mücadelenin başarısının ancak muhalefetin sesini yükseltmekle mümkün olduğunu ve tüm mücadelenin ana fikrinin her zaman ve sadece politik bir ahlaki amaç olduğunu gördüm. Bu öğrendiklerim sayesinde hep adil bir yerde ve haklı olduğuna inandığımın yanında durmaya devam edeceğim.