Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı, Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu Onursal Başkanı ve Türkiye’nin en önemli felsefecilerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, tedavi gördüğü Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 89 yaşında hayatını kaybetti.
4 Ekim 1936’da İstanbul’da doğan Kuçuradi, 90. yaş gününe yalnızca iki gün kala yaşamını yitirdi.
Yaklaşık 70 yıla yayılan akademik hayatı boyunca felsefeyi yalnızca üniversite kürsülerinde sürdürülen teorik bir uğraş olarak görmeyen Kuçuradi; insanın değeri, insan onuru, etik, özgürlük ve insan hakları gibi meseleleri çalışmalarının merkezine yerleştirdi. Türkiye’de felsefenin kurumsallaşmasına katkıda bulunurken, insan haklarının felsefi temelleri üzerine yaptığı çalışmalarla uluslararası alanda da etkili oldu.
'Marifet sevmediğimiz insanların da insan haklarını korumaktır'
Kuçuardi'nin insana ve insan olmaya dair düşünceleri derslerde okutuldu; röportajları yıllarca yine yeniden paylaşıldı. Kaybının ardından en çok insan haklarına ve bir insana güvenmek hakkındaki düşünceleri paylaşıldı.
“İnsanlık onuru, sizin başınıza gelene değil, başkasının başına gelen ‘bir şeye’ karşı, sizin nasıl tavır aldığınızdır.”
"Başkaldırıdan felsefeye gittim" diyen 84 yaşındaki Kuçuradi, ömrünü felsefeye ve insan haklarına adamış bir isimdi. İnsanı anlamayı dert edinen Kuçuradi’ye göre, felsefe dünyayı cennete çevirmese bile çok şeyi değiştirebilir.
İstanbul’dan başlayan felsefe yolculuğu
İoanna Kuçuradi, İstanbul’da Rum bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yılları, Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül olayları gibi Türkiye’nin yakın tarihindeki önemli toplumsal kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geldi.
1954’te Zapyon Rum Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördü. 1959’da mezun olan Kuçuradi, Türkiye’de felsefi antropolojinin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Takiyettin Mengüşoğlu’nun yanında akademik hayatına başladı.
1965’te “Schopenhauer ve Nietzsche’de İnsan Problemi” başlıklı teziyle doktorasını tamamladı. Aynı yıl Atatürk Üniversitesi’nde çalışmaya başladı ve 1968’e kadar Erzurum’da görev yaptı.
Kuçuradi’nin Türkiye’de felsefe eğitimi açısından en önemli adımlarından biri ise 1969’da geldi. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü kurdu ve 2003 yılında emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını yürüttü. 1970’te doçent, 1978’de profesör oldu.

Felsefesinin merkezinde 'insan' vardı
Kuçuradi’nin düşünsel çalışmalarının merkezinde insan, değer ve etik bulunuyordu. Nietzsche ve Schopenhauer üzerine başlayan akademik üretimini zaman içinde insanın değeri, insan onuru, özgürlük ve insan hakları meselelerine taşıdı.
İnsan haklarını yalnızca hukuk metinlerinde sıralanan kurallar olarak değil, insanın değerinden hareketle temellendirilmesi gereken felsefi bir mesele olarak ele aldı. Hakların neden korunması gerektiği sorusuna felsefi bir yanıt aradı ve bu yaklaşımı Türkiye’de insan hakları felsefesinin gelişmesinde belirleyici oldu.
Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin çalışmalarında rol alan Kuçuradi, daha sonra Maltepe Üniversitesi’nde de insan hakları alanındaki akademik faaliyetlerini sürdürdü. İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin yöneticiliğini ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü’nün başkanlığını üstlendi.
'Hukuk intikam almak için midir?'
Kuçuradi’nin felsefesinde insan hakları, yalnızca hukuk metinlerinde güvence altına alınması gereken haklar değildi; insanın başka bir insana nasıl davranması gerektiği sorusuyla doğrudan ilişkiliydi.
2021 yılında Figen Atalay’a verdiği röportajda, editörlüğünü yaptığı “The Death Penalty: Justice or Revenge? / Ölüm Cezası: Adalet mi, İntikam mı?” kitabını anlatırken kendi işini, “İnsanları düşündürmek, yani insanların düşünmeleri için onlara malzeme sağlamak” sözleriyle tarif etmişti.
Ölüm cezasına yaklaşımı da bu düşüncenin çarpıcı örneklerinden biriydi. “Bir insanı, başka bir insanı öldürdü diye öldürmek, karşı çıktığımız ve cezalandırdığımız eylemin aynısını yapmak olmuyor mu?” diye soruyor, ardından şu soruyu yöneltiyordu: “Hukuk intikam almak için midir?”
Kuçuradi’ye göre insan hakları yalnızca bireyin kendisine nasıl davranılmasını istediğiyle ilgili değildi. Aynı röportajda bunu, “İnsan haklarının yalnızca muamele görme talepleri olarak değil, aynı zamanda muamele etme talepleri olduğu kaçınılmaz görünüyor. ‘Ben öldürmem!’ diyebiliyor muyuz?” sözleriyle anlatıyordu.
Dünya felsefesinin yönetiminde yer aldı
Kuçuradi’nin akademik etkisi Türkiye sınırlarının çok ötesine ulaştı. 1983’te Dünya Felsefe Kuruluşları Federasyonu’nun (FISP) yönetim kuruluna seçildi. Federasyonun 1988-1998 yılları arasında genel sekreterliğini, 1998-2003 yılları arasında ise başkanlığını yaptı. Daha sonra FISP’in Onursal Başkanı oldu.
Uluslararası Felsefe Enstitüsü’nün de 2014-2017 yılları arasında başkanlığını üstlenen Kuçuradi, çok sayıda uluslararası kuruluşta görev yaptı.
Türkiye Felsefe Kurumu’nun kurucu üyeleri arasında yer alan Kuçuradi, onlarca yıl boyunca kurumun başkanlığını yürüttü. Bu süreçte felsefenin yalnızca akademinin sınırları içinde kalmaması, eğitimden insan haklarına ve kamu yaşamına kadar farklı alanlarla ilişki kurması için çalıştı.
İdam cezasına karşı uluslararası mücadelede yer aldı
Kuçuradi’nin insan hakları alanındaki çalışmaları yalnızca akademiyle sınırlı kalmadı. 2010 yılında, dünyada idam cezasının kaldırılması için kurulan Uluslararası Ölüm Cezasına Karşı Komisyon’un 11 üyesinden biri oldu.
Eski devlet başkanları, başbakanlar, adalet ve dışişleri bakanlarının yer aldığı komisyonda siyasi kariyeri bulunmayan tek isim Kuçuradi’ydi. Komisyona seçildiğinde idam cezasına ilişkin tutumunu son derece açık sözlerle ortaya koydu:
“İdam cezasını hiçbir şey haklı çıkartamaz. Bu, bir dağ kanunudur. Dişe diş gibi bir şey düşünülüyor. Sen öldürdün, sen de öleceksin.”
Kuçuradi, komisyonun amacının önce idam cezasının uygulandığı ülkelerde moratoryum sağlamak, ardından cezanın tamamen kaldırılması olduğunu belirtiyordu. Bunun için her ülkeye özgü stratejiler geliştirilmesi gerektiğini savunuyor, özellikle gerçek anlamda çalışan ulusal insan hakları kurumlarıyla işbirliğine önem veriyordu.
İnsan haklarının pazarlık konusu yapılamayacağını söyleyen Kuçuradi, bu alandaki yaklaşımı için “İnsan hakları konusu bana her zaman heyecan veriyor. Çünkü insan hakları asla pazarlık konusu olmaz. Dürüstlükten başka çaremiz yok” ifadelerini kullanıyordu.
Kuçuradi’ye göre idam cezasının kaldırılması siyasi bir karar gerektiriyordu ve siyasetçileri ikna etmenin yolu “onlara insanlıklarını hatırlatmak”tan geçiyordu.
Nietzsche’den Kant’a, etikten insan haklarına
Kuçuradi’nin kitapları Türkiye’de birkaç kuşağın felsefe eğitiminin temel metinleri arasında yer aldı.
“Nietzsche ve İnsan”, “Schopenhauer ve İnsan”, “İnsan ve Değerleri”, “Etik”, “Sanata Felsefeyle Bakmak”, “Çağın Olayları Arasında”, “Uludağ Konuşmaları”, “İnsan Hakları: Kavramları ve Sorunları” ve “Ahlak Etik ve Etikler” başlıca eserleri arasında bulunuyor.
Kuçuradi aynı zamanda Immanuel Kant’ın “Pratik Aklın Eleştirisi” ve “Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi” gibi temel eserlerinin Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu.
Akademik üretimini ileri yaşlarında da sürdüren Kuçuradi’nin “Adaletin Gerektirdiği Hukuk” adlı eseri 2023 yılında yayımlandı.
Felsefe ve insan hakları alanındaki çalışmaları Kuçuradi’ye çok sayıda ulusal ve uluslararası ödül de getirdi. Goethe Madalyası, Türkiye Bilimler Akademisi Ödülü, Mustafa N. Parlar Bilim Ödülü ve ODTÜ Senato Özel Ödülü bunlar arasında yer aldı; farklı ülkelerdeki üniversiteler tarafından fahri doktora unvanlarına layık görüldü.
Güven duymak üzerine...
Kuçuradi’nin en önemli düşüncelerinden biri de güven üzerine olanlardı. Profesör bu zamana kadar röportajlarında sıklıkla insanların birbirlerine güven duymasına ilişkin sözlerini yine yeniden paylaştı. Kuçuardi'ye göre bir insanın güven duyabilmesi için güven duyan bir insanla güven duyabilen bir insanın karşılaşması gerekiyor. Böyle bir karşılaşmanın olması, bu karşılaşmayı kaçırmamak gerekiyor. Kuçuardi ayrıca 'güven'i şu sözlerle tanımlıyor:
Ardında kurumlar, eserler ve öğrenciler bıraktı
Kuçuradi’nin ölümünün ardından akademisyenlerden, insan hakları kuruluşlarından ve siyasetçilerden çok sayıda taziye mesajı yayımlandı.
Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü, bölümün 1969 yılında Kuçuradi tarafından kurulduğunu hatırlatarak Türkiye’de felsefenin kurumsallaşmasına yaptığı katkıya dikkat çekti.
Maltepe Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Yusuf Aksar ise Kuçuradi’nin üniversitenin kuruluşundan bu yana akademik yaşamına katkı sunduğunu belirterek, düşünceleri, akademik çalışmaları ve yetiştirdiği öğrencilerle üniversitenin hafızasında özel bir yere sahip olacağını ifade etti.
İnsan Hakları Derneği de Kuçuradi’nin insan hakları hareketine uzun yıllar katkıda bulunduğunu vurguladı.
İoanna Kuçuradi, yaklaşık 70 yıllık akademik yaşamı boyunca yalnızca felsefe üzerine eserler vermedi; bölümler ve araştırma merkezleri kurdu, insan haklarının bir felsefe problemi olarak ele alınmasına öncülük etti, Türkiye’yi dünyanın önde gelen felsefe kurumlarında temsil etti ve birkaç kuşağın yetişmesinde rol oynadı.
Felsefesinin merkezine yerleştirdiği “insanın değeri” sorusu ise geride bıraktığı düşünsel mirasın temelini oluşturdu.
Cenaze töreninin detayları belli oldu
Kuçuradi için 4 Ekim Pazar günü saat 11.00’de Maltepe Üniversitesi Mimar Vedat Çakırca Konferans Salonu’nda tören düzenlenecek. Cenazesi törenin ardından saat 13.30’da Şişli Rum Ortodoks Mezarlığı’nda defnedilecek.
Kaynak: Gazete Oksijen