05 Aralık 2022, Pazartesi
Haber Giriş: 30.04.2021 07:12 | Son Güncelleme: 28.11.2022 17:59

Tutunamayanlar

Bu ‘Tutunamayanlar’ öyle sosyo-kültürel olarak tutunamayanlar değil, Oğuz Atay’ın kült romanındaki gibi... Pandemi, işsizlik ve ekonomik krizle boğuşanları tarif etmek için kullanıyor Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Nilüfer Narlı bu terimi...
Tutunamayanlar
Mine Şenocaklı

minesenocakli@gmail.com Umutsuz konuşmak istemiyor, ama gerçekleri de tek tek sıralıyor. Öncelikle ekonomik krizin daha da derinleşeceğini öngörüyor, Türkiye ile ilgili risk raporlarına dayanarak. Sonra bu durumun yol açacağı yeni sosyal riskleri sıralıyor Prof. Nilüfer Narlı. Zaten ekonomik durgunluğun ve genç işsizliğin hızla arttığı bir süreçte pandemiyle karşılaşan Türkiye’nin daha da kırılgan bir hal aldığını belirtiyor. Ama mesele salt ekonomi meselesi değil, dünyada büyük bir dijital dönüşümün yaşandığını, bunun hayatın her alanında yeni krizler ürettiğini ve üretmeye devam edeceğini söylüyor. Nasıl bir dönüşüm? Evde, okulda, işyerinde, boş zamanda bile başka bir hayata geçiş sözünü ettiği...  “Aslında 21’inci yüzyılın başından beri iş yapma biçimini, eğitimi ve sosyal yaşamı şekillendiren dijitalleşme, koronavirüsle birlikte bir aciliyet haline geldi. İşte bu noktada yeni bir ivme kazanarak yaşamı değil, sosyal yarılmaları da şekillendiriyor. Sonuç olarak bundan önce gündemde olan kutuplaşmalardan çok farklı bir kutuplaşmayla karşı karşıya kalacağız. Siyasi ya da etnik kimlikler üzerinden gündeme gelen kutuplaşma, artık yerini sınıfsal uçurumlara bırakabilir. Dijitalleşenler ve dijitalleşemeyenler olarak kutuplaşacak toplum. Laik-dindar gibi ayrımların önemi çok azalacak” diyor Prof. Narlı ve sonra ekliyor: “Toplumda tutunamayanların sayısı arttı, daha da artabilir!” 

Tersine göç hızlandı

Prof. Narlı, bir örnekle açıklıyor tutunamayanları: “Tersine bir göç başladı İstanbul’da. Nüfus her geçen gün azalıyor. Her gün bir tersine göç hikayesi dinliyorum. Gidenlerin bir bölümü orta üst gelir seviyesinde dijital ortamda işini sürdürebilen beyaz yakalılar. Bu dijital göçebeler her yerden internet bağlantısıyla çalışabildikleri için yazlık ve sayfiye evlerindeler. Veya İstanbul dışında bahçeli evlere yöneliyorlar. Son 20 yılda her yıl yüzde 3 artan İstanbul nüfusu düşmeye başladı. Gidenlerin bir bölümü ise şehirde ekonomik olarak tutunamayanlar. Özellikle küçük esnaf. Bakıyor ki kira, doğalgaz, elektrik, su ve vergi derken, bu işi sürdüremeyecek. Zaten geliri gıda harcamalarını karşılamakta bile yetersiz kalıyor. Kapatıyor dükkanı, dönüyor memleketine... Ya da kendisi kalıyor, ailesini yolluyor. En azından memleketinde, köyünde ailesini geçindirme şansı var.” Prof. Narlı, bu dönüşüm süreçlerini pek aşina olmadığımız terimlerle anlatıyor bir bir... ‘Prekarya’, ‘C kuşağı’, ‘Gig ekonomisi’, ‘Emeğin Uber’leşmesi’ ve daha pek çok yeni terim. Ben de hepsini yeni öğrendim, tavsiyem siz de öğrenin, zira bugün olmazsa yarın, her biriyle yüzleşeceğiz, ya tutunacağız ya da tutunamayanlardan biri olacağız.

Yeni bir sınıf doğdu

Koronavirüs hayatımızı nasıl değiştirdi? İnsanlarda nasıl izler bıraktı? Koronavirüs hayatımızı değiştirmiyor, dönüştürüyor. Pandeminin hayatımızı nasıl dönüştürdüğünü anlamak için ise dijitalleşme sürecine bakmamız gerekiyor. Dünya zaten bir dijitalleşme sürecine girmişti. Türkiye’de de kurumlar, şirketler hızlı bir şekilde dijital araçlarını güncellediler ve online çalışmaya, online eğitime geçtiler. Bu arada sosyalleşme için de yeni medya teknolojileri ve dijital platformlar daha çok kullanılmaya başlandı. Güzel bir şey oldu, 65 yaş üstü insanlar e-mail’i bile nadir kullanıyorlardı. Bu dönemde Zoom kullanmayı ve Zoom üzerinden sosyalleşmeyi öğrendiler. Tabii ki özellikle eğitim seviyesi yüksek olanlar…  Ama bu olumlu değişim sadece eğitim ve gelir seviyesi yüksek insanlar arasında yaşanıyor. Bugün çok büyük bir kesim evine nasıl ekmek götüreceğini düşünüyor…  Bu dönemde dijital araçları kullanabilenler, bilgi işçileri, onlar korunaklı sınıflar olarak işlerini sürdürebilecekler. Evlerinden çalışabilecekler. İşlerini kaybetmek ve maaşlarının azalması gibi sorunlarla çok fazla karşılaşmayacaklar. Ama mavi yakalı çalışanlar için bu kolay olmayacak. Koronavirüsün bir savaş ortamı yarattığını düşünürsek, mavi yakalılar ön cephede savaşan askerler gibiler. En önde de kuryeler ve market çalışanları var ve onların hayatı çok büyük bir risk altında. Onlar vazgeçilmezler ama çok düşük maaş alıyorlar. Aslında bu öyle bir dönem ki, işlerini kaybedenler arasında mavi yakalı çalışanlar da var, beyaz yakalılar da... Bunun da başlıca sebebi bazı işyerlerinin iflas etmesi. Ama bu süreçte dijital becerileri olan ve koronavirüsün getirdiği değişiklikleri algılayıp ona göre üretim yapanlar kazançlı çıktı.  Bu dönemde dikkat çekici başka bir dönüşüm var mı? Kentlerdeki sıkışık alanlarda yaşamaktan kurtulmak isteyenler büyük kentlerin banliyölerindeki daha büyük, bahçeli evlere taşınmaya başladılar. İnsanlar koronavirüsten sonra gıda konusunda zorlanabileceklerini düşünmeye başladılar. Bunun için de kendi sebze meyvelerini yetiştirebilecekleri yerlere taşınmak istiyorlar. Tabii bu konuda tedbir almak isteyenler de yine eğitim seviyesi yüksek, 30’lu, 40’lı yaşlarda ve beyaz yakalı çalışanlar arasında. Ayrıca ortak sebze meyve bostanları yapıp arkadaşlarıyla bunu paylaşanlar var.  Bu tür paylaşım örüntüleri, paylaşım ekonomisi yansımaları Gig ekonomisiyle birlikte dünyada gelişen bir trend. Türkiye’de ise henüz çok yeni. 

Emek de ‘Uber’leşecek!

Gig ekonomisi nedir? ‘Gig’ müzik sektöründen gelen bir terim ve ‘kısa süreli iş’ anlamına geliyor. İnsanlar dijitalleşmenin de sağladığı olanaklarla kendilerine yeni iş fırsatları yaratıyor. Uzman oldukları konuda internet üzerinden ders veriyorlar mesela... Hizmet almak isteyenlerle hizmet vermek isteyenler bir dijital platformda buluşuyor. Bunun en güzel örneği Uber taksiler. Uber’de telefona indirilen bir uygulamayla yolcu kendisine en yakın şoförü bulabiliyor. Bir tuşa basarak bulunduğu konumu bildiriyor, bu sayede şoför yolcunun bulunduğu yere gidiyor. Artık biz emeğin Uber’leşmesini de hesaba katmalıyız.  Nasıl? Günümüzde eskiden olduğu gibi insanlar bir şirkette uzun dönemli kontratlarla çalışamayacaklar. Esnek çalışma koşullarında, belki de çok kısa süreli kontratlarla iş yapacaklar. Sahneye çıkan bir müzisyeni düşünün, her gece üç yerde çıkacak, her gittiği yerden de yevmiyesini alacak. Uzun süreli sözleşme yapmayacak. Z kuşağındaki gençler Gig ekonomisindeki çalışma tarzında çalışacaklar.  Yani iş bulmak çok daha zorlaşacak ve eskiye oranla maaşlar da düşük olacak, sigortalı işleri ise unutalım? Yalnız bu Gig ekonomisinde çalışan çok yetenekli bir tasarımcı, bir yazılım mühendisi çok büyük ücretler kazanabilecek. Ayrıca esnek çalışma koşullarında kendi saatlerini kontrol edebilecek. O yüzden bir özgürlük var. Fakat Uber’de çalışan bir şoförün çok büyük paralar kazanması mümkün değil tabii. Onun için bir prekarya durumu söz konusu. 

Prekarya sınıfı büyüyor!

Prekarya nedir? Proleterya ile bir ilişkisi var mı? Prekarya, İngiliz iktisatçı Guy Standing tarafından bulunan ve yeni bir sınıfı anlatmak için kullanılan bir kavram… Proleterya gibi. Bu kavram köken olarak İngilizce precarios’dan geliyor. Hayatı belirsiz, geleceksiz, güvencesizlik dolu ve hayata tutunması için fazla dalı olmayan bir sınıfı anlatıyor bu kavram. Zaten 21’inci yüzyıla belirsizliklerin arttığı bir dönemde girmiştik. Pandemi bu belirsizlikleri ve riskleri daha da artırdı. Hatta yeni riskler getirdi. İşte bu yeni risklerden biri de mavi yakalı çalışanların, geleceksizlikle, belirsizlikle karşı karşıya kalması… 1950’lere, 60’lara bakarsak, işçilerin düzgün maaşları vardı, bir ömür aynı fabrikada çalışıyorlardı. Alman proleteryası İspanya’da tatil yapabiliyordu.  Bundan sonra böyle bir şey kalmayacak mı? Çok zor.  Peki Türkiye’deki durum?  Türkiye’de zaten güvensiz bir çalışma durumu vardı. O güvensizlik, geleceksizlik biraz daha arttı. Prekaryada da bir artış oldu.

İnsan zihni de mutasyona uğruyor

Tarihçi Yuval Noah Harari, “Evet, fırtına dinecek, insanoğlu hayatta kalacak, birçoğumuz hala yaşıyor olacağız. Ama çok farklı bir durumda yaşıyor olacağız” diyor…  Covid sürecinde bize ne oluyor? İnsanlar kendilerine bu soruyu pek sormuyor. Aslında şu anda benim dışımda birçok değişiklik oluyor, dijital araçların kullanımı artıyor, insanlar kentlerden ayrılıyor... Benim beynimde, zihnimde, psikolojimde, hayatı algılayışımda da değişiklikler oluyor ama bu değişikliklerin beni nasıl dönüştüreceğini henüz bilmiyorum. İtalyan yönetmen, filozof, şair Pasolini’nin bir kavramı var, ‘antropolojik mutasyon’ diye. Aslında biz de şu anda antropolojik bir mutasyon geçiriyoruz. Pasolini, tarım devriminden endüstri devrimine geçilen süreçte insandaki bu tür büyük değişimi anlatıyor bu kavramla. Antropolojik mutasyonda sizin algınız, dünya görüşünüz, beyniniz, psikolojiniz ve bütün kültürel kodlarınız değişiyor.  Nasıl bir mutasyona uğrayacak zihnimiz? Türkiye’de şu anda gidişatı görebilmek çok zor.  Bu gidişle dünyada ‘gereksizler’ diye bir sınıf ortaya çıkacağı konuşuluyor… Gelecekte ‘güzel ve zenginler’ ile ‘çirkin ve yoksullar’ diye iki sınıf insan olacağı da dile getiriliyor. Bunlar çok acımasız, çok sert tanımlar. Ama şunu söyleyeyim, dijital araçları kullanabilenlerle, kullanamayanlar arasındaki uçurum derinleşecek. Bir grup insan, çocuğuna yine tarlayı sürmeyi, buğday hasadını öğretecek. O çocuk, onu öğrenecek. Ama bir grup insan da teknolojiyle bambaşka dünyalara ulaşabilecek. İskandinavya gibi, eğitim seviyesi yüksek ülkeler bu tür krizleri çok daha rahat yönetebilecekler. Diğer ülkeler ise çok zorlanacak.

Laik-dindar kutuplaşması çok zayıflayacak

Evliliklerin bile artık dijital ortamda olduğunu görüyoruz. Muhafazakar ve dindar da dijital ortamda tanışıyor, laik de… Evet, herkes dijital ortamda tanışıyor, sosyalleşiyor ve ilişkisini orada kuruyor. Bu dijitalleşme sürecinde insanlar arasındaki muhafazakar ve laik yaşam tarzları belki de çok rol oynamayacak artık.  Dijitalleşme kutuplaşmayı azaltacak mı? Laik-dindar gibi siyasi ayrımların önemi çok azalacak. Kimlik siyaseti zayıflayacak, bitecek belki. Çünkü zaten Z kuşağına bakınca görüyoruz. Siyasi, etnik ve dini etiketlerden çok fazla hoşlanmıyorlar. Kimlik siyaseti de bitecek belki. Yeni kutuplaşma dijitalleşmeye uyum gösterenler ve gösteremeyenler arasında olacak. Siyasi kimlikler üzerinden olan kutuplaşma, yerini sınıfsal uçurumlara bırakacak. Sınıfsal uçurumu da belirleyecek olan, dijital ortamda üretim yapabilen insanlarla, bu ortamın dışında üretim yapabilen mavi yakalı insanlar arasında olacak. 

X, Y, Z derken C kuşağı geliyor!

Pandemiden en çok etkilenenler çocuklar galiba? Çocuklar arkadaşlarından koptukları için, eğitimde sürekli kesintiyle karşılaştıkları için oldukça olumsuz etkileniyorlar bu süreçten. Amerika’da Covid’le birlikte ‘C kuşağı’ diye bir kuşaktan bahsedilmeye başlandı. Z kuşağı, Y kuşağı diyoruz, şimdi bir de bu dönemde doğup erken çocukluğunu yaşayanlar arasından C kuşağı geliyor. Bu kuşağın ileride nasıl insanlar olacaklarını takip etmemiz çok önemli. Fakat, onlar kadar 7-15 yaş grubundaki çocuklardaki zihinsel gelişimi, onların nasıl bir psikoloji tablosu geliştireceklerini de takip etmekte büyük yarar var.  Çocuklarda ne tür olumsuz değişiklikler olabilir? Eğitim süreçlerindeki kesintiler özellikle 5-12 yaş grubu çocukların zihinsel gelişimini oldukça olumsuz etkileyebilir. Sonra, ‘Aman ona yaklaşma’, ‘Aman benden uzak dur’ gibi sosyal mesafe uygulamaları onların ilerideki davranışlarını nasıl etkileyecek henüz bilemiyoruz.  Bu durum cinselliklerini ve üremeyi de etkileyebilir mi? Hepsini etkileyebilir. Birçok sosyal bilimci, uzun süre uygulanan sosyal mesafenin çocuklarda ve ergenlerde ileride kalıcı davranış farklılıklarına yol açacağını söylüyor.