14 Ekim 2026, Çarşamba
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 14.10.2026 11:39 | Son Güncelleme: 14.10.2026 11:44

Araştırma: Yabancı dil öğrenmenin sırrı kelime ve gramerde değil, seslerde

Yeni bir araştırma, yabancı dil öğrenirken kelime ve gramerden önce dilin seslerine odaklanmanın önemli olabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılara göre sesleri ayırt etme becerisi yüksek kişiler, yeni bir dilin telaffuzunu daha hızlı ve doğru öğreniyor
Araştırma: Yabancı dil öğrenmenin sırrı kelime ve gramerde değil, seslerde

Fransızca, Arapça ya da başka bir yabancı dili öğrenmek isteyenlerin ilk adımı kelime listeleri ve gramer kuralları olmayabilir. Yeni bir araştırmaya göre, dil öğrenme becerisinde yabancı dildeki sesleri nasıl algıladığımız önemli rol oynuyor.

University College London (UCL) ve Japonya'daki Tohoku Üniversitesi'nden araştırmacılar, yabancı dil öğrenmede başarılı kişilerin alışılmadık konuşma seslerini kelimelerden çok konuşma dışı seslere benzer biçimde işlediğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre insanların çoğu yeni bir dili öğrenirken yabancı dildeki sesleri kendi ana dillerindeki ses kalıpları üzerinden anlamlandırmaya çalışıyor. İki dil arasındaki ses ve telaffuz farkı arttıkça öğrenme de zorlaşabiliyor.

Ancak yeni dil öğrenme konusunda daha başarılı kişilerin, ana dillerindeki mevcut ses kalıplarının etkisinden daha kolay sıyrıldığı görüldü.

67 kişi üzerinde incelendi

Araştırmacılar bunun nedenini anlamak için İngilizce öğrenen 67 Japon katılımcının işitsel hassasiyetini inceledi.

Katılımcıların konuşma dışı seslerdeki perde, uzunluk ve ton değişikliklerini ne ölçüde ayırt edebildiği ölçüldü. Ardından fonksiyonel MRI (fMRI) kullanılarak, Japoncada bulunmayan İngilizce ünlü seslerini birbirinden ayırmaya çalışırken beyinlerinde meydana gelen faaliyet gözlemlendi.

Sonuçlar, işitsel hassasiyeti daha yüksek kişilerin yeni bir dilin telaffuzunu diğer katılımcılardan daha hızlı ve doğru öğrendiğini gösterdi.

Bu kişilerin yabancı dildeki sesleri işlerken beynin dil işlemede rol oynayan sol sensorimotor sistemine daha az başvurduğu görüldü. Beyin aktiviteleri bunun yerine konuşma dışındaki sesleri işlerken ortaya çıkan aktivitelere daha fazla benziyordu.

Araştırmacılara göre bu durum, ana dilde yerleşmiş ses kalıplarının yeni dil üzerindeki etkisini azaltıyor ve kişinin alışılmadık sesleri daha doğru algılamasını kolaylaştırıyor.

İşitsel hassasiyeti daha düşük katılımcılar ise yabancı dildeki sesleri dinlerken sol sensorimotor ağı daha fazla kullandı ve yeni sesleri kendi ana dillerinin telaffuz kalıpları üzerinden işlemeye çalıştı.

Dil öğrenirken dinlemek neden önemli?

Araştırmanın başyazarı ve UCL Eğitim Enstitüsü İkinci Dil Eğitimi Profesörü Kazuya Saito-van Poeteren, dil öğrenme yeteneğinin yalnızca kişinin doğuştan gelen becerileriyle açıklanamayacağını söyledi.

İngilizlerin yabancı dil öğrenme konusunda başarısız olduğuna ilişkin klişeye de değinen Saito-van Poeteren, sorunun biyolojik olmadığını belirterek birçok insanın yabancı dile yeterince anlamlı biçimde maruz kalmadığını ve mevcut eğitim yöntemlerinin gerekli işitsel becerileri geliştirmeyebildiğini söyledi.

Saito-van Poeteren'e göre kişi yabancı dili haftada yalnızca birkaç saat duyuyor ve kullanıyorsa, güçlü bir işitsel algıya sahip olmak çok daha önemli hale geliyor. İşitsel hassasiyeti yüksek kişiler sınırlı miktardaki dil girdisinden daha fazla yararlanabilirken, diğer öğrencilerin yabancı seslere alışabilmesi için çok daha uzun süre dile maruz kalması gerekebiliyor.

Okullarda kelime ve gramer kadar sese de odaklanılmalı

Araştırmanın sonuçları yabancı dil eğitiminde kullanılan yöntemlere ilişkin de yeni bir tartışma ortaya koyuyor.

Saito-van Poeteren, okullarda yalnızca kelime ve gramer öğretmeye odaklanmak yerine öğrencilerin yabancı dildeki sesleri algılama becerilerinin de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

Araştırmacıya göre yabancı dil eğitimi yalnızca “daha fazla pratik” anlayışına dayanmamalı; öğrencilerin işitsel özelliklerini göz önünde bulundurarak onların “dile yönelik kulağını” geliştirecek yöntemler de kullanılmalı.

Lancaster Üniversitesi Biliş Profesörü Padraic Monaghan da bulguların dinlemenin dil öğrenimindeki önemini doğruladığını belirtti.

Monaghan, geleneksel dil eğitiminin yapılandırılmış pratiğe dayandığını ancak insan beyninin dili maruz kalma yoluyla öğrenmeye doğal olarak yatkın olduğunu söyledi. Bununla birlikte insanların özellikle yeni bir dilin sesleriyle ilk kez karşılaştıkları dönemde sesleri ayırt etme becerilerinin birbirinden farklı olabileceğini vurguladı.

Kaynak: Gazete Oksijen