05 Mart 2024, Salı
09.04.2021 06:00

"Birkaç nesli rap'le büyüttük"

Türkiye’de rap’in öncülerinden olan Ceza: “Bizden önce böyle bir rap kitlesi yoktu. Birkaç arkadaş sıfırdan yarattık. Aynı şarkılara farklı yaşlardan binlerce kişi eşlik ediyor artık”

Son yıllarda Türkiye’de en çok dinlenen müzik türü rap. Bir zamanların ‘yeraltı’ müziği artık gündelik hayatın her daim içerisinde. Bu topraklarda rap müziğin tohumlarını eken, önünü açanlardan biri Ceza. Bu kadar zaman geçtiğine inanmak belki güç ama kariyeri 1990’lara, Cartel’in popüler olduğu yıllara kadar uzanıyor. Ceza ile değişen Türkiye’de müziği, yeni nesil rap’çileri ve nasıl bir ülkede yaşamak istediğini konuştuk. Son bir senedir size neler umut veriyor? 2019’da babamı kaybetmiştim. Sonra pandemi başladı. Manevi olarak çok etkilendim. Tarih kitaplarında gördüğümüz o kötü felaketler gibi bir şey bu. Yıllardan beri yaşadıklarımız, ters giden şeyler yetmezmiş gibi bir de bu geldi. Empati kurmak en önemlisi. Canı sıkılan, işsiz kalan bir tek ben değilim. Daha kötü durumda olanlar var. Elimizden geldiğince arkadaşlarımızla birbirimize destek olduk. Geleceğe dönük hayaller beni iyi tuttu. Çok küçük bir ailede büyümüşsünüz. Babanızın kaybıyla artan bu ailevi yalnızlık sizi nasıl etkiledi? Aileden kopuk yaşamak sanatçı için bir lanet. Bir memurdan çok farklı şekilde 24 saat çalışabiliyorsun. Konserlerden dolayı ailemden hep uzak kaldım. Kayıplar herkes gibi beni de çok etkiliyor. Ama beni hayata bağlı tutan şey müzik. Kaybettiklerimin hepsi de müziğe devam etmemi isterdi. Seyircilerle ilişkinizde ailevi bir yakınlık buluyor musunuz? Bizden önce hazırda rap kitlesi yoktu. Bunu birkaç arkadaş birlikte sıfırdan yarattık. Konserlerimize gelen çok eski hayranlarımız var. Onlarla aile gibiyiz. Gittiğim şehrin belediye başkanı benim müziklerimi dinleyerek büyümüş olabiliyor. Ben yaptığım müzikten, içeriğimden hiç ödün vermedim. İnsanlarla aramızda bir bağ kuruldu. Aynı şarkılara farklı yaşlardan binlerce kişi eşlik ediyor artık. Birkaç nesli rap’le büyüttük. Led Zeppelin, Miles Davis, klasik müzik dinlenen bir evde büyürken sizi rap’e yönelten şey neydi? İlk duyduğum anda müziğini sevdim. O zaman rap’in anlattıklarına dair bir bilincim yoktu. Public Enemy’nin “Can’t Truss It” klibini seyrettikten sonra tüm hayatım değişmişti. Oradaki sertlik, isyan, başkaldırı gördüğüm hiçbir şeyde yoktu. Dönüm noktam odur. Çocukluğunuzun geçtiği Üsküdar sizi çok etkiledi. Nasıl değişti sizce orası? Son yirmi senede çok şey değişti. Bu maalesef otokontrolümü arttırdı. İstediklerini anlatamıyor insanlar. Yanlış anlaşılmaktan korkuyorlar. Hiç alakası yokken, çok kolay şekilde “örgüt üyesi” damgası yiyebiliyorsunuz. Mesela benim bırakın örgütü, siyasi partilerle bile organik bağım olmadı. Demokratlıktan ve eşitlikten yanayım. Bu toplumdaki Türk, Kürt, herkesin barış içerisinde yaşaması gerektiğini savunuyorum. 15 sene önce yaptığım albümde de bunu söylüyordum. Rap müziğin temelinde bir isyan, direniş ve ifade özgürlüğü yatıyor. Artık bazı şeyleri söylemekten imtina ediyor musunuz? Ben yapmak istediğim şeyi yapıyorum ama artık bazı konulara değinmiyorum. Kendimden hiçbir zaman ödün vermiyorum. Anlattığım şeyler gerçekten içimden geliyor. Bize hep “Ama Amerika’daki rap’çiler şöyle yapıyor” derler. Amerika’daki rap’çinin dediğini burada milletvekili söylediği anda dokunulmazlığı kalkıyor. Biz Amerika değiliz. Toplumu bölmeden bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Bu artık çok zor oldu. Birçok sanatçı arkadaşım için de bu geçerli. Bir tiyatro oyuncusu muhalifse, illa muhalif bir dizide mi oynamak zorunda? Her şey yanlış anlaşılıp bir yerlere çekilebiliyor. Hayata ve dünyaya dair görüşleriniz ilk ne zaman olgunlaşmaya başladı? Müzik değiştirdi dünya görüşümü. 2002’de ilk defa yurtdışına, İsveç’e gitmiştim. Orada tanıştığım insanlardan öğrendiklerim, yaşadıklarım benim için hızlandırılmış bir eğitimdi. Birçok şeyi orada anladım. Başka bir insan olarak geri döndüm. Birbirinden farklı kültürlerden, dinlerden, ırklardan insanlarla bir araya gelmek çok değerli. Yaşla beraber kendinize bakışınız nasıl değişti? Daha çok şey öğreniyorsunuz. Hayat bitmeyen bir kitap. O iki göz sürekli okuyor. Kayıplar size çok farklı şeyler öğretiyor. Daha önce dert ettiğiniz şeylerin dert olmadığını fark ediyorsunuz. Mesela linç yediğim zaman yazılan şeylere eskiden takardım ama şimdi umursamıyorum. Sevenlerinizle aranıza hiçbir şey giremiyor çünkü. Yaş bu olgunluğu getiriyor. 1990’larda rap müziğin Türkiye’de Cartel’le popülerleşmesinin sizce toplumsal bir arka planı var mı? Public Enemy Amerika’da ne yaptıysa Cartel bunu Almanya ve Türkiye’de yaptı. Cartel’e her zaman saygı duyuyorum. O zamanlar Avrupa’da yaşanan ırkçılık olaylarını, yakılan evleri dile getiren haberler yapılıyordu. Ama hiçbir haber Cartel’in yaptığı etkiyi yapmamıştır. Onlar çıktıktan sonra Almanya’daki Türklerin yaşadıkları konuşulmaya başlandı. Rap’in yapması gereken şeyi yaptılar gerçekten. Benim ilk yazdığım söz de Bosna Hersek’le ilgiliydi. İçerik olarak ben de o yıllarda yaşanan şeylerden etkilenerek yazıyordum. Nasıl bir ülkede yaşamak isterdiniz? Herkesin refah içerisinde olması gerekiyor. Duyduğum sorunların yüzde doksanı maddi. İnsanlar istedikleri gibi konuşabilmeli. Doksanlardaki Türkiye gibi mesela… Olacak O Kadar, hiç sorun olmayan dergiler, karikatüristler vardı eskiden... Bunlar artık yok. Birçok adımda öndeydik. Bu ülkede kadınlar seçme, seçilme hakkını herkesten önce almış. Başka bir ülkeyi örnek almaya da gerek yok. Kadınlar demişken, kardeşiniz Ayben’in erkeklerin egemen olduğu rap dünyasındaki varlığı size ne hissettiriyor? Tabii ki bana güç veriyor. Yaptığı işi çok iyi yapıyor. Rap’te kadın batıda da azdır. Bu alanda birçok erkekten daha iyidir aslında kadınlar. O şekilde ayakta kalabiliyorlar. Yaptığı sıradan bir müzik değil. En zorunu yapıyor. Biz abi kardeş ilişkisine de çok dikkat ettik. Ben ona hiçbir zaman fazladan destek vermedim, baskı yapmadım. Ne yaptıysa kendisi yaptı. Birçok rap müzisyeninin abisi yok. Herkese aynı şekilde davranmak istedim. Bir abilik durumunuz var mı müzisyenler arasında? Ben öyle bir şey ilan etmedim. Gençlerin her birini de rakibim olarak görürüm. Millet kendine dikkat etsin. (Gülüyor) Bu işte farkımız eski olmamız. Saygı göstermek çok önemli. 2001’de yayımlanan Hip Hop Barış Bildirisi’nde de bu vurgulanır. Atışmalar elbette olabilir ama saygı gösterilmeli. Müzik endüstrisinin şu anki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bütün müzisyenler çaresizlik içerisinde. Müzisyenin konser vermesi, sosyal işler yapması gerekiyor. Çark bu şekilde dönüyor. Tek başına da değilsin. Benim 15 kişilik ekibim var. Orkestra, ışıkçılar, sesçiler, roadie’ler… Herkes bir an önce seyircisine kavuşmayı bekliyor. El ele tutuşup seyirciyle göz göze gelip konserimizi vermek ve maddi, manevi anlamda hayatımıza devam etmek isteriz. Yeni neler yapıyorsunuz? Dört parçalık bir EP çıkacak. İki solo, iki düet olacak. Sansar Salvo, Eko Fresh, Da Poet olacak düetlerde. Biraz “Holocaust” dönemimin etkisi olacak yeni şarkılarda. Düzenlemelere sanatsal anlamda da önem verdim. Diğer arkadaşlarımla dahil olduğum projeler yayımlanacak. Klipler olacak. Üretmeye devam edeceğim. Kariyerinizde unutmadığınız bir an var mı? 2011 yılında Bremen’de Jazzahead Festivali’nde sahne almıştım. Konserimi izlemeye gelenler arasında Montrö Caz Festivali’nin kurucularından Claude Nobs da varmış. Sahneden inince bana övgüler yağdırıp, Montrö’ye davet etmişti. Benim için imzaladığı kitabına “Ne kadar hızlı söylediğin değil, insanların kalbine ne kadar hızlı girdiğin önemli” diye yazmıştı. Bu benim hayatımdaki en önemli şeylerden bir tanesiydi. Sanatın amacı insanları heyecanlandırabilmek. Ben heyecanlandığım sanatçıyı, müziği, filmi seviyorum. Türk seyircim beni tabii ki anlıyor ve seviyor ama beni anlamayan, ilk defa dinleyen insanlardan böyle yorumlar almak çok değerli.

“Ezhel’in başarısını kaldıramadılar”

Günümüz rap dünyasına dair neler hissediyorsunuz? Türkiye’de rap her zaman dinleniyordu. Streaming platformları ile bu ilgi gözle görülür hale geldi. Çok büyük bir kitle tarafından takip ediliyor. Yıllar öncesine kıyasla artık söylenilen her söz büyük ses getirebiliyor. Bununla beraber rap her zaman tarz değiştiriyor. Bu müzik türünde yeniliklere her zaman açık olmalısın. Çünkü her nesil rap’e kendinden bir şeyler katıyor. Türkiye’deki rap başka ülkelerden etkilense de, burayı yansıtıyor.  Bu popülerlik rap üretiminin Türkiye’nin birçok farklı şehrine yayılmasını da sağladı… Böyle bir renk olması benim hoşuma gidiyor. Los Angeles ve New York’taki rap diyalekti farklıdır. Burada da Adana’daki, Gaziantep’teki, Karadeniz’deki rap farklı. Lehçeler, aksanlar farklı çünkü. Dahası, kendi sosyal yaşantılarını, o semtteki, şehirdeki hayatlarını anlatıyorlar. Ben videoları izlediğim zaman o gerçek yaşantıyı, ‘getto’ları görmek istiyorum. Nerede yaşıyorsan insanlara onu göstermelisin. Türkiye’de gitmediğim hiçbir yer kalmadı. O mahalleri de görüyorum. Yaptıklarıyla gurur duyuyorum. Hepsiyle görüşüyorum. Rap dünyasındaki dayanışmaya dair neler söyleyebilirsiniz? Bizde herkes birbirinin başarısıyla gurur duyar. Hiçbir zaman kıskanmayız, kusurunu kusur olarak görmeyiz. Bunun aksi çok fazla arttı son dönemde. Misal, Ezhel’in birlikte büyüdüğü arkadaşları onun başarısını kaldıramadı. Biz kardeşlerimizle gurur duyuyoruz. Hepsiyle kontağım var. Çok azıyla yoktur. Bu da onların kendi yanlış anlamaları ve alınganlıkları yüzündendir.