02 Temmuz 2022, Cumartesi
26.03.2021 06:00

“İlk defa kendimle ilişki kurabiliyorum”

Kalben, karşımıza bu kez Robot Kozmonot’la çıktı, yıllar sonra kendisiyle barışmasını anlattı: “Artık insanların beğenisinden, onayından ayrı bir yerdeyim. Toplumun, geleneğin, erk yapıların dikte ettiği tüm seslerden ötede, yuvamdayım”

Son bir yılda tüm hayatı boyunca ürettiğinden daha fazla şarkı bestelemiş Kalben. Geçtiğimiz hafta yayınlanan, Teoman’ın konuk olduğu “Robot Kozmonot” bunlardan sadece bir tanesi. Kendiyle yaptığı barışın, dünyayla kurduğu yeni ilişkinin bu yoğun üretimde muhakkak etkisi var. Hayatına dair yeni keşiflerini, geçmişten öğrendiklerini ve hayallerini anlattı Kalben. Evinizin duvarlarında asılı olan eserlerle başlayalım. Nasıl bir bağınız var onlarla? Arkamda Rugül Serbest’in bir eseri var. Dilruba Balak, Ayça Şen, Deniz Avşar, Hilal Polat, İrem Çağıl dahil, çok kişiden eser var evimde. Sevdiğim insanlarla ilişkime dair onların ya da benim ürettiğim bir hatıra eşyası, resim, fotoğraf, şarkı olabiliyor bu. Hatıraları sanat formunda saklayabiliyor olabilmeyi çok seviyorum. Böylece evde yalnızken de insanlarla bir bağım oluyor. Duvarlara çivi çakabileceğim bir özgürleşmeye ancak kavuşabildim. Eskiden bir yuvada yaşadığımı düşünmezdim. Bu özgürleşmeyi neden şimdi yaşıyorsunuz? Bana hep başarılı, aklı başında, sorumluluk sahibi, çalışkan olmak öğretildi. Kendimi sevmek öğretilmedi. Bir ev yuva haline nasıl gelir? Bunu bilmiyordum. Yuva illa ki heteronormatif bir evlilik içerisinde kurulan bir yapı değil. Yuvayı kendimizle de, sevdiğimiz dostlarımızla da, kıymet verdiğimiz sanat eserleriyle de, şarkılarla da kurabiliyoruz. İlk defa bu yaşımda kendimle ilişki kurabiliyorum. Kendimi seviyorum. Artık insanların beğenisinden, onayından ayrı bir yerdeyim. Bugüne kadar benim zannettiğim, aslında toplumun, geleneğin, erk yapıların dikte ettiği tüm seslerden, düşüncelerden ayrı bir yerde, yuvamdayım. “Küçükken hayallerim olmadı” demişsiniz. Neden? Patti Smith’in “Hayalperestler” diye muhteşem bir kitabı var. Çocukluğun hayal aleminde kaybolur kitapta. Ben yetişkinlerin dertleriyle büyüdüm. Yaşıtlarımın değil. Şimdi kendimi daha çocuksu buluyorum. O yaşların özgürlüğünü yeni yaşıyorum. Hayal kurmak artık hayatımın çok büyük bir parçası. Son şarkım “Robot Kozmonot” da bir hayal.  Tüm bu hayalleri paylaşma itkiniz nereden doğuyor? Yalnız olmadığımı, yaşamanın değerini ve insanlara yakınlığımı bu yolla keşfediyorum. Hayal kurmaktan korkan birine; “Gelecekte hayallerin gerçek olabilir” diyebilmek hoşuma gidiyor. Ben de korkardım çünkü. Onların yanında hikaye anlatan, şarkı söyleyen insan olmak istiyorum. Anlattığınız hikayelerinizin ne kadarı gerçek? Kurgusal öğeler de kullanıyorum. Sonuç itibariyle “Robot Kozmonot” diye biri yok. Kimseye “Yalakanım Bebeğim” demedim. “Saçlar”a da kafayı takmadım. Bir mizahın, duygu durumunun içine oturtuyorum her şeyi. Fakat var olmayan bir şeyin üretimini yapmıyorum. Olandan besleniyorum. Bizler için nasıl bir dünya hayal ederdiniz? Hayalimdeki dünyada sevginin dilini öğreniyoruz. Konuştuğumuz lisanlara, tenimize, cinsiyetimize, kime aşık olduğumuza göre değil, bu sevginin diline göre iletişim kuruyoruz. Bu gezegende var olduğumuz ve birlikte zaman geçirebildiğimiz için, hayvanlardan, ağaçlardan, tüm mevsimlerden keyif alıyoruz. Yok etmiyoruz, çoğaltıyoruz. Hiçbir engel yok aramızda. Acaba nasıl daha eşit yaşayabiliriz? Hep bunu düşünüyoruz. Güvenlik ihtiyacı yok. Çünkü artık korkmak yok. Böylesine bir dönüşümde müzisyen olarak sizin nasıl bir rolünüz var? Bunu sadece sanatçıların, siyasetçilerin, mimarların, sosyologların sorunu olarak görmüyorum. Her insan verebildiği kadarını verebilmeli. Kadın, erkek, nacins, trans, kuir, bir insan olarak herkes huzurlu olabilmeli. Temel haklardan faydalanabilmeli, kanunlar önünde eşit görülmeli. Misal, Afganistan’da kadınların şarkı söylemesi yasaklandığı zaman, bundan bahsetme ihtiyacı duyuyorum. O toprağa bu, ötekine başka isim vermişiz. Bu yüzden o güzel toprakta, o güzel kadın şarkı söyleyemeyecek. Böyle bir dünyada yaşadığıma inanmak istemiyorum. Ben bunun için şarkı yaparım, başkası hastanede çalışır. Tüm bunları dillendirirken size ne güç veriyor? Bir akşam, bir meydanda etrafıma baktım. Yüzleri maskeli ama gözleri açık insanlar gördüm. “Ne güzel bir dayanışma” dedim. Aynı şeyi hissediyoruz, aynı şeyin peşindeyiz. Bunun adı mücadele değil, birlik artık. Benim bir sürü kardeşim, ablam, abim, dostum var. Bu o kadar özgürleştirici ki… Temelden eşit olduğumuza inanıyorum. Eşitliği bozan şeyler elbette olabilir. Ama insanın özünün karbon oluşunda bir eşitlik var. Evrenin bir parçası olmamız bana büyüleyici geliyor. Size günümüzde kimler ilham veriyor? Olmak istedikleri şey için dışlanmayı, terk edilmeyi, öldürülmeyi göze alan insanlara bakıp inanılmaz bir enerjiyle doluyorum. Artık kendi adıma çok fazla şikayet edemediğimi, insanları yargılayamadığımı, nefret ve öfke biriktiremediğimi görüyorum. Orada biri var ve kadın olmak istiyor. O kadar çok kalıptan, kültürel saçmalıktan kurtulmaya çalışan insan var ki şu an. Bu beni insan olmak adına heyecanlandırıyor. GQ sizi 2020 için Yılın Kadını seçmişti. Sizin gibi kapakta olamayanlar adına ne söylemek isterdiniz? İlk kapağım bir erkek dergisinde oldu… O gece de söylemiştim. Sokaklara ismi verilmeyen, haberlerde duymadığımız, tarihi yazmamış fakat içinden geçtiğim zamanın inşasında payı olan, isimlerini bilmediğimiz bütün özgürlük aşıkları, hayalperestler, meydanlarda şarkısını söyleyen kadınlar, bütün renkler, topraklar, cinsiyetler için aldım o ödülü. Müzisyenlerin birçoğu seslerini duyuramıyor. Ya da daha doğrusu sesleri duymazdan geliniyor… Beni en çok müzisyenlerin hayatını kaybetmesi etkiliyor şu sıralar. Bir insanın yaşından, sosyokültürel yapısından, ekonomik durumundan, kötü ve iyi huylarından bağımsız olarak hayatının değersiz, anlamsız olduğunu hissetmesini istemiyorum. Birisi hayatından vazgeçtiğinde ben de onunla birlikte bir parçamdan vazgeçmiş oluyorum. Bu bir müzisyenin intiharında da böyle. Bahsettiğim şey mesleğimizden, cinsiyetimizden, doğduğumuz topraktan bağımsız. Herkesin huzurlu, mutlu olduğunu bilmek istiyorum. Zihnimdeki gezegenle yaşadığım gezegen arasındaki bu kopukluk sanatım olmasaydı beni de yok ederdi. Sanatınızın son ürünü Robot Kozmonot’u hangi duygularla yazdınız? 2020’nin başında yazdım. Ruhsal olarak iyileşmeyen yerlerim olduğunu fark etmiştim. Bir şeylerden bahsediyordum ama bahsettiğim şeylerin hepsine inanmıyordum. Kusurlarım vardı. Bunun da kendimi sevmemekten kaynakladığını fark ettim. Çünkü ilk sevmem gereken insan bendim.  Kusur derken, toplumun size kusur olarak dayattığı şeylerden mi bahsediyorsunuz? Bir çocuk kendi ayağına bakıp da “Ayağım çirkin” diye düşünmez... Ta ki biri gelip “Ayağın ne kadar çirkin” diyene kadar... Ben, ruhumun ayaklarına çirkin diyen insanları çok ciddiye almışım. Kendimle ilgili neler hissediyorum? İnsanların duygularını, düşüncelerini depolamaktan benimkilere alan kalmamış. Ömrümün ikinci yarısı ben olma zamanı gibi geliyor. Kusurlarımla da mutluyum. Yamuk yerlerime de bayılıyorum. Çirkinliklerim de bana çekici geliyor. Bunları “Robot Kozmonot”a bağlayan şey nedir sizin için? “Robot Kozmonot” kendimde, etrafımda, bizleri yöneten insanlarda hissettiğim ortak bir duygu üzerine çıktı. Kendimizi sevmeden, kendimizi beslemeden, başkalarını sevebileceğimiz yanılgısı var. Kendinle bir ilişkin olmadan kalıcı ilişkilerin olsun istiyorsun. Ben böyle zannederek yıllar geçirdim. Başkalarının hayatlarını renklendirir, acılarını, mutluluklarını dinler ve onları iyi edersem kendimi iyi edeceğimi zannettim. Bu mümkün değil. Şarkıda Teoman’la çalışmak size ne öğretti? Teoman tanıdığım en tatlı, komik, şahsına münhasır insanlardan biri. Onunla şarkı söylemek, stüdyoya girmek, aynı yerde bulunmak bana büyük mutluluk getirdi. Ondan öğrendiğim şeyleri yıllar içinde çok güzel şekilde işleyeceğim. Düzen ne kadar üstümüze çökmüş olursa olsun, her şey ne kadar karanlık olursa olsun, yine de bazı şeylere gülebildiğimizi öğretti bana Teoman. Henüz yayımlamadığınız birçok yeni şarkı da bestelemişsiniz bu dönemde… Son bir senede hayatım boyunca yapmadığım kadar şarkı yaptım. Hikaye anlatımımda açıldığım denizler beni mutlu ediyor. Müzikle uyanıp müzikle uyuyorum. Aşkta aradığım şeyi müzikte bulduğumu hissediyorum. Sorumluluk da hissetmiyorum. Ben müzikle evlenmedim. İnsanlarla ilişkimde aradığım şeyleri müzikte, edebiyatta aradığımda çok güzel meyveler aldım. “Sokaklarda gitarla şarkı söyleyerek dolaşacağım” Bu dönemde ayakta kalmaya çalışan ve varlıklarını sürdürmek için kanlarının son damlasına kadar harcayan bütün işletmeleri, mekanları kucaklıyorum. Hepsinde aynı anda konser vermek isterdim. Öte yandan, izin verirseniz, gitarımı alıp sokaklarda dolaşmak istiyorum. Hastalanmaktan korkmadığımız, yüzlerdeki gülümsemeleri görebileceğimiz, güneşli bir günde, sokaklarda gitarımla şarkı söyleyerek dolaşacağım.